• İlk kar...
  • YILLARIM
    Akmaz olsun coşkun selin
    Kurusun ayağın elin
    Ömrünce bükülsün belin
    Öfke doldurdun yılları

    Yanasın, kalmasın külün
    Baharda açmasın gülün
    Uçmasın bağında Sülün
    Keşke doldurdun yılları

    Çıkmazlara varsın yolun
    Kırılsın kanadın kolun
    Yansın hem sağın hem solun
    Başka doldurdun yılları

    Siyahlara dönsün alın
    Hiçe boyun eğsin dalın
    Zehire karışsın balın
    Maske doldurdun yılları

    Boyundan uzundur dilin
    Bitsin gücün bitsin pilin
    Mezar olsun hemen ilin
    Şekke (şüphe) doldurdun yılları
    07-12-2018
    Uğur UKUT
  • Ben buyum işte,
    Kimin hakkımda ne düşündüğünü
    Bilmem de gerekmiyor!
    Herkes kendi fikrinden sorumlu nihayetinde.
    Onların ne düşündüğü değil,
    Benim ne olduğum önemli.
    Hiç kimseye de
    İspat etmek zorunda değilim.
    07-12-2018
    Uğur UKUT
  • "Güncellenmiştir 03:48 - 07.12.2018"

    -Bugün her şey ters gitmek zorunda mı sanki?-
    Çoraplarım? Yine delik.. Bu kadar dikkat etmelerime rağmen! Çabalarım, devrilmiş çınar ağacının köklerinden yeniden filizlenen yeşil dalların yaşama sevinci gibi adete parmaklarımdan fırlayıveriyor... Askerde neredeyse kaybedeceğim ayaklarımın, bana son anda tutulması ve sadece bir ayak-parmağım; ve de bir kaç kırılan, yerinden yanlış çıkmaya alışmış tırnağım...
    Tırnak makasımı her zaman ki gibi Subaylık yıllarımda alışkanlık haline getirdiğim, sevgilime almış olduğum hediye kutusuna koyardım, ve birkaç tane, anı'larımdan kalan zulümlerim. Bu tırnak makası da, böyle bir anı, fakat asla zulüm değildi. Belki de en çok gurur duyduğum tek eşyamdı. O kadar zulümün içinde bu eşyanın ne işi var diye sormayın, gayet mantıklı, bana güç veriyor; ne zaman bu kutudan bana geriye kalan hayal kırıklığım varsa, bir o kadar da dik durmam için sebebim var. Asla bir Türk askeri boyun eğmez... eğmedim de.

    Hayallerimi süsleyen, yarenim diye beklediğim zerafetin ve naifliğin gölgesinde kalan bayan Ülkü'nün, beni terk ettiği o gün, elimdeki kutu o gün sabaha kadar kucağımda kaldı. O yılların Teğmen'i olan ben, defalarca yakmak istesem de, hediye kutusuni bir türlü yakmaya cesaret edemedim.

    Aradan yıllar geçti, rütbelerim yıldızları görene kadar sürdü hayatım. Sonra bir bayan ile tanışabilme cesareti gösterebildim. Lakin bu durumda fazla uzun sürmeden, hüsranla bitti. Belki de hayatım boyunca en iyi ilişkilerimi, üniformamın içinde ki bende buluyordum. İnsanlar konusunda, hiç bir zaman başarılı olamadım. Söz konusu askerlerim olunca, -ah, onlar benim evlatlarım- dünya benim için yeniden doğmak, gibiydi...

    İki bin on beş yılında, Uluslararası bir görevden döndüm. Bir haftalık istirahat etmenin iyi geleceğini düşündüm. Altı aydır geminin içerisinde boğulmuştum, askerlerimle mutlu olsamda.

    İki bin on beş yılıydı. Altı aylık bir seferden dönüyordum, Uluslararası bir görevi icra ettikten sonra, Zonguldağ'ın Ereğli ilçesine demirledik, ikinci kaptana, Marmaris güzergahına demir almadan evvel, vardabandra erlerin, kule ile mors alfabesi çalışmalarını ve de Flag çalısmaları konusunda, alt kademede ki erbaş ve assubayların da gözetiminde olmasını emrini verdim. Askerlerimin hepsinden memnundum. Her biri, er'ler de dahil güzel yetiştirildiler, -vatan sevgisi başka bir şey..- - Belki de beni de sevdiklerindendir. Bu konuda benden mütevazi olmayı beklemeyeceğinizi umuyorum.

