• Herkese iyi akşamlar sayın 1000k lılar. Bu akşam sizlere geçtiğimiz Yaz başımdan geçen sıradışı bir olayı anlatacağım.
    Ben bu iletiyi, otobüsün en ücra köşesinde (35 número :) rahatsız bir koltukta 12 saatlik yolculuğumun ilk dakikalarında yazarken, sizler rahat yataklarınıza uzanmış bir şekilde bu iletiyi okuyor olacaksınız.
    Kafamda iki soru;
    1)pantolon yırtılmadan memlekete varabilir miyim?
    2)Öndeki koltuğa dizimi dayayınca öndeki insan rahatsız oluyor mu?
    Neyse bu soruları bir kenara bırakıp mevzuya gelmeden önce; nasılsınız? İyi misiniz? Umarım hepiniz iyisinizdir. Kötüyseniz de iyi olursunuz.
    O zaman hala okuyorsanız asıl konuya 1 yıldır düzenli aralıklarla üzerine düşündüğüm ama her seferinde sonuçsuz kalan ve beni hayrete düşüren, ilk günkü tazeliğini koruyan olaya geçiyorum. Biraz hikayeleştireceğim haberiniz olsun.

    Geçtiğimiz yaz kardeşim Feyza(18) bana gezmeye gelmişti. Günler geçiyor biz geziyorduk. Geziyor geziyor istanbulu feth ediyorduk.
    Bir cumartesi sabahı saat 9 sularında kalktık, el yüz yıkama fasılları vs. Vs. herzaman ki gibi rotasız, plansız, spontane bir şekilde ďışarı çıkıp gezmek için hazırlanmaya başladık. Hazırlıklara başlayamadık, çünkü aman tanrım😱 kardeşimin şarj aleti kayıp." Ne var sanki şarj aleti bu, kaybolur bulunur niye abartıyorsunuz." Dediğinizi duyar gibiyim. Ama Hayıııır o normal bir sarj aleti değil. Oo, 18 yaşında Snap, story tutkunu bir "genç kızın" şah damarı :)).
    Neyse hazırlıklar durdu ve şarj aleti aramalarına başlandı. normal şartlarda 5 dk da bulunması gereken sarj aleti aramalarımızda 2. Saate ulaşmanıza rağmen henüz bir sonuca varamadık.
    Öyle bir arama yaptık ki buz dolabından petek aralarına, halı altlarından, banyo dolabı üstlerine kadar odaları santim santim aradık. Malesef kardeşim kederli ben yorgun sarj aletini bulamadık. Umudu kestik.
    Kalan hazırlıkları bitirip dışarı çıktık. Ayasofya'dan, Galata'ya, Eminönü'den üsküdara gezdik durduk.
    Gece oldu evimize geldik. Son bir umut bir arama daha yaptık. Yok yok yok.
    Neyse günün yorgunluğu üzerimizde yatmaya koyulduk havada bir sıcak ikimizde bir köşeye attık kendimizi yatış moduna geçti.
    Ben salonda yattım, 2 karşılıklı kanepe, bir yemek masası bir tv klasik bir oturma odası işte. Ortak kullanım alanı sürekli orada durduğumuz bir yer. Ayakaltı. Yerdeki halı yıkanacak olduğundan yerde halı yoktu o akşam.
    Sabah kalktım. Ben deli yattığım için kalktığımda yatmış olduğum yastık yere düşmüş. Kalktığım gibi su içmek için mutfağa gittim. Benden hemen önce kalkmış olan kardeşim yanıma mutfağa mutlu bir şekilde gelip abiiii sarj aletimi bulmuşsun nerdee bulduuun dedi bende dalga geçme olum kafan mı güzel ne sarj aleti dedim. Öyle böyle derken bir baktım. Aman tanrım şarj aleti akşam kafamı koyarak yattığım ve gecenin ilerleyen saatlerinde yere düşürmüş olduğum yastığın üzerinde duruyor. Şu kısmı yazarken şuan bile ürperdim.
    Kardeşim korkudan bütün gün ördek gibi peşimde dolaşmıştı.
    Bu olayı ölsem unutmam. Bir senedir herkese anlatıyorum bu olayı.
    yaşamış olduğum en sıradışı olaydı .
    Sizin başınıza gelen böyle doğaüstü bir olay Var mı?
    Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim :)
  • 144 syf.
    ·3 günde·8/10
    NECİB MAHFUZ VE KİTAP YASAKLAMA HAKKINDA

