• 2019'DA OKUDUĞUM KITAPLAR VE PUANLAMALARIM

    OCAK- 10 Kitap
    1.Cemile- Cengiz Aytmatov (3/5)
    2.Dokuzuncu Hariciye Koğuşu- Peyami Safa (4/5)
    3.Asla Ayrılmayacağız- Emiko Jean (1/5)
    4.Kızıl Elma- Cengiz Aytmatov(3/5)
    5.Gazap ve Şafak- Renee Ahdieh(3/5)
    6.Marslı- Andy Weir (3/5)
    7.Yalnız Seni Arıyorum- Orhan Veli(5/5)
    8.Darağacında Üç Fidan- Nihat Behram(5/5)
    9.Bahara Kadar Bekle, Bandini -John Fante (4/5)
    10.Tut Elimi- Rebecca Donovan (0,5/5)

    ŞUBAT- 8 Kitap
    1.Gölgesizler- Hasan Ali Toptaş
    2.Ağrıdağı Efsanesi - Yaşar Kemal(3/5)
    3.Mucize- Judith McNaught (1/5)
    4.Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var- Ataol Behramoğlu (5/5)
    5.Uçurtmayı Vurmasınlar- Feride Çiçekoğlu (5/5)
    6.Yeni Dünya- Anna Carey (1/5)
    7.KALPSİZ- Marissa Meyer (5/5) ♡
    8.Sakın Şaşırma- Orhan Veli (5/5)

    MART - 6 Kitap
    1.Düşler Ülkesi- Jodi Lyan Anderson (3/5)
    2.Solumdaki Devrim (5/5)
    3.Yunan Mitolojisi- Anna Milbourne (5/5)
    4.Doktor Ox'un Deneyi (?\5)
    5.Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek- Richard Brautigan (4\5)
    6.Ağaç Diken Adam- Jean Giono (3\5)

    NİSAN- 10 Kitap
    1.Kargalar Meclisi- Leigh Bardugo (4\5)
    2.Büyük Sözcük Fabrikası- Agnes De Lestrade (5\5)
    3. Başım Dertte -Erkan İşeri (0,5\5)
    4.CHE
    5.Genç Kız Kalbi-Mehmet Rauf (3\5)
    6.Ölmek İçin 13 Sebep- Jas Asher (5\5)
    7.Kuyucaklı Yusuf- Sabahattin ali (5\5)
    8.Henüz Vakit Varken Gülüm- Nâzım (5\5)
    9.Romeo ve Juliet -Shakespeare (3\5)
    10.Derde Deva Randevu- Murat Menteş(5\5)

    MAYIS- 5 Kitap
    1. 3.59- Gertchen McNell (3\5)
    2.Dorian Grey'in Portresi- Oscar Wilde (5\5)
    3.3391 Kilometre- Beyza Alkoç (3\5)
    4.Pamuk Prenses Ölmeli- Nehe Neuhaus (4\5)
    5. Alice Harikalar Diyarında- Lewis Caroll (5\5)

    HAZIRAN- 8 Kitap
    1.Sahte Krallık- Leigh Bardugo (3\5)
    2.Deniz, Yaşamı ve Mücadelesi- Özgür Erdem (5\5)
    3.Yakut Kırmızı- Kerstin Gier (5\5)
    4.Safir Mavi- Kerstin Gier (5\5)
    5.Zümrüt Yeşil- Kerstin Gier (5\5)
    6.Gençler İçin Atatürk- Bekir Öztürk (3\5)
    7.Jane Eyre- Charlotte Brontë (5\5)
    8.Sınırı Aşacaksın- Cindy Gerard (0)

    TEMMUZ- 7 Kitap
    1.İkna- Jane Austen (5\5)
    2.Orijin- Jessica Khoury (2\5)
    3.Mustafa Kemal'in Askerleriyiz- Gökçe Fırat
    4.Gölgeler- Paula Weston (1\6)
    5.Geçmişe Yolculuk- Stefan Zweig (?\5)
    6.Notre Dame'ın Kamburu- Victor Hugo (4\5)
    7.Yeni Şiirler- Nâzım (4\5)

    AĞUSTOS- 11 Kitap
    1.Tanrıların Arabaları- Erich Von Däniken (4\5)
    2.Muhalifler- Marissa Meyer (5\5)
    3.Kördüğüm- Calia Read (4\5)
    4. Yüzleşme- Calia Read (4\5
    5.Bu Şarkı Hayatını Kurtaracak-Leila Sales(5\5)
    6.Görünmez- Andrea Cremer & David Levithan
    7.Ne Çok Hain- Ataol Behramoğlu (5\5)
    8.Bir Başka Mavi- Amy Harmon (4\5)
    9.İçimzideki Şeytan- Sabahattin Ali (5\5)
    10.Kelile ve Dimne- Beydeba (3\5)
    11.Nadia'ya Sözüm Var- Zana Muhsen (5\5)

    EYLÜL- 4 Kitap
    1.Tüm Insanlar Gibi- Samuel Butler (5\5)
    2.Sergüzeşt- Sami Paşazade Sezai (5\5)
    3. İstanbul United
    4.Bütün Şiirleri -Orhan Veli

    EKIM- 4 Kitap
    1.Morgue Sokağı Cinayeti- Edgar Allen Poe (5\5)
    2.Cam Şato- Sarah J. Maas (1\5)
    3.Hamlet- Shakespeare (3\5)
    4.Düşmanlar- Marissa Meyer (5\5)

    KASIM- 2 Kitap
    1.Sokrates'in Savunması -platon (5\5)
    2.Damızlık Kızın Öyküsü- Margaret Atwood (4\5)

    ARALIK- 4 Kitap
    1.OT Dergi sayı 83 (5\5)
    2.Kördüğüm- Heidi Betts (1\5)
    3. Pia Mater- Serkan Karaismailoğlu (5\5)
    4.Yaz Bahçesi- Paullina Simons (4\5)

