• Leyla ile Mecnun şu an TRT 1 de
  • Tübitak, özelleştirme kapsamında kalmak için, ana yüklenici(müteahhit) şirket; küreselleşme kapsamında kalabilmek için de kritik olmayan sektörlerde ecnebinin rekabete katılma formülünü bulabilmiş; iyi güzel de, şu iki sorunun cevabı da bu kadar kolay mı: 1) Tüsiad'ın hangi şirketi, hangi ulusal güçle ana yüklenici olabilecek? 2) her yerli olan acaba milli midir?
  • Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz,
    İlk aşk gecesinin masum yeminleri,
    Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz?
    Saadet bilmiyorum o hazdan gayri.

    (Varlık, 1 Haziran 1943)
  • Dolaştığım denizlerce düşünüyorum,
    Bineceğim son gemi değil midir
    Hayır sahibi omuzlarda giden tabut.
    Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer,
    Derdim ki: "Elbet bir ağlayanım olur benim de;
    Ramazan geceleri Yâsin okuyanım,
    Baharda kabrime menekşe getirenim de."
    Fakat bütün bunlar olmasa da olur,
    Yine tasa etmem,
    Yine kırılmam kimseye.
    Ben aşk adamıyım,
    Sevmeye geldim insanları,
    Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye;
    Hesapsız, karşıklıksız,
    Ayrılık gayrılık gözetmeden.
    Gün gelir gidersem şayet,
    Öyle severekten gideceğim ki,
    Karanlık kıyılardan bile olsa,
    Candan selâmlarım,
    Civarımdan geçecek gemileri;
    Güneşli gemileri;
    Şarkılı gemileri,
    İçlerinde kendim varmışım gibi!

    (Varlık, 1 Şubat 1942)
  • Aşık olduğuna ulaşmak için yürür aşık. Yolda karşılaşacağı zorlukları hesaba katmaz, gözünde gönlünde sadece sevdiğine kavuşmanın hayali vardır.
  • Ülkede yaprak kımıldamazken “biz Marksist-Leninistiz, sizlerden af istemiyoruz” dediler.
    Gerektiğinde öldüler, yaralandılar, aç-susuz kaldılar, hem de aylarca. 8.5 yılda yaklaşık bir yıl aç kaldılar, üç yoldaşlarını ve bir siper arkadaşlarını ölüm orucunda kaybettiler...
    Özleri ne idiyse sözleri de o oldular.
    Varsın egemenler başları üzerinde kör balta sallandırsın, yapacakları tek şey vardı: Devrimin ve emekçi halkın sosyalizm davasını sadece genel sözlerle değil, devrimci eylemin zerresini bile sahiplenmekten kaçınmayarak faşizm karşısında gür sesle savundular. Halka karşı suç işleyenlerin suçlarını yüzlerine haykırdılar mahkeme salonlarında...
  • 33 senelik talebelikte öğrenilen 8 mesele

    Şakîk, Hâtem ‘e sordu:

    – Kaç senedir benim yanımdasın? Hâtem :

    – Otuz üç senedir. Şakîk :

    – Bu müddet zarfında benden ne öğrendin? Hâtem :

    – Sekiz mes’ele öğrendim. Şâkîk :

    – înnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn! Ömrüm seninle geçtiği hâlde benden ancak sekiz mes’ele mi öğrenebildin? Hâtem :

    – Evet hocam, ben yalan konuşmayı sevmem, ancak sekiz şey öğrenebildim. Şakîk:

    – Bu öğrendiğin sekiz şey nedir? Söyle dinleyelim. Hâtem :

    1 – Baktım ki, herkesin ayrı ayrı bir dostu var. Fakat bütün dostlar, nihayet mezar başından geri döndüğü için ben, hiç birine güvenmedim, ancak mezarımda da bana arkadaş olacak iyi amelleri kendime dost seçtim. Şakîk:

    – Çok güzel, ikincisini söyle bakalım. Hâtem:

    2 – Allah’u Teâlâ’nın :

    “Allah’ın azametinden korkup nefsini, arzu ve isteklerinden alıkoyanın varacağı yer Cennettir.” (79-Nâzi’at: 40, 41) mealindeki âyet-i kerîmesini düşündüm, hak olduğunu bildim ve nefsimin behîmî arzularını yenmeğe çalıştım ve bu suretle Allah’u Teâlâ’ya itaate devam ettim.

