Troya'da Ölüm Vardı

9,7/10  (3 Oy) · 
17 okunma  · 
1 beğeni  · 
875 gösterim
"...Konuştuklarımız başlangıçta her zamanki gibiydi, birbirimizi kavrıyorduk, ele geçiriyorduk, sonra sonra işin can damarına geldik. Durdum. Benden söz açmıştı, beni bulmaktan... Durdum. Sen zaten arıyordun dedim, bir şeyler arıyordun dedim, onları bulmağa hazırdın dedim, o zaman karşına ben çıktım, hazırdın bulmağa, bende buldun o aradığını, bende görmek istediğin, bulduğun şeyleri bulmağa hazırdın... İpi uzatmıştım, elimdeydi, çekişine göre ya düğümü sağlamlaştıracak ya da çözecekti. Bekliyordum. Başını salladı. Bekliyordum..."
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2007
  • Sayfa Sayısı:
    145
  • ISBN:
    9789753420907
  • Yayınevi:
    Metis Yayınları
  • Kitabın Türü:
Beyhude 
 18 Eyl 18:30, Kitabı okudu, 17 günde, 10/10 puan

Bitirdiğim ilk Bilge Karasu kitabıdır. Daha evvel 'gece' isimli kitabını da okumuştum yarım kaldı ve 'usta beni öldürsene'isimli hikayesini de okumuştum. Bilge Karasu anlatımına çokta uzak olmasam da, bu kitabı ile zor bir yazar aynı zamanda keyifli bir yazar olduğunu anladım. felsefeci yönünü yazdığı kitaplara yansıttığından dolayı daha dikkatli okunması ve kullandığı hiç bir kelimenin öylesine yazılmadığını düşünüyorum. Bu kitabı "misafir" inceleme kim olduğunu bilmiyorum. Üstte ki incelemeyi yazan şahsın; o hoş ifadelerinden sonra okumaya karar vermiş bulunuyorum. İyi ki okumuşum çünkü okuduğum iyi kitaplardan biri oldu lakin bunun yanında siteden bir arkadaş yaptığım alıntı üzerine sorduğu sorudan sonra hikaye ile ilgili daha derin düşünmeme neden oldu.

Kitap 13 bölümden oluşuyor. başlarda okuduğumuz öylesine dediğimiz anlatımlar( imgeler) sonlara ve ortalara doğru anlam kazanıyor. Kendimi ilk defa bir kitabı okurken bulmaca çözer gibi hissettim. Bulduğumu zannettiğim şeyler, beni heyecanlandırdı. Çocuklar gibi sevindim. Üstelik bu heyecanımı paylaşmanın verdiği o anlık keyif; yüzümde uzun süre gülümseme taşımama neden oldu.