    TOPLAM:89

    2018'de okuduğum kitaplar ve puanlamalarım--> #39175683
  • *Gılgamış Destanı
    *Ardavirafname-Ardaviraf
    *Kayıp Cennet-John Milton
    *HOMEROS
    İlyada Destanı
    Odysseia Destanı
    *HERODOTOS -Tarih
    *DANTE ALİGHİERİ
    Yeni Dünya
    İlahi Komedya
    *Dönüşümler-Ovidius
    *Aenas Destanı-Vergilius
    *Ütopya -Thomas More
    *Binbir Gece Masalları
    *WİLLİAM SHAKESPEARE
    Hamlet
    Macbeth
    Romeo ve Juliet
    Othello
    Bir Yaz Gecesi Rüyası
    On İkinci Gece
    Kral Lear
    Venedik Taciri
    Kış Masalı
    *FRANCİS BACON
    Denemeler
    Yeni Atlantis
    * Robinson Crusoe -Daniel Defoe
    *Gulliver'in Gezileri -Jonathan Swift
    *Clarissa-Samuel Richardson
    *Tom Jones - Henry Fielding
    *JANE AUSTEN
    Akıl ve Turku
    Aşk ve Gurur
    Mansfield Parkı
    İkna
    Emma
    *MARY Shelley
    Frankenstein
    Son İnsan
    *GururDünyası-William Makepeace Thackeray
    *CHARLES DİCKENS
    İki Şehrin Hikayesi
    Oliver Twist
    Kasvetli Ev
    Büyük Umutlar
    *Jane Eyre - Charlotte Bonte
    *Uğultulu Tepeler-Emily Bonte
    *GEORGE ELİOT (Mary Anne Evans)
    Kıyıdaki Değirmen
    Silas Marner
    Middlemarch
    *THOMAS HARDY
    Kaybolan Masumiyet (Tess ismiyle de çevirisi bulunuyor)
    Çılgın Kalabalıktan Uzak
    Adsız Sansız Bir Jude
    *HENRY JAMES
    Daisy Miller
    Bir Kadının Portresi
    Yürek Burgusu
    *Karanlığın Yüreği -Joseph Conrad
    *HERBERT GEORGE WELLS
    Zaman Makinesi
    Ay’da İlk İnsanlar
    *İyi Asker-Ford Madox Ford
    *Howards End-Edward Morgan Forster
    *VİRGİNİA WOOLF
    Deniz Feneri
    Mrs. Dalloway
    Kendine Ait Bir Oda
    *AGATHA CHRİSTİE
    Doğu Ekspresinde Cinayet
    On Küçük Zenci
    *ALDOUS HUXLEY
    Cesur Yeni Dünya
    Krom Sarısı
    Ses Sese Karşı
    * GEORGE ORWELL (Eric Arthur Blair)
    Hayvan Çiftliği
    Bin Dokuz Yüz Seksen Dört -1984
    *Sineklerin Tanrısı -William Golding
    *Otomatik Portakal - John Burgess Wilson- Anthony Burgess
    *Bir Son Duygusu- Julian Barnes
    *Kefaret-IAN MCEWAN
    *Denemeler –Montaigne
    *Le Cid- Pierre Corneille
    *Fablla- Jean de La Fontaine
    *MOLİERE
    Cimri
    Kibarlık Budalası
    Hastalık Hastası
    *İskender-Jean Racine
    *JEAN-JACGUES ROUSSEAU
    Toplum Sözleşmesi
    İtiraflar
    *Memoirs of a nun (Bir Rahibenin Anıları)-Denis Diderot
    *Devrimler Üzerne Denemeler-François-Rene de Chateaubrıand
    *LAMARTİNE
    Şairane Duyuşlar
    Graziella
    *STENDHAL – (Marie-Henri Beyle )
    Kırmızı ve Siyah
    Parma Manastırı
    **HONORE DE BALZAC
    Vadideki Zambak
    Goriot Baba
    Eugénie Grandet
    **ALEXANDRE DUMAS (baba DUMAS)
    Monte Kristo Kontu
    Üç Silahşörler
    *ALEXANDRE DUMAS (Oğul DUMAS)
    Kamelyalı Kadın
    **VİCTOR HUGO
    Notre Dame'ın Kamburu
    Sefiller
    İdam Mahkumunun Son Günü
    *Bir Zamane Çocuğunun İtirafları-Alfred de Musset
    *GUSTAVE FLAUBERT
    Madam Bovary
    Bilirbilmezler - Bouvard ile Peuchet
    *CHARLES BAUDELAİRE
    Kötülük (Elem) Çiçekleri
    Yapay Cennetler
    *CONCOURT KARDEŞLER
    Germinie Lacar-teux
    Charles Demailly
    *JULES VERNE
    80 Günde Devri Alem
    Dünya Merkezine Yolculuk
    Denizin Altında 20bin Fersah
    *EMİLE ZOLA
    Meyhane
    Germinal
    *ALPHONSE DAUDET
    Değirmenimden Mektuplar
    Pazartesi Hikayeleri
    *Hirodias-Stephane Mallarme
    *Zühal Şiirleri-Paul verlaine
    *GUY DE MAUPASSANT
    Ay Işığı
    Tombalak
    *ARTHUR RİMBAUD
    Cehennemde bir mevsim
    Tanrısal Esinler
    *ADRE GİDE
    Ayrı Yol
    Pastoral Senfoni
    Kalpazanlar
    **MARCEL PROUST
    *Kayıp Zamanın İzinde
    1) Swann'ların Tarafı
    2) Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
    3) Guermantes Tarafı
    4) Sodom ve Gomorra
    5) Mahpus
    6) Albertine Kayıp
    7) Yakalanan Zaman
    *LOUİS ARAGON
    Paris Köylüsü
    Elsa’nın Gözleri
    *RENE DESCARTES
    Yöntem Üzerine Konuşma
    Felsefenin İlkeleri
    Ruhun Tutkuları
    *ALEKSANDR PUŞKİN
    Maça Kızı
    Yüzbaşının Kızı
    *NİKOLAY VASİLYEVİC GOGOL
    Ölü Canlar
    Palto
    Bir Delinin Hatıra Defteri
    *Zamanımızın Bir Kahramanı-Mihail Lermontov
    *İVAN TURGENYEV
    Rudin-İlk Aşk
    Babalar ve Oğullar
    *FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ
    İnsancıklar
    Ölüler Evinden Anılar
    Yeraltından Notlar
    Suç ve Ceza
    Budala
    Karamazov Kardeşler
    *LEV NİKOLAYEVİC TOLSTOY
    Savaş ve Barış
    İnsan Ne ile Yaşar
    İvan İlyiç'in Ölümü
    Anna Karenina
    Kreutzer Sonat
    Diriliş
    *ANTON ÇEHOV
    Martı
    Vişne Bahçesi
    *Oblomov-İvan Gonçarov
    *MAKSİM GORKİ
    Ana
    Artamonov Ailesi
    *İVAN ALEKSİYEVİÇ BUNİN
    Teneke kaplı İvan
    Mitya’nın Aşkı
    *ANDREY BELY
    Petersburg
    *BORİS PASTERNAK
    Doktor jivago
    İnsanlar ve Haller
    *MİCHAEL BULGAKOV
    Usta ile Margarita
    Kol Manşetinde Notlar
    *Sönüyor Al Kanları Günbatımının- Sergey Yesenin
    * Ve Durgun Akardı Don-Mihail Şolohov
    *İvan Denisoviç’in Bir Günü-Aleksandr Soljenitsin
    *JOHANN WOLFGANG VON GOETHE
    Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları
    Genç Werther'in Acıları
    Faust
    Gönül Yakınlıkları
    Pandora
    *SİCHİLLER
    Haydutlar
    Wilhelm Tell
    Don Carlos
    Mutluluk Şarkısı
    *Romantizm Okulu-Heinrich Heine
    *Danton’un Ölümü-Karl Georg Büchner
    *THOMAS MANN
    Buddenbrook Ailesi
    Venedik’te Ölüm
    Büyülü Dağ
    *Orpheus’a Soneler-Rilke
    *HERMANN BROCH
    Kader Ağıtları
    Vergilius'un Ölümü
    *HERMANN HESSE
    Siddhartha
    Bozkırkurdu
    Boncuk Oyunu
    *Niteliksiz Adam – Robert Musil
    *STEFAN ZWEİG
    Satranç
    Amok Koşucusu
    Bir Kadının Hayatından 24 Saat
    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    Geçmişe Yolculuk
    *FRANZ KAFKA
    Dönüşüm
    Dava
    Şato
    Milena’ya Mektuplar
    *ELİAS CANETTİ
    Marakeş'te Sesler
    Körleşme
    *Teneke Trampet-Günter Grass
    *EDGAR ALLAN POE
    Öyküler
    Kuyu ve sarkaç
    *Tom Amca'nın Kulübesi-Harriet Beecher Stowe
    *Moby Dick -Herman Melville
    *MARK TWAİN
    Tom Sawyer’in Maceraları
    Huckleberyry Finn’in Maceraları
    Mississippi’de Hayat
    JACK LONDON
    Martin Eden
    Beyaz Diş
    Demir Ökçe (Distopya-ütopya)
    *THOMAS STEARNS ELİOT
    Çorak ülke
    Boş Adamlar
    Edebiyat Üzerine Düşünceler
    *JOHN STEİNBECK
    Kenar Mahalle,Bitmeyen Kavga
    Fareler ve İnsanlar
    Gazap Üzümleri
    *SAUL BELLOW
    Boşlukta Sallanan Adam
    *DAN BROWN
    Da Vinci Şifresi
    Dijital Kale
    Melekler ve Şeytanlar
    *JORGE LUİS BORGES
    Kum Kitabı
    *MİLAN KUNDERA
    Varolamanın Dayanılmaz Hafifliği
    *ROBERT LOUİS STEVENSON
    Define Adası
    Dr jekyll ve bay Hyde
    Kara Ok
    *URSULA K. LE GUİN
    Mülksüzler
    Yerdeniz Üçlemesi
    Lavinia
    *JRR TOLKİEN
    Yüzüklerin Efendisi
    Silmarillion
    *JOSEPH CONRAD
    Nostromo
    Karanlığın Yüreği
    *HENRY FİELDİNG
    Tom Jones (İlk basımı 1749 - Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri)
    Joseph Andrews
    *WİLKİE COLLİNS
    Beyazlı Kadın
    Aytaşı
    *MARCEL ALLAİN-PİERRE SOUVESTRE
    Fantoma 1 : Suç Dehası
    Fantoma 2: Boş Tabut
    *EDUARDO GALEANO
    Yaratılış /Ateş Anıları 1
    Yüzler ve Maskeler / Ateş Anıları: 2
    Rüzgarın Yüzyılı / Ateş Anıları: 3
    *GEORGES PEREC
    Kayboluş
    ŞEYLER
    w ya da bir çocukluk hatırası
    Yaşam Kullanma Kılavuzu
    *PAUL AUSTER
    New York Üçlemesi
    Ay Sarayı
    Şans Müziği
    *MARK TWAİN
    Tom Sawyer'ın Maceraları
    Huckleberry Finn ‘in Maceraları
    *JAMES JOYCE
    Ulysses
    *ITALO CALVİNO
    Bir kış gecesi eğer bir yolcu
    *ITALO SVEVO
    Senilita Yaşlılık i
    *PATRİCK SÜSKİND
    Güvercin
    Koku

