Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

7,3/10  (6 Oy) · 
23 okunma  · 
2 beğeni  · 
604 gösterim
Bilge Karasu'nun yapıtı toplam 11 kitaplık bir külliyat oluşturuyor. 1991'de ilk olarak Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nı yayımlamıştık Bilge Karasu'dan. Yazılış olarak yazarın ikinci kitabı olan Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu'ya başlamak için ilk sıradaki önerimizdir. Kitabın 1971'de Sait Faik Hikaye Armğanı'nı aldığını da söylemeliyiz.

"Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğunda ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar...İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. Bunların taşıdığı değerin saltık değil göreli olduğu, 'Ada' ve 'Tepe' öykülerinden oluşan Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce. 'Dutlar' ise Bizans'taki baskı ortamının çağdaş zaman dilimi içinde, iki ayrı zaman noktasında yeniden öykülenişi.

'Ada' ve 'Tepe'nin yazarı olarak Bilge Karasu'nun, dolaylı-dolaysız yoldan tanıklık ettiği bu yeni baskı dönemi sonunda, inanç konusunda bir karara varması, kendi öykülerini de karara bağlayışının öyküsü...
- Ülker Gökberk
(Tanıtım Yazısından)

Ödüller : 1971 Sait Faik Hikâye Armağanı
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2012
  • Sayfa Sayısı:
    144
  • ISBN:
    9789753422260
  • Yayınevi:
    Metis Yayınları
  • Kitabın Türü:

Bilge Karasu ile tanıştığım kitap...

Kitap ilk sayfasından itibaren sarmadı, bunu itiraf etmeliyim. Başladığım kitabı bitirmek gibi bir takıntım olmasaydı belki de yarım bırakabilirdim. Ama yine ititraf etmeliyim ki başından beri ‘’bitsin artık!’’ dediğim bu kitabın son bölümünü(Dutlar’ı) okurken bitirmek, elimden bırakmak istemedim.

Kitap üç bölümden oluşuyor: Ada, Tepe ve Dutlar. Ada normal uzunlukta, Tepe bir hayli uzun, Dutlar ise kısa bir bölüm. Ada’da inanç baskısından bir adaya kaçan Andronikos’un yaşadıkları ve düşündükleri, Tepe’de daha çok İoakim’in yaşadıkları ve düşünceleri Dutlar’da ise Ada ve Tepe’den çok başka bir öykü yer alıyor.
Kitapta kullanılan üslup çok farklı. Bazı yerlerde cümleler oldukça uzun, bazı yerlerde bu uzun cümlelerin sonu yok, cümle tamamlanıp nokta konulmadan başka bir paragrafa geçiliyor ve anlatım oradan devam ediyor. Şiirsel bir üslup var. Kitap boyunca anlatımda kendi kendine konuşmalar hakim.

Ve spoiler içeren kısma geçmeden önce kitabın nasıl okunması gerektiği ile ilgili ekşi sözlükteki şu gönderiyi paylaşmak istiyorum -ki bence yazan kişi çok haklı-: https://eksisozluk.com/entry/36189273 @sozluk

***** Dikkat! Spoiler içerir. *****
Kitabın Ada ve Tepe bölümlerinde ismi geçen Andronikos’a kitabın asıl kahramanı diyebiliriz. Bu iki bölümde geçen olaylar Roma İmparatorluğu’nda geçmektedir. Andronikos değişen inançların baskısından kaçarak bir adaya gelir ve burada yeniden bir hayata başlamaya karar verir. Ada’yı keşfederken manastırda okuduğu keşiş hikayeleri ona yol gösterir. Adaya gelişi, suyu buluşu, yapmak istedikleri anlatılır bu bölümde. Andronikosun düşünceleri yoğun bir biçimde ele alınır,anlatım hikaye anlatımına daha yakın olduğu için bu bölüm kolaylıkla biter.

Andronikos’un değişen inançlara baş kaldırmasını, insanlara bu yeni inançları hemen kabul etmeleri ve itiraz etmemeleri konusunda baskı yapılmasına itiraz etmesini ve en önemlisi kendini ve inançlarını sorgulamak için kaçmasını taktir ettim. (Şahsi düşüncem)

Tepe bölümünde Andronikos’un kaçtıktan iki ay sonra manastıra döndüğünü, işkence içinde geçen yedi günlük bir çilenin sonunda, sekizinci günde, öldüğünü öğreniyoruz(eğer yanlış anlamadıysam). İoakim’e ise bu süreçte onun başında durma görevi veriliyor ama onunla konuşması tamamen yasak. Tepe bölümünde daha çok Andronikos’a manastırda yapılanlar ve gözcülük görevi boyunca İoakim’in yaşadıkları ve düşünceleri anlatılıyor.

Tepe bölümünde dikkatimi çeken ve hala anlayamadığım bir yer: Tilkicik. Aklımda kaldığı kadarıyla manastırın sütununda bağlı olan ve herkesin bakıp ilgilendiği, sevdiği tilkiciği İoakim’im öldürüyor. Bazı yerlerde İoakim’in bu olay karşısındaki hislerine yer veriliyor.

