Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

7,1/10  (7 Oy) · 
28 okunma  · 
2 beğeni  · 
684 gösterim
Bilge Karasu'nun yapıtı toplam 11 kitaplık bir külliyat oluşturuyor. 1991'de ilk olarak Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nı yayımlamıştık Bilge Karasu'dan. Yazılış olarak yazarın ikinci kitabı olan Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu'ya başlamak için ilk sıradaki önerimizdir. Kitabın 1971'de Sait Faik Hikaye Armğanı'nı aldığını da söylemeliyiz.

"Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğunda ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar...İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. Bunların taşıdığı değerin saltık değil göreli olduğu, 'Ada' ve 'Tepe' öykülerinden oluşan Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce. 'Dutlar' ise Bizans'taki baskı ortamının çağdaş zaman dilimi içinde, iki ayrı zaman noktasında yeniden öykülenişi.

'Ada' ve 'Tepe'nin yazarı olarak Bilge Karasu'nun, dolaylı-dolaysız yoldan tanıklık ettiği bu yeni baskı dönemi sonunda, inanç konusunda bir karara varması, kendi öykülerini de karara bağlayışının öyküsü...
- Ülker Gökberk
(Tanıtım Yazısından)

Ödüller : 1971 Sait Faik Hikâye Armağanı
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2012
  • Sayfa Sayısı:
    144
  • ISBN:
    9789753422260
  • Yayınevi:
    Metis Yayınları
  • Kitabın Türü:
Onur Erol 
29 Ara 2016 · Kitabı okudu · 26 günde · Puan vermedi

Değişik bir üslubu olan yazarın girişteki "Ada" hikayesi bir keşiş'in gizemli bir yolculuğunu konu alıyor. Enteresan başlıyor kitap ve sizi derin sularına doğru çektikçe çekiyor. Ancak iş ikinci hikayeye gelince anlaması oldukça zor bir hal alıyor. "Tepe" bana oldukça karmaşık geldi. Keşişin oğlundan bahsediyor bu hikayede.. Son hikaye "Dut"ta fena değildi. İlk hikaye oldukça güzeldi keşke yine değişik tarzı ve gizemiyle devam etseydi çok iyi bir kitap olabilirdi.

•••MERVE••• 
 10 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 20 günde

Bilge Karasu ile tanıştığım kitap...

Kitap ilk sayfasından itibaren sarmadı, bunu itiraf etmeliyim. Başladığım kitabı bitirmek gibi bir takıntım olmasaydı belki de yarım bırakabilirdim. Ama yine ititraf etmeliyim ki başından beri ‘’bitsin artık!’’ dediğim bu kitabın son bölümünü(Dutlar’ı) okurken bitirmek, elimden bırakmak istemedim.

Kitap üç bölümden oluşuyor: Ada, Tepe ve Dutlar. Ada normal uzunlukta, Tepe bir hayli uzun, Dutlar ise kısa bir bölüm. Ada’da inanç baskısından bir adaya kaçan Andronikos’un yaşadıkları ve düşündükleri, Tepe’de daha çok İoakim’in yaşadıkları ve düşünceleri Dutlar’da ise Ada ve Tepe’den çok başka bir öykü yer alıyor.
Kitapta kullanılan üslup çok farklı. Bazı yerlerde cümleler oldukça uzun, bazı yerlerde bu uzun cümlelerin sonu yok, cümle tamamlanıp nokta konulmadan başka bir paragrafa geçiliyor ve anlatım oradan devam ediyor. Şiirsel bir üslup var. Kitap boyunca anlatımda kendi kendine konuşmalar hakim.

Ve spoiler içeren kısma geçmeden önce kitabın nasıl okunması gerektiği ile ilgili ekşi sözlükteki şu gönderiyi paylaşmak istiyorum -ki bence yazan kişi çok haklı-: https://eksisozluk.com/entry/36189273 @sozluk

***** Dikkat! Spoiler içerir. *****
Kitabın Ada ve Tepe bölümlerinde ismi geçen Andronikos’a kitabın asıl kahramanı diyebiliriz. Bu iki bölümde geçen olaylar Roma İmparatorluğu’nda geçmektedir. Andronikos değişen inançların baskısından kaçarak bir adaya gelir ve burada yeniden bir hayata başlamaya karar verir. Ada’yı keşfederken manastırda okuduğu keşiş hikayeleri ona yol gösterir. Adaya gelişi, suyu buluşu, yapmak istedikleri anlatılır bu bölümde. Andronikosun düşünceleri yoğun bir biçimde ele alınır,anlatım hikaye anlatımına daha yakın olduğu için bu bölüm kolaylıkla biter.

