Ayfer Kadife(AYIŞIĞI), bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

... güneş için gölge ne ise, yağmur için toprak ne ise, deniz için kum ne ise, yaşamak için nefes ne ise, sen de benim için o demeksin.

Geçmişten Gelen Cellat, Nurhan Işkın (Sayfa 235 - Karina Yayınevi)Geçmişten Gelen Cellat, Nurhan Işkın (Sayfa 235 - Karina Yayınevi)
Selman Ç., bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

Düşünmek istiyordu Ali. Düşünmek, yaşamak demekti gene de. Yaşamak da; dünle, bugünle, hatta gelecekle hesaplaşmaktı.

Darbe, Bekir Yıldız (Sayfa 33 - İskele Yayınları)Darbe, Bekir Yıldız (Sayfa 33 - İskele Yayınları)
Başak Otsukarcı, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okuyor

"Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da edebiyatında 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 50 - İletişim Yayınları)Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 50 - İletişim Yayınları)
Mevlüt, Yaşamak'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 12 günde

Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…

Yunus Koşal, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

ÜIkemden ayrıIışım, özgür oImak, yaşamak istediğimden ötürü değiI, özgürIük ve demokrasi kavgasına daha etkin ve aktif bir biçimde katıIabiImek içindir.

Yılmaz Güney Bir Çirkin Kral, Turhan FeyizoğluYılmaz Güney Bir Çirkin Kral, Turhan Feyizoğlu
Yasin YALÇIN, Elveda Güzel Vatanım'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ahmet Ümit'in tarihi-polisiye roman anlamında iyice ustalaştığı ve romancılığında zirveye ulaştığı bir eser Elveda Güzel Vatanım. Ahmet Ümit'in tarzını beğeniyorum. Bir yandan bizleri bireyin duygusal dünyasında içsel bir yolculuğa çıkarıyor , bir yandan da tarihin kirli, karanlık sayfalarında dolaştırıyor. Bu romanında bunu son derece ustalıkla uyguladığını söyleyebilirim.

Kitap 1926 yılında Şehsuvar Sami adlı eski İttihatçı'nın bir zamanlar çok sevdiği ve vatan kavgası uğruna terk ettiği Ester'e mektup yazmasıyla başlıyor ve bütün kitap boyunca da hikaye mektuplarla ilerliyor. Şehsuvar Sami 1908 yılında 2. Meşrutiyet'in ilan sürecinden başlayarak Birinci Dünya Savaşı'na kadar olanların genel bir panoramasını çiziyor bize. Osmanlı Tarihi'nin belki de en karmaşık siyaset dönemlerinden biridir bu dönem. Neler yaşanmıyor ki Osmanlı'nın dağılma döneminde? 2. Meşrutiyet, 31 Mart Vakası, 2. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi, İttihat ve Terakki'ye muhalefet ettiği için öldürülen gazeteciler, siyasetçiler, yazarlar, Trablusgarp Savaşı, Bab-ı Ali Baskını, Balkan Savaşları ve en nihayetinde bütün dünya düzenini değiştirecek Harb-i Umumi.
Şehsuvar Sami bir yandan bunları Ester'e mektuplarıyla anlatırken bir yandan da 1926'da başına gelenlerle mücadele etmek zorundadır. Atatürk'e düzenlenmeye çalışılan İzmir Suikast'ından sonra eski İttihatçılar birer birer avlanmaktadır ve elbette mimlenmiş Şehsuvar Sami'nin de birileri peşinde dolaşmaktadır.

Kitapla ilgili bu kadar bilgi yeter sanırım. Ben dönem hakkında epeyce malumat sahibi olduğum için okurken hiç zorlanmadım. Kitabı okuyacak olanlara dönem hakkında önceden bilgi almalarını tavsiye ederim. Biraz da kitabın genel havasından, kitabın bizlere anlatmak istediklerinden bahsetmek istiyorum. Abdülhamit'in uyguladığı baskıcı rejime karşılık Meşrutiyet tekrar ilan edilmiştir ve artık İttihat ve Terakki gücü eline geçirmiştir. Abdülhamit'e nefretle bakanlar, siyasetin kanlı oyunlarına bulaşıp giderek ona benzeyecek, ondan daha da zalimce davranmaktan kendilerini alamayacaklardır. Çünkü siyaset her zaman içinde entrika barındırır. Bu entrikalar ise zamanla Enver-Cemal-Talat üçlüsünün bile arasını açacaktır. Görüldüğü üzere doğru dürüst planlanmayan her rejim, yapılan her devrim, her an bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu engellenemez.
Ve Ester. Şehsuvar Sami'nin aşık olduğu o kimseden lafını esirgemeyen, bilgili, kültürlü kadın. Ester aşklarını yaşamak üzere Paris'e gitmek istemektedir. Çünkü son dönem Osmanlı'sında ikisinin beraber olması imkansızdır. Şehsuvar Sami'nin vatanıyla aşkı arasında kaldığı bu seçimde zor kararlar alması gerekecektir. İnsan kendini başkarakterin yerine koymadan edemiyor. Herhalde ben de Şehsuvar'ın yaptığından daha iyisini yapamazdım.

Şehsuvar Sami karakteri okuduğum en güzel karakterlerden biri. Haletiruhiyesi sürekli değişen, gelişen bir karakter. Yani yaşayan, nefes alan, dinamik bir karakter. Böyle karakterlerin olması romanı daha okunur kılıyor, böylece romanın her sayfasını sıkılmadan okuyabiliyorsunuz. Yalnız beğenmediğim tek nokta aşk olgusunun klişe sözlerle geçiştirilmesi. Kanımca Ahmet Ümit aşkı anlatmayı beceremiyor. Kendisinin de dava adamı olmasından mıdır nedir, uğruna mücadele edilen davaları çok iyi anlatırken anlattığı aşk duygusu hep yavan kalıyor. Ben zevkle okudum. Keyifli okumalar.