• Son model arabalara binenlere oy vermiyormuşçasına 1000k üzerinden dini mesaj verip 'fakirleri gözetin' tarzı cümleler paylaşmak da yeni moda sanırım.
  • 72 syf.
    Merhaba Sevgili 1000K Kullanıcıları,

    Anton Çehov'un Altıncı Koğuş eseri ilk olarak dönemin en popüler Rus dergilerinden olan Russkaya Mysl dergisinin 1892 kasım ayında yayımlanan kısa öyküsü. Oldukça ilgi gördüğü söyleniyor. Öyle ki rivayete göre Vladimir Lenin de bu yapıtı okuyor ve çok etkileniyor, "Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim." dediği de söylenmektedir. Diğer öykülerinden hep ayrı yerde tutulan Altıncı Koğuş, Rusya'nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınlığının "deliliği"nin simgesidir adeta.

    Kaynaklara göre öykünün birçok kez sinemaya uyarlandığını ve Türkiye'de tiyatro oyunu olarak oynandığını da söylemek mümkün.

    Peki eserin konusu ne? Eser ne anlatıyor?

    Çehov bir akıl hastanesinde geçen bu eserinde, eğitimli bir akıl hastası olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç ekseninde iki farklı insan tipi çizmektedir. Hastahaneye girdiğimizde karşımıza çıkan Dmitriç ile 4 kişinin daha beraber kaldığı altıncı koğuş aslında hikayenin ana karakterlerinin ve felsefesinin buluştuğu nokta. İkisi arasındaki felsefi çatışmayı görmekteyiz. Bu felsefi çatışma hem içsel hem de karşılıklı diyaloglarla olacaktır. Özellikle ülkenin sorunlarıyla ilgilenmeyerek seyirci kalmayı tercih eden kişilere yönelik eleştirilerle Rus toplumunu biraz daha anlayıp Lenin'in söylediğini daha iyi anlayacağız. Özellikle esere daha yaygın olan ölüm ve ölümsüzlük, tanrının varlığı veya yokluğu, akıl ve onu kullanmak, insanlar, yozlaşan memurlar, kitap okuma alışkanlığı ve empati gibi çok sayıda konunun varlığını da görmüş olacağız. Bazı değerleri anlamak açısından özellikle bu kitap okunması gereken bir eser.

    Ana karakterlerden Dmitriç normal bir hayatı varken hiç beklemediği anlarda yaşadığı olaylardan ötürü bir anda yaşamı değişir ve psikolojik çöküntü yaşar. Bunun sonucunda kendisini sürekli endişe içinde bulur ve herhangi bir suç işlememesine rağmen devamlı takip edildiğini düşünür. Paranoyak bir izlenim veren Dmitriç en sonunda Altıncı Koğuş'a yatırılır. Bu akıl hastanesinde kaldığı koğuş oldukça kötü durumdadır ve hastalarla ilgilenilmektedir. Dmitriç de maruz kaldığı bu durumdan şikayetçidir, yaşadıkları zorbalıklara ve adaletsizliklere karşı çıkmaktadır.

    Koğuşta kalan beş kişinin doktoru olan Andrey Yefimıç ise aslında kendi isteğiyle doktor olmamışıır. Onunda hayatına değinen noktalar oldukça önemlidir. Yazar, felsefi çatışmaya doktordan başlıyor. Bu yüzden doktoru anlamak çok önemlidir. Özellikle mevcut durumu değiştirmek için hiçbir şey yapmayan bir kişi görünümünde olması dikkat çekicidir. Kitap düşkünü olan Yefimıç de birtakım felsefik sorgulamalar yapmaktadır ve özellikle memlekette bir tane akıllı insan yok konuşabileceğin, tartışacağın şeklinde sistemlerde bulunur.