    Karargaha geçtiğimde okul arkadaşım Kurmay Kıdemli Yarbay M.'nin Ada çayını içtim, "bir tane daha istermisin" diye sorduğunda, daha sonra tertip diye söylenerek, bir zengin kalkışı yap-saydım. - neler olacağını bilmeden, kaderin beni çektiği yöne doğru yöneldim - - kendi makam aracını vermek isterdi. Fakat o çok sevdiğim 1950'lerin cip modelini sevdiğimi bildiği için, kapıda hazır durduğunu biliyordum. Önce lojmana, biraz istirahat edecek, ardından da deniz kenarında bulunan, restaurantta bir şeyler atıştırırım diye düşünüyordum.

    Komutanlıktan ayrıldım, askere "acelemiz yok evlat." dedim. Bir-iki dakika sonra caddeye çıktık, lambalarda durduk, yanımıza konforlu vip bir araç yanaştı, şüpelendim, araçta bir kişi vardı, hareketlerini tam hatırlamıyorum ama, kuşku uyandırıcı gelmişti, nedendir bilmiyorum.. tam hatırlıyorum dersem yalan söylemiş olurum. Askerin söylediğine göre, "evlat başımız dertte, lambalar yeşil yandı farzet..." , "çabuk gazla!"

    Üç hafta sonra açtım gözlerimi, ayaklarımdan birisini neredeyse kaybediyormşum. Çok büyük bir patlama olmuş, caddede kocaman otuz metre karelik bir oda düşünün, insan boyunda ki derinliğinte... Kendime geldiğimde Dostum Yarbay M. başımda bekliyordu. Uyandığımı fark edince şeker bulmuş çocuk gibi sevindi, tabii ben tekrar gittim (bayılmış ya da kendimden geçmişim, belki narkoz ve ilaçların etkisi..) sonra "İyimisin? Doktoru çağırın, hasta uyandı." nidaları...

    Şarapnel parçalarından dolayı bir kaç defa ameliyat oldum. O gün, bir trafik kazasında hayatını kaybeden bir vatandaşımızın böbreğini, üç gün sonra bana nakil işlemi yapılmış. Anlayacağınız üzere, efendim. şarapnel parçalarından böbreğimi kaybetmişim.. bir iki hafta sonra da Antalya'dan ayrıldım. Arada kontrollerim için gidip geliyordum, bazen uçak ile bazen de otobüs seyahati ile. Keyfim ve sağlığım iyi ise tabii ki otobüs.

    Hastaneden çıktığımda Akif Kara'nın ailesini ziyaret ettim. Nacizane bir kaç hediye götürmek istedim. Bir can borcum vardı. Yoksa iki hediye ile olacak iş değildi elbette ki... Akif Kara, bana böbreğini hediye eden merhum.. içerde fazla kalamadım.

    Haliyle emekli olduk, ama askerlikten vaz geçmedim. Her sabah saat beş gibi kalkar alışkanlık haline getirdiğim ve gençlikte yapamadığım namazlarımı; özellikle, sabah namazında hassasiyet gösterirdim. Bedenimi toparlamam aylar alsada sporu hiç aksatmadan hafif hareketlerle başlayarak, git gide ağırlaştırdım.

    O günden geriye kalan şükranlığım, cip'i kullanan er'in hiç bir şekilde patlamadan zarar görmeden çıkmasıydı. Sadece alnında ufak birkaç çizik olmuş, kendisini görrene kadar içim rahat etmedi.

    İki bin on yedi yılında, önce internetten, organ bağışı için bir kaç prosedür, ardından doku örnekler vs.. işlemlerinden sonra, benden sonra ki var olan insanlara, bana bıraktıkları hayatı, eksiksiz onlarında yaşamaları için ya da en azından, birilerine olan mahcubiyetimden kurtulmuş oldum.