    1000k'dan önce yazarın hayatını öğrenme, düşünceleri ışığında eserleri ile buluşma gibi bir hedefim olmamıştı hiç. Şimdi ise kitabı okuduktan sonra ilk düşündüğüm olgu. Necib Mahfuz 1988 Nobel ödüllü, Mısır orijinli ve zamanında kitapları yasaklanmış, hakkında 'fetva' verilmiş bir yazar. Aziz Nesin'in Salman Rushdie'ye ait Şeytan Ayetleri kitabını çevirmesine ilişkin tartışmalar sonrası radyoda kendini savunduğu sırada 93 yılında çevirmek istediğini söylediği kitap da Mahfuz'un Cebelavi Sokağı'nın Çocukları. Hatta Mahfuz için Cebelavi Çocukları olmasaydı Şeytan Ayetleri yazılamazdı denmiş ve yazar 1994 yılında kılpayı ölümden dönmüş. ( Şeytan Ayetleri'nin Türkçesi basıldı mı bilemiyorum.)

    Türkiye’de de kitapları toplatmak, yasaklamak ya da yazarlarını yargılamak, hedef göstermek sıradan olaylar. Tüm yasaklanan kitaplar diye bir liste yapılsaydı karşımıza sadece kitap isimlerinden oluşsa bile muhtemelen bir kaç cilti bulacak bir seri çıkardı. Çünkü sadece Türkiye'de bugüne kadar olanlar 23000'i geçmiş durumdaymış.

    Genel olarak bazı sebepler ön plana çıkıyor yasaklama mevzusunda. Halkı suça teşvik etmesi, halkın bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmesi, müstehcen olması, komünizm/siyonizm/..izm propagandası yapması, dine saldırı/dini değerleri aşağılaması en popüler nedenler. Mesela Bülbülü Öldürmek 'ırkçılık' içerdiği için, Alice Harikalar Diyarında 'hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı' gibi trajikomik sebeplerle çeşitli ülkelerde yasaklanmış.

    Şimdi asıl soru bazı kitaplar yasaklanmalı mı ya da her kitap illa basılmalı mıdır? Bazı kısımları çıkartılması uygun mudur? Şu aralar Ankara grubunda Şibumi okunduğu için örnek ondan verilebilir, çıplak elle adam öldürme vs. (Gerçi Tuco Herrera sansürsüz ilk basımına sahipmiş :)) durması gereken kısımlar mıdır? Manevi değerleri aşağılamada bir sınır var mıdır yoksa sınırsız bir özgürlük içinde yazanlara hoşgörü mü duymamız gerekir? Şartlı, amalı cevaplarım, kırmızı çizgilerim var benim de bir çoğumuz gibi.

    Kitaba gelirsek akıcı, sürükleyici, meraklandırıcı bir konusu, dört koldan bilinç akışı ile, iç monologlarla dolu, bir günümüzde, bir geçmişte seyreden bir anlatımı var. Beğenilmeyecek gibi değil. Sadece önemli bir sorun güzide ülkemizde Arapça aslından çeviren bulunamadığı için sanırım İngilizce'den çevrilmiş Kırmızı Kedi Yayınevi'nde. Lanet olsun'lar havada uçuşuyor.

    NecmettiN in #29041902 etkinliğiyle okudum. Nobel ödüllü yazarlara beklerim hepinizi.
  • 147 syf.
    ·4 günde·8/10
    Kitaplar dünyayı değiştirebilir mi? Ya da Kitaplar dünyayı nasıl değiştirebilir?

