Sol Invictus Virgülden Önce

8,0/10  (5 Oy) · 
6 okunma  · 
2 beğeni  · 
464 gösterim
"Artık nefesim durmuştu, tüm
vücudum titriyordu, bu kocaman
oda hatta sanki dünya küçülüyor
ve kemiklerim birbirine girecek
kadar beni sıkıp bırakıyordu.
Şehzadem'in son cümlesi beynimde
patlıyordu. Papa'yı Müslüman
yapmak! Belki benden onu
öldürmemi istese anında yapardım
ama Müslüman yapmak..."

Ansızın baktı yüzüme; "Ne gülüyorsun?" dedi; "Anlattığım senin hikâyen!"
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2013
  • Sayfa Sayısı:
    648
  • ISBN:
    9786053846222
  • Yayınevi:
    Sonsuz Kitap Yayınları
  • Kitabın Türü:
Ahmet Özaysın 
14 Ağu 17:28, Kitabı okudu, 9/10 puan

Yayınevi: Sonsuz Kitap
Sayfa Sayısı: 635
"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen" Şeyh Galip
Sizlere bu güne kadar okuduğum en sıra dışı ve en enteresan romanlardan biri olan bir kitaptan bahsedeceğim. Kitabın adı Sol Invictus Virgülden Önce. Latince bir cümle olan bu söz Türkçede fethedilemeyen veya ele geçirilemeyen güneş anlamına geliyor. Kökeni ise Roma İmparatorluğunun Hristiyanlığı kabul ettiği dönemdeki pagan inanışların Hristiyanlığa girmesine dayanıyor.
Kitabı sıra dışı ve enteresan olarak nitelememin pek çok sebebi var. Bunlardan bahsedeceğim elbette. Kitabı özetlemek isterdim ama bunu yapmak çok zor olacak. Çünkü kitap hem çok uzun hem de konu ve kurgu itibariyle çok karmaşık. Bunun yanı sıra olaylar hem geçmişte hem günümüzde geçiyor. Kitabın çok katmanlı bir yapısı var.
Kitapta neler var şöyle bir göz atacak olursak: Vatikan, Papalar, Kardinaller, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Abdülhamit, CIA, MOSSAD, MI6, MIT, Amerika, İngiltere, İsrail, Türkiye, Türk Genel Kurmayı, uluslararası savaş baronları, masonlar, tapınakçılar, kayıp Barnabas İncili, Roma, Londra, İstanbul, Adana, Ankara, Bağdat, Kabil, Tel Aviv, Dubai, bilgisayar hackerleri, cinler… say sayabildiğin kadar. Tüm bu saydıklarım ilk aklıma gelenler. Bunlar gibi bir sürü kişi, kurum, oluşum, örgüt ve benzerleri… Yukarıda saydıklarımı şöyle bir zihninizden geçirdiğinizde bile ne tür bir romanla karşı karşıya olduğunuz hakkında bir fikir edinebilirsiniz belki. Ama bu aklınıza şunu getirmesin, ne kadar popüler ve gizemli şey varsa al karıştırıp çorba yap, kopyala yapıştır tarzında bir şey değil. Aksine her şey yerli yerinde ve birbiriyle uyumlu şekilde ilerliyor.
Zihninizde basit de olsa bir şema oluşabilmesi adına özetin özetinin özeti babında bir resim çizeyim:
Fatih döneminde Vatikan’a bir ajan daha doğrusu ajanlar sızdırılır. Bu bizzat Fatih’in projesidir. Ve uzun vadeli bir projedir. Yani kendisinden yüzyıllar sonrasında bile işleyecek çok gizli ve emek harcanmış bir örgütlenmedir. Tüm Hristiyanlık dünyasını hedef alan bu planda ilk görevlendirilen kişi Giftos Leo adını alan Müslüman bir Türk’tür. Bu kişinin yanına zamanla yenileri katılır ve önce İtalya olmak üzere tüm Avrupa’ya yayılırlar. Tabi bu kişiler kendilerini hep inançlı bir Katolik olarak gösterirler. İkili bir hayat yaşarlar. Bu iş nesilden nesile devam eder. Her dönemde Vatikan’a sokulacak olanları belirleyen ve bu aileleri yönlendiren kişi, yani başlarındaki kişi Giftos Leo olarak adlandırılır. Giftos Leo önceleri bir kişinin adı iken sonra bir görevin davanın adı haline gelir. Romanda Giftos Leo’ların oğulları, oğullarının oğulları okusun diye gizlice yazdıkları kitaplardan bahsedilir.