    Nitekim bir gün Altıncı Koğuş'a uğrar ve Dmitriç ile sohbet eder. Dmitriç'in söylediklerine verdiği cevaplardan çok etkilenir. İşte konuşmaktan keyif alacağı akıllı insanı, akıl hastanesinde bulmuş olur :)

    İkilinin felsefik konuşmaları bir süre devam eder. Lakin bu ikilinin sohbetlerine gizlice tanıklık edenler doktorun da hasta olduğu düşüncesine kapılır. Yerel yönetimin olağan toplantısı görünümündeki bir davete giden Yefimıç, sohbet sırasında uzmanlarca sınandığını fark etmez ve koltuğundan olmasına giden süreç hızlanır. Başlarda tedaviyi reddeden doktor, sonrasında maddi durumunun da kötüye gitmesi nedeniyle tedaviye sıcak bakar ve kendi hastalarının kaldığı Altıncı Koğuş'a kapatılır. Orada da birtakım diyaloglara tanık olacağız. Ve tabii ki mutlu bir sonla bitmeyecek öykü.

    Okumanızı tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim herkese :)
  • Herkese merhabalar,

    Bir takım yoğunluk ve aksaklıklar sebebiyle Hakkari'de Bir Mevsim buluşmasının haberini girememiştik.

    Geç olsun güç olmasın.

    Aralık buluşması için, bir önceki buluşmamızda(#55795858) okuduğumuz fars edebiyatı kitabına(Beyel'in Yas Tutanları) hem coğrafi konum olarak hem de içerik olarak çok da uzak olmayan bir kitap olan “Hakkari'de Bir Mevsim” kitabını inceledik.

    Bir dönem sansüre uğramış olsa da şuanda Milli Eğitimin en iyi 100 eser arasında gösterdiği kitap, hayatının erken dönemlerinden birinde askerlik görevi yerine tutulacak bir öğretmenlik görevi için Hakkâri’ye gönderilmiş olan Ferit Edgü’ nün yaşadıklarını, yabancılaşmayı ve Hakkâri sevgisini anlatan tam bir başyapıt. Tabi gerçek ve kurgu arasındaki bir belirip bir kaybolan ince çizgiden bahsetmek de gerek burada.

    Çaresiz bir coğrafyada, çaresizliği, yokluğu gördükçe dışının etkisiyle dönüp kendi içini seyre dalan bir adamın hikâyesini anlatan öykü hiçbir yere bağlanmıyor. Kitap sizi içine çekiyor, okudukça içinde hissediyorsunuz kendinizi.

    Ferit Edgü' nün güçlü ve etkileyici diliyle yokluğu, sümbül dağının eteklerine serilmiş kenti ve içindeki yaşamı sanki biz yaşıyormuşçasına iştahla, şiir okur gibi hissederek okuyoruz.

    Okuma grubunun hem fikir olduğu konular; yaşanan diyalogların çok gerçekçi ve içe işleyici olduğu yönünde olsa da zaman zaman görüş ayrılıkları da yaşandı. Yazarın etkileyici dilini kullanırken cinsellik anlatımını pedofili olarak yorumlayanlar oldu. Bunun pedofili değil yazdığı coğrafyada normal görülen bir şey olduğu için yokmuş gibi davranmak yerine bunun rahatsız ediciliğini vurgulamak istediğini söyleyenler de oldu. İçerik grupta ciddi bir tartışma yaratsa da gerçekler her daim rahatsız edici üzerinde hem fikir olduk.

    1000K bursa grubu olarak kitabın etkileyici bölümlerini bu kış gününde okumaları için alıntılar yaparak diğer okuyuculara yol gösterelim…

    “- biz çıldırırsak buradakiler ne yapsın?
    - biz dediğin kim? burada yalnızsın.”

    “hadi çocuklar, dersimiz oyun. Dışarı çıkalım.
    Hep birlikte bir kardan adam yapalım. Burnuna koyacağımız havuç yok, ama bir tezek parçası koyarız. Göz olarak koyacağımız kara zeytinlerimiz yok, ne yapalım biz de gözlerini oyarız. Eline vereceğimiz süpürge yok, ama bir çifte veririz. Dergilerdeki kardan adamlara benzemeyecek ama aldırmayın, bizim kardan adamımız da böyle olur, deriz soranlara. Soran olursa.''

    "yolcu, bir gün yolunu yitirirsen, artık eski yolunu bulmaya çalışma, yeni bir yol ara kendine."