    Hep sorulan bir sorudur bu. Ben de kendime birkaç defa sordum ve yanıt aradım. Kendime ait, çok da kelimelere dökemediğim bazı cevaplar da buldum bulmasına... Ancak Malcolm X'in kısa ama dünyayı değiştiren, hadi değiştiren demeyelim de o kelebek etkisi dediğimiz döngü içerisinde en etkili kanat çırpışlarından birini yapan yaşam öyküsüne daha yakından baktığımda çok daha net ve gerçekçi bir cevapla karşılaştım: Evet, kitaplar dünyayı değiştirebilir...

    Hikaye, Malcolm Little, yani bilinen adıyla Malcolm X ya da sonradan değiştirdiği üzere Malik el Şahbaz adlı siyahi bir gencin 20'li yaşlarda hırsızlık suçundan hapse düşmesiyle başlıyor. Norfolk Hapishanesi, onun ve koca bir ırkın kaderini değiştirecek yer olarak karşımıza çıkmakta. Bu hapishanenin bir özelliği var. Parkhurst adlı bir milyoner, tüm kitaplarının buraya verilmesini vasiyet ediyor. Kitapların içinde konu çeşitliliği bakımından yok yok ve sayıca o kadar fazla ki, raflarda yer kalmadığı için kutulara, sandıklara istiflenip boş bulunan yerlere yığılıyor.

    İşte Malcolm hapishane yıllarını bu kütüphaneyi hatmederek geçiriyor. Özellikle tarih ve din kitaplarını okuyor. Çin ve Mısır başta olmak üzere medeniyetler tarihini araştırıyor. Sora siyah ırkın kökeni ile ilgili çok derinlemesine araştırmalar yapıyor. Etkilendiği kitaplar içinde 1000k'da bulabildiğim kitap Medeniyetin Temelleri, yazar ise H. G. Wells . Tabii bunların dışında başkaları da var... O saate kadar Harlem sokaklarında illegal yollarla yaşamını sürdüren ve bu nedenle hapse düşen bu siyahi adam, işte böyle kitapla iç içe geçen 7 yılın ardından zihni tamamen bambaşka ve yeni bilgilerle dolmuş, bu bilgiler vasıtasıyla dünya hakkında yepyeni fikirler edinmiş bir insan olarak özgür dünyaya geri dönüyor.

    Hapishane sonrası süreci kulaktan dolma da olsa herkes bir şekilde duyup bildiği için bu bölümü çok fazla uzatmıyorum. Hapishanede dinini değiştiren ve Müslüman olan Malcolm, önce Siyah Müslüman Hareketi'ne katılıyor. Burada 12 yıl mücadele verdikten sonra görüş ayrılıkları yüzünden buradan çıkıp Afro-Amerikan Birliği Örgütü'nü kuruyor. Orta Doğu ve Arap ülkelerine ziyaretler yapıyor ve kısa zaman içerisinde Siyahi Hareketin lideri konumuna yükseliyor.

    AABÖ lideri kimliğiyle çok sayıda salon konferansları gerçekleştiriyor ve özellikle Amerika'da yaşayan siyah halkı örgütleyerek önemli hakların kazanılması yolunda ilk adımları atıyor. Bu konuşmalarında beyaz ırka, özellikle Amerikan ve İngiliz beyazlarına karşı ırkçılığa varan çok sert açıklamalar yapmasına rağmen ne ilginçtir ki(!) ölümü yine Müslümanların elinden oluyor. 1965 yılının şubatında bir salon konuşması esnasında Siyah Müslüman Hareketi üyeleri tarafından tam 21 kurşunla henüz 38 yaşındayken katlediliyor. Görünen sebep, Malcolm X'in bu hareketi reddetmesi...! En yaygın teori ise ters düşerek ayrıldığı bu teşkilatın lideri Elijah Muhammed ile CIA'in işbirliği yaparak bu suikastı gerçekleştirdiği yönünde...