    ****************************************
    *Don Kişot -Miguel de Cervantes
    *Zorba-Nikos Kazancakis
    *Tiffany’de Kahvaltı- Truman Capote
    *Uyanış - Kate Chopin
    *Şeker Portakalı -José Mauro de Vasconcelos
    *Çavdar Tarlasında Çocuklar -Jerome David Salinger
    *Pal Sokağı Çocukları -Ferenc Molnár
    *Genc Bir Köy Hekimi -Mihail Bulgakov
    *Küçük Prens -Antoine de Saint-Exupéry
    *Fahrenheit 451 -Ray Bradbury
    *Gora -Rabindranath Tagore
    *Rüzgâr Gibi Geçti -Margaret Mitchell
    *Kuzey ve Güney -Elizabeth Gaskell
    *Bülbülü Öldürmek -Harper Lee
    *Küçük Kadınlar -Louisa May Alcott
    *Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı -Robert M. Pirsig
    *İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog -Galileo Galilei
    *Muhteşem Gatsby -F. Scott Fitzgerald
    *Özgür İnsanlar -Halldor Laxness
    *İnsanlık Durumu -Andre Molraux
    *Sofi’nin Dünyası - Jestein Gaarde
    *Tatar Çölü -Dino buzzati
    *Oyunun kuralı-Leonardo Sciascia
    *Yetenekli Bay Ripley- Patricia Highsmith
    *Şemsiye -Will Self
    *Mezhaba Beş -Kurt Vonnegut
    *Devlet -Platon
    *Prens -Niccola Machiavelli
    *Martı Jonathan Livingston -Richard Bach
    *Küçük Kara Balık -Samed Behrengi
    *Yüreğinin Götürdüğü Yere Git-Susanna Tamaro
    *Nietzsche Ağladığında- Irvin D. Yalom
    *Böyle Buyurdu Zerdüşt -Friedrich Nietzsche
    *Nehirler Kızıl Akar - Jean Christophe Grange
    *Düşlerin Yorumu-Sigmund Freud
    *Sevgili- Marguerite Duran
    *Gülün Adı-Umberto Eco
    *Beydeba -Kelile ve Dimne
    *Yüzüklerin Efendisi- John Ronald Reuel Tolkien
    *Huzursuzluğun Kitabı -Fernando Pessoa
    *Otostopçunun Galaksi Rehberi (Edebiyat serisi) -Douglas Adams, Eoin Colfer
    *Dorian Gray'in Portresi -Oscar Wilde
    *Carmen -Prosper Merimee
    *Ekmekçi Kadın -Xavier de Montepin
    *Sol Ayağım - Christy Brown
    *Kızıl Ölümün Maskesi - Edgar Allan Poe
    *Gecenin Sonuna Yolculuk -Louis-Ferdinand Celine
    *Beyaz Zambaklar Ülkesi -Grigory Petrov
    *Michael Kohlhaas -Heinrich von Kleist
    *Operadaki Hayalet -Gaston Leroux
    *Guguk Kuşu -Ken Kesey
    *En Mavi Göz – Toni Morrison
    *Effi Briest – Theodor Fontane
    *Sherlock Holmes-Arthur Conan Doyle
    *Maldoror’un Şarkıları - Comte de Lautréamont
    *Hindistan’da Bir Geçit-Edward Morgan Forster
    *Candide ya da İyimserlik - Voltaire
    *Sırça Fanus - Sylvia Plath
    *Wittgenstein'ın Yeğeni: Bir Dostluk - Thomas Bernhard
    *Tehlikeli İlişkiler - Choderlos de Laclos
    *Kent ve Köpekler - Mario Vargas Llosa
    *Kör Baykuş - Sadık Hidayet
    *Atları da Vururlar - Horace Mccoy
    *Derviş ve Ölüm - Mehmet Selimoviç
    *Piyanist - Elfriede Jelinek
    *Schindler'in Listesi - Thomas Keneally
    *Gün Doğarken Bülbül Susar- Elsa Triolet