Dutlar bölümüne gelirsek; benim en sevdiğim bölümdü. Bana kalırsa kitabın ilk iki bölümüyle bağlantısı yoktu ama benim dikkatimi çekmeyen bir noktada bir bağlantı, bir ilişki bulunabilir, neden olmasın. Bu bölümde bir kişinin(belki de bir çocuk) iki kez yaprak açan dut ağacına şaşkınlığı ve dut ağacındaki tırtıllarla ilgili düşüncelerine yer veriliyor. Bazı yerlerde bu düşünceler bölümün anlattığı dönemin sosyal olaylarıyla ilişkilendiriliyor.

Bilge Karasu ile tanışmak için yanlış kitabı seçtiğimi düşünüyorum çünkü beni oldukça zorladı bu kitap. Yine de sevmek için diğer kitaplarını okumak, şans vermek gerekir.

ihtiyar 
24 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Ada, Tepe ve Dutlar bölümünden oluşan zor bir kitap. Manastırdaki keşişlerin imparatorun geçmişten gelen tapınma şeklini değiştirmek için baskı yapması üzerine yaşadıkları olaylar ve iç dünyalarına doğru yaptıkları sorgulamalar... Ada ve Tepe birbirine bağlı gibi gözükürken, Dutlar sanki bağımsız bir hikayeymiş gibi dursa da aslında yazarın kitabın özünde yatan baskı rejimini ifade etmesi anlamında üç hikayede işin özü anlamında bütünlük sağlıyor. İlk iki hikaye ülkemizi düşündüğümüz zaman tamamen yabancı karakterler ve farklı bir din üzerine kurulması da düşündürücü. Sait Faik ödülü almış tüm kitapları okumadım ama herhalde anlaşılması en zor olanı budur... Yazarın farklı bir anlatım tarzı var ki, bir şiirimsi anlatı içinde kayboluyorsun. Lakin ben bütünüyle anlaşılmasının kolay olmasını tercih ederdim. Ödül verenler elbette bir sürü sebepler bulmuşlardır ki, ödülü vermişler... Bu tür kitaplardan sonra hep şunu düşünürüm... Yazar gerçekten ne düşünerek yazdı... Çünkü yazar kitabı yazıyor ve bu dünyadan göçüp gidiyor ve o kitap üzerine bir sürü tezler yazıyorlar, hatta kitaptan daha kalın tezler... Acaba bu tezlerde iddia edilen şeyleri yazar düşünerek, planlayarak gerçekten kitabını dokudu mu? Ya da içinden geldiği gibi yazdı da birileri de akademik inceleme yapacağım diye kitabın her yerini delik deşik ederek anlamlar mı çıkardı... Lakin birde benim gibi sıradan okuyucuları da düşünmek gerekmez mi...

Kitaptan 52 Alıntı

Şimdi, herkesin, kapıcıların bile uyuduğu, yurdundan haber getiren ulak keşişin, gencecik, incecik, utangaç ama gözleri ateşli keşişin, yorgun olduğu bahanesiyle rahatsız edilmemesi için alınmasını buyurduğu bitişik hücrede, aralık duran perdenin arkasında ölüm uykusuna yatmış kadar kıpırtısız göründüğü bu saatte, herkes bir kahramanın çobanlığındaki bir sürünün rahatlığı içinde korkusuz uyurken, İoakim, belki de ömrünün en büyük sevincini en büyük acısıyla bir arada duyuyor, yaşıyor.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 118 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 118 - Metis Yayınları)

Karpuzlarla incirler neden sevilirdi? Üzümler, şaraplar neden sevilirdi? Neden her yıl onları yeniden görebilmenin heyecanıyla sarsılırdı insanlar, yaz sonlarında, kış başlarında?

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 77 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 77 - Metis Yayınları)

Tükenesiye konuşmanın mümkün olabileceğini düşünmemişti, böyle bir şey olabilir deselerdi inanmazdı o güne değin.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 83 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 83 - Metis Yayınları)

Kaos'a ancak Tanrı düzen getirmişti. Ama sıfırın üstüne insanlar biri, ikiyi çıkabiliyorlardı. Bu orman sıfırdı şimdi. Biri, ikiyi, üçü çıkmak, sıfırdan hareket ederek...

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Yavrularım, karşınıza tören giysimle geldim, çünkü bir cenaze kaldırmamız gerek. Gerçekte iki cenaze. Ömrümünki ile sizlerinkini.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 120 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 120 - Metis Yayınları)
ihtiyar 
27 Ağu 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

İnsanlar arasında yaşadığı zamanlar; düne değin... Düne değin; insanlar arasına yaşadığına inandığı, yaşadığına kendini inandırdığı, inandırmağa çalışarak aldattığını anladığı güne, düne değin. Dün değil, önceki gün. Sabah oluyor şimdi, dün de bir günlük geride.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Yanlışlar alışkanlık,alışkanlıklar yanlış olunca daha mı kolay yaşanır sanki yanlışlığın alışkısını bile bile

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Bıçağının halkası var. İpe geçiriyor. İpi beline doluyor. Elleri özgür. Ne zamandır elleri böylesine özgür değildi, olmamıştı...

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Metis)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Metis)