Son Sefarad İmparatorluk 2 - Sultan Bayezid'ın Savaşı

9,0/10  (69 Oy) · 
152 okunma  · 
58 beğeni  · 
1.537 gösterim
1492.
Endülüs medeniyeti katlediliyor.
Tüm dünya seyirci kalıyor.
Bir Osmanlı sultanı hariç...

Endülüs'teki Osmanlı ajanı Kara Davud, karısı Elif'in hasretiyle yanıp, kendi topraklarına dönmeyi beklerken hayatının en zorlu göreviyle karşı karşıya kalır...

Granada İslam İmparatorluğu'nun çökmesiyle birlikte Katolik Avrupa'nın önündeki tek engel artık Sefaradlar, yani Endülüs Yahudileri'dir.

Engizisyon her gün binlerce kitap yakmakta ve tarihin en büyük barbarlık suçunu işlemek üzeredir. İnancını saklamak zorunda kalan yüz binlerce Yahudiden biri olan David Marrano, Endülüs'ün eski kültürünü devam ettirmeye çalışırak gizlice İbranice ve Arapça kitaplar çoğaltır. Ne var ki, Engizisyon, David'in ve aşkı Esther'in de izini bulmuştur.

İspanyol denizci Kristof Kolombus ise kütüphane yağmalarından ele geçirdiği haritalar ve zindanlara atılan Müslüman ve Yahudilerden kurduğu mürettebatla dünya tarihini değiştirecek bir keşfin eşiğindedir.

Kara Davud İspanya'daki tüm bu gelişmeleri yıllarca payitahta rapor etmiştir. Sultan Bayezid, böylelikle tarihin en büyük kurtarma operasyonlarından birini başlatacaktır. Ancak Akdeniz'deki Haçlı korsanları ve İspanya'daki Katolik şövalyeler bu görevi imkânsız hale getirecektir...

Davud'un sır dolu geçmişi, kitap avcısı Santiago'nun iç çatışması ve hattat genç Bayezid'in kendi nefsi ile olan savaşı romanın ana izleklerini oluştururken Türk denizcileri Kemal ve Burak Reisler ile genç Piri Reis de bu epiğin diğer renkli karakterleri.

Beyazıt Akman'ın Fatih'i anlatan ilk romanı Dünyanın İlk Günü büyük beğeni toplamış, tarihi yapımlara ilham kaynağı olmuştu. Amerika'da Dünya Edebiyatı alanında öğretim üyesi olan genç yazarın ikinci romanı Son Sefarad hem Endülüs'e yakılan bir ağıt, hem de 21. yüzyılda bile eksikliği hissedilen bir insanlık dersi sunuyor.

Ezberleri yeniden bozmaya ve Atlas Okyanusu'ndan Akdeniz'e uzanan film tadında soluk soluğa bir maceraya daha hazır olun...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2012
  • Sayfa Sayısı:
    656
  • ISBN:
    9789944825962
  • Yayınevi:
    Epsilon Yayınları
  • Kitabın Türü:
Osman İlhan 
19 Eki 12:51, Kitabı okudu, 24 günde, Beğendi, 10/10 puan

İmparatorluk serisinin 2. kitabı olan eser çok önemli noktalara değinerek Osmanlının az bilinen bir kısmına parmak basmış. Endülüs Devletinden kalan Müslüman ve Yahudileri kurtarmasını konu alan eseri okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Tarih okumayı seven herkesin okuması gereken bir kitap.İçinde bilmediğiniz birçok bilgi var. Beyazıt Akman İmparatorluk 1'deki gibi film tadında, tarihimizin muhteşem bir yanını daha ortaya koymuş.

Kitabın Felsefi bir alt yapısı da var, sadece bir roman olarak görmemek gerek, satır aralarında vermiş olduğu bilgiler sayesinde İslam ve Türk kültürüne ne kadar uzak olduğumuzu anladım ve nereden nereye diye hayıflandım. İlim adına Bilim adına her ne varda çıkış kaynağının İslam ve Türk medeniyeti olduğunu anladım. Keyifle okudum.

Ulusumuzun en büyük eksikliklerinden birisi olan hem Osmanlı Tarihini hem de Kurtuluş Savaşı Tarihini iyi bilmeme ve okumamaya verilecek en güzel cevap; Osmanlı Tarihini daha önce hiç böyle güzel ve ayrıntılı okumadık. Sayın Yazar Beyazıt Akmanın eline sağlık... Bize düşen ise okumak ve daha çok okumak...