Diğer yandan bu oluşumu keşfeden bağımsız bir Türk birliği vardır. Bunlar Gölge Birlikler adında askeri bir gruptur. Bu grubun başındaki Mareşal lakaplı bir adam Vatikan ve Masonlar başta olmak üzere birçok gizli cemiyetle bağlantılı bir haindir. Amaçları Vatikan ve destekçileri ile birlikte Türkiye’de bir savaş başlatıp bunu dinler savaşına dönüştürmektir.
Bu söylediklerim kitabın çok basit bir şeması. Kitap çok daha fazla ayrıntı barındırıyor. Bir sürü baş ve yan karakter ve birbiriyle bağlantılı bir yığın olay var.
Kitap kapağında yazar olarak Giftos Leo yazsa da aslında kitabın yazarı daha doğrusu yazarları Türk. Murat Aslan ve İhsan Çetin adlı iki yazarı var kitabın. Künyede öyle gözüküyor. Yazarlar neden kendi isimlerini yazmamışlar derseniz bunu ben de bilmiyorum. Bunun birçok sebebi olabilir ama bence bu tamamen sembolik bir tercih. Çünkü Giftos Leo romanda bir noktadan sonra sembolleşen bir karakter haline geliyor. Zaten kitap baştan sona semboller ve göndermelerle dolu. Kitabın sayfalarında bile sembolik bir numaralandırma kullanılmış. Kitap 2088 sayfa fakat ilk sayfa 1453’ten başlıyor. Yani kitap aslında 635 sayfa.
Vatikan’a sızıp ele geçirmek ve bir Müslümanı Papa yapma (ya da Papa’yı Müslüma yapma) fikri çok uç ve radikal hatta saçma gibi görünebilir. Lakin kitaptaki olayların işleniş biçimine bakıldığında bu göründüğü kadar imkânsız gelmiyor insana. Hele de projenin mimarı Fatih Sultan Mehmet gibi biri olunca.
Romanı güzel yapan tabiki sadece sıra dışı konusu değil. Çünkü içinde her şey var. Tarih, macera, gizem ve aşk. Kitap çok sürükleyici. Hiç bitmesin istiyorsunuz okurken. Bir sonraki sayfayı iştahla bekliyorsunuz. Okuduklarınız hiç havada kalmıyor. Anlıyorsunuz ki çok ciddi bir ön hazırlık ve araştırma yapılmış.
Yakın siyasi tarihimizle bağlantılı bölümler var. Bu bölümler anlatımı daha canlı tutmuş:
“Şimdi belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz, bu Izak Rabin’in kızının Müslüman olduğunu ve öldürüldüğünü. Bu suçu bizim üstümüze attılar. Yani Yahudiler böyle gözükmesini istediler. Eldeki verilere göre bu İncillerden biri Türkiye Genelkurmay’ında idi. En azından 2009’a kadar… Ajanlarımız Türklerin, Kozmik Oda dedikleri yerde saklandığını söylüyorlardı… Diğeri Suriye’de bulundu. Hafız Esad tarafından yine bir Türk’e çevirtildi, Izak Rabin’in kızına bunu okuması ya da okutturması için verdiği söyleniyor. Bu nüsha, daha sonra Kardinal Mario tarafından yüklü miktarda para ödenerek satın alındı. CIA de işin içine girince bu nüsha buraya getirildi. İşte bizim elimizde olan bu nüsha… Diğerinin Süleymaniye’de Zaho’da olduğuna dair rivayetler var. II. Irak Savaşı’nda beri o bölge didik didik aranıyor, henüz bir şey bulamadık. Dördüncüsünün akıbeti ile ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Belki de o da Kıbrıs’ta bir yerlerde. Aranızda bu metni göreniniz olmadığını biliyorum. Bunu dünyada gören çok az sayıdaki insanlardan biriyim…” (S. 1467)
Hatta kitapta bazı bölümlerde ülkemizin son yıllarına ilişkin çok çarpıcı tespitler yer alıyor:
