Üç Kadın

0,0/10  (0 Oy) · 
4 okunma  · 
0 beğeni  · 
446 gösterim
Bir dönem gelir, hayat sanki devam etmekte tereddüt ediyormuş ya da akışını değiştirmek istiyormuş gibi belirgin biçimde yavaşlar. Böyle bir dönemde insanın başına kolayca bir felaket gelebilir.

Homo'nun hasta, küçük bir oğlu vardı; hastalığı bir seneden beri ne düzeliyor ne de kötülüyordu, doktor onun uzunca bir süreliğine kaplıcaya götürülmesini istemişti ama Homo bu seyahate katılmakta kararsızdı. Giderse kendinden, kitaplarından, planlarından ve hayatından çok ayrı kalacakmış gibi geliyordu ona. Homo gönülsüzlüğünün büyük bir bencillik olduğunu düşünüyordu, ama daha ziyade kendini çözmekti belki de, zira daha önce karısından bir gün bile ayrı kalmamıştı, onu çok sevmişti, hala da çok seviyordu ama çocuk yüzünden bu sevgi içine sızan suyun hiç durmadan aşındırdığı bir taş gibi çatlamıştı. Kendi bilgi ve iradesi dışında sevgisinden asla bir şey yitirmeyen Homo, çatlamanın yeni özelliğine hayret ediyordu ve seyahat hazırlıkları ne kadar uzun sürse de, gelecek yazı tek başına nasıl geçireceği bir türlü canlanmıyordu gözünde. Tek bildiği, kaplıcalardan ve dağ kasabalarından hiç hazzetmediğiydi. Sonunda tek başına geride kaldı, iki gün sonra da Fersena Vadisindeki eski Venedik altın madenlerini yeniden açmak isteyen bir şirkete ortak olmaya davet edildiği bir mektup aldı. Mektup, bir kaç yıl önce bir seyahatte tanışıp bir iki gün dostluk ettiği bir beyden, Mozart Amadeo Hoffingott'tandı.
(Kitabın İçinden)

Seksenli yılların sonuydu; açlıkla ne bulursak okuyorduk. Ankara Fransız Kültür Merkezi'nin kütüphanesine dadanmıştım ve adını duyduğum, büyük yazar olduğu söylenenlerin kitaplarını hatmediyordum. Hatta, hoş bir duygu, kimi kitapların arkasında, o kitabı daha önce alıp okumuş olanların ismi olurdu. Birçok kitapta Bilge Karasu ismine rastlamak hoşuma giderdi, sonra da gider Bilge Bey'e, "bakın aynı kitabı ben de okudum," derdim, aynı Üç Kadın'da olduğu gibi. Belirtmek elzem: Ben bu kitabı Philippe Jaccottet'nin mükemmel çevirisinden okudum. Tam da o yıllarda Ankara'da Gece Yayınları'nı kurmuştuk. Yayın listesi oluştururken, beni derinden çarpan iki kitabı mutlaka dahil etmem gerektiğini düşündüm. Biri Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'iydi (ki onu basamadık) diğeri de elinizde tuttuğunuz Robert Musil'in Üç Kadın'ı. Ve kitabı sevgili dostumuz Zehra Yılmazer çevirdi, bastık ve yıllar içinde birkaç baskı daha yaptı bu kitap. Zehra her seferinde çevirisini daha da yetkinleştirdi. Büyük bir okuma keyfidir Üç Kadın. Musil'in şaheserlerindendir. İkinci öykü "Portekizli Kadın"ın başlangıç cümlesi ise, bence tarihe geçmelidir, eğer bir "muhteşem başlangıç cümleleri tarihi" yapılacaksa. Bakın, göreceksiniz.
-LY-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2009
  • Sayfa Sayısı:
    102
  • ISBN:
    9786055819132
  • Orijinal Adı:
    Drei Frauen (1924)
  • Çeviri:
    Zehra Yılmazer
  • Yayınevi:
    Helikopter Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 1 Alıntı

Ali Aysberg 
21 Eyl 15:29, Kitabı okudu, Puan vermedi

Bir dönem gelir, hayat sanki devam etmekte tereddüt ediyormuş ya da akışını değiştirmek istiyormuş gibi belirgin biçimde yavaşlar. Böyle bir dönemde insanın başına kolayca bir felaket gelebilir.

Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 5)Üç Kadın, Robert Musil (Sayfa 5)