    *********************************

    *CENGİZ AYTMATOV
    Gün Olur Asra Bedel
    Selvi Boylum Al Yazmalım
    Cemile
    *OĞUZ ATAY
    Tutunamayanlar (1972)
    Tehlikeli Oyunlar (1973)
    Bir Bilim Adamının Romanı (1975)
    Korkuyu Beklerken (1975)
    Oyunlarla Yaşayanlar (1975)
    Günlük (1987)
    Eylem bilim (1998)
    *YUSUF ATILGAN
    Aylak Adam
    Anayurt Oteli
    *AHMET HAMDİ TANPINAR
    Saatleri Kurma Enstütüsü
    Mahur Beste
    Huzur
    *HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
    Aşk-ı Memnu
    Mai ve Siyah
    *SABAHADDİN ALİ
    Kuyucaklı Yusuf
    Kürk Mantolu Madonna
    İçimizdeki Şeytan
    *LATİFE TEKİN
    Sevgili Arsız Ölüm
    Berci Kristin Çöp Masaları
    *ATİLLA İLHAN
    Kurtlar Sofrası
    Ben sana Mecburum
    *AZİZ NESİN
    Zübük
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
    *PEYAMİ SAFA
    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    Fatih Harbiye
    *HALİDE EDİP ADIVAR
    Sinekli Bakkal
    *REŞAT NURİ GÜNTEKİN
    Çalıkuşu
    Yaprak Dökümü
    Dudaktan Kalbe
    Acımak
    *ORHAN KEMAL
    Bereketli Topraklar Üzerinde
    Gurbet Kuşları
    Hanımın Çiftliği
    *YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
    Yaban
    Kiralık Konak
    *KEMAL TAHİR
    Devlet Ana
    Esir Şehrin İnsanları
    *YAŞAR KEMAL
    İnce Memed
    Yer Demir Gök Bakır
    Orta Direk
    Binboğalar Efsanesi
    *SAİT FAİK ABASIYANIK
    Medarı Maişet Motoru
    Alemdağ'da Var Bir Yılan

    **************************************

    *MEVLANA -Mesnevi
    *YUNUS EMRE-Divan
    *EVLİYA ÇELEBİ-Seyahatname
    *Dede Korkut Kitabı
    *Üç İstanbul - Mithat Cemal Kuntay
    *Eylül - Mehmet Rauf
    *Yılanların Öcü - Fakir Baykurt
    *Puslu Kıtalar Atlası -İhsan Oktay Anar
    *Şu Çılgın Türkler – Turgut Özakman
    *Kendi Gök Kubbemiz -Yahya Kemal Beyatlı
    *Ben Ol da Gör -Seyit Göktepe
    *47’liler, Füruzan
    *Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş
    *Sultan Hamid Düşerken – Nahid Sırrı Örik
    *Ağır Roman, Metin Kaçan
    *İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit
    *Mel’un – Selim İleri
    *Araba Sevdası Recaizade Mahmud Ekrem
    *Küçük Ağa-Tarık Buğra
    *Fikrimin İnce Gülü-Adalet Ağaoğlu
    *Safahat -Mehmet Akif Ersoy
    *Çile-Necip Fazıl Kısakürek
    *Memleketimden İnsan Manzaraları – Nazım Hikmet
    *Otuzbeş Yaş (Bütün Şiirleri)-Cahit Sıtkı Tarancı
    *Drina’da son gün-Faik Baysal
    *Gazoz Ağacı- Sabahattin Kudret Aksal
    *Gülistan -Sadi-i Şirazi
    *Kutadgu Bilig- Yusuf Has Hacib
    *Sergüzeşt- Samipaşazade Sezai
    *Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç-Hüseyin Rahmi Gürpınar
    *Ömer Seyfettin (Kaşağı-Falaka-Ferman-Külah-Perili Köşk-Yalnız Efe-Yüksek Ökçeler)
    *Kültürden İrfana - Cemil Meriç
    *Şah ve Sultan - İskender Pala
    *Yalnız Seni Arıyorum - Orhan Veli
    *Zeytindağı - Falih Rıfkı Atay
    *Sevda Sözleri - Cemal Süreya
    *Aganta Burına Burınata –( Halikarnas Balıkçısı- Cevat Şakir Kabaağaçlı

    *************************************
    NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ ALAN TÜM YAZARLAR VE YAZARLARIN ÖNEMLİ ESERLERİ :