Fatma Subaşı 
04 May 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Yıllar sonra Nazi Almanyası'nın yapacağını 1492'de İspanya'da Kraliçe İsabel (Elizabeth) ve Kral Ferdinand El Hamra Fermanı ile yapmış.
Tarih boyunca sürülen Yahudiler bugün İsrail Devleti altında belki de o zamanların acısını çıkartıyorlar.
Kitapta yapılan insanlık dışı olayları görüyoruz. Beyazıt Akman konuyu öyle güzel işlemiş ki bir an olsun kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.
Matbaanın şeytan icadı olduğu düşüncesi ne kadar cahil olduğunu gösteriyor insanların. Ya da bilgi tek bir merkezde bulunsun insanlar aman ha uyanmasın mantığı olduğu için de olabilir. Biz ise şu an Matbaa çok geç kullanılmaya başlandı diye hayıflanıyoruz.
Kitabın her sayfasında kaybolurken, o anı sanki içindeymişsiniz gibi yaşatıyor anlatılanlar.
Beni en çok etkileyen Davud'un son sahnesi idi.
Kesinlikle okunmalı dediğim nadide kitaplardan. Roman niteliğinde kocaman bir tarih önünüzde.

Merve 
 01 Ara 15:11, Kitabı okudu, 18 günde, Beğendi, 8/10 puan

Kitap ile ilgili en beğendiğim keyif aldığım kısımlar;astronomi ve yıldızlardan,hat yazısı inceliklerinden anlamından ve tabi Endülüs den yetiştirdiklerinden bahsedildiği kısımlardı.Ayrıca bir romana göre çok fazla bilgi içerikli olması hmm bunu bir araştırıyım dedirtmesi kitabın bonuslarından.Çok bahsedilmeyen bir konuyu ele alması da benden 5 yıldızı kapar
Ancak! bana göre en keyifsiz kısmı savaş,dövüş sahnelerinin tekrar ettiği kısımlar... Neden;Çok fazla detaylı olması ve belli aralıklarla tekrar etmesi kitabın ritüeli gibi hissettirmesi,tahmin edilebilir olması ve hatta her geminin savaş için hazırlanması ısrarla tekrar tekrar yazılması benim için negatif bir değerdi.Çünkü güzelim konuya ve kitaba "yapaylık ve abartı" tadı veriyordu.Son söz ;okumaya değer hele ki Endülüs ilgi alanınızdaysa ve yeni bir şeyler öğrenmek istiyorsanız.

Bahadır FİDAN 
05 Nis 09:59, Kitabı okudu, 14 günde, 8/10 puan

Roman ;İspanya'da yaşayan ve engizisyon tarafından soykırıma uğrayan Yahudi toplumunun Yıldırım Bayezid'in emri ile Osmanlı donanması tarafından kurtarılmasını bir Osmanlı ajanı üzerinden anlatmaktadır.Kitap akıcı ve sürükleyicidir.

homolog 
22 Ağu 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Tarih,aşk ve macera çok güzel harmanlanmış. Savaş bölümlerinin tasvirleri de oldukça başarı. İmparatorluk III ü sabırsızlıkla bekliyorum.

Havvanur Ceryan 
27 Kas 21:06, Kitabı okudu, 9/10 puan

"Dünyanın İlk Günü" tadında...Endülüs medeniyetinin katledilmesine sessiz kalmayan Osmanlı..Hristiyanlığı egemen kılmak adına Endülüs'teki yahudi ve müslümanlara Engizisyon Mahkemelerinde yapılan eziyetler. Osmanlı'nın buna sessiz kalmayışı Endülüs'e ajan göndermesiyle başlayan serüven.. Ve bu romanda unutamayacağım ve beni derinden etkileyen karakter "Davud"..
Roman da kafama takılan ve anlam veremediğim şey ise; Ayetlerle başlayan bir kitabın ilerleyen sayfalarda cinsel betimlemelere ver vermesi ..

Ömer 
08 Nis 2014, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Osmanlı tarihinde hiç ele alınmayan çok ilginç bir konu ve gene harika bir tarihi roman İMPARATORLUK 3'ü merakla bekliyorum..!!

