ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur

9,0/10  (4 Oy) · 
7 okunma  · 
3 beğeni  · 
386 gösterim
Faruk Duman'ın yeni romanı Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur'un kahramanı, yüksekokulu yarıda bırakmış, askerliğini yaptıktan sonra, annesinin ölümü üzerine çocukluğunu geçirdiği kasabaya dönmek zorunda kalmış bir genç. Günlerini ormanda gezintiler yaparak, tüm dikkatiyle doğanın sesini dinleyerek geçiriyor. Ta ki bir parsa, bir de çocukluk aşkı Ceren'e rastlayana dek...

"Zaman zaman, kendimi onun yerine koyduğum oluyordu. Pars, parçalanmış bir hayvandır. Geceleri ormanda dolaştığı zaman vücudunun her bir parçasını, orada onun adına gözlerini dört açsınlar diye ormanın dört bir tarafında bırakırdı. Söz gelimi, bir tüy bir çalılığa takılır, hayvanın geçip gitmesinden sonra orada ansızın gözlerini açarak. Karanlığı onun adına süzmeye başlardı. Bu, yalnızca tüyün kendi çabasıyla oluşan bir şey değildi elbette. Her yanıyla görmeye, duymaya, koklamaya alışmış bir parsın, kendi parçalarına verdiği bir armağandı."
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2012
  • Sayfa Sayısı:
    104
  • ISBN:
    9789750714207
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 02 Tem 22:22, Kitabı okudu, 1 günde, 10/10 puan

Faruk Duman okumaya devam ediyorum.Geçen hafta Kırk adlı eserini büyük keyifle okumuştum, bugünse Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur, hem keyif verdi hem de beni üzdü açıkçası. Keyif verdi; çünkü yazarın en sade eseri olarak, en anlaşılır, en net eseri olduğu için okuması en kolay kitabı bir yandan da, bu da beni çok zorlamadığı için diğer eserlerine göre daha keyif vericiydi. Peki, neden üzücü? Çünkü Faruk Duman bir kez daha bizi kitaplarının ana mekânlarından, sembollerinden biri olarak ormana götürürken bu sefer 1974'te Adapazarı'nda öldürülen son Anadolu parsının masalsı hikâyesine tanık ediyor. Orman yine aynı: baş döndürücü, sisle belirsiz, ya da her yanı ağaç ve yeşille kaplanmış bir masal diyarı gibi, ama burada herkes olduğu şeyin aynısı bu sefer: tilkiler tilki, parslar pars, kuşlar kuş ve insanlar da insan. Anlatıcımız ormanda dolaşan ve kendisine dostluk gösteren parsı takip edip kendi masalını ya da hikâyesini yaşıyor, aynı anda elinde tüfekleriyle avlanan baba oğulun ormandaki tek kötü varlık olduğunu da görüyoruz; oraya ait değiller, önceki avcılar gibi.

Faruk Duman'ın bütün kitaplarında karşımıza çıkan orman; bütün hayvanlar, ağaçlar, doğa bu eserin veya yazarın diğer eserlerinin atmosferini oluşturan birincil öge gibi. Orman hem anlamların, yaşamın, kişilerin bir başka anlama geldiği hem de bu eserde olduğu gibi kendisi olduğu bir mekân, bir sembol, bir varoluş yeri ya da biçimi. Ancak, bu eserde eserin son Anadolu parsına adanmış olmasını da düşünürsek, avcılar ve avla ilgili her ne kadar masalsı bir havaya büründürülmüş olsa da avcılığın ne olduğu konusunda çok net bir görüntü oluşturması çok iyi olmuş; zira avcılar hakkında söylenebilecek iyi bir şey bulmak zor: çünkü onlar her ne kadar kendileri bunun tersini iddia etse de ormanı, doğayı öldüren ve bunda haklılık payı gören silahlı tüfekli katillerden başka bir şey değiller. Faruk Duman'ın doğayı insanın nasıl yok ettiğini, bu doğal ve yaban güzelliğin insan icadı aletlerle nasıl katledildiğini ve insanın belki de ormana ve yabana ait olmadığını söylemek istiyor ve Anadolu parsı belki tekil bir örnek olarak çok güzel oturuyor bu söylenmek istenen şeye; ancak edebiyatı bir kenara bırakıp en azından ben hayvan hakları açısından bu konuya baktığımda, bu katillerin gerçekten de yaşamı yok etme hakkını kendinde gören ve bunu bir takım bahanelerle açıklama cüreti gösterebilen insanlar olduğunu biliyorum. Faruk Duman sağlıksız bir baba oğul portresi çizerek avcılıkla bu karakterler arasında sağlıksız düşünen, eyleyen insanlar olmaları açısından doğru bir mesaj da vermiş oluyor.

Yazar ormanı kesinlikle bu eserinde en etkileyici, en güzel şekliyle anlatıyor. İncir Tarihi adlı kitabını henüz okumadığım için, bu fikrim sonra değişebilir belki. Parsın güzelliği, eşsizliği; ağaçların sessizliği; bir görünüp bir kaybolan güzel kürklü tilkiler ve parsın avı olan mazlum ceylanlar bütün kitap boyunca anlatıcımız sisli ormanda yürürken ya da parsın yuvasına çöküp otururken yanımızda beliriyor, ya da geçip gidiveriyor; çıtırtılar, sesler ya da gözünü anlatıcımıza dikip onu gözleriyle çağıran yaralı pars kitabın sonundaki nihayetine doğru yürürken her yanımızı kaplayan karanlık ya da heryeri ve herşeyi örten sis bu ormanı olabilecek bütün güzelliğiyle, derinliğiyle hissetmeye davet ediyor bizi...hainlerin kurşunları ormanı yırtana dek bu büyünün içerisinde kalıyoruz.

Elbette, Faruk Duman'ın bu güzel eserini, diğer kitaplarından önce özellikle bu eserini, herkese öneriyorum.

Roman başlangıcında zaman ve mekan belirsiz. Okumaya başlıyorsunuz ve önünüzde bir karanlık. Oldukça bulanık. Sisler içinde. Orman, yine canlı, apak orada duruyor. Bu duruş yazarın cümleleriyle biçimleniyor. Beliren, evrimleşen. İnsanı içine çeken. Her anlatımda orman büyüyor ve siz bu büyümeyi dışarıdan bir gözle görüyorsunuz. Bu göz size yolunuzu gösteriyor ama gerisini size bırakıyor. Hangi yolu seçeceğiniz size bağlı. Yine düşler. Yine masalsı gerçeklik. Kafka, Marquez ve Yaşar Kemal birleşmiş bir üslup oluşmuş. Buna da Faruk Duman üslubu demişler.
Belirsiz bir orman imgesi olağanüstü ve dikkat çekici. Çiğ ot kokusuna bulaşan çürük orman meyveleri kokusu. Kurtçuk dolu meyveler. Kabukları kırılan salyangozlar. Her anlatımda içinizde daha da güzelleşen pars. Derisi parlak, kendisi vakur. Ormanın tek efendisi, öylesine heybetli ve kudretli. Zihninizde yer ediyor bu pars. Öyle ki gözünüzün önünden bir an olsun gitmiyor. Hikayenin asıl kahramanı bu pars. Kudretli pars. İnsanı incitmeyen. Yaşayan ve yaşamak isteyen. İnsanın rahat bırakmadığı. Yine insan...
Yazar her hayvanı ve bitkiyi muhattap almış. Cansız olanını da. Animizm oldukça fazla. Okuyucunun zihninde bu canlandırmalar çok. Gerçekçi ve bağlamlar oldukça etkili. Bir duş bağlamı. Bir düş durağı.
Ormanın kenarında bulunan küçük ve yine tanımsız bir kulübe. Yıkık mı devasa mı? Rahat mı, huzurlu mu? Belli değil.
Yine okurkenki iç huzursuzluğu ama insanı rahatsız etmeyen. Yine sayfalarda kayboluş. Ve yine sonuna geldiğini anlayamamak.
Kendi adıma bir ilki yapmak istedim yukarıda. İncelememi kendimi Faruk Duman gibi hissederek yapmaya çalıştım. Basit oldu ama incelememi okuyan dostlar bu değişikliği fark edeceklerdir. Yazarın üslubuna bayıldım. Bu nasıl bir edebiyat şeklidir ve yazar ne yapmaya çalışıyor anlayamadım ama diğerlerinden farklı olduğu aşikar. Deneysel çalışıyor sanırım Duman (bu incelemede de ben deneysel çalıştım sanırım) ama bunu belli bir çerçevede gerçekleştiriyor. Doğayla ilgili her şey yazarın elinde yeniden şekil buluyor. Okuyun demekten başka elimden bir şey gelmez. Üstüne konuşulacak çok şeyin olduğu bir yazar. Rogojin hocama tekrar teşekkür ediyorum.

Kitaptan 1 Alıntı

İnsan annesine neden hiç bakmaz? Oysa insan annesine uzun uzun bakmalıdır. Sonra, aradan bunca yıl geçtikten sonra bunca şeyin nasıl olup da değiştiğine. Yüzündeki çizgilerin ne vakit bunca çoğaldığına...

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 27 - Can Yayınları)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 27 - Can Yayınları)