    1901
    Sully Prudhomme (16 Mart 1839, Paris, Fransa – 6 Eylül 1907)
    1902
    Theodor Mommsen (30 Kasım 1817, Garding, Almanya – 1 Kasım 1903)
    1903
    Bjørnstjerne Bjørnson (8 Aralık 1832, Kvikne, Norveç – 26 Nisan 1910)
    1904
    Frédéric Mistral (8 Eylül 1830, Provence, Fransa – 25 Mart 1914)
    José Echegaray y Eizaguirre (19 Nisan 1832, Madrid, İspanya – 14 Eylül 1916)
    1905
    Henryk Sienkiewicz (5 Mayıs 1846, Polonya – 15 Kasım 1916) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Ateş ve Kılıç”
    1906
    Giosuè Carducci (27 Temmuz 1835, Pietrasanta, İtalya – 16 Şubat 1907)
    1907
    Rudyard Kipling (30 Aralık 1865, Mumbai, Hindistan – 18 Ocak 1936) – “Dilek Evi”
    1908
    Rudolf Christoph Eucken (5 Ocak 1846, Almanya – 15 Eylül 1926) – Alman felsefeci. “Hayatın Anlamı’’
    1909
    Selma Lagerlöf (20 Kasım 1858, Mårbacka, İsveç – 16 Mart 1940) – İsveçli kadın yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları”, “Nils Holgersson’un Serüvenleri”
    1910
    Paul Heyse (15 Mart 1830, Berlin, Almanya – 2 Nisan 1914) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Andrea Delfin”
    1911
    Count Maurice Maeterlinck (29 Ağustos 1862, Gent, Belçika – 6 Mayıs 1949,) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Mavi Kuş”
    1912
    Gerhart Hauptmann (15 Kasım 1862, Polonya – 6 Haziran 1946) – “Atlantis”
    1913
    Rabindranath Tagore (7 Mayıs 1861, Kalküta, Hindistan – 7 Ağustos 1941) – “Gora”,
    1914
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1915
    Romain Rolland (29 Ocak 1866, Fransa – 30 Aralık 1944) – “Yaşama Sevgisi”
    1916
    Verner von Heidenstam (6 Temmuz 1859, Olshammar, İsveç – 20 Mayıs 1940)
    Henrik Pontoppidan (24 Temmuz 1857, Danimarka – 21 Ağustos 1943)
    1917
    Karl Adolph Gjellerup (2 Haziran 1857, Danimarka – 13 Ekim 1919)
    1918
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1919
    Carl Spitteler (24 Nisan 1845, İsviçre – 29 Aralık 1924)
    1920
    Knut Hamsun ( 4 Ağustos 1859, Lom, Norveç – 19 Şubat 1952) –: “Açlık”
    1921
    Anatole France (16 Nisan 1844, Paris, Fransa – 12 Ekim 1924) – Kırmızı Zambak”
    1922
    Jacinto Benavente (12 Ağustos 1866, Madrid, İspanya – 14 Temmuz 1954)
    1923
    William Butler Yeats (13 Haziran 1865, İrlanda – 28 Ocak 1939) – “Dibbuk”
    1924
    Wladyslaw Reymont (7 Mayıs 1867, Polonya – 5 Aralık 1925)
    1925
    George Bernard Shaw (26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda – 2 Kasım 1950) “Ölümsüzlüğün Sırrı”
    1926
    Grazia Deledda (28 Eylül 1871, İtalya – 15 Ağustos 1936)
    – İtalyan kadınyazar. “Sardinya Efsaneleri”
    1927
    Henri Bergson (18 Ekim 1859, Paris, Fransa 4 Ocak 1941) – “Madde ve Bellek”
    1928
    Sigrid Undset (20 Mayıs 1882, Danimarka – 10 Haziran 1949) – Norveçli kadın yazar. Türkçeye çevrilen kitabı: “Her Kadın Gibi”
    1929
    Thomas Mann (6 Haziran 1875, Lübeck – 12 Ağustos 1955) – Alman yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Venedik’te Ölüm”, “Buddenbrooklar / Bir Ailenin Çöküşü”, “Büyülü Dağ”, “Yusuf ve Kardeşleri”
    1930
    Sinclair Lewis (7 Şubat 1885, Minnesota, ABD – 10 Ocak 1951) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Vahşi Aşk”
    1931
    Erik Axel Karlfeldt (20 Temmuz 1864, Karlbo, İsveç – 8 Nisan 1931,)
    1932
    John Galsworthy (14 Ağustos 1867, Kingston, Birleşik Krallık – 31 Ocak 1933)
    1933
    Ivan Alekseyevich Bunin (22 Ekim 1870, Voronej, Rusya – 8 Kasım 1953) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Mitya’nın Aşkı”
    1934
    Luigi Pirandello (28 Haziran 1867, Agrigento, İtalya – 10 Aralık 1936) – “Gölge Adam
    1935
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1936
    Eugene O’Neill (16 Ekim 1888, Longacre Square – 27 Kasım 1953) – ABD’li oyun yazarı. Türkçeye çevrilen kitabı: “Allahın Ayısı”
    1937
    Roger Martin du Gard (23 Mart 1881, Fransa – 22 Ağustos 1958) – “Thibault’lar
    1938
    Pearl Sydenstricker Buck (26 Haziran 1892, Batı Virginia, ABD – 6 Mart 1973) – Nobel edebiyat ödülünü alan ilk Amerikalı kadın. “Sürgün
    1939
    Frans Eemil Sillanpää (16 Eylül 1888, Finlandiya – 3 Haziran 1964) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Taşra Kızı”
    1940 –1941-1942- 1943
    Bu yıllar arasında kimseye ödül verilmemiştir.
    1944
    Johannes Vilhelm Jensen (20 Ocak 1873, Danimarka – 25 Kasım 1950,) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Kralın Düşüşü”
    1945
    Gabriela Mistral (7 Nisan 1889, Vicuña, Şili – 10 Ocak 1957) – Asıl adı Lucila de María del Perpetuo Socorro Godoy Alcayaga. Kadın şair, eğitimci, diplomat. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Gabriela Mistral Şiirlerinden Seçmeler”
    1946
    Hermann Hesse (2 Temmuz 1877, Calw, Almanya – 9 Ağustos 1962) – “Bozkırkurdu”, Siddhartha”,“Boncuk Oyunu”
    1947
    André Gide (22 Kasım 1869, Paris, Fransa – 19 Şubat 1951) – “Pastoral Senfoni”, “Kalpazanlar”, “Ayrı Yol
    1948
    Thomas Stearns Eliot (26 Eylül 1888, St. Louis, Missouri, ABD – 4 Ocak 1965) – ”, “İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu”
    1949
    William Faulkner (25 Eylül 1897, New Albany, Mississippi, ABD – 6 Temmuz 1962) – “Ses ve Öke”, “Köy’’
    1950
    Bertrand Russell (18 Mayıs 1872, Birleşik Krallık – 2 Şubat 1970) – “Eğitim Üzerine”, “İnsanlığın Yarını
    1951
    Pär Lagerkvist (23 Mayıs 1891, İsveç – 11 Temmuz 1974) – “Yeryüzü Sürgünü”
    1952
    François Mauriac (11 Ekim 1885, Bordeaux, Fransa -1 Eylül 1970) –”, “Yılan Düğümü”
    1953
    Winston Churchill (30 Kasım 1874, Birleşik Krallık – 24 Ocak 1965) – Politikacı.
    1954
    Ernest Hemingway (21 Temmuz 1899, Illinois, ABD – 2 Temmuz 1961) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”, “Yaşlı Adam ve Deniz”
    1955
    Halldór Laxness (23 Nisan 1902, Reykjavík, İzlanda – 8 Şubat 1998) – “Özgür İnsanlar”
    1956
    Juan Ramón Jiménez (24 Aralık 1881, Moguer, İspanya – 29 Mayıs 1958) –”, “Ruhsal Sone”
    1957
    Albert Camus (7 Kasım 1913, Fransız Cezayiri – 4 Ocak 1960) – “Yabancı”, “Veba”, “Düşüş, “Yaz”
    1958
    Boris Pasternak (10 Şubat 1890, Moskova, Rusya – 30 Mayıs 1960) – Boris Pasternak, Sovyetler Birliği Hükümeti’nin baskısı üzerine bu ödülü reddetmek zorunda kalmıştır. “İnsanlar ve Haller
    1959
    Salvatore Quasimodo (20 Ağustos 1901, İtalya – 14 Haziran 1968) Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Güngünüstüne”
    1960
    Saint-John Perse (31 Mayıs 1887, Guadeloupe – 20 Eylül 1975) – Fransız şair ve diplomat. Türkçeye çevrilen eserleri: “Sözcükler Denizi”
    1961
    Ivo Andric (9 Ekim 1892, Travnik, Bosna-Hersek – 13 Mart 1975) – Türkçeye çevrilen kitapları: “Drina Köprüsü”, “Travnik Günlüğü”
    1962
    John Steinbeck (27 Şubat 1902, Kaliforniya, ABD – 20 Aralık 1968) -“Fareler ve İnsanlar”, “Gazap Üzümleri
    1963
    Giorgos Seferis - (13 Mart 1900 – 20 Eylül 1971) – Urla doğumlu Yunan şair. Daha çok Yorgos Seferis olarak bilinir. “Üç Kırmızı Güvercin”
    1964
    Jean-Paul Sartre (Reddetti) (21 Haziran 1905, Paris, Fransa – 15 Nisan 1980) – Kendisine verilen diğer tüm resmi ödülleri reddettiği gibi Nobel Edebiyat Ödülünü de reddetmiştir. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Bulantı”, “Varoluşçuluk”, “Varlık ve Hiçlik”, “Akıl Çağı
