Taş - Kağıt - Makas

7,0/10  (2 Oy) · 
15 okunma  · 
2 beğeni  · 
465 gösterim
Sevgilimin yanındayken kızım yoktu, gerçektim. Karagül'ün yanında ise içim parça parça. Bu oyun fazla uzadı diyordum, ama içimden, sonra kızımla taş-kâğıt-makas oynuyordum: Makas kâğıdı keser. Kâğıt taşı sarar. Taş makası kırar.

Taş-Kâğıt-Makas, daha önce yayınladığımız Kapak Kızı adlı romanı ile büyük ilgi uyandıran Ayfer Tunç'un son öykü kitabı. Tunç, yeni basımını sunduğumuz bu kitabıyla da edebiyat çevrelerinden büyük ilgi görmüştü. Gerek anlatım biçimiyle, gerek öykülerini gözlemlediği çevrelerin genişliği ile ve yarattığı üslûpla Tunç, son dönem öykücülüğümüzün önde gelen isimlerinden. Bu kitapta yer alan Suzan Defter öyküsü ise şimdiden klâsiklerimiz arasına girmiş durumda. Taş-Kâğıt-Makas, Tunç'un her zamanki gibi incelikli, dokunaklı öykülerinden oluşuyor.
(Tanıtım Yazısı'ndan)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2005
  • Sayfa Sayısı:
    192
  • ISBN:
    9789750705564
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Kafka T. 
04 Oca 12:18 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ayfer Tunç’un modern insanın yalnızlığına dair dört öyküden oluşan kitabı. Her öykü kendi içinde bir acıyı anlatırken yazar olayları hep travmatik bir olay örgüsü üzerine kurmuş, gece yarısı annesini feryatlar içinde ölümünü izleyen ve yalnızlık korkusu yaşayan Süsen(ki Süsen çok güzel bir çiçek adıymış), Bir türlü aile sevgisi görmemiş ve bunu ailesine de yansıtamamış Emir, Fehime’nin Cinsel istismara uğrayan erkek kardeşi Tahir. Suzan Defter ise apayrı bir öykü hatta küçük bir roman iki yalnız insanın birbirine tutunduğu, Goethe’nin söylediği gibi: "insan kendini insanda tanır." sözüne atfen oluşturulmuş iki ayrı yaşamdan soyutlanmış insanın hayata anlam yükleme çabaları ve tüm bu anlam arayışları içinde Suzan’n aşkı, hikayenin gerçek ve güzel yanı.
"Geçmişimiz bizim geleceğimizdir." sözünün çok güzel işlendiği, anne baba sevgisinden mahrum kalmış, paranın konuşulduğu evlerde yetişen çocukların nasıl bir yangına sürüklendiklerinin resmidir Taş-Kağıt-Makas. Aynı evi paylaşıp birbirinden bu kadar uzak olan insanların öyküsü. " - Altı lamba gibiydik, altı ayrı yerinden aydınlatan odayı." cümlesi bu yalnızlığın kelime dökülmüş hali olarak çıkıyor karşımıza. Suzan Defter öyküsünü okurken kafa karışıklığı olmaması adına belirteyim, günlükler iki farklı kişiye ait, aynı tarihlerde kitabın sol sayfaları Ekmel Bey'in, sağ sayfaları ise Derya'nın günlüklerinden oluşuyor. Benim gibi dikkatsiz okurlar bu nasıl cümleler baskı hatası mı yanılgısına düşebilirler tecrübeyle sabittir. Bunca ağır, hüzün ve melankolik öyküler içerisinde güzel şeyler yok muydu? Kitabın kendisi başlı başına güzellikte diyeceğim fakat bu öyküleri bitirdikten sonra ruhuma sinen derin acıyı size anlatmakta cidden zorlanıyorum. Altı çizilen onca satır arasına sıkışmış bezgin ruhların hikayelerini okurken yer yer mutluluğu hissettiğiniz ama yine sizi derin düşüncelere ve ümitsizliğe bırakacak, intihar kokan satırlar, bu denli örselenmiş ruhlara nasıl yardımcı olunur diye düşünmekten alıkoymayacak sizi.