Andronikos’un değişen inançlara baş kaldırmasını, insanlara bu yeni inançları hemen kabul etmeleri ve itiraz etmemeleri konusunda baskı yapılmasına itiraz etmesini ve en önemlisi kendini ve inançlarını sorgulamak için kaçmasını taktir ettim. (Şahsi düşüncem)

Tepe bölümünde Andronikos’un kaçtıktan iki ay sonra manastıra döndüğünü, işkence içinde geçen yedi günlük bir çilenin sonunda, sekizinci günde, öldüğünü öğreniyoruz(eğer yanlış anlamadıysam). İoakim’e ise bu süreçte onun başında durma görevi veriliyor ama onunla konuşması tamamen yasak. Tepe bölümünde daha çok Andronikos’a manastırda yapılanlar ve gözcülük görevi boyunca İoakim’in yaşadıkları ve düşünceleri anlatılıyor.

Tepe bölümünde dikkatimi çeken ve hala anlayamadığım bir yer: Tilkicik. Aklımda kaldığı kadarıyla manastırın sütununda bağlı olan ve herkesin bakıp ilgilendiği, sevdiği tilkiciği İoakim’im öldürüyor. Bazı yerlerde İoakim’in bu olay karşısındaki hislerine yer veriliyor.

Dutlar bölümüne gelirsek; benim en sevdiğim bölümdü. Bana kalırsa kitabın ilk iki bölümüyle bağlantısı yoktu ama benim dikkatimi çekmeyen bir noktada bir bağlantı, bir ilişki bulunabilir, neden olmasın. Bu bölümde bir kişinin(belki de bir çocuk) iki kez yaprak açan dut ağacına şaşkınlığı ve dut ağacındaki tırtıllarla ilgili düşüncelerine yer veriliyor. Bazı yerlerde bu düşünceler bölümün anlattığı dönemin sosyal olaylarıyla ilişkilendiriliyor.

Bilge Karasu ile tanışmak için yanlış kitabı seçtiğimi düşünüyorum çünkü beni oldukça zorladı bu kitap. Yine de sevmek için diğer kitaplarını okumak, şans vermek gerekir.

İlk okuduğum Bilge Karasu kitabı oldu. Zor yoldan başladım biraz sanırım. Karmaşık ama bir şekilde düzenli bir ilerleyişi var kitabın. Bizans’ta iki din adamından bahsediyor. Resimlerin yasak edilmesiyle hayatlarında bir sorgulama dönemi başlıyor. Kahramanlık ve kahraman olamamak/cesaret edememek gibi kavramların üstünde duruyor. Hikâyeleri bir şekilde anlamlandırıyoruz kendi içimizde. Nihayetinde biz Bizans’ı ya da skolâstik düşünce değişimlerini biliyoruz. Fakat… Son kısımda ilginç bir yere bağlanıyor konu. Kendinizi bir an Mussolini’yle karşı karşıya bulabilirsiniz. Dikkatli olmanızı öneririm. ^^

cansu tekcan 
14 Oca 21:27 · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Kitabı okumadan önce üzerine neler yazılmış önce onları okudum çünkü Bilge Karasu'yu anlamanın zor olduğunu biliyordum. Tahmin ettiğim gibi de oldu gerçekten zor bir kitap zaten Bilge Karasu olaylardan ziyade dile eğilen bir yazar. Çok odak istiyor belki birkaç defa daha okunmayı istiyor, okuyacaksanız önce kendinizi iyice motive etmelisiniz.

ihtiyar 
24 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ada, Tepe ve Dutlar bölümünden oluşan zor bir kitap. Manastırdaki keşişlerin imparatorun geçmişten gelen tapınma şeklini değiştirmek için baskı yapması üzerine yaşadıkları olaylar ve iç dünyalarına doğru yaptıkları sorgulamalar... Ada ve Tepe birbirine bağlı gibi gözükürken, Dutlar sanki bağımsız bir hikayeymiş gibi dursa da aslında yazarın kitabın özünde yatan baskı rejimini ifade etmesi anlamında üç hikayede işin özü anlamında bütünlük sağlıyor. İlk iki hikaye ülkemizi düşündüğümüz zaman tamamen yabancı karakterler ve farklı bir din üzerine kurulması da düşündürücü. Sait Faik ödülü almış tüm kitapları okumadım ama herhalde anlaşılması en zor olanı budur... Yazarın farklı bir anlatım tarzı var ki, bir şiirimsi anlatı içinde kayboluyorsun. Lakin ben bütünüyle anlaşılmasının kolay olmasını tercih ederdim. Ödül verenler elbette bir sürü sebepler bulmuşlardır ki, ödülü vermişler... Bu tür kitaplardan sonra hep şunu düşünürüm... Yazar gerçekten ne düşünerek yazdı... Çünkü yazar kitabı yazıyor ve bu dünyadan göçüp gidiyor ve o kitap üzerine bir sürü tezler yazıyorlar, hatta kitaptan daha kalın tezler... Acaba bu tezlerde iddia edilen şeyleri yazar düşünerek, planlayarak gerçekten kitabını dokudu mu? Ya da içinden geldiği gibi yazdı da birileri de akademik inceleme yapacağım diye kitabın her yerini delik deşik ederek anlamlar mı çıkardı... Lakin birde benim gibi sıradan okuyucuları da düşünmek gerekmez mi...

Mutfaktaki Sarı Bez 
07 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Andronikos'un hayatı, takva filmindeki muharrem'i (erkan can) hatırlatır bana. ikisini çok benzetirim. ikisinin de iç sıkıntıları, kafa karışıklıkları, dertleri ve bastırdıkları şeyler aynı bence. sadece andronikos biraz daha cesaretli. çünkü o kaçıp gidebildi manastırından. her ne kadar kendisinden kaçamadı ama manastırından kaçabildi. muharrem onun kadar cesaretli değildi. dergahından kaçmayı başarabilse, rüyalarına giren o kadından da kaçmayı başarabilecekti belki. ama yapamadı. filmin kahramanı oldu ama kendisinin kahramanı olamadı.

Kitaptan 58 Alıntı

Onur Erol 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Andronikos için tek yol kalıyordu. Kaçmak. Gitmek. Kendini de, başkalarını da aldatmayacağı, aldatmak zorunda kalmayacağı bir yere kaçmak, bir yere gitmek. "

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu
Onur Erol 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kendi kendine soru sormak, kendi kendine kendi üzerine soru sormak, kendi kendini araştırmak, belki de, adanın ilk öğrettiği şey olacak. Bugüne dek, farkına varmaksızın yaptığı, yapmış olacağı bir şeyi, burada, bile bile, farkına vara vara, yapıyor sabahtan beri.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Şimdi, herkesin, kapıcıların bile uyuduğu, yurdundan haber getiren ulak keşişin, gencecik, incecik, utangaç ama gözleri ateşli keşişin, yorgun olduğu bahanesiyle rahatsız edilmemesi için alınmasını buyurduğu bitişik hücrede, aralık duran perdenin arkasında ölüm uykusuna yatmış kadar kıpırtısız göründüğü bu saatte, herkes bir kahramanın çobanlığındaki bir sürünün rahatlığı içinde korkusuz uyurken, İoakim, belki de ömrünün en büyük sevincini en büyük acısıyla bir arada duyuyor, yaşıyor.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 118 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 118 - Metis Yayınları)

Oysa bir şeyler kurmak için inanmalı insan. Her şeyden önce,
inanmalı...

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 10 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 10 - Metis Yayınları)

Karpuzlarla incirler neden sevilirdi? Üzümler, şaraplar neden sevilirdi? Neden her yıl onları yeniden görebilmenin heyecanıyla sarsılırdı insanlar, yaz sonlarında, kış başlarında?

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 77 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 77 - Metis Yayınları)
Onur Erol 
05 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kaos'a ancak Tanrı düzen getirmişti. Ama sıfırın üstüne insanlar biri, ikiyi çıkabiliyorlardı. Bu orman sıfırdı şimdi. Biri, ikiyi, üçü çıkmak, sıfırdan hareket ederek...

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Yanlışlar alışkanlık,alışkanlıklar yanlış olunca daha mı kolay yaşanır sanki yanlışlığın alışkısını bile bile

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge KarasuUzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Tükenesiye konuşmanın mümkün olabileceğini düşünmemişti, böyle bir şey olabilir deselerdi inanmazdı o güne değin.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 83 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 83 - Metis Yayınları)

Yavrularım, karşınıza tören giysimle geldim, çünkü bir cenaze kaldırmamız gerek. Gerçekte iki cenaze. Ömrümünki ile sizlerinkini.

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 120 - Metis Yayınları)Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu (Sayfa 120 - Metis Yayınları)