    1965
    Mihail Şolohov (24 Mayıs 1905, Vyoshenskaya, Rusya – 21 Şubat 1984) – “Durgun Don
    1966
    Shmuel Yosef Agnon (17 Temmuz 1888, Buchach, Ukrayna – 17 Şubat 1970) –
    “Tılsım”
    Nelly Sachs (10 Aralık 1891, Schöneberg, Almanya – 12 Mayıs 1970) – Alman asıllı İsveçli kadın yazar ve şair. “Akkor Bilmeceler
    1967
    Miguel Ángel Asturias (19 Ekim 1899, Guatemala – 9 Haziran 1974) – “Kasırga”
    1968
    Yasunari Kawabata (11 Haziran 1899, Osaka, Japonya – 16 Nisan 1972) –Karlar Ülkesi
    1969
    Samuel Beckett (13 Nisan 1906, Foxrock, İrlanda – 22 Aralık 1989) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Üçleme”, Üçleme 2″,Üçleme 3” Godot’ yu Beklerken
    1970
    Aleksandr Soljenitsin (11 Aralık 1918, Kislovodsk, Rusya – 3 Ağustos 2008) –”, “İvan Denisoviç’in Bir Günü’’
    1971
    Pablo Neruda (12 Temmuz 1904, Parral, Şili – 23 Eylül 1973) – “Sevdiğime Seslenir Gibi”
    1972
    Heinrich Böll – (21 Aralık 1917, Köln, Almanya – 16 Temmuz 1985) – “Fotoğrafta Kadın da Vardı”, “İlk Yılların Ekmeği”, “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru”, “Dokuz Buçukta Bilardo”, “
    1973
    Patrick White – (28 Mayıs 1912, Londra, Birleşik Krallık – 30 Eylül 1990) – “Çöl”
    1974
    Eyvind Johnson (29 Temmuz 1900, İsveç – 25 Ağustos 1976) – “Yaşamak Dediğin”
    Harry Martinson (6 Mayıs 1904, İsveç – 11 Şubat 1978)
    1975
    Eugenio Montale (12 Ekim 1896, Cenova, İtalya – 12 Eylül 1981) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Xenia”
    1976
    Saul Bellow (10 Haziran 1915, Lachine, Kanada – 5 Nisan 2005) – Türkçeye çevrilen önemli kitapları: ‘’ Boşlukta Sallanan Adam’’
    1977
    Vicente Aleixandre (26 Nisan 1898, Sevilla, İspanya – 14 Aralık 1984) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Kılıçtan Keskin Dudaklar”
    1978
    Isaac Bashevis Singer (21 Kasım 1902, Leoncin, Polonya – 24 Temmuz 1991) – Polonya kökenli Amerikalı yazar. “Toplu Öyküler”
    1979
    Odysseas Elytis (2 Kasım 1911, Kandiye, Yunanistan – 18 Mart 1996) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Övgüler Olsun Sana”
    1980
    Czeslaw Milosz (30 Haziran 1911, Litvanya – 14 Ağustos 2004) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Tutsak edilmiş Akıl”
    1981
    Elias Canetti (25 Temmuz 1905, Rusçuk, Bulgaristan – 14 Ağustos 1994) – Eserlerini Almanca yazmıştır. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Körleşme’’, İnsanın Taşrası,
    1982
    Gabriel García Márquez (6 Mart 1927, Kolombiya – 17 Nisan 2014) – Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Yüzyıllık Yalnızlık”, “Kolera Günlerinde Aşk”,
    1983
    William Golding (19 Eylül 1911, Newquay, Birleşik Krallık – 19 Haziran 1993) – “Sineklerin Tanrısı”
    1984
    Jaroslav Seifert (23 Eylül 1901, Žižkov, Çek Cumhuriyeti – 10 Ocak 1986)
    1985
    Claude Simon (10 Ekim 1913 – 6 Temmuz 2005) – Fransız yazar. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Tramvay”
    1986
    Wole Soyinka – 13 Temmuz 1934, Abeokuta, Nijerya doğumlu.
    1987
    Joseph Brodsky (24 Mayıs 1940, St. Petersburg, Rusya – 28 Ocak 1996) – Rus asıllı Amerikalı şair.
    1988
    Necip Mahfuz (11 Aralık 1911, Kahire, Mısır – 30 Ağustos 2006) “Ezilenler
    1989
    Camilo José Cela (11 Mayıs 1916, İspanya – 17 Ocak 2002)– Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Arı Kovanı
    1990
    Octavio Paz (31 Mart 1914, Meksika – 19 Nisan 1998) – “Öteki Ses
    1991
    Nadine Gordimer (20 Kasım 1923 – 13 Temmuz 2014) – Güney Afrikalı kadın yazar. “Başka Dünyalar"
    1992
    Derek Walcott - (23 Ocak 1930, Saint Lucia – 17 Mart 2017) – Saint Lucialı şair, yazar ve ressam.
    1993
    Toni Morrison – 18 Şubat 1931, Ohio doğumlu ABD’li kadın yazar. “En Mavi Göz”
    1994
    Kenzaburo Oe – 31 Ocak 1935, Japonya doğumlu yazar. “Kişisel Bir Sorun”
    1995
    Seamus Heaney – (13 Nisan 1939, Castledawson – 30 Ağustos 2013), İrlandalı yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Kuzey”
    1996
    Wislawa Szymborska (2 Temmuz 1923, Kórnik – 1 Şubat 2012) Polonyalı kadın yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Başlıksız Olabilir”.
    1997
    Dario Fo -(24 Mart 1926, Sangiano, İtalya – 13 Ekim 2016), İtalyan yazar. “Sıradan Bir Gün ve Diğer Oniki Komedi”
    1998
    José Saramago (16 Kasım 1922 – 18 Haziran 2010) – Portekizli yazar. “Görmek”, “Körlük
    1999
    Günter Grass – 16 Ekim 1927, Gdansk, Polonya doğumlu Alman yazar. Teneke Trampet
    2000
    Gao Xingjian – 4 Ocak 1940, Ganzhou, Çin doğumlu yazar, çevirmen, eleştirmen ve ressam. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Ruh Dağı”, “Yalnız Bir Adamın Kitabı”
    2001
    Vidiadhar Surajprasad Naipaul – 17 Ağustos 1932, Trinidad doğumlu Britanyalı yazar. “Büyülü Tohumlar”
    2002
    Imre Kertész – 9 Kasım 1929, Budapeşte, Macaristan doğumlu. “Kadersizlik
    2003
    John Maxwell Coetzee – 9 Şubat 1940, Güney Afrika doğumlu yazar ve akademisyen. “Utanç
    2004
    Elfriede Jelinek – 20 Ekim 1946, Avusturya doğumlu, kadın feminist oyun yazarı ve romancı. “Piyanist
    2005
    Harold Pinter – 10 Ekim 1930, Londra doğumlu İngiliz oyun yazarı, senarist, şair, tiyatro yönetmeni ve aktör. “Ay Işığı”
    2006
    Orhan Pamuk – 7 Haziran 1952, İstanbul doğumlu. Nobel Edebiyat ödülünü alan ilk Türk yazar. Kitapları: “Kara Kitap”, “Kar”, “Cevdet Bey ve Oğulları”, “Yeni Hayat”, “Beyaz Kale”
    2007
    Doris Lessing – 22 Ekim 1919, Kirmanşah, İran doğumlu Britanyalı kadın yazar (İngiltere/Britanya). “Son Aydınlık Yaz”
    2008
    Jean-Marie Gustave Le Clézio – 13 Nisan 1940, Nice, Fransa doğumlu. “Çöl”
    2009
    Herta Müller – 17 Ağustos 1953, Romanya doğumlu Alman kadın yazar.“Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım’’
    2010
    Mario Vargas Llosa – 28 Mart 1936, Peru doğumlu. “Yeşil Ev”
    2011
    Tomas Gösta Tranströmer – 15 Nisan 1931, Stockholm, İsveç doğumlu şair, psikolog ve çevirmendir. “Hüzün Gondolu”, “İzmir Saat Üç”
    2012
    MoYan (Guan Moye) – 17 Şubat 1955, Gaomi, Çin doğumlu. Gerçek adı Guan Moye’dir, ancak Çince “sakın konuşma!” anlamına gelen Mo Yan mahlasını kullanır. Sürekli sansürlenen ve eserleri korsan yollarla çoğaltılan Çinli yazarlar arasında en meşhurudur. “Kızıl Darı Tarlaları”
    2013
    Alice Munro – 10 Temmuz 1931, Kanada doğumlu kadın yazar. “Sevgili Hayat”
    2014
    Patrick Modiano – 30 Temmuz 1945, Boulogne-Billancourt, Fransa doğumlu. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “En Uzağından Unutuşun”
    2015
    Svetlana Aleksiyeviç – 31 Mayıs 1948, İvano-Frankivsk, Ukrayna doğumlu kadın yazar. Kızıl İnsanın Sonu”
    2016
    Bob Dylan – 24 Mayıs 1941, ABD doğumlu. Asıl adı: Robert Allen Zimmerman.
    2017
    Kazuo Ishiguro – 8 Kasım 1954, Japonya doğumlu İngiliz romancı. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Beni Asla Bırakma”, “Günden Kalanlar”
    2018
    Olga Tokarczuk- 29 Ocak 1962 Polonya – ‘’Koşucular
    2019
    Peter Handke - 6 Aralık 1942- Avusturya - ‘’Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl’’