    --------------------------

    Malcolm X, her ne kadar Afro Amerikan Müslümanların lideri olarak bilinse de ve mücadelesini bu kesim üzerinden yürütse de konuşmalarında vermiş olduğu evrensel mesajlar, kullandığı hak, adalet, eşitlik gibi evrensel kavramlar nedeniyle dünyadaki tüm ezilen, sömürülen, görmezden gelinen halklar üzerinde etkili olmayı başarmış bir lider. Kitabın adının 'Köklerimiz' olmasının nedeni, Malcolm X'in tüm konuşmalarından ortak mesaj olarak bu konuya vurgu yapması. Çok zor olacak ama, tek paragrafla özetlemeye çalışırsam verilen mesaj, şu merkez üzerine odaklanıyor:

    Sizler köle olarak doğmadınız, hatta köklerimizi iyi araştırdığımızda göreceksiniz ki medeniyeti biz kurduk, biz geliştirdik. Beyaz adam hala bir hayvan gibi yaşarken bizler medeniydik. Sonra bizim bu gelişmişliğimizden faydalanmak için bizi alıp buraya getirdiler ve bizi köle yaparak kendi başaramadıkları her işe bizi sürdüler. Onlar için savaştık, onlar için pamuk topladık, onların evlerini koruduk ve nesiller boyu onlara hizmet ettik. Şimdi yeniden o kökleri keşfetmemiz ve ait olduğumuz yere dönmemiz gerekiyor (burada dönmek coğrafi anlamda değil). Ancak siz öğrenilmiş çaresizlik batağındasınız ve sizin gibi dedelerinizin de doğuştan pamuk toplayıcısı olduğunu düşünüyorsunuz. Artık uyanmanız gerekiyor.

    Bu cümleler birebir ona ait değil. Ben kitaptan okuduklarımdan bir özet yapmaya çalıştım. O yüzden tırnak içine almadım. Sonuç olarak Malcolm X, 300-400 yıl süren, yaklaşık 12 milyon siyah insanın Afrika'dan gemilerle Avrupa'ya ve Amerika'ya getirildiği, yine milyonlarca insanın (115 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor) işkencelerle öldürüldüğü; zamanla şiddetin dozu azalsa da kavramsal olarak varlığını hep koruyan ve çeşitli elbiseler değiştirerek varlığını sürdüren kölelikle muazzam bir hesaplaşmanın içine giriyor. Öfkesi çok büyük olduğu için zaman zaman yanlışlara da düştüğü oluyor tabii. Ancak bu yanlışlar, bu incelemenin konusu değil...

    ----------------------------------

    İncelemeyi sonlandırırken son olarak kitabın kendisinden de kısaca bahsetmek istiyorum. Benim okuduğum kitap Beyan Yayınları tarafından ciltli ve fotoğraflı olarak hazırlanan ve Ekim 2017'de yayımlanan özel bir baskı. Ciltli bir kapak, 'şamua' adı verilen özel bir kağıt kullanılmış. Kitap Malcolm X'in 1960'lı yıllarda yapmış olduğu bir salon konuşmasının deşifresiyle başlıyor. Sonra ikinci bölümde kökene inerken yaptığı araştırmaların izi sürülüyor. Son bölümde farklı zamanlarda yapılmış konuşmalarından sözler ve soru-cevap bölümleri yer alıyor. Beyan Yayınları'na bu özel çalışma için çok teşekkür ediyorum. Ahmet Kot'un çevirdiği, Yusuf Kot'un görsellerle zenginleştirdiği bu kitap için gerçekten de büyük bir emek harcanmış ve mizanpajı titizlikle düzenlenmiş. Dergi okur gibi okuyorsunuz. Her kitaplıkta mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ufak tefek hata ve eksikler olsa da (kitapta yer alan fotoğrafların telifli sahiplerinin belirtilmemesi gibi) ileriki baskılarda bunların da düzeleceğini ümit ediyorum.

    Son söz Malcolm'dan gelsin; "Kitapları belli bir maksatla ve seçerek okumayı öğrenene kadar birçok kitabı rastgele aldım ve okudum. Okuduklarım bana köleliğin dehşetini daha iyi gösterdikçe nasıl sarsıldığımı hiç unutmayacağım.