“Hayır, hayır tam tersi. Benim ordu kökenli olduğumu bilirsiniz. 1999-2000 yılları arasında MOSSAD ajanları Türkiye’de ellerini kollarını sallayarak geziyorlar, adam öldürüyorlardı. Tüm bunlar o gün basın tarafından örtbas ediliyor, askerler tarafından da ses çıkartılmıyordu. Benzeri ir şeyden bahsediyorum. Eğer siz Türkiye’de iç savaşa sebebiyet verecek hamleler yaparsanız, bu oyunu artık ezberlemiş olan halk daha dirayetli olacaktır. Uyuyan aslanı uyandırırsınız. Basınları eski basın değil; Avrupa’ya ihtiyaçlarının olmadıklarının farkındalar. Hitap ettikleri coğrafyayı biliyorsunuz! Böyle bir durumda bütün Avrupa güneyden ve doğudan kuşatılmış olur. Arap devrimlerinin üst üste gelişini de hesaba katın; Avrupa’nın göbeğinde yaşayan yaklaşık yirmi milyon Müslüman’ı düşünün. Bağrımızda bir hançerle nasıl yaşayabiliriz ki? Önemli olan kısa, çabuk ve acımasızca bitirmek. Şova gerek yok. Bu yeni bir Haçlı Seferi olur. Arslan Yürekli Richard’ın akıbetini hepimiz biliyoruz. Evet, bu anlamda bir orduya ihtiyacımız var ama kiralık bir orduya.” (S. 1470)
Dünya devletlerinin arasındaki mücadelenin değişimi ile ilgili bir bölüm:
“Evet, antik çağlardan beri kiralık ordular hep kullanılageldi. Kadeş Savaşı’nda da vardılar, İskender’in ordusunda da… Kartaca Savaşı’nda Hannibal’in yanında da, Jül Sezar’da da… Yüzyıl Savaşları’nda da Otuz Yıl Savaşları’nda da. Her zaman profesyonel, hızlı ve çözümsel hamleler yapmakta kullanıldılar.
Haçlı Seferleri’nde de oradaydılar, başımızın belası Tapınakçılar bile bir nevi kiralık orduydu. Sömürgeler döneminden itibaren ordu devletleşmeye başladı. Öncesinde tamamen kiralık bir hizmetti askerlik. Son otuz yılda artan ihtiyaca yönelik olarak da bu hizmeti sunmaya başlayan şirketleşme dönemi var. Halklar artık kendi çocuklarını savaşa gönderen hükümetler istemiyorlar. Bu ayrıca devlete de büyük bir yük! Bunun yerine bu şirketleri gönderiyorlar. Bosna Savaşı’nda olduğu gibi, artık mevcut ekonomik düzen her şeyin ve herkesin pazarlanabileceğini söylüyor.” (S. 1513)
Giftos Leo vazifesini ilk kez Fatih’ten şu sözlerle öğreniyor:
“Vatikan bir şehir değildir. Vatikan bir dindir, evet sapkın da olsa bir dindir. Yani; beyindir, fikirdir ve bunlar kılıçla fethedilemez. Bunlar yine akılla, fikirle fethedilir. Gayemiz, İtalya’nın her yerinde Osmanlı sancağının dalgalanması olsaydı bunu elbet yapardık lakin gayemiz tüm dünyada insanların Hakk dininde ve onun sancağı altında toplanmasıdır. Evet, dediğim gibi; Vatikan bir fikirdir bundan dolayıdır ki Giftos, biz Vatikan’ın bin yıldır yaydığı sapkın fikirlerini yok edeceğiz. İşte senin asıl görevin burada başlayacak, yani Giftos bizim görevimiz, tüm hazırlıklarımız, tüm planlarımız yalnız tek bir şey için; Papa’yı Müslüman yapmak! Yani senden istediğimiz budur.” (S. 1666)
İbn-i Arabi gibi tasavvufun önemli zatlarından alıntılar var:
“Üç türlü harf vardır. Birincisi bizlerin elle yazdığımız, bildiğimiz harflerdir. İkincisi, biz konuştuğumuz vakit o sesin havada girdiği kalıplardır. Bunlar harf şekline bürünür ve herkesin kendine has imzası ile karşı tarafta kodları çözülür. Üçüncüsü, düşüncelerimizin dönüştüğü kalıplardır. Sadece düşüncede var olan harflerdir. Bunların da kişilere has imzaları vardır.” (1749)
Kuran-ı Kerim ile ilgili altını çizdiğim düşündürücü bir bölüm:
“Neyi okuyalım abi? Sadece Kuran’ı mı? Allah’ın tek ayetleri bize gönderdiği kitaplarda mı? Neden ayetlerimiz diyor Güneş’e ve Ay’a Kuran’da? Tur suresinde neden yazılanlara yemin ediyor? Kalem suresinde neden yazan kaleme yemin ediyor? Neden omuzlarımızda yazıcılar duruyor? Neden adları Kiramen Kâtibin?
Neden, denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Rabb’inin sözleri tükenmez, diyor?