    3 – Baktım ki, herkes elindeki kıymetli sermâyesini koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çâreye bağ vuruyor. Halbuki Allah’u Teâlâ’nın:

    “Sizin elinizde olan her şey tükenecek, ancak Allah katında olan bakîdir. ”

    âyet-i celîlesini düşündüm ve ben de kaybolmaması için kıymetli kabul ettiğim bütün varlığımı Allah’a, emânet ettim-, Onun rızası uğrunda harcadım.

    4 – Baktım ki, insanların her biri mâl, haseb, şeref ve neseb aramaktadır. Anladım ki bunlar bir şey değil. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Allah katında en keremliniz, en çok muttaki olanınızdır (49-Hucûrât: 13)

    âyet-i celîlesine baktım da, Allah katında kerîm olmak için malı, mansabı değil, takvayı seçtim.

    5 – Baktım ki, insanlar mütemadiyen birbirine saldırıyor, yekdiğerini tel’în edip duruyorlar. Sebebini, hâsed denilen çekememezlikte buldum; sonra Allah’u Teâlâ’nın:

    “Biz, onların dünyâ hayâtındaki geçimlerini taksîm ettik”

    âyet-i celîlesini düşündüm ve anladım ki bu taksimat, Allah’u Teâlâ’nın taksimidir, bunda kimsenin te’siri yoktur. Ben de Allah’ın taksimine razı oldum, hased hastalığını attım ve kimseye düşmanlık etmedim.

    6 – İnsanların birbirine düşman olup birbirlerini öldürdüklerini gördüm. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Asıl düşmanınız şeytandır. Onu düşman tanıyın ”

    âyet-i celîlesini düşündüm ve asıl düşmanın Şeytân olduğunu anlayınca, yalnız onu düşman tanıdım ve başka kimseye adavette bulunmadım.

    7 – Baktım ki, insanlar şu bir lokma ekmek için helâl – haram demeden her türlü zillete katlanıyorlar. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Bütün yaratıkların rızkı Allah üzerinedir.” (11-Hûd: 6)

    âyet-i kerîmesini düşündüm. Benim de bu canlı varlıklardan biri olmam hasebiyle, rızkıma Allah’u Teâlâ’nın kefil olduğunu anladım; isteklerime bakmadan, Allah’u Teâlâ’nın bende olan hakkı ile meşgul oldum.

    8 – Baktım ki, insanlardan bir kısmı servetine, ticâretine; bir kısmı sıhhatine olmak üzere, kendileri gibi bir yaratık’a tevekkül etmekte [güvenmekte] ve ona bel bağlamaktadır. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Allah’a tevekkül edene [güvenene] Allah yeter.H (65 – Talâk : 3)

    mealindeki âyet-i celîlesini düşündüm ve ben de (fâni olan başka şeylere değil) ancak Hazret-i Allah’a tevekkül ettim ve O’na bağlandım. O da bana yeter. İşte senden öğrendiklerim bunlardır.

    Dedi. Bunun üzerine Şakîk :

    – Hâtem, Allah seni muvaffak etsin; doğrusu ben, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân-ı Azîmi tedkîk ettim, bütün dîni işleri ve hayır çeşitlerini şu sekiz mes’ele üzerinde devreder gördüm. Şu sekiz esâsa riâyet eden dört kitâb’ın hükmüyle amel etmiş olur. Dedi.

    İlmin bu nev’iyle meşgul olup bunu anlayanlar ancak âhiret âlimleridir. Dünyâ âlimleri ise, güçleri yettiği kadar mâl ve mansab etmekle meşgul olur da, Allah’u Teâlâ’nın Peygamberleri vasıtasıyla tebliğ ettiği âhiret ilimlerini ihmâl ederler.

    İmam Gazzali, İhya, cild 1