Uçurum İnsanları

8,0/10  (17 Oy) · 
68 okunma  · 
18 beğeni  · 
1.642 gösterim
Uçurum İnsanları üzerinde güneş batmayan ülke olarak bilinen İngiliz İmparatorluğu'nun karanlık yüzüne dair birinci elden bir tanıklık...
Jack London 1902 yılında, birkaç aylığına şehrin yoksul semtlerinden Doğu Yakası'nda yaşamak üzere Londra'ya gelir ve halktan biri gibi zaman geçirir. Burada, işçi hareketinin büyük bedeller pahasına kazandığı hakların hiçe sayıldığı bir ortamla, insan onuruna yakışmayan büyük bir fakirlik ve sefaletle karşılaşır. Karnını doyurmak için kaldırımda bulduğu meyve çöplerini yiyen aç insanlar, hastalıkların ve pisliğin kol gezdiği sokaklarda uyuyan evsizler, başıboş bırakılmış bitkin ve sahipsiz çocuklar, hepsi dehşet verici bir çukurun içine düşmüş gibidir. İlk sayfasından itibaren okuru içine çeken Uçurum İnsanları, zenginlik ve refahın gerisindeki yoksulluğu doğrudan ve çarpıcı gözlemlerle anlatıyor. "Başka hiçbir kitabım için yoksulların ekonomik açıdan aşağılanmasını inceleyen Uçurum İnsanları kadar kalp ağrısı çekip gözyaşı dökmedim."
Jack London
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2014
  • Sayfa Sayısı:
    222
  • ISBN:
    9789750514418
  • Çeviri:
    Yiğit Yavuz
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Ülkü Ciner 
21 Kas 2015, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 10/10 puan

'Uçurum İnsanları' Jack London'ın büyük bir yazar oluşunun kanıtı. Sadece hissederek değil yaşayarak yazdığı bir eser.
1902 yılında dönemin altın çağını yaşayan Londra'nın, Doğu yakası diye adlandırılan semtinde aç, evsiz, yoksul ve işçi sınıfının arasına onlardan biri gibi karışan yazar, deneyimlerini ve gördüklerini kaleme almış ve kitap 1903 yılında basılmıştır.
Kitapta yazar tek göz odalarda yaşam mücadelesi veren aileler, sokaklarda yaşamaya çalışan ve gece uyumanın yasak olduğu parklarda banklarda sabahlayan evsizler, iş bulacak kadar şanslı olup da ailesine bakmaya çalışan insanların hayatları mücadeleleri anlatıyor. London bu insanların hayatlarını irdeliyor, mahkemelere giderek davaları inceliyor, gazetelerden araştırma yaparak yaşanan insanlık ayıbını, yüksek kesimin ve yerel gazetelerin yokmuş gibi gösterdiği sorunları gözler önüne seriyor.
Jack London'ın 26 yaşında yazdığı bu kitapta beni ağlatan bölümlerden birini paylaşmak istiyorum:

"Size son anlatacağım bu savaşa umutsuzca katılan on yedi yaşındaki Harriet olacak Harriet A. Walker. Bir emaye fabrikasında çalışırken hastalanmış, babası ve kardeşi aç olduğundan hastalığını saklamış ve her gün altı kilometre yürüyerek işine gidip gelmiştir. Ölümüyse on yedi yaşını bitirmeden olmuştur."

Aykut 
 30 Eyl 22:43, Kitabı okudu, 4 günde, 8/10 puan

Jack London'un bizzat kendi gözlemleri ile yazmış olduğu kitabı Uçurum İnsanları birçok gerçeği gözler önüne seriyor. 1902 yılı Londra'sını "uçuruma inerek" anlatan Londra yine ustalığını sergiliyor. Gerek yazılış amacıyla, gerekse de korkusuz kalemiyle. Öncelikle nedir bu Uçurum İnsanları, diyerek başlayalım.

Uçurum İnsanları, 1902 Londra'sındaki fakir ve 'görünmez' olan halktır. İki bölgeden oluşur o yıllarda Londra; Batı Yakası ve Doğu Yakası. Batı Yakası zengin kesimin yaşadığı bölge iken Doğu Yakası da tam aksine, sefalet içinde yaşamaya çalışan evsiz, fakir, yardıma muhtaç, ağır işlerde çalıştırılan ve toplumca 'yararsız' damgası yemiş insanların hayata tutunmaya çalıştıkları, yazarın "uçurum" olarak tanımladığı bölgedir. Jack London başta da söylediğim gibi bir şekilde bu toplum yapısına kamufle olmuş şekilde o halkın arasına karışır. Amacı hem gözlem yapmaktır hem de bunları tüm dünyaya duyurmak, açıklamaktır (Belki de bu eserinin diğer eserleri kadar yankı bulamamasının sebebi de budur; doğruları açıklamak). Üzerine eski denizci kıyafetleri bulup "uçurum"a iner ve çoğu şey hakkında tecrübe sahibi olur.