Söylesene abi yaradılışımız harflerle değil miymiş? Allah, Âdem’e önce isimleri öğretmedi mi? İsimlerini Esma-i Hüsna’sını tüm kâinata yazmadı mı? Sen Güneş’te Rahman’ı görmüyor musun? Yağmur’da Rahim’i? Ya şu kedi? Gözümün önünde yatıp mırlarken şu an, Ya Rahim Ya Rahim, diye yazmıyor mu?” (S. 1750, 1751)
Kitapta kafadan biraz kırık olan bir hackerin dilinden tersine mühendislik kavramı ile ilgili altınız çizdiğim bir paragraf:
“Bir şey üretiliyorsa mutlaka bir planı vardır. Maddeyi üretmezsiniz. Oysa cisim üretilmiş ve insani izler taşıyan bir varlıktır. İşte madde ile cisim arasındaki bu dönüşüm sürecinde aktif ve dönüştürücü başkalaştırıcı bir unsur vardır. Bu insandır elbette. Ama insandan daha etkin olan bu dönüşüm haritasını, ilkelerini kurgulayan şey vardır; fikir.” (S. 1801)
Hoşuma gittiği için altını çizdiğim daha birçok güzel paragraf var ama yazı yeterince uzadığı için devam etmiyorum alıntılara. Kitapla ilgili olumsuz bir noktaya değinip değerlendirmemi sonlandıracağım.
Kitapta çok fazla yazım hatası var ve bazı kısımlarda cümlelerde anlatım bozuklukları var. Editoryal açıdan tekrar gözden geçirilmesi gerekli bence. Beni rahatsız eden bir şey de iki ana karakterin aşklarının kitapta haddinden fazla yer alması ve duygularını dile getirdikleri iç konuşmaların çok sıkıcı ve kitabın ruhuyla alakasız olması. Bu bölümlerin yerine Yavuz karakterinin diyaloglarına daha fazla yer verilse çok daha güzel olurdu kanaatimce.
Romanın sonunda birinci kitabın sonu yazıyor. Yani romanın devamı var. Zaten birçok olay açıklığa kavuşmuş değil ve birçok mesele hala gizemini koruyor. Üzücü olan şu ki kitabın ikincisi henüz basılmamış. İnşallah en kısa sürede ikinci kitap yayınlanır.
Tarih seven, Osmanlı seven, gizem ve macera seven herkesin okuması gereken son derece sürükleyici ve şaşırtıcı derecede özgün bir konu ve anlatım sahip bir kitap Sol Invictus.
http://www.kitapvedusunce.com