    Okuduğum her kitap, beyaz adamın yeryüzünde yaşayan siyah, kahverengi, kızıl ve sarı insanlara uyguladıkları sömürüyü ve çeşitli zulümleri daha iyi görmemi sağladı.

    Okudukça, beyaz adamın kendi Hıristiyanlığını canice fetihlerine basamak yapabilmek için Faustvari entrikalara girişen korsan ruhlu bir fırsatçıdan başka birşey olmadığını gördüm."

    Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • Kemal Tahir, Türk edebiyatının en üretken roman yazarlarından birisidir. yazımı bitmiş, yayınlanmış 19 romanı, 4 hikaye kitabı bulunan yazarın 1000k da kayıtlı 44 tane kitabı bulunmaktadır. (Bu bilgileri bu yaz Kemal Tahir eserleri okuma kararı aldıktan sonra yaptığım araştırmalar sonucunda edindim.)

    Fazla sayıda eser sahibi olması ve bu eserlerinin bir kısmının birbirinin devamı niteliğinde kitaplar olması –ki buna nehir roman adı verilmektedir- Kemal Tahir gibi bir yazarın külliyatını okumaya karar verirken insanın kafasında bazı soru işaretlerinin oluşmasına neden oluyor. Bunlardan bir tanesi de Kemal Tahir kitapları okurken nasıl bir sıra izlenmesi gerektiğidir.

    ‘’Kemal Tahir kitapları şu sıra ile okunmalıdır.’’ gibisinden bir söz söyleyecek ya da bir liste yapacak yetkinlikte -ne yazık ki- değilim. Kendi okumalarıma yön vermek için Kemal Tahir’in eserleri hakkında yaptığım araştırmaları bir yazıda derledim ve Kemal Tahir’in eserlerini kendimce tasnif ettim. Bu yazının bir kopyasını da sizlerle paylaşıyorum, umarım faydalı olur :)

    Not: Yazıda yer alan cümleler tamamen kendime ait değildir, hazırlarken birkaç farklı çalışmadan yararlandım. Bu yazıların linklerini de iltinin son satırlarında bulabilirsiniz.*


    *****KEMAL TAHİR'İN ESERLERİ*****

    Kemal Tahir’in Yazdığı romanları; konularını Çankırı, Çorum dolayları başta olmak üzere Orta Anadolu’nun köy ve kasabalarını anlattığı romanlar ile Meşrutiyet ve Mütareke yıllarından başlayarak 1930’lu yıllara kadarki konuları ve kişileri, kişilerin yaşadığı şehirleri anlattığı siyaset romanları olarak iki ana çizgiye ayırmak mümkündür. Ancak Devlet Ana isimli eseri bu bu sınıflandırmanın dışında kalır.


    Devlet Ana
    Tarihsel dönemleri ele alan romanlarına bir temel oluşturan ve Tahir’in başyapıtı sayılan Devlet Ana’da Kemal Tahir Osmanlı’nın kuruluşunun sosyolojik, dini, ticari, toplumsal temelleri romanlaştırır. Kemal Tahir'in en önemli romanı olarak gösterilen 'Devlet Ana', onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılmaktadır. 1967’de yayımlanan roman, 1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü kazanmıştır.


    - Meşrutiyet ve Mütareke yıllarından başlayarak 1930’lu yıllara kadarki konuları ve kişileri, kişilerin yaşadığı şehirleri anlattığı siyaset romanları


    Tahir’in bütün romanları tarihsel bir kimlik taşır. Ona göre tarih bilmeyen kendini bilmez. Kendini bilmeyen, içinde yaşadığı toplumu meydana getiren insanların özelliğini yani cevherini bilemez. Tarih disiplininin bütün bilimlerin anası ve tek kaynağı olduğuna inanan Tahir’in pek çok eserinin belgesel bir yanı vardır. O sanat görüşü olarak gerçekçiliği benimsemiş, Anadolu insanına ve onun tarihine eğilmiştir.

