8,0/10  (3 Oy) · 
11 okunma  · 
2 beğeni  · 
487 gösterim
Bir babayla oğlunun yolculuğu. Kapkaranlık, renksiz, külrengi bir dünyada, artık gün ışımayan, ölü ağaçların yol açtığı yangınlarla aydınlanan bir dünyada, bir kış daha sağ kalamayacakları kuzeyden güneye doğru gitmeye çabalayan bir babayla oğul.

Belki bir nükleer savaş çıkmıştır, belki dünyaya bir meteor çarpmıştır, belki de küresel ısınma yeryüzünün sonunu getirmiştir. McCarthy bize ne olduğunu anlatmaz, başka pek çok şeyi anlatmadığı gibi... Ne çocuğun ne babasının adını öğreniriz roman boyunca, ne de gidecekleri yerin adını. Sanki adlar da, yaşayan her şey gibi ölmektedir.

Tek bildiğimiz, her ne olduysa çocuğun dünyaya gelişinden az önce olduğudur. Her şey olmuş bitmiş, bildiğimiz yeryüzü yok olmuştur. Yeryüzünde yaşayan pek az canlı kalmıştır. Hayatta kalanlar için uygarlığın kalıntılarını eşelemek ya da barbarlık dışında bir seçenek yoktur.

Hatırladığı eski dünyayı unutmaya çalışan ümitsiz baba ve içine doğduğu bu korkunç dünyada babasına yapışarak hayatta kalmaya uğraşan çocuk sanki iki farklı gezegenden gelmektedirler.

Yamyamlığın, barbarlığın, vahşetin kıyısında, her an tetikte, hep soğukta ve hep aç yürümek zorundadırlar. Güneyde, okyanus kıyısında onları neyin beklediğini de bilmeden. Romandaki tekinsiz havanın güçlenmesini sağlayan bütün bu belirsizliklerle karşıtlık içinde, Cormac McCarthy kısa, kesin ve net cümleler kullanıyor. Bu kadar korkunç, tahammül edilmesi zor, umutsuz bir dünyayı şiirli bir dille tasvir edebiliyor. Aynı şekilde baba ve oğulun iyimserliği, içinde çırpındıkları dünyanın acımasızlığı ve soğukluğuyla karşılaştırıldığında patolojik bir hale bürünüyor.
2007 yılında Pulitzer Ödülü'nü kazanan Yol, ABD'nin yaşayan en büyük yazarlarından Cormac McCarthy'nin başyapıtlarından biri sayılıyor.

Sinemaya da aktarılan Yol, İngiliz çevreci aktivist George Monbiot tarafından "gelmiş geçmiş en önemli çevreci kitap" olarak selamlanmıştı: "Biyosferi olmayan bir dünyayı hayal eden bir düşünce deneyi. Ve bu deney, bize önem verdiğimiz her şeyin ekosisteme bağlı olduğunu gösteriyor."

Al şunu, diye fısıldadı. Al şunu. Oğlan dehşete kapılmıştı. Kolunu ona doladı ve tuttu. Vücudu öyle sıska. Korkma, dedi. Eğer seni bulurlarsa yapacaksın. Anladın mı? Şişşt. Ağlamak yok. Beni duyuyor musun? Nasıl yapılacağını biliyorsun. Ağzına koyuyorsun ve yukarı doğrultuyorsun. Çabuk ve sert yap. Anladın mı? Kes ağlamayı. Anladın mı? Sanırım. Hayır. Anladın mı? Evet. Evet, anladım baba de. Evet, anladım baba. Adam başını eğip ona baktı. Gördüğü tek şey dehşetti. Silahı ondan aldı. Hayır, anlamadın, dedi. Ne yapacağımı bilmiyorum, baba. Ne yapacağımı bilmiyorum. Sen nerede olacaksın? Tamam. Ne yapacağımı bilmiyorum. Şişşt. Ben buracıktayım. Seni bırakmayacağım. Söz veriyorsun. Evet, söz veriyorum. Koşacaktım. Onları uzaklaştırmaya çalışacaktım. Ama seni bırakamam. Baba? Şişşt. Yerde kal. Öyle korkuyorum ki. Şişşt.

Yatıp dinlediler. Yapabilir misin? Vakti gelince? Vakti gelince vakit kalmamış kalacak. Vakti şimdi. Tanrı'ya lanet et ve öl. Ya ateş almazsa? Almak zorunda. Ya ateş almazsa? O sevgili kafatasını bir taşla ezebilir misin? İçinde hiç bilmediğin böyle bir varlık mı mevcut? Olabilir mi? Kollarında tut onu. Öyle işte. Ruhun ayağı çabuktur. Onu kendine çek. Öp onu. Çabuk.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2011
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9786054244140
  • Orijinal Adı:
    The Road
  • Çeviri:
    Sevin Okyay
  • Yayınevi:
    Kanat Kitap
  • Kitabın Türü:
Mehmet Öz 
05 Haz 2015, Kitabı okudu, 5/10 puan

Hem filmini hem de kitabını çok sıkıcı buldum.
Okurken hep 'bu konu daha iyi, daha sürükleyici olabilirdi' diye düşündüm.

Sıkılarak okudum. Zor bitirdim. :)

Yinede bazı bölümler de duygulandıran durumların hatrına 10 üzerinden 5 verdim.

Keşke önce filmi izlemeseydim. Belki daha keyifli gelirdi o zaman.

Kitapla ilgili 1 Haber




Burası çok ıssız