Ebru Ince 
26 Oca 23:44, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

bu kitabı bir daha okumam lazım...
zaman içerisinde..........................

Kitaptan 8 Alıntı

KahveLekesi 
12 Nis 2015, Kitabı okudu, Beğendi

-Bu kadar açık konuşabileceğinizi hiç düşünmemiştim.
+Boşversene,kaybedecek neyim var?

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1815)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1815)

“Hayır, hayır tam tersi. Benim ordu kökenli olduğumu bilirsiniz. 1999-2000 yılları arasında MOSSAD ajanları Türkiye’de ellerini kollarını sallayarak geziyorlar, adam öldürüyorlardı. Tüm bunlar o gün basın tarafından örtbas ediliyor, askerler tarafından da ses çıkartılmıyordu. Benzeri ir şeyden bahsediyorum. Eğer siz Türkiye’de iç savaşa sebebiyet verecek hamleler yaparsanız, bu oyunu artık ezberlemiş olan halk daha dirayetli olacaktır. Uyuyan aslanı uyandırırsınız. Basınları eski basın değil; Avrupa’ya ihtiyaçlarının olmadıklarının farkındalar. Hitap ettikleri coğrafyayı biliyorsunuz! Böyle bir durumda bütün Avrupa güneyden ve doğudan kuşatılmış olur. Arap devrimlerinin üst üste gelişini de hesaba katın; Avrupa’nın göbeğinde yaşayan yaklaşık yirmi milyon Müslüman’ı düşünün. Bağrımızda bir hançerle nasıl yaşayabiliriz ki? Önemli olan kısa, çabuk ve acımasızca bitirmek. Şova gerek yok. Bu yeni bir Haçlı Seferi olur. Arslan Yürekli Richard’ın akıbetini hepimiz biliyoruz. Evet, bu anlamda bir orduya ihtiyacımız var ama kiralık bir orduya.”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1470)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1470)

“Evet, antik çağlardan beri kiralık ordular hep kullanılageldi. Kadeş Savaşı’nda da vardılar, İskender’in ordusunda da… Kartaca Savaşı’nda Hannibal’in yanında da, Jül Sezar’da da… Yüzyıl Savaşları’nda da Otuz Yıl Savaşları’nda da. Her zaman profesyonel, hızlı ve çözümsel hamleler yapmakta kullanıldılar.
Haçlı Seferleri’nde de oradaydılar, başımızın belası Tapınakçılar bile bir nevi kiralık orduydu. Sömürgeler döneminden itibaren ordu devletleşmeye başladı. Öncesinde tamamen kiralık bir hizmetti askerlik. Son otuz yılda artan ihtiyaca yönelik olarak da bu hizmeti sunmaya başlayan şirketleşme dönemi var. Halklar artık kendi çocuklarını savaşa gönderen hükümetler istemiyorlar. Bu ayrıca devlete de büyük bir yük! Bunun yerine bu şirketleri gönderiyorlar. Bosna Savaşı’nda olduğu gibi, artık mevcut ekonomik düzen her şeyin ve herkesin pazarlanabileceğini söylüyor.”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1513)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1513)

“Neyi okuyalım abi? Sadece Kuran’ı mı? Allah’ın tek ayetleri bize gönderdiği kitaplarda mı? Neden ayetlerimiz diyor Güneş’e ve Ay’a Kuran’da? Tur suresinde neden yazılanlara yemin ediyor? Kalem suresinde neden yazan kaleme yemin ediyor? Neden omuzlarımızda yazıcılar duruyor? Neden adları Kiramen Kâtibin?
Neden, denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Rabb’inin sözleri tükenmez, diyor?

Söylesene abi yaradılışımız harflerle değil miymiş? Allah, Âdem’e önce isimleri öğretmedi mi? İsimlerini Esma-i Hüsna’sını tüm kâinata yazmadı mı? Sen Güneş’te Rahman’ı görmüyor musun? Yağmur’da Rahim’i? Ya şu kedi? Gözümün önünde yatıp mırlarken şu an, Ya Rahim Ya Rahim, diye yazmıyor mu?”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1750)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1750)
Ahmet Özaysın 
 14 Ağu 17:30, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

“Bir şey üretiliyorsa mutlaka bir planı vardır. Maddeyi üretmezsiniz. Oysa cisim üretilmiş ve insani izler taşıyan bir varlıktır. İşte madde ile cisim arasındaki bu dönüşüm sürecinde aktif ve dönüştürücü başkalaştırıcı bir unsur vardır. Bu insandır elbette. Ama insandan daha etkin olan bu dönüşüm haritasını, ilkelerini kurgulayan şey vardır; fikir.”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1801)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1801)

“Şimdi belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz, bu Izak Rabin’in kızının Müslüman olduğunu ve öldürüldüğünü. Bu suçu bizim üstümüze attılar. Yani Yahudiler böyle gözükmesini istediler. Eldeki verilere göre bu İncillerden biri Türkiye Genelkurmay’ında idi. En azından 2009’a kadar… Ajanlarımız Türklerin, Kozmik Oda dedikleri yerde saklandığını söylüyorlardı… Diğeri Suriye’de bulundu. Hafız Esad tarafından yine bir Türk’e çevirtildi, Izak Rabin’in kızına bunu okuması ya da okutturması için verdiği söyleniyor. Bu nüsha, daha sonra Kardinal Mario tarafından yüklü miktarda para ödenerek satın alındı. CIA de işin içine girince bu nüsha buraya getirildi. İşte bizim elimizde olan bu nüsha… Diğerinin Süleymaniye’de Zaho’da olduğuna dair rivayetler var. II. Irak Savaşı’nda beri o bölge didik didik aranıyor, henüz bir şey bulamadık. Dördüncüsünün akıbeti ile ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Belki de o da Kıbrıs’ta bir yerlerde. Aranızda bu metni göreniniz olmadığını biliyorum. Bunu dünyada gören çok az sayıdaki insanlardan biriyim…”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1467)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1467)

“Vatikan bir şehir değildir. Vatikan bir dindir, evet sapkın da olsa bir dindir. Yani; beyindir, fikirdir ve bunlar kılıçla fethedilemez. Bunlar yine akılla, fikirle fethedilir. Gayemiz, İtalya’nın her yerinde Osmanlı sancağının dalgalanması olsaydı bunu elbet yapardık lakin gayemiz tüm dünyada insanların Hakk dininde ve onun sancağı altında toplanmasıdır. Evet, dediğim gibi; Vatikan bir fikirdir bundan dolayıdır ki Giftos, biz Vatikan’ın bin yıldır yaydığı sapkın fikirlerini yok edeceğiz. İşte senin asıl görevin burada başlayacak, yani Giftos bizim görevimiz, tüm hazırlıklarımız, tüm planlarımız yalnız tek bir şey için; Papa’yı Müslüman yapmak! Yani senden istediğimiz budur.”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1666)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1666)

“Üç türlü harf vardır. Birincisi bizlerin elle yazdığımız, bildiğimiz harflerdir. İkincisi, biz konuştuğumuz vakit o sesin havada girdiği kalıplardır. Bunlar harf şekline bürünür ve herkesin kendine has imzası ile karşı tarafta kodları çözülür. Üçüncüsü, düşüncelerimizin dönüştüğü kalıplardır. Sadece düşüncede var olan harflerdir. Bunların da kişilere has imzaları vardır.”

Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1749)Sol Invictus, Giftos Leo (Sayfa 1749)