    ***************************************************************************
  • Evrensel Gazetesinin bir köşe yazısını paylaşmadan önce August Bebel Kadın ve Sosyalizm kitabında ezilen iki sınıfın varlığından bahseder: İşçi sınıfı ve Kadınlar. İşçi sınıfının içindeki kadınlar ise en çok ezilen sınıf. Ve Kadına bakışın tarihçesini üç büyük dine dayanan uygulamalara ulaştırarak anlatıyor. Değişmemiş hiçbir şey değişmemiş sadece Afrika kabilelerin bazılarında erkek egemenlik hüküm sürmeden önce anaerkil bir yapıdan kaynaklı bir huzur ortamı oluşabiliyordu. Onun haricinde üç semavi dinin kadınlara tek getirisi şiddet ve kısıtlama insanlığın bu kadar düşük seviyede seyrediyor olması akla mantığa sığmayan sonuçlar doğuruyor bu vahşete, bu şiddete bugün 19 yaşında bir kadının daha katledilmesi ile tanık olduk. Ve her gün dünyanın her yerinde aynı olaylar devam ediyor.


    Fulya ALİKOÇ Evrensel Gazetesi

    İkinci Dünya Savaşı sonrası “refah devleti”, 90’lı yılların Yeni Dünya Düzeni ve günümüze kadar gelen neoliberal vaatler: Savaşsızlık, tam hak eşitliği, çatışmasız ve şiddetsiz bir dünya. Tek kalemde söyleyelim: Hiçbiri gerçekleşmedi! Özellikle de kadınlar için.

