9,0/10  (1 Oy) · 
1 okunma  · 
1 beğeni  · 
500 gösterim
"Topaç hızlanmaya başlamıştır bile, renkler de hafiften flulaşmaya başlar: Önce, acı çekenlere karşı genel bir duyarsızlık -örnekleri sıralamakla bitmeyecek- derken doz, hafifçe ama giderek artar, yeni oyunlar, yeni zevkler türer: sokak çocuklarını zevk için bir taraf ölene kadar dövüştürmek, sokak çocuklarının itlafı, Vahşi Çocuklar'ın avlanması...
(Arka Kapak'tan)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2004
  • Sayfa Sayısı:
    284
  • ISBN:
    9789758859115
  • Yayınevi:
    Kanat Kitap
  • Kitabın Türü:
ozakiabi 
10 Nis 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Gerçekten de çok etkileyici bir distopya romanı. Gerçekten de distopik dehşet verici bir portre çizmiş başarılı, sürükleyici bir roman. Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.

Kitaptan 22 Alıntı

ozakiabi 
14 Nis 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

"Beyaz kâseye su koyuyorum. Hem sağ hem de sol elimle fırçayı tutarak siyah suluboyaya buluyor, sonra kâsedeki suya batırıyorum; su kararıyor. Özel tüp boyalarımın arasından floresan renkli sarıyı seçiyorum. Tüpün kapağını açıp, baş aşağı çevirip, durgun kara suyun içinde kocaman bir öbek cart sarı boya sıkıyorum. Siyahın ortasındaki sarı gözümü alıyor, aynen flaşların aldığı gibi; su allak bullak oluyor, dinginliğini yitiriyor. Kara suların âni tedirginliğinden ötürü garip bir memnunluk, hatta zevk duyuyorum..."

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
10 Nis 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

"Önce avucuma sırayla ve üst üste kırmızı, mavi, sarı, yeşil suluboyalarla hayat çizgimi çiziyorum. Avucumu kapatıyorum; hepsi kaos. Sonuçta hepsi birleşti ve çıkan renk, siyah! Kocaman bulanık bir siyahlık..."

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
03 Tem 19:11, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Acı bilerek, isteyerek en yüksek, en dayanılmaz noktasına ulaştırılırsa, acaba kendi ağırlığıyla düşüp parçalanır mı?

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
13 Mar 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

"Çok eski bir hikaye var, nereden hatırladığımı bilmediğim: Çok aç bir insan grubunu iki kümeye bölerek ayrı ayrı odalara koyuyorlar. Her iki odada da ortaya karavan getiriyorlar, içinde de çok lezzetli bir çorba var. ancak ellerinde kaşıklar öylesine uzun ki -kol boylarından bile daha uzun- insanlar yemeğe uzanmak için her türlü ağızlarına getiremiyorlar. Birinci odadakilerin hepsi mutsuz ve aç. yan odadakiler ise hepsi mutlu ve tok, çünkü herkes birbirini beslemekte."

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
03 Tem 19:06, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

İnsan, gerçekten belli bir kişiye mi bağlı oluyor, yoksa yalnız içindeki o duyguya, o bağlanma ihtiyacına mı? O ihtiyacın, sevme ihtiyacının nesnesinin belli bir kişi oluşu -kendi kafasındaki bir kişi de olsa- rastlantısal mıdır? Öyleyse bu, o nesneye karşı büyük bir haksızlık değil midir? Nesnenin kim olduğunu belirleyen nedir? Hangi tür insanları kusurlarıyla birlikte severiz?

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
13 May 09:46, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Bellek jimlastikleri, belleği geliştirme yöntemleri hakkında onca araştırma, çalışma ve kitap vardır da, bellekten anı silme yöntemlerini geliştirmeyi niçin akıl etmezler? Ama tabi; her şey öyle, istek üzerine bir parmak şıklatışta kolayca unutulabilse, insanların üzerinde nasıl hakimiyet kuracaksın? Gerçek, yalnızca içinde yaşanan andan ibaret olsaydı, hatta yaşana şu sinema şeridi, hiçbir devamlılık sunmadan, anbean film karelerine bölünerek anbean yaşanıp, o an uçup gitse; hayat, geçmiş ve gelecekle ilgili hiçbir düşüncenin yer almadığı, şimdi, şimdiden ibaret tatlı bir umursamazlık süreci haline gelse, kim kime şiddet uygulayabilir? hangi işkencenin anlamı kalır ki? İnsanı asıl yıldıran; bu korkunç devamlılık, hayatın bu bitmek tükenmek bilmeyen uzunluğu; yaşadığın sürece unutamamak, unutamamak, unutamamak değil mi?

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
27 Ara 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Şu halleri ne gülünç... Duruşlarındaki şu düzenlilik... Şu eski doğa filmlerinden bildiğim, hesaplı aralıklarla tarlalara ekilmiş gerçek, canlı bitkilerden ne farkları var? Plastik insanlar.

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
13 May 10:01, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

"Sevişmek"miş! söyleyin işte, şunun adını! Baka ben de kibarlaşmışım anlaşılan, o en yasak kelimeyi dile getirmekte zorlanır olmuştum. Hadi, "sevişmek"le idare edelim diyeceğim ama, göz göre göre gerçekleri bu kadar saptırmak olur mu? eylemlerin en dehşet vericisine, en sapıkçasına, en şiddet dolu olanına nasıl, nasıl alay eder gibi "sevişmek" diye ad takarlar?

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
ozakiabi 
 13 May 14:17, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Şişeyi çalkalarsın, çalkalarsın, giderek gerilimin yoğunluğunu o dereceye varır ki, hissedilen artık, tek, bir karıncalanmaktan ibarettir; sonunda gazoz kabarıp, tıpayı şişeden fırlatır atar.

Peki ya atmazsa?

Topaç hızlanmaya başlamıştır bile, renkler hafiften flulaşmaya başlar: Önce acı çekenlere genel bir duyarsızlık -örnekleri saymakla bitmeyecek- derken doz, hafifçe ama giderek artar, yeni oyunlar, yeni zevkler türer: Sokak çocukları zevk için bir taraf ölene kadar dövüştürmek, sokak çocuklarının itlafı, vahşi çocukların avlanması... Gerçi bunlar dünyanın değişik coğrafyalarında, değişik zamanlarda, insanların mustarip olduğu illetler; bizde de türemiş olmalarına belki şaşmamalı ama... Dilencilik şıp diye ortadan kalkar, çünkü insanlar kimin zayıf olduğundan kuşku duyuyorsa, o kişiyi doğrudan linç ediyorlar; hele artık dilenciliği kimsenin hoş görecek durumu yoktur. Aman, hangi birini düşüneceğimi şaşırdım.

Ondan sonra artık öyle bir noktaya geldik ki, her şey sarhoş bir uğultu içinde eriyor, çılgınca dönen bir atlı karıncadan bakılan dünya, karmaşık, karmakarışık olmaktan çıkıp, rengarenk bir topacın birbiri içine eriyerek beyazlaşıveren renkleri gibi, birden basit bir sükunet ve küntlük halini alıyordu.

Topaç, Gülayşe KoçakTopaç, Gülayşe Koçak
3 /