    “Çünkü anlamak bir ortak dil gerektirir. Ortak dil ise. Ortak yaşam / ortak bilgi/ ortak birikim/ortak düş kimi yerde ortak düşüş demektir. Ortak değilse bile yakın / benzer/ gibi. “


    “Çaresizliğimi duyuyor, çaresizliği yenmek istiyordum. Dalgalarla boğuşulur. Limanlar özlenir. Bir kuytu limanda demir atılır. Fırtınanın dinmesi beklenir. Sonra yeniden demir alınır. Yola koyulunur. Burada: hangi çare? Hangi yol?”
    “Bir tek şey istiyorum, çaresizliği yenmek.”

    Buluşma yazısını hazırlayan Gökhan Tura arkadaşımıza teşekkür ediyoruz.

    Toplu foroğraf : https://i.hizliresim.com/GZd23V.jpg

    Katılımcılar
    endymion
    Gökhan Tura
    Ahmed Yasir Orman
    Fatih Yıldırım
    Gülfe
    Kitaplara tutkun muallime
    Şeyda
    Merdümgiriz
    Fatih durmuş
    Hauhet Ankh
  • 208 syf.
    ·2/10
    Kitap guzel mi?
    Evet güzel!
    Ama şöyle bir durum var;
    Kitabın ilk sayfasında "bu kitabın tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilse dahi kullanılamaz!" yazıyor.

    Şimdi soruyorum;
    Neden?

    Ben hiç "benim şarkımı dinleyin ama başka yerde söylemeyin" diyen şarkıcı/türkücü hatırlamıyorum mesela.
    Yahut bir komedyenin "esprime gülün ama siz aynı espriyi yapmayın sakın!" dediğini de görmedim.
    (Belki diyenler vardır)

    Niye Üstün hocam niye?
    Kitabını satın almışım, zaman harcamışım okumuşum, beğendiğim kısımları çevremdekilerle paylaşsam ne olur yani? Sen kitabın içerisinde hiç alıntı yapmadın mı? Yaptın. Ben yapınca niye suç olsun? Kitapta geçen bir cümleni alıp, sınav sorusuna cevap olarak yazsam telif mi isteyeceksiniz? Nedir bu vaziyet?...

    Aynı alanı paylaşmaktan ve benim meslektaşlarıma ders vermekte olmanızdan hicap duyuyorum. Ayrıca konu seçimine psikoloji alanını eklenmeyen 1000K'yı da şiddetle kınıyorum.
  • Buro bu iletiyi senin için yazıyorummm ❤️

    Şu an asker izninde olup 1000k da ne paylaşmışım diye kontrol yapan deli adamım.. 🤗 (bu kadar sevildiğimi bilseydim anama daha çok lahana sarması sardırırdım) 😁😁😁
  • 126 syf.
    Merhaba sevgili 1000k kullanıcıları :)

    ---SPOİLER İÇERİR----

    Daha önceki incelemelerimden belki fark edenler olmuştur; normalde bir kitabı okumadan önce onun hakkında araştırmalar yapar ve o şekilde okumaya karar veririm. Bu sefer öyle olmadı. 1000k'da çok sık rastladığım bir kitaptı. Bir dönem sanki 3 kişiden 1'i bu kitabı okuyordu. Belki de bana öyle denk geliyordu. Açıkçası merak ettim ama almadım ya da herhangi bir araştırmaya girmedim. Ara sıra incelemelere denk geliyordum o kadar. Kitaptan bir arkadaşıma bahsettim ve sağolsun kendisi almış. Önce kendi okudu ve sonra bana gönderdi. Bu kitabı okumama vesile olduğu için kendisine çok teşekkür ederim. İnceleme yazısı yazmak konusunda kararsız kaldım aslında. Sanırım biraz üzgünüm biraz da kızgın olduğum için tutamadım kendimi ve başladım yazmaya. Kitabı bitirince kitap hakkında araştırmalar yaptım. Hem yararlandığım o bilgilerle hem de bende yaratmış olduğu etkilerle bakalım nasıl bir inceleme ortaya çıkacak? :)

