ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar

7,3/10  (3 Oy) · 
15 okunma  · 
4 beğeni  · 
487 gösterim
Şu an elinizde tuttuğunuz, bir suç romanı ve gerçek bir öykü. 1944 yılında Jack Kerouac ile William Burroughs bir cinayeti örtbas etme suçundan tutuklandılar; bir arkadaşları bir diğerini bıçaklamış ve gelip bunu onlara anlatmıştı. Ama hiçbiri olayı polise bildirmemişti.

O zamanlar henüz tanınmayan yazarlar olan ikili, bu cinayeti romanlaştırmaya karar verdiler. New York'ta sürekli içen, birbirlerinin evinde yatıp kalkan, uyuşturucu kullanan bir çevrede çok yakın iki dost olan Kerouac ile Burroughs, 1944 yazını bu romanı yazarak geçirdiler. Kitap, yazarlık kariyerlerinin başlama vuruşu oldu. Altmış yılı aşkın bir süre yayınlanmayan Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar, bu çok önemli iki "beat" kuşağı yazarının hayatına ışık tutuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2010
  • Sayfa Sayısı:
    147
  • ISBN:
    9789755704449
  • Orijinal Adı:
    And the Hippos Were Boiled in Their Tanks
  • Çeviri:
    Dost Körpe
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Sinan Tütüncüler 
 30 Kas 00:28, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 6/10 puan

Okuduğum kitaplardan kitap önerisi edinmeyi seviyorum. Bunun örneklerinden birisini Haruki Murakami’nin son romanı Sputnik Sevgilim’i okurken yaşadım. Kitabın kahramanlarından Sumire iyi bir kitap okuruydu ve Jack Kerouac’in kitaplarına bayılıyordu. Okuma esansında bu ismi not ettim ve yeni bir kitap sipariş listesi hazırlarken bu yazarın kitaplarını da inceledim. Nihayetinde ismi de son derece ilginç olan “ve hipopotamlar tanklarında haşlandılar” kitabında karar kıldım.

Her ne kadar incelemem Jack Kerouac’ın kitaplarına yönelik olsa da, seçtiğim kitap onun bir başka yazarla yazdığı ortak kitabıydı. Bilimsel ve araştırma içerikli kitapların ortak yazıldığına fazlası ile tanığımdır ama bir romanın ortak yazıldığının örneklerini çok fazla hatırlamıyorum. Kitabı seçme nedenlerim arasında bu olduğunu da söyleyebilirim.

“ve hipopotamlar tanklarında haşlandılar” aslında bir kayıp kitap. Romanın oluşum öyküsü bile başlı başına bir roman olabilir. Kitap, yazarları Jack Kerouac ve William S. Burroughs’un başlarından geçen gerçek bir yaşam öyküsünün kaleme alınmış hali. Ortak tanıdıkları bir arkadaşlarının, yine ortak tanıdıkları bir başka arkadaşlarını öldürmesini konu ediniyor. Olay o kadar gerçek ki, bu cinayetten dolayı, her iki yazar da cinayete ortak olmamalarına karşın, sonradan haberdar oldukları cinayeti polise bildirmemiş olmalarından dolayı gözaltına alınıyorlar. William S. Burroughs gözaltından etkili akrabaları sayesinde kurtulurken, Jack Kerouac bir süre tutuklanıyor. Serbest kaldıktan sonra, 1944-1945 yılları arasında bu kitap üzerine çalışıyorlar. Kitap bittikten sonra ise yayınlayacak yayınevi bulamıyorlar. Ve taslak raflarda çürümeye başlıyor.

Daha sonrasında her iki yazar da, başka kitapları ile ünlü olup, 1950 ve 1960’ların beat kuşağının temsilcileri olduklarında da kitabı yayınlanmak noktasında bir takım engellerle karşılaşıyorlar. Bu engellerden birisi de, cinayeti işleyen arkadaşlarının bir süre sonra serbest kalması ile bu konuyu alevlendirecek bir girişimde bulunmamaları ricası oluyor.

Kitap ancak yazıldıktan neredeyse 60 yıl sonra ve kitabın yazarları ile romanın tüm kahramanları öldükten sonra yayınlanabiliyor. Orijinal kitabın yayını 2008, Türkiye baskısı ise 2010 yılında gerçekleşiyor.

Kitabın kendisine gelecek olursak, roman, 1944 Amerikasında, ikinci dünya savaşının son dönemlerinde, iki arkadaşın gemide çalışmak için verdikleri uğraşlar ile bu iki arkadaşın çevresinde yer alan 7-8 kişilik grubun ilişkilerini ele alıyor.

Kitabın çok fazla edebi bir metin olduğunu söylemek mümkün değil. Oldukça sıradan ve tekdüze bir anlatım ile, kitabın kahramanlarının attıkları her bir adımı, aralarındaki sıradan her bir diyalogu takip etmemizi sağlayan içeriğe sahip. Bunun bir örneğine Salinger’in “Çavdar Tarlasında Çocuklar” kitabında da rastlamıştım. Ancak böylesi bir tarz bir romanı değersiz yapar mı sorusunun cevabını ise her iki kitap da net bir şekilde veriyor.

Kitabın sahnelerinin büyük çoğunluğu bar, meyhane, cafe ve restaurantlarda geçiyor. Kitabın karakterleri düzenli olarak alkol kullanıyorlar. Birkaç küçük uyuşturucu kullanma sahnesine de tanıklık ediyoruz. Karakterler arasındaki diyaloglar çok sıradan ve büyük olasılıkla yüklü bir argo içeriğe sahip ama yine büyük olasılıkla bizler buna çeviri nedeni ile temas etmiyoruz. Bu yaşam kültürünün ve dolayısı ile dilinin argo içermemesi mümkün değil.

Romanın öyküsünün ilginçliği gerçekten sınırlı. Kitabı, iki farklı kişinin bir şekilde birleştirilmiş günlükleri gibi okuyorsunuz. Anlatımın büyük çoğunluğunu sokak isimleri, meydan isimleri, içki isimleri ve öyküye nereden ve neden girdiğini anlamadığınız yan karakterlerin isimleri oluşturuyor.

Tüm bu sıradanlığına karşın, özellikle Amerika’da beat kuşağının oluşum sürecini gözlemlemek için önemli ipuçları barındırıyor. Ayrıca kitabın içerdiği öyküden çok, kitabın oluşum ve yayınlanma sürecinin ilginçliği bile okumak için teşvik edici olmalı diye düşünüyorum.

Dila. 
12 Oca 15:37, Kitabı okudu, 8 günde, Puan vermedi

Sanıyorum ki ilgi çeken tek yönü hikayenin Kerouac'ın başına gerçekten de gelmiş olması. Beat Kuşağı serseriliklerini anlattığı için merak edilmiş ancak her sayfası hüsranla okunmuştur. Yolda veya Big Sur 'le kıyaslayacak değilim tabi ki. Ancak onlara hayran kalmış insanların hayal kırıklığı yaşamasına sebep olmuştur.

Ezgiperest 
28 Haz 13:47, Kitabı okudu, 19 günde, Beğendi, 7/10 puan

Şüphesiz ki Jack Kerouac'ı kitap dünyasına kazandırması açısından faydalı olmuştur. "Yolda" kadar etkileyici olamasa da bir nevi bu kitabı giriş olarak değerlendirebilirim.

Kitaptan 3 Alıntı