Kitabın kurgusu, inanç, aşk(bağlılık, ihanet, kıskançlık,bekleyiş,) hristiyanlık ritüeli üzerine kurgulandığını düşünüyorum. Tanrı -İsa - yahuda- 12 havariler; yazar "doğuş" bölümüyle yapmış olduğu girişte, doğumu anlatmakta, beraberinde sanki bir ölümü de, İsa'nın çarmıha gerilmesini belkide ardından doğan inancı. Ölümün yeni bir doğuş oluşunu, bittiği anda başka daha büyük bir şeye olan gebeliği ve bu döngünün içinde sürükleniş belkide... bazen kendinizi Ege'nin sazlıkları arasında çocukluk heyecanlarına götürürken yazar, çocuk gözlerle anlamaya çalışırken olanları, bir anda bir kasabaya girersiniz, bedenleri azalmış, parçaları bedenlerinden kopartılmış hayvanlar ama yaşayan, bizim gibi yarımlaşmış insanlar gibi.., sakat... , bir anda kasvetli otel girişinde imgelerin içinde yarım saatlik duyguyu ve düşünceye boğulursunuz. Bir çift yeşil gözler dikilir karşımıza ve o gözlere uzun uzun bakarsınız.. O yeşillik Yeşildir. Öte yandan bir hatıranın, hatırasının içinde başka bir hesaplaşmaya şahit olursunuz. Asla uzun betimlemeler olmaz bunlar, hep hal, oluş, eylem ardına saklanan yığınca duygular. Yazar aralar pencereyi sonrasını sana bırakır. Sonra bir bekleyiş anlatılır uzun uzun bir kilisenin bahçesinde; bir inancın bir aşkın bir sevdanın gölgesinde ömür sürüklenir ve bu ömür ancak bu denli bir bekleyiştir. Tarif edilmez. Sadece söylenir. Sonra bir sevişme anlatılır. Asla öylesine değildir. Eğreti yoktur. Sevişme olduğunu bile anlamazsınız. Süslüdür, saklıdır, utangaç belkide belkide yasaklı olduğundan böylesine kavruk ve tuz ve ter tadıdır. Açı tadıdır belkide haz... Sonra anlarsın ki geçmişteki anlam veremediğin şeylerin nedenleri bir bir önüne dökülür. O tutulmayan elin nedeni anlaşılır. O görüpte imrenilen doğalının içinde olmayan doğalsızlığın nedeni. Sevilmemiş bir çocuk çıkar sonra karşımıza ve o çocuk toplar tüm sevgileri. Acıkmış ruhu bedeni. Açıkmış olan her şeye sunulur ve doyurulur. Ama hep bir yarımlık vardır. Yaşamın özüdür yarımlık.sonra ; ****Güvenmemişti kendisine güvenene; kıskanmıştı onu, ötekinin kıskandığı gibi. Öteki yani,••• Büyük bir kıskançlıkla ihanet eder sana, üstelik bunu anlamlandırmaya çalışırsın, yahuda gibi oda sevmişti onu öteki gibi, öylesine sevmişti ki hem, kavrulmuştu kavruk zamanlarda ve bırakmak istemedi ötekinin eline, belkide ötekide istemişti bunu. Sevmek aynı zamanda ölümdür. Ve kolay gitmişti ölüme ellerine batarken Demir kazıklar, doğumun sancısı gibiydi. Sonra ahhhh Meryem, o bir bakire tüm Sarıkum'la yatan, kül olmuştu bedeni gerçekten kavrulmuştu. AŞK böyle bir şeydi herhalde bir yanı ölüme sarkar, öbür yanı hazza. Sonu hep kavrulup kül olmakta.


Sevda derdi dedikleri
Bir zanzalak ağacı kadardır
Zanzalak ağacının altında
Siz yoksunuz gölgeniz vardır
sayfa;43

Sonra, adanmışlık başka bir kimlikle çıkar karşımıza bazen bir ana yüReği bazen bir evlat bazen bir eş, hepsinde sevgisine dair hükmetme sezinleriz. Varlığıyla var olmuş gibiler, onsuz kimliksiZler, geçmişleri gelecekleri dayanır ona milat belki İsa gibi... Onlarında belki de tarihe geçtiği an onla başlamıştı....Biliyordu hepside ...bencillikten korkuyorlardı belki de .., güçlülüğün umudunda olmalıydılar..!!!! Troya'da ölüm vardı, aşk vardı, kıskanma, ihanet, inanç vardı. Troya'da insan vardı ve hep varolacak!!!

Öyle işte..

Kitaptan 1 Alıntı

Mesih 
13 Eyl 2014, Kitabı okudu, Puan vermedi

MÜŞFİK
Rana gibi. Hala anlayamadım onu. Yahut, anlamaktan ürküyorum. Olanaksızlığı destek edinen bir öykü yağmurun altında başlasa, olanaksız temeli, en olmayacak yapıyı en atak çıkıntısında çatlatıverecektir. o atak çıkıntıyı açıklamak için uğraşmaktan ürküyorum. Değmesine değiyor. Tekelci, kıskanç sevgiyi başka bir ucundan çözmeye çalışmalıyım...

Troya'da Ölüm Vardı, Bilge Karasu (Sayfa 106)Troya'da Ölüm Vardı, Bilge Karasu (Sayfa 106)