    Esir Şehir Üçlemesi: Esir Şehrin İnsanları - Esir Şehrin Mahpusu - Yol Ayrımı

    Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu romanlarında düşman işgali altındaki İstanbul’u Yol Ayrımı’nda ise Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş yıllarını ele alır.


    Yorgun Savaşçı - Kurt Kanunu

    Şehir Üçlemesi’nde Millicileri İşgal Kuvvetleri’nin baskısı altındaki İstanbul’da anlatan Kemal Tahir, “Yorgun Savaşçı”da onları Anadolu’ya gönderir. Kurt Kanunu adlı eserinde ise Atatürk’e karşı düzenlenen İzmir suikastı çevresinde, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kadro ile İttihat Terakki yandaşları arasındaki hesaplaşmayı dile getirir. Yorgun Savaşçı romanı Yunus Nadi Ödülü’nü almıştır.


    Bir Mülkiyet Kalesi


    - Konularını Çankırı, Çorum dolayları başta olmak üzere Orta Anadolu’nun köy ve kasabalarını anlattığı romanlar

    Sağırdere - Körduman

    İlk romanı Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman (1957) romanlarında Ankara’ya çalışmaya giden bir gencin gurbetteki ve köyüne döndükten sonraki yaşamını anlattı. Sağırdere ve Körduman, Kemal Tahir’in 1955 ve 1957 yıllarında kaleme aldığı, Türk köyü ve köylüsünü geniş bir tanımla sunduğu nehir roman türünün en güzel örneklerindendir. Bu iki roman, yazarın Çankırı Hapishanesi’nde tanıdığı insanlardan etkilenerek yazılmış olmakla beraber, eserlerde ele alınan motifler Türk Halk Edebiyatı’nın en dikkat çekici ve evrensel niteliği olan unsurlarını içermektedir. Sağırdere ve Körduman Kemal Tahir’in Anadolu insanının gerçeğini, yaşam anlayışını, kültür yapısını, tarih içindeki yeriyle saptamaya çalıştığı tam anlamıyla “gerçekçi” romanlarıdır.


    Yediçınar Yaylası - Köyün Kamburu - Büyük Mal

    Kemal Tahir’in, bir üçleme oluşturan ve Çorum çevresinde geçen “Yediçınar Yaylası”, “Köyün Kamburu” ve “Büyük Mal” adlı romanları; Tanzimat’ın ilanından Atatürk’ün ölümüne kadar geçen dönemde, üç ayrı nesil çevresinde, toplumdaki sosyal gelişmelere uygun olarak değişen mülkiyet ilişkilerinin, toprak ağalığı düzeni ve eşkıyalık hareketlerinin gerçek yüzünü anlatır. Kemal Tahir’e özgü yaratıcılık ve dehayla dolu bu romanlarda, dahiyane bir biçimde üsluplaştırılmış Çorum ağzıyla, geleneksel halk hikayeleri ve meddah anlatımından yararlanılarak, Tanpınar’ın deyimiyle, büyük bir dil makinesi üretildiği görülür.


    Rahmet Yolları Kesti
    Toplumsal sorunları romanlarına konu eden Kemal Tahir’in Türkiye’deki edebiyat çevrelerinde geniş yankı bulan ilk romanı Rahmet Yollarını Kesti oldu. Toprak ağalığının ortaya çıkış nedenleri üzerinde durduğu ve eşkiyalık sorununu işlediği Rahmet Yolları Kesti’de eşkiyayı bir kahraman olarak gösteren Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanına karşı çıktı.


    Bozkırdaki Çekirdek
    Nisan 1965’te Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen “Bozkırdaki Çekirdek”, dünya eğitim tarihinde de reform olarak değerlendirilen Köy Enstitüleri’ni anlamamıza yardım edecek bir Kemal Tahir klasiği…


    - Yukarıdaki iki gruba dahil edemeyeceğimiz, Kemal Tahir’in çoğunlukla cezaevinde edindiği izlenimlerle oluşturduğu eserleri


    Kelleci Memet
    Kelleci Memet’te, Kemal Tahir, 1940’larda Çankırı Cezaevi’nde tutuklu bulunan, ağasını “yanlışlıkla” vurmuş, on beşindeki Kelleci Memet’in hikayesini anlatır.