Yasin YALÇIN 
08 Mar 16:57, Kitabı okudu, 9 günde, Beğendi, 9/10 puan

Film tadında bir kitap. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim. Kitapta hem karakterler, hem de olaylar üzerinden dönemin genel yapısı çok iyi anlatılmış ki bir tarihi romanda beklenen de budur.
Kitap 4 farklı karakterler listesi üzerinden anlatılıyor. Osmanlı ajanı olup bir an önce evine, İstanbul'a dönmeyi bekleyen Davud, David'i ve yahudi kafilesini Osmanlı gemilerine ulaştırmakla görevlendirilir. Yol boyunca El-Mohad'lar, Haçlı Şövalyeleri ve engizisyon muhafızları çıkar karşılarına.
Kaptan-ı Derya Kemal Reis, yeğeni Piri Reis, Hilal-i Zafer'in kaptanı Burak Reis ve tayfaları hep birlikte Malaga'ya, İspanya'dan sürülen yahudileri kurtarmaya giderler. Akdeniz'in en ünlü korsanlarıyla, Sean Jean şövalyeleriyle mücadele ederler. Malaga Limanı'na geldiklerinde de onları büyük bir sürpriz bekliyor olacaktır.
Ana hikayeyle alakası olmayan bu hikayede Kristof Kolombus, Martin Pinzo ve adamları, Asya'yı bulmak için çıktıkları yolculuklarının sonunda Yeni Dünya'yı keşfedeceklerdir.
Bir yandan da şimdi sultan olan 2. Bayezid'in şehzadeliği, Şeyh Hamdullah ile olan sohbetleri anlatılır. Hatla, ilimle, dünya hayatıyla alakalı olan bu sohbetler gerçekten de okunmaya değer.
Haçlıların insanları kıtır kıtır kestiği, Türklerin ise sürekli kahramanlıklar yaptığı bu romanın fazla milliyetçi duygularla yazılmış olduğunu düşünsem de ben sevdim. Sayfalar ilerledikçe Beyazıt Akman'ın aynı mesajı vermeye çalıştığını görüyoruz: Dinlerimiz, dillerimiz, ülkelerimiz farklı olsa da her zaman bir ortak payda bulunabilir, her zaman dostça geçinebilir insanlar.

mütereddit 
02 Eyl 16:58, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 9/10 puan

Hakk en çok batılda bulunurmuş... Ben de bu kitabın sayfalarını çevirdikçe tarihimizle bir kez daha gurur ve onur duydum... Hangi millet olursa olsun kitap düşmanları aslında insanlığın, medeniyetin düşmanlarıdır. Üzerinden yüzyıllar geçse de Endülüs'de yakılan kitapların acısı geçmemiştir, geçmeyecektir.

Eren KAPICI 
21 Eki 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Beyazıt AKMAN'ın bu işi kesinlikle biliyor dediğim kitabı . Ortaçağ'daki cadı avı zamanını , Hristiyanlığı , Yahudiliği çok güzel anlatmış . İmparatorluk 3'ü kesinlikle okuyacağım :)

2 /

Kitaptan 24 Alıntı

Hasan KILIÇ 
01 Haz 15:25, Kitabı okudu, Puan vermedi

Önümüzde fırtına, arkamızda girdap, sağımızda Venedikli, solumuzda Cenevizl, altımızda köpek balıkları, üstümüzde ise şimşekler bekler... Gece gündüz Azrail'in gözünün içine baka baka insan daha temkinli bir hale geliyor.. Sarayın kuştüyü yastıklarında yatamayız biz serdengeçtiler...

Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 176 - epsilon)Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 176 - epsilon)
FatihTub* 
04 Eki 2014, Kitabı okudu, 7/10 puan

...Harfleri çizerken nefesini tutuyor, ara verdiğinde tekrar nefes alıyordu.Biz hattatların, derdi Hamdullah gülümseyerek, ömrü uzun olur derler.Hattat ne kadar çok yazarsa nefesini o kadar çok tutar. E ömür bu, sayılı nefesten ibaret değil mi?

Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 405)Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 405)
Damla Özdemir 
 06 Eki 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Aslında kitapların sayfaları da yelkenler gibi bembeyazdır, boştur. Onu anlamlı kılan, insanın aklıdır.

Son Sefarad, Beyazıt AkmanSon Sefarad, Beyazıt Akman
Hasan KILIÇ 
25 May 18:03, Kitabı okudu, Puan vermedi

Şimşek hızıyla ilerleyen fetihlerin ardından Bayezid manevi fetihlere ağırlık vermeye çalışıyor, toprak kazanımlarını ilim ve kültür ile yeşertmeye çabalıyordu. Aksi takdirde babasının kazanımları anlamsız kalacaktı...

Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 54 - epsilon)Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 54 - epsilon)
Damla Özdemir 
06 Eki 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

O Hz.İbrahim ki,babası bir Tanrı tüccarı! Putperestin de ötesinde,putları yapıp satan bir iş adamı! O hikayeyi bilirsin,babası bir gün İbrahim'e dükkanı bırakmış,malları göz kulak ol,demiş.Günün sonunda adam dükkana gelmiş bir de bakmış ki putların hepsi de paramparça.Bir tek en büyük tahtadan olan tek parça. İbrahim'e sormuş,'Oğlum ne yaptın putlara!?' 'Ben bir şey yapmadım,' demiş İbrahim, 'Şu en büyük olan Tanrı diğer hepsini öldürdü. Babası daha da kızmış, 'Yahu o sadece bir tahta! Diğerlerini nasıl öldürür!' 'Aha! ' demiş İbrahim, 'İşte kendin itiraf ettin baba;tahtadan ya da taştan nasıl Tanrı olur!?'

Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 413)Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 413)
Ömer 
06 May 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

İbn Arabiye göre Tanrı dediğimiz şey üstün ve yüce, her şeyden ayrı bir varlık değil.Tam tersine, Tanrı varlığın kendisi. Varlık onun bir sureti, suret ise varlığın insan tarafından varlıklandırılmasıdır. Bu yüzden Tanrı nedir diye sormak saçmalıktır. Tanrı, kalp atışındadır, alıp verilen nefestedir

Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 295)Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 295)
Damla Özdemir 
 06 Eki 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Yanan bir kağıdı bir su söndürür, yanan bir bedene bir merhem fayda eder. Peki ya yanan bir ruha ne iyi gelir?

Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 563)Son Sefarad, Beyazıt Akman (Sayfa 563)
Damla Özdemir 
06 Eki 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Bir geminin yelkenleri ve bir kitabın sayfaları akıllı bir insanı istediği yere götürür.

Son Sefarad, Beyazıt AkmanSon Sefarad, Beyazıt Akman
Soner 
18 Şub 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Pusula her zaman gerçeğin peşinde.
Yeryüzünün neresinde olursa olsun, her zaman aynı yönü işaret ediyor. İstanbul’da, Karadeniz’de, Ege’de ve işte şimdi kıyılarında volta attığımız Kuzey Afrika’da da, pusulanın o küçük iğnesi hep o yönün peşinde. Ne kadar dönerse dönsün, ne kadar savrulursa savrulsun ibre yine dönüp dolaşıp aynı istikamete işaret ediyor. Zaman ve mekan onu kandıramıyor. Gece karanlığında da, gündüzün göz alıcı ışıltısında da, suyun üstünde ve karada, çölde ve denizde, dağın doruklarında ya da vadilerin en alçak noktasında bu Elif şeklindeki ibre hedefinden hiç şaşmıyor.

Bu küçücük iğneye baktıkça kendimden utanıyorum. Bazen saatlerce Mavi Aslan’ın güvertesinde oturuyor, elimde tuttuğum bu mucize aleti izliyorum. Böylesi bir sebat, böylesi bir irade, zamana ve mekana böylesi bir kayıtsızlık beni kıskandırıyor. İnsanın içinde bulunduğu şartlar ve koşullar ne olursa olsun, sürekli aynı gerçeğin peşinde olabilmesi ne büyük bir nimet olsa gerek. Hiçbir zaman doğrudan şaşmamak! Mevki ya da statüye aldırmadan, gelip geçici heveslere kapılmadan, maddenin aldatıcı doğasına kanmadan, kayaların ortasında ya da kuş tüyü yastıklarda, bir kulübede ya da altın ve yakutlarla kaplı bir sarayda sürekli ama sürekli aynı inançla, aynı istikamete yürümek! Bir pusula Elif’i olabilmek!

Pusula kendi istikametini bulduğunda, diğer yönleri de rahatlıkla tanımlayabiliyor. Güneyi kuzeyden, doğuyu batıdan ayırabiliyor. İnsanoğlu da hakikatten ayrılmadığı zaman doğruyu yanlıştan ayırt edebiliyor. Halbuki sisli havalarda, dumanlı ufuklarda yolculuk etmek, insanın gideceği yönü belirleyebilmesi ne kadar zor!

İşte bu yüzden, yolunu bulması gereken insan önce kendini bilmeli. İstikameti bilmek, kendini bilmekle; kendini bilmek yeryüzünü ve evreni anlamakla başlıyor. Bir denizci, suların ortasında, hangi tarafa bakılırsa bakılsın 360 derece aynılığın merkezinde yapayalnızdır. Karalar ona görünmez, sular konuşmaz, her şey sus pus olur. Issızlık ve yalnızlık, hiçlik ve anlamsızlık, yokluk ve varlık kendisini insana hiçbir zaman olmadığı kadar derinden hissettirir. İnsan, denizin dibinde bir damla bile olmadığını, ama damlasız da bir denizin olmayacağını anlar. Suların ortasında hiç olmadığı kadar anlar insan bir parça toprak olduğunu. Her toprağın bir parça yeryüzü olduğunu ve yeryüzünün bir parça evren olduğunu.

Bunları anlayan insan pusuladan farklı mıdır? Bir pusula Elifi olabilmek; bütün mesele bu!

Son Sefarad, Beyazıt AkmanSon Sefarad, Beyazıt Akman
3 /