Doğu Yakası'nda yaşayan (buna ne kadar yaşamak denir?) insanlar neler çekmiyor ki. Sefalet içinde 'bırakılmış' insanların hayatları gerçekten çok acı. İnanın okurken insanın içi burkuluyor. Uçurum insanlarının hayata boşvermişliği anlatılıyor örneğin: Hayatlarının amacı yalnızca "o gün hayatta kalmak" olunca insanların, büyük bir boşluğa düşüyorlar. Dolayısıyla bir gün bu sefillik içinden kurtulacaklarına dair inançları kalmıyor. Çoğu en sonunda ya düşkünler evinde ölüp gideceğini, ya da delireceğini düşünüyor bu insanların. İstemli ya da istemsiz.

Üstelik toplumun ve toplumun belirli kuruluşlarının da kendi sorumluluklarını yine onların üstüne atmaları da ayrı bir acı verici durum. Şöyle ki, eğer biri sefaletten ya da yokluktan öldüyse bunu ölen kişinin üstüne atarlar. "Çalışıp kazansaydı" derler. Üstelik bu suçlama durumunda da yaşanılan 'rahatlamaya' mahkumdur toplum. Oysa ki suç tüm toplumda aranmalıdır. Suç sistemde, yönetimde aranmalıdır. İnsanları makine yerine koyup, sağlığını hiçe sayıp sadece para denilen kavram için çalıştıran kişilerde aranmalıdır suç. Kitapta anlatılan sistem öylesine çarpıcıdır ki parasız insanlara yine para cezaları vermeleri, tüm bu sefalete dayanamayıp kendini öldürmeye teşebbüs edip de başarılı olamayanlara da ceza vermesi ayrı bir ironidir. Öyle ki, hayatlarını 'kendilerini öldürmesine izin vermeyecek kadar önemseyen' devlet bu sefer de onların hayatlarını kendi sömürmekte, söndürmektedir.

Kitapta beni etkileyen birkaç bölümü paylaşmak istiyorum, bunun kitap hakkında da bir tanıtım olacağı kanaatindeyim: O zamanlar havagazı saati denilen sistemler mevcuttu; fatura yatırılması karşılığında evlere belirli miktar gaz veren cihazlar. Fatura ödeyemeyen bir uçurum ailesi anlatılıyor örneğin. Havagazı saatine cihaz yerleştiren bir aile. Hayır kaçak olarak kullanmıyorlar, bu cihaz gazı, belirli bir miktar para atılması karşılığında veriyor. O cihaza dahi kimi zamanlar para atamayacak durumda olan aile, şanslı oldukları zamanlar o cihaza birkaç peni atıp yemeklerini ısıtabiliyor. Ama bu işlem bile yarım yamalak oluyor; bir peni karşılığında verilen gaz çok az olduğundan yemeklerin çoğu yarı pişmiş yeniliyor evde. Buradan neye varabiliriz? Uçurum insanlarının dürüstlüğüne. Onu sömüren devlete karşı yine de hile yapmıyor, onlar o aileye karşı her türlü hileye başvurur iken.

Günün kimi saatleri sokakta yatmalarına dahi izin verilmeyen uçurum insanlarının çoğu da fazla zorluk çekmemek adına yaşlanmadan ölmeyi isteyecek kadar umutsuz haldeler. Düşünebiliyor musunuz, zorluk çekmemek için yaşamayı istemeyecek kadar sefil halde bulunan insanlar... Öyle aileler, insanlar anlatılıyor ki okurken zorluk çekiyorsunuz. Yağmur yağdığı için bir köprünün altına sığınıp orada uyumak isteyen bir uçurum insanını kovalıyor oradaki polis. O da polise şöyle diyor "Ne o? Yoksa Tanrı'nın belası köprüyü çalacağımı mı sandın?"