    Birleşmiş Milletler’e göre, kadınların yüzde 35’i ömründe en az 1 kez şiddete maruz kalmış. 15-49 yaş aralığındaki her 5 kadın ve kız çocuğundan biri yakınları tarafından fiziksel ve cinsel şiddet görüyor. 200 milyon kadın ve kız çocuğu “sünnet” gibi uygulamalarla sakat bırakılıyor. Kısacası, en gelişmişinden en yoksuluna tüm dünyada, toplumun yarısı şiddet cenderesinde yaşamaya devam ediyor. Peki, bu korkunç tablo karşısında “kadına yönelik şiddet” nasıl tartışılıyor? Kabaca üç bağlamdan söz edilebilir: Genel olarak cinsiyet temelli şiddet, işyerinde şiddet, savaş ve çatışma bölgelerinde şiddet.

    KUZEY'DEN DOĞU'YA AVRUPA'DA ŞİDDET
    Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’na göre;

    Kıtadaki her 3 kadından biri 15 yaş ve sonrasında şiddet gördüğünü belirtiyor.
    Vasıflı mesleklerde ya da yönetici pozisyonlardaki kadınların yüzde 75’i, hizmet sektöründekilerin yüzde 66’sı cinsel tacize uğradıklarını söylüyor.
    AB sınırları içindeki insan kaçakçılığı mağdurlarının yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor.
    Bu verilere rağmen özellikle kıtanın kuzeyinde yer alan ülkeler; İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç uluslararası ölçekte model gösterilmeye devam ediyor.

    İzlanda 2008’den bu yana cinsiyetler arası uçurumun en az olduğu ülke.Kadınlar, iş gücüne yüzde 86 oranında katılıyor, mecliste yüzde 38-40 oranında sandalye bulabiliyor. Hükümetin 2022’de kapatmayı umduğu cinsiyetler arası uçurumun işgücündeki karşılığı kadın ve erkekler arasındaki ücret eşitsizliği. Son birkaç yılın ortalaması alındığında yönetici ve kıdemli pozisyonların yüzde 60’ında erkeklerin yer alıyor olması bu eşitsizliğin göstergelerinden biri.

    Norveç, Finlandiya ve İsveç’teki kadın işgücü oranları yüzde 75-80 arasında değişirken parlamentodaki temsiliyet de ortalama 40-45 arasında.

    PEMBE TABLOLARIN ALTINDAKİ GERÇEK: RIZA ŞARTI!
    Ancak, Uluslararası Af Örgütü’nün bu yıl yaptığı bir araştırma Kuzey Avrupa’daki durumun bu kadar da pembe bir tablo çizmediğini gösteriyor. İsveç, Norveç, Finlandiya ve Danimarka’nın kadına yönelik şiddet konusunda kat ettiği yol beklenenin çok altında. Bu dört ülkeden sadece İsveç tecavüzü “rıza dışı cinsel ilişki” olarak tanımlıyor. 2018’de yasalaşan “rıza yasası”, özellikle kadınların son birkaç yıldır ısrarla yürüttüğü kampanyalar sonucu bir kazanım. Diğerler ülkelerdeki yasalar fiziksel ya da psikolojik şiddet belirtileri ya da uyuşturulmuş olmak gibi biyolojik etkenler arıyor. Yani tecavüze direnip direnmeme durumu yargı kararlarında belirleyici olmaya devam ediyor.

    İSPANYA’DA BİR MODEL: KADINA YÖNELİK ŞİDDET MAHKEMELERİ
    Diğer bir“model” ülke İspanya. Bunun sebebiyse özel eğitim almış 600 hakimin yönettiği Kadına Yönelik Şiddet Mahkemeleri veşikayetçi olan kadına yaklaşıldığında yetkilileri uyaran elektronik bileklik gibi önleyici tedbirler. Bunlara rağmen, 2018 8 Martında 5 milyon kişinin katıldığı “feminist grev” ile gündeme gelen İspanya’da mahkemelerin tecavüz dosyalarında şiddet belirtisi (tersten okursak kadının direndiğine dair işaretler) arıyor olması on binlerce kadını sokağa dökmüştü.

    KITA AVRUPASINDA ‘KADIN KIRIMI’ TARTIŞMASI
    Cinsiyet eşitliğinden sorumlu bir bakanlığı olan Fransa’da, yılın ilk 6 ayında 75 kadının öldürülmesine tepki duyan kadınlar kitlesel eylemler düzenlemişlerdi. Bakanlığa göre her yıl 222 bin evlilik içi fiziksel ve cinsel şiddet vakasının rapor edildiği ülkede her 3 günde bir kadının öldürülmesi kadın örgütleri tarafından “kadın kırımı” (feminisid) olarak tanımlanıyor. Rakamlar gelişmiş Avrupa ülkelerindeki durumu temsil ediyor. 2017’de Almanya’da 123, İngiltere’de 139 kadın öldürülmüştü; katillerin 3’te 2’si kadınların yakınıydı.

    Doğu ve Güney Avrupa’ya doğru ilerlendiğinde kadınların yaşadığı şiddetin ekonomik ve demokratik gelişme düzeyiyle ilişkisi daha da belirginleşiyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının bu yıl mart ayında yayınladığı rapora göre kıtanın bu bölgesinde (Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Moldova ve Ukrayna) yaşayan kadınların yüzde 70’i (16 milyon kadın) hayatında bir tür şiddet yaşamış, yüzde 45’i cinsel tacize, yüzde 23’ü tanıdığı yüzde 18’i tanımadığı erkeklerin cinsel şiddetine maruz kalmış.

    TRUMP ABD'SİNDE ŞİDDETİN MANİPÜLASYONU

    Fotoğraf: Ekim Kılıç/Evrensel

    ABD’de 25 yıl önce yürürlüğe giren ve bu yıl transları da içerecek şekilde yeniden revize edilen Kadına Yönelik Şiddet Kanunu’nun 1993-2010 arasında şiddet oranında yüzde 63 düşüş yarattığı söyleniyor. Ancak bu verilere karşı ciddi itirazlar var. 1995 ile 2010 arasında yapılan bir araştırmaya göre vakaların yüzde 61’i yazılı raporlara yansımıyor ya da eksik rapor ediliyor. Şikayetlerin henüz ilk basamakta, yani polis merkezlerinde sudan gerekçelerle raporu tutulmuyor, suç “tecavüz” olarak yazılı tutanaklara geçirilmiyor. Her 4 kadından birinin şiddet gördüğü genel bir kabul olmaya devam ediyor.Şikayetçi olduğu halde barınma olanağı verilmeyen kadınlar “evsizler” ordusuna katılıyