Sultan Hamid Düşerken

7,3/10  (3 Oy) · 
8 okunma  · 
1 beğeni  · 
554 gösterim
"Nahid Sırrı Örik'in tutumu, İkinci Meşrutiyet'ten, İttihat ve Terakki'den, Sultan Hamid'den söz açan öteki romancıların tutumlarına hiç mi hiç benzemiyor: İttihat ve Terakki'nin zorbalığına karşı çıkıyorlardı o romancılar ama hiçbirinin aklından 31 Mart'ı sevimli göstermek ya da Sultan Hamid'i tutmak geçmiyordu; oysa Nahid Sırrı Örik'in gönlü de, kafası da Sultan Hamid'den yana. Ne var ki Balzac'ın kralcı oluşu toplumsal gerçekliği nesnel gelişmesi içinde vermesine nasıl engel olmamışsa Nahid Sırrı'nın Sultan Hamid'den yana olması da toplumumuzun belirli bir tarihsel kesitini bütün gerçekliğiyle yansıtmasına engel olamamış."
-Fethi Naci-

"Nahid Sırrı Örik, statik kuralları belirlenmiş somut bir tarihsel dönemden, dinamik ve sürekli olarak değişen somut bir tarihsel döneme geçişi, Nimet'in (somut) bireysel tarihiyle temellendirir. İki meşrutiyet arası dönemde sıradan, alelade ve herhangi bir paşa kızı olan Nimet, bu devingen somut tarih içinde, akılalmaz ölçüde tutkulu ve hırslı (kocasını Abdülhamid'den sadrazamlık istemeye sevkedecek kadar) bir Balzac ya da Dostoyevski tipine dönüştürür."
-Hilmi Yavuz-

Türk Edebiyatı'nda klasik roman var mı tartışmalarına kesin yanıt: Sultan Hamid Düşerken Oğlak Klasikleri dizisinde yayımlanıyor...
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2009
  • Sayfa Sayısı:
    262
  • ISBN:
    9789753292429
  • Yayınevi:
    Oğlak Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
ihtiyar 
25 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Öncelikle bir sözlük yardımıyla okumak gerekiyor ki ilk iki bölümde, okumayı bırakmayı düşündüm. Sonra arkadaşımın devam et tavsiyesi üzerine okumaya devam ettim. Başlangıçtan sonra okuması daha bir kolay hal alıyor lakin yine de sözlük kullanmak gerekiyor. Tarihsel bir roman, o günün olaylarını bir şekilde değiniyor. Bir şekilde diyorum, ben Sultan Abdülhamid'den daha fazla söz edecek, onun üzerinden tarihi olayları anlatacak diye bekliyordum. Yazar o günlerde gelişen olayları farklı karakterler üzerinden anlatmaya çalışmış.
Hilmi Yavuz kitap hakkında şöyle yazmıştır:
"tarihsel bir romandır ve tarihselliği, onun Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü oluşturan siyasal ve toplumsal koşulların soyut ve teorik olarak temellendirilmesinden ileri gelmiyor. Şüphesiz, romanın tarihsel bağlamı, budur. Ama, Nahid Sırrı Örik II. Meşrutiyet’in ilanından Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelişine kadarki dönemde yer alan toplumsal ve siyasal gelişmeleri, tıpkı Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ında yaptığı gibi, bu gelişmelerin roman karakterlerinin bilincinde meydana getirdiği dönüşümlerin içine yerleştiriyor; bu dönüşümlerin bireyin heyecanlarında içselleşmesini öneçıkarıyor. Mehmet Şehabettin Paşa’nın bir İttihad ve Terakki hükümeti kurulması ihtimalinden duyduğu korku ve tedirginliğin karşısına, Paşa’nın bu tehlike savuşturulduktan sonraki iktidar tutkusunu koyarak, bu duygusal dönüşümü ülkedeki nesnel siyasal ve tarihsel koşulların dönüşümünü temellendirmekte kullanıyor. Burada soyut bir çözümleme değil, somut bir temellendirme var. Nahid Sırrı Örik, toplumsal ve siyasal dönüşümlerin çok hızlı ve dengesiz bir gelişme gösterdiği bu tarihsel dönemi, Mehmet Şehabettin Paşa, kızı Nimet ve damadı Binbaşı Şefik Bey’in birer tarihsel özne olarak gösterdikleri somut yapıp etmelerde, onların duygu, davranış ve edimlerinde ortaya koyuyor. Bu siyasal dönüşümün yoğunluğu içinde Mehmet Şehabettin Paşa’nın kızı Nimet’in bir roman karakteri olmaktan çıkıp, bir roman tipi’ne dönüşmesine tanık oluruz. Bu, Nahid Sırrı Örik’in romanının gerçekten büyük bir tarihsel roman olduğunun ayırdedici özelliği. İki Meşrutiyet arasında doğmuş, kimlik oluşumu Abdülhamid’in mutlak egemenliği altında tamamlanmış ve siyasal olayları Abdülhamid yönetiminin getirdiği normlar bağlamında kavramaya alışmış olan Nimet, II. Meşrutiyet’le birlikte siyasal yaşamın içinde etkin bir rolü benimsemeye başlıyor. İki Meşrutiyet arasındaki siyasal yaşama, sadece babasının anlattıklarıyla pasif ve dolaylı bir biçimde katılmıştır: Kuralları Abdülhamid tarafından tespit edilmiş bir siyasal ortamda, eski deyişle, kuvve’den fiile çıkmamış, çıkmasına da imkan bulunmayan ihtirasları, Nimet’i, II. Meşrutiyet’in günden güne siyasal koşullarda, özellikle de Şefik Bey’le evlendikten sonra, korkunç ve çılgınca bir iktidar özlemine itecektir. Nahid Sırrı Örik, kuralları katı bir biçimde belirlenmiş somut bir siyasal ve tarihsel dönemden, sürekli değişen bir başka somut tarihsel döneme geçişi, Nimet’in somut bireysel tarihinde temellendirir. I. ve II. Meşrutiyet arasında sıradan, herhangi bir paşa kızı olan Nimet, bu somut tarihsel belirsizlik içerisinde akıl almaz bir ölçüsüzlükle tutkulu ve hırslı (kocası Şefik Bey’i, Abdülhamid’den sadrazamlık istemeye kışkırtacak kadar!) bir Balzac ya da Dostoyevski tipine dönüşür.

Birkaç hafta öncesine kadar Rumeli’nde bir binbaşı olan Şefik Bey’in, Abdülhamid’den sadrazamlık istemeye varan bu cüreti, tikel bir olgu değil: Nahid Sırrı Örik, Binbaşı Şefik’in, yine birkaç hafta öncesine kadar hayal edilmesi bile mümkün olmayan bu isteği gerçekleştirmeye kalkışmasıyla, Lukacs’ın ‘Tarihsel Roman’daki kavramsallaştırması bağlamında söyleyecek olursak, ‘bugünün somut tarihöncesini’ verir. Bu bakımdan roman, II. Meşrutiyet’i aşarak bugün’e kadar gelir.

‘Sultan Hamid Düşerken’, yine Lukacs’ın deyişiyle, ‘tarihi dekoratif bir malzeme gibi kullanarak değil, bu sorunun somut tarihöncesini ortaya koyarak’ temellendirir. "