Kitaptaki tek kötü yön çok fazla rakamsal bilgi ve gazete haberi verilmesi bana göre. Ama orada yaşananlar bu gibi somut gerçekler olmadan da nasıl anlatılabilirdi ki, diye de sormuyor değilim kendi kendime. Her dört yetişkinden birinin halkın yardımına muhtaç halde öldüğünü söylüyor London. Düşkünler evinde, hastanede ya da tımarhanede meydana geliyor bu ölümler. Aslında, kitap hakkında saatlerce konuşulabilir fakat çok uzatmak istemiyorum. Daha birçok şey anlatılıyor, para uğruna verilemeyecek fedakarlıklar vermek zorunda kalan insanlar; kadın veya erkek. İşçi olarak girdiği fabrikada bacaklarını kaybettikten sonra 'susma' parası alan insanlar. Zor iş koşulları nedeniyle on yedi - on sekiz yaşlarında ölen kızlar, çalmanın anlamını bilmeden, hayatta kalmak uğruna çalmak zorunda kalan ve sonra yakalanan oğlanlar. Bir kesim tarafından unutulunca rahatlanılan insanlar; uçurum insanları.

Okunası bir eser Uçurum İnsanları. Bazı gerçekleri insanın gözleri önünde açıklayan korkusuz bir kitap. Yazarı gibi kitabı da öyle. Son olarak bir alıntı ile incelememe son veriyorum. Uçurumda olmayışımız, onları görmemizi engelleyemez zannımca, onları unutmayalım.

"Çaldığı parayı ne şeker, ne kek almak ne de eğlenmek için harcamıştı; sadece yiyecek almıştı.
'Peki neden kadından yiyecek istemedin?' diye sordu hakim, ses tonunda burukluk vardı. 'Eminim ki sana yiyecek bir şeyler verirdi.'
Çocuğun cevabı, 'Eğer kadından yiyecek isteseydim, beni dilencilikten içeri atarlardı.' oldu."

mustafa tamer akder 
05 Ara 2015, Kitabı okudu, 6 günde, Puan vermedi

Jack amcaya saygım ve hayranlığımın bir kat daha attığı bir kitap. Dünya en güçlü devleti, güneş batmayan imparatorluğun, en ünlü kentinde en fakir kısmında yaşayarak gözlemlemek için, hayatını ve sağlığını riske atarak deneyimlerine bize sunduğu yazılı belgedir bu kitap(Rakamlar kısmında bazı sıkıntıların olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ya Jack amcanın matematiği kötüydü yada yayınevi birkaç hata yaptı. Yayınevi iletişim olunca kesin bir yargıya varamadım.). Ben şahsen böyle bir gözleme kalkıştığımı düşünmek bile titrememe yol açtı. Hatta deli bir anım denk gelir niyetlencek olursam, sağlam bir kalkandan döverek aklıma başıma getirmesinin sözünü aldım. Şimdi, o kadarda değil canım, cümlesini duyar gibiyim. Size şu kadar diyeyim; bizim yoksul sınırında yaşayan insanların, o döneme kıyasla hayat kaliteli baya yüksek. Yedikleri yiyecekler(Daha doğrusu benim bir öğunde yediğim yiyeceğin 1/10'u ile tüm gün geçiriyor ve yedikleri yiyecekler şuan hayvanlara bile vermeyecek kadar kalitesiz.), içtikleri içecekler, yaşadıkları yerler(Evsizlerin durumu daha kötü, kapitalist sistem öyle bir eziyet ediyorki okurken içim parçalanıyordu.), çalıştıkları işler ve saatlere göre aldıkları ücretler o kadar düşük ve kötü ki hala hatırladıkça kötü oluyorum. Jack amcanın bizim gibiler için kullandığı, nazik insanların en azından bir kere okuması ve 16 bölümde dahil olmak üzere sonuna kadar olan kısmı çok iyi irdelenmesi gereken bir kitap. Göz ardı ettiğimiz hayatların en dibini, tüm çıplaklığı ile yüzümüze vurduğu, şimdiye kadar yeraltı dünyası ile ilgili okuduğum kitaplardan en sert etki yapan bir kitap.

Katre-i Matem 
07 Ara 2015, Kitabı okudu, 8 günde, Beğendi, 9/10 puan

1902 yılı Londra- Doğu Yakası ve günümüz Dünyası. Değişen takvim yılıyla beraber ekonomi, güçler dengesi, kanunlar, devletler, yollar, binalar ve daha birçok şey. Ama üzülerek söylüyorum ki insanlık adına değişen pek birşey olmamış. Ötekileştirilen insanlar, ölen çocuklar ve yetişkinler, birbirini sevmeyen, nefret edip kin besleyen insanlar, savaş, açlık, yıkım. İşte Uçurum İnsanları kitabı ben de bu kadar karamsar bir etki bıraktı. Çevremdeki iyi şeyleri gölgede bırakacak kadar bir üzüntü yaşattı bana. Birebir acıyı yaşayan insanları gözlemleyerek, onlar gibi yaşayarak yazılmış bu eseri okumanızı tavsiye ederim.