    Bu arada ilik nakli bekleyen sekiz yaşında ki bir fıstığa da yardımcı oldum. Bazen beni arıyor, "komutanım, seni nasıl ayağima kadar getirdim?" diye şakalaşıyor. Bende bazen arayıp, "kız çirkin, insan komutanını ayağına çağırır mı?" diye candaşlarımdan en küçüğü ile sohbetleşiyorduk...
    Benim hikayem bu kadar.. daha sonra yeni hikayelerde buluşmak dileği ile.. sağlık mutluluk dilerim...
    Kadim TATAROĞLU
  • MERSİN'İN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞU İLE İLGİLİ ŞİİR YARIŞMASI DÜZENLENDİ, BİRİNCİ GELEN ŞİİR SAHİBİNE TAM ALTIN. İKİNCİ GELEN ŞİİR SAHİBİNE YARIM ALTIN, ÜÇÜNCÜ GELEN ŞİİR SAHİBİNE ÇEYREK ALTIN HEDİYE EDİLECEK.(SON KATILIM TARİHİ.14 ARALIK 2018 CUMA)...

    YARIŞMANIN AMACI;Mersin’in düşman işgalinden kurtuluş gününü anlatan, o günkü duygu ve düşünceleri yansıtan, mücadele ruhunu çağrıştıran şiirler ile Mersin’imizin ve ilçemizin düşman işgalinden kurtuluş anını yeni nesillere, manevi bir hazla şiirsel bir anlatımla aktarmak.

    ŞİİR KONUSU;3 Ocak Mersin’in Kurtuluşu konulu şiir.

    ŞİİR YARIŞMASINA İŞTİRAK ŞARTLARI;

    01-Yarışmaya; Juri üyeleri ve bunların yakınları dışındaki 18 yaşın üzerindeki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes katılabilir.

    02-Yarışmaya gönderilecek olan eserler; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın dayandığı temel görüş ve ilkelerle, Cumhuriyetin niteliklerini benimsetici ve bu görüş ve ilkelere uygun düşünce tarzına, dünya görüşüne, yaşam tarzına aykırı olamaz. Seçilen şiir içerikleri; her hangi bir siyasi görüşü övücü veya eleştirici olmamalı, müstehcen, manasız ve ticari bir gaye taşımamalıdır. Eserler Türkçe olarak yazılmalı, imla kurallarına uygun olmalı ve daha önce herhangi bir yarışmaya katılmamış, herhangi bir yerde yayınlanmamış olmalıdır.

    03-Yarışmaya gönderilecek Şiirler A-4 sayfa büyüklüğünde 12 Punto, 1,5 satır aralığında, en az 1 en fazla 2 sayfa olacak şekilde yazılmalıdır.

    04- Her yarışmacı bir tek şiirle yarışmaya katılabilir.

    05-Yarışmacı, kimliğini, açık adresini, telefonunu ve kısa özgeçmişini belirten yazıyı bir zarfa koyarak eserini de ayrı bir zarfa koyup üzerine rumuz yazacaktır. Her iki zarfı alacak üçüncü bir zarfa koyacaktır.

    06-Eserler elden, posta ve kargo ile teslim edilebilir.

    07-Gönderilen eserlerin kitap-dergi, gazete Internet, tv ve dijital ortamlarda yayınlanma hakkı; Telif hakkı istenmeksizin, Mersin Yazarlar Derneği (MYD) ve Toroslar Belediyesi’ne aittir. Her iki kurumda ayrı ayrı bağımsız olarak yayın yapabilir. Eser sahibi yayınla ilgili her hangi bir hak iddia edemez. Gönderilen eserler iade edilmez.

    08-Şiir yarışmasına son katılım tarihi 14 Aralık 2018 mesai bitimidir. Bu tarihten sonra gelen eserler değerlendirmeye alınmayacaktır.

    09- Şartlarına uymayan eserler değerlendirmeye alınmayacaktır.

    10-Yarışma sonucu 3 Ocak 2018 tarihinden önce yapılacak etkinlik ile yarışmacılara duyurulacaktır.

    11-Yarışmayı düzenleyen kurumlar, her hangi bir neden göstermeksizin yarışmayı iptal edebilir.

    12-Tüm yarışmacılar yukarıdaki şartları kabul etmiş olarak yarışmaya katılılar.

    YARIŞMA ÖDÜLLERİ;
    Birinciye, Tam Altın,
    İkinciye, Yarım Altın,
    Üçüncüye, Çeyrek Altın,
    Ve Mansiyon Ödülleri.

    ESERLERİN TESLİM EDİLECEĞİ ADRES;Mersin Yazarlar Derneği-İhsaniye Mahallesi, 4914 Sk. Sualp Apt. Kat.2 D.3 Akdeniz-Mersin Tel.0-324-3367689 veya 0-532-7711191