    Namuscular
    Kemal Tahir’in cezaevinde kaldığı yıllarda yazdığı ve cezaevine “namus meselesi” yüzünden düşmüş sıradan insanların dramını derinlikli ve çözümleyici bilgilerle aktardığı romanıdır.


    Karılar Koğuşu
    Karılar Koğuşu romanı Kemal Tahir’in Malatya Cezaevi’ndeki anılarından yola çıkarak oluşturduğu biyografik bir romandır. Roman, düşünce suçlusu bir yazarın hapishane hayatını, umut ve umutsuzluğun, neşe ve kederin, ölüm ile hayatın iç içe geçtiği cezaevindeki insanlık portreleriyle, onun gözlemlerini anlatır. Roman, 1943’te yazıldığı hâlde ölümünden sonra 1974’te basılır.


    Damağası
    Kemal Tahir’in cezaevi yıllarında tutmaya başladığı ve ölümüne yakın zamanlara kadar üzerinde çalıştığı notlardan oluşur. Bu notlarında cezaevi yaşamını ve kırsal kesim insanının küçük ama entrikalarla ve kırılmalarla dolu yaşamını ele alırken, Orta Anadolu insanını, koşulları içinde bütün derinliğiyle işler.


    - Ölümünden Sonra Yayımlanan romanı

    Hür Şehrin İnsanları
    Hür Şehrin İnsanları, ölümünden sonra sarı defterleri arasında bulunmuş bir romandır. Metnin sonundaki tarihten anlaşıldığına göre, bu yapıtını 1949 yılında Çorum Cezaevi’nde tamamlamış, sonradan üzerinde çalışmak üzere bir kenara koymuştur.


    -Öyküleri

    Kemal Tahir, ilk öykülerini 1941’de hapisteyken yayımladı, daha sonra romana geçti. Dört öyküsünü topladığı Göl İnsanları adlı kitabını okuyan Nazım Hikmet, “Göl İnsanları, Türk Edebiyatı’nın en güzel dört hikayesi olarak kalacaktır.” demiştir.

    Dutlar Yetişmedi
    Zehra'nın Defteri
    Üstadın Ölümü
    Göl İnsanları


    -Mayk Hammer romanları

    Kemal Tahir de tıpkı Peyami Safa gibi geçimine katkı olsun diye takma adla polisiye romanlar kaleme almıştır. Özellikle hapishane hayatından kurtulup yaşamını yeniden kurduğu yıllarda (1950-1960 arası) bu çalışmaları yoğunluk kazanır. Mickey Spillane’den çevirdiği Mayk Hammer dizisi geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tutulur.

    Not: (Sırasının nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yok)

    Derini Yüzeceğim
    Kara Nara
    Merhaba Sam Krasmer
    Kıran Kırana
    Gangsterler Kraliçesi
    Ecel Saati


    -Notlar dizisi

    Notlar - Sanat - Edebiyat 1
    Notlar - Sanat - Edebiyat 2
    Notlar - Sanat - Edebiyat 3
    Notlar - Sanat - Edebiyat 4
    Notlar 5
    Notlar - Sosyalizm, Toplum Ve Gerçek
    Notlar - Mektuplar


    -Tefrika Romanlar

    Biz Böyle Delikanlılar Değildik!
    Biz Böyle Delikanlılar Değildik : Tefrika Romanlar Cilt 2


    -Piraye’ye yazdığı mektuplar

    Kemal'den Piraye'ye Mektuplar


    -İsimlerini ilk defa burada gördüğüm ve içerikleri hakkında hiçbir fikrim olamyan eserleri

    Arabacı
    Aşk Çetesi
    Yedek Sevgili
    Halk Plajı
    Lükresin Günahları


    ∗Yararlanılan Kaynaklar:

    http://www.leblebitozu.com/...vascisi-kemal-tahir/
    http://www.edebiyatogretmeni.org/kemal-tahir/
    https://kemaltahir.wordpress.com/...mal-tahir-kitaplari/