Yolcu Nereye Gidiyorsun

10,0/10  (1 Oy) · 
4 okunma  · 
1 beğeni  · 
469 gösterim
Roman türündeki bu eserde, II. Meşrutiyet döneminin üç farklı anlayıştaki âilesi etrafında gelişen hâdiseler devrin sosyal ve târihî problemleriyle ele alınarak anlatılır. Kitapta, semâi kahvelerinden, külhanbeylerinin atışmalarına ve orta oyunundan meddaha kadar tarih olmuş çeşitli sahneler de yer almaktadır.



“Biz sefer ettik, fakat yol bizi imtihan etti; bu sefer eylemekten, yol armağanımız ne oldu? Toprak mertebesinden nebâta geldik ve orada yeşerdik, geliştik. Sonra hayvan mertebesine geçtik, hisli irâdeli olduk. Fakat yine bu yol bizi imtihandan kalmadı. Sefer ederken dağarcığımızdaki armağanı kim kaptı?

…………..

Yol gönüldür, yolcu sensin. Bu yolu geçmek için nefs ferâgatından başka ne çâre? Geç... fakat cennete varmak için değil, kopup geldiğin noktaya ulaşmak, asıl benliğini bulmak için geç!”
  • Baskı Tarihi:
    2009
  • Sayfa Sayısı:
    503
  • ISBN:
    978-975-7663-35-2
  • Yayınevi:
    Kubbealtı Neşriyatı
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 29 Mar 21:26, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Seneler önce okuyup da içimize yerleşmiş, artık bizim hayatımızın bir hikâyesi, güzel bir hatırası hâline gelmiş nice eser var. Bu eserlerin güzelliği, başarısı, niteliğinin yanı sıra, ve bazen bundan da önde olarak, onun bizde bıraktığı etki, hayatımıza dahil olduğu ve yerleştiği o yer, orada kala kala zamanla hayatımızın bir parçasına dönüştüğü bütün o süreç de önemlidir, kıymetlidir ve biz bu eserleri andıkça onları eskiden beri bizimle yürüyüp yaşayan, yolu beraber yürüdüğümüz ve asla aramızın bozulmadığı bir hayat arkadaşı gibi hatırlarız...benim için de böyle eserler var: Şeker Portakalı meselâ, 10'lu yaşlarımdan beri her yıl bir kez mutlaka yeniden okuduğum, yâd ettiğim bir hatıra benim için, sadece bir edebiyat eseri değil, kendi hayatımın da hatırladığım bir ya da bir çok parçası, anısını barındırıyor. James Joyce'un Ölüler'i, Toni Morrison'ın En Mavi Göz'ü, Cortazar'ın Seksek'i ya da sadece askerde bir gece nöbetinde okumaya çalıştığım için bana Erzurum'u, askerliğimi hatırlatan Lucas Diye Biri adlı eserleri, Joseph Conrad'ın aklıma çakılıp kalmış kara kitabı Karanlığın Yüreği ve bir kaç diğerinin yanı sıra Sâmiha Ayverdi'nin başyapıtı 'Yolcu, Nereye Gidiyorsun.." adlı eseri...

'Yolcu, Nereye Gidiyorsun..', içine kapanık ve pek sevilmeyen, ama herşeyi gözlemleyen, gören, anlamaya çalışan ve kendinden "kendimi bildim bileli seferde olan bir yolcuyum" şeklinde bahseden Âdli'nin hikâyesini anlatıyor; çeşitli talihsizliklerle dolu hayat yolunu yürürken Âdli bir yandan da istikametini hakikati bulma ve onu yaşama düsturuna göre ayarlamaya çalışır.

Sâmiha Ayverdi'nin okuduğum birkaç kitabında daha gördüğüm üzere; yazarın, karakterlerini tasavvufu ve onun insanı dönüştürücü yapısını anlatmak için çok derinlikli verememek gibi bir kusurla ortaya koyduğunu düşünüyorum. Karakterler temsil ettikleri varoluş biçimlerinin sözcüleri gibiler, bu anlamda olumlu özelliklerle ya da olumsuz özelliklerle donatılmış sözcüler gibi bir rol üstlenmiş görünüyorlar. Örneğin Âdli iyiliğiyle, eziyete gösterdiği tahammül ve sabırla bir derviş izlenimi veriyor ki yazarın amacı açısından bu da doğru bir şey; çünkü Sâmiha Ayverdi aslında tasavvufun insanı kâmil insan olma yolunda nasıl dönüştürebileceği düşüncesiyle hikâyeler anlatıyor bize. Bu anlamda Âdli kötüden iyiye dönüşmeyen, sadece iyiden daha iyiye ve hayra doğru yola çıkmış, tasavvuf yoluyla dönüşen bir karakter. Edebi anlamda bu bir eksiklik belki de. - yazarın baktığı noktadan- Kötüden iyiye dönen bir Sâmiha Ayverdi karakterini, başarılma derecesi konusunda söylenecek şeyler olsa bile, yine de etkileyici bir tarzda 'İnsan ve Şeytan' adlı eserde görüyoruz.

Peki 'Yolcu, Nereye Gidiyorsun..' neden bu kadar etkileyici? Dili ve üslûbu yüzünden. Kitabın tamamına yayılmış olan dil ve üslûp öylesine etkileyici bir biçimde hikâyeyi anlatıyor ki bu dilin kaybolmuş olmasına ve artık geçmişe ait olmasına üzülmemek imkânsız. Çok ahenkli bir edebi üslûbu, çok etkileyici bir dili var yazarın ve bu dil tasavvufla beslendiği ve sohbetlerden de feyz aldığı hissedildiği için inanılmaz tutmuş, tam demini almış bir lezzet veriyor, neredeyse hikâyeden o sohbetlerin tadının gönlümüze aktığını söyleyebileceğimiz bir tat geliyor. İşte bu tadı 7 senedir unutmadım ve Âdli edebiyat hatıralarımın en güzel köşelerinden birine bu yüzden yerleşti. Bunun sebeplerinden birisi Âdli'nin arayışıyla benim o zamanki arayışlarımın birbirine yakın olması, Âdli'nin benim başaramadığım nice şeyi başarabilmiş olması da olabilir. Kendi adıma Türkçede yazılmış en güzel kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum. Karakter geliştirme, karakterleri derinliğine verebilme anlamında değil, ama insana ve yaratılışa nazarı açısından böylesine bir dille bu hikâyeyi böyle anlatabilmek takdir edilmeyi ve elbette kitap da okunmayı hak ediyor.