KubraYSN 
19 Şub 23:48, Kitabı okudu, Puan vermedi

Roman tadında bir eser bekliyorsanız eğer beklentileriniz boşa çıkacak demektir.Başlangıçta biraz kısa olay örgüleri var ama asıl kitabın yazılış amacı eleştiri yazmak gibi.Yazar 1902 yılında Londra'nın karanlık tarafına ışık tutmuş.Yazarın bir süre fakir kesimle yaşamaya başlayıp burda geçen birkaç olayı ve daha sonra gözlemlerini ve eleştirilerini ele almış.Benim için özellikle aranıp okunacak bir kitap değildi.Elbette içinde çok etkileyici gelen insan olmanın farkı nerde dedirten kısımlar var ama bence bir öncelik değil kitap.Ama kitabın adının güzel seçilmiş olduğunu itiraf etmeliyim.Sefaleti uçurum olarak görmek ve sefalet yüzünden dibe vuran insanları uçurumdan düşen insanlara benzetmek de yazarın güzel bir tercihi olmuş.

Kitaptan 44 Alıntı

Ülkü Ciner 
21 Kas 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

"Sık sık haksızlık vardır erkeğe.
Ama haksızlık süreklidir kadınlara karşı."

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 113 - Altınpost Yayıncılık)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 113 - Altınpost Yayıncılık)
Ülkü Ciner 
20 Kas 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Gerçekte çok yalnız olan insan ruhunun, iki kişiyle paylaştığı odasında daha da yalnız olacağını sanıyorum.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 20 - Altınpost Yayıncılık)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 20 - Altınpost Yayıncılık)
Ülkü Ciner 
21 Kas 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Güçlü sınıfın egemenliğini sürdürmesi ancak başka sınıfların yıkılmasına ve ezilmesine bağlıdır.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 121 - Altınpost Yayıncılık)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 121 - Altınpost Yayıncılık)
Ülkü Ciner 
21 Kas 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Bütünüyle maddeci bir temel üzerine kurulmuş ülkelerde, mülkiyet önem bakımından ruhtan önce gelmektedir ve böylesi düzenlerde mülkiyete karşı işlenmiş suçlar, insana karşı işlenenlerden daha ağır cezalara çarptırılırlar. Örneğin karısını öldüresiye döven orasını burasını kıran kişi, parası olmadığı için geceyi açıkta geçiren kişiden daha hafif bir cezaya çarptırılır. Vagonlardan birkaç elma çalan çocuk, yoldan geçmekte olan yaşlı bir adamı döven gençten daha ağır bir cezaya çarptırılır.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 102 - Altınpost Yayıncılık)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 102 - Altınpost Yayıncılık)
Ahmet Samsa 
22 May 11:59, Kitabı okudu, 7/10 puan

Bir Çin atasözü der ki, bir adam tembelce yaşarsa bir diğeri açlıktan ölürmüş. Montesquieu de şöyle demiş: "Çok sayıda insanın bir tek kişiye elbise dikmek için çalışması yüzünden, bunca insan elbisesiz kalıyor." Bir taraftaki durumu, diğer tarafa bakarak açıklayabiliriz. Doğu Yakası'nın aç ve çelimsiz işçisini, Batı Yakası'ndaki gürbüz Kraliyet Muhafızları'na bakmadan ve bunlardan birinin diğerini besleyip giydirmek zorunda olduğunu bilmeden anlayamayız.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 89 - İletişim Yayınları)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 89 - İletişim Yayınları)
Aykut 
30 Eyl 19:18, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Sık sık haksızlık eder erkek erkeğe
Ama haksızlık daimidir kadınlara karşı

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 172 - Bordo Siyah Yayınları)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 172 - Bordo Siyah Yayınları)
Ülkü Ciner 
21 Kas 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Karılarını dövmek evliliklerinin erkeklere sağladığı bir ayrıcalık gibi gelir onlara.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 122 - Altınpost Yayıncılık)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 122 - Altınpost Yayıncılık)
Ülkü Ciner 
20 Kas 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Evet bu iki adam yerden topladıkları bunca şeyi hemen ağızlarına atıyor, çiğniyor ve yutuyorlardı. Bu olay dünyanın en büyük, en zengin ve en güçlü İngiltere'sinin başkentinde 1902 yılının yirmi ağustosunda, akşamın altıyla yedisi arasında oluyordu.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 47 - Altınpost Yayıncılık)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 47 - Altınpost Yayıncılık)

Çöllerin, vahşiliğin ve mağaraların insanı olmak, makinelerin ve uçurumun insanı olmaktan çok daha iyidir.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 185)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 185)
5 /