    Öncelikle herkesin bu kitabı araştırdığında görebileceği bir bilgiden bahsetmek istiyorum.
    Bu roman 1774 yılında ünlü yazar Goethe tarafından iki haftada yazılmış ve mektuplardan oluşmuştur. Aslında mektup türü şeklinde de geçiyor ama asıl olan şey mektuplarla oluşturulmuş bir roman. Ve yazarımızın ilk romanıdır. Roman, mektuplar şeklinde yazıldığı için insanda bir gerçekçilik hissi uyandırır. Ve bunu okuduğunuzda gözünüzde ya da kafanızda canlanmasıyla da hissediyorsunuz. Büyük yazar bu küçücük romanı bitirdiğinde henüz 25 yaşlarındayken roman yayımlandıktan sonra büyük bir ilgiyle karşılanmış ve üstelik kısa sürede bütün Avrupa'da ün kazandırmıştır. Avrupa’da pek çok intihar vakası yaşanmış olması romanın etkisini göstermesi bakımından oldukça çarpıcıdır. Şahsen ben hala günümüzde de bu tür kurguların yaşanması açısından birçok kişinin hayatını etkilediğini düşünüyorum. Ayrıca o günlerde romanın popülerliği bağlamında gençler aynı Werther (romanın ana kahramanı) gibi giyinmiş ve duygulu bir şekilde sevdiklerine aşklarını ilan etmişlerdir. Goethe’nin bu Werther karakterini oluştururken esin kaynağı; aynı yıllarda yaşamış ve intihar etmiş olan arkadaşı Karl Wilhelm olmuştur. (ki zaten romanda Werther'in yazmış olduğu mektupların çoğu Wilhelm'edir.) Roman daha sonra tiyatro eseri ve opera olarak bir drama şeklinde oynanmış ve daha pek çok başarılar yakalamıştır.

    Ve şimdi gelelim kitabımızın içeriğine...

    Roman, romanın ana kahramanı olan Werther'in Lotte'ye olan aşkını anlatmaktadır. Mektuplarda kendi duyguları ile ahlaki yapısı çatıştığını çok sık görmekteyiz. Ki en son aldığı kararda bunun üzerine olmuştur. Bu yüzden romanın aşk ve ahlak çatışması üzerine kurulmuştur diyebiliriz. Bu romanda Goethe’nin yaşamından parçalar ve kesitler vardır. Kendisi de aynı şekilde Charlotte isimli bir bayana âşık olmuştur.
    Ne var ki bu hissettiği duygular aslında karşılıklı olmasına rağmen Lotte, Werther'e bir karşılık göstermeyip nişanlısıyla evlendiğini daha sonra da Werther ile arasına mesafe açmak istediğini mektuplardan görüyoruz. Aşk ve dostluk kavramının ne kadar ince bir çizgide olduğunu da görüyoruz böylelikle. Daha sonrasında Werther'in durumu ise oldukça trajik. Detaylara çok girmeden kitabın bitişi hakkında biraz söz edeceğim. Belki de sitem etmek istiyorum.

    Açıkçası Lotte'ye ben biraz kızdım. Yani engelleyebilirdi bu durumu (tabii onunla olarak değil ama sözle yapabilirdi). Çünkü ona değer veriyordu ve Lotte bunu çok iyi biliyordu bence. Werther'in ise seçtiği yola her ne kadar kızsam da ölümünde nefes alması beyni dışarıda da olsa nabzı atıyor olması, hareketsiz kalsa da oradaki telaşın farkında olmasını düşündüm bir an ve bu gerçekten benim için üzücüydü. He bir de cenazelerin genellikle akşam yapılması ve intihar olduğu için tek bir din adamı bile cenazelerde yer almayıp tabutu da zanaatkarların taşıması buruk bir acı bıraktı içimde. Kendini bu şekilde yok etmeyebilirdi. Keşke arkadaşının dediği gibi onların yanına gitseydi... Ne bileyim sonu intihar olmamalıydı işte... Gerçekten etkileyici bir romandı.

    ALINTI: Herkes hayatının bir döneminde bu aşk hastalığına tutulur, insan elde edemediği ya da kavuşamadığı aşkların tutsağıdır. Bu roman böylesine özel bir durumun en başarılı bir şekilde işlendiği ümitsiz aşkı anlatır. Ve biliyoruz ki yaratılan her aşk ümitsizdir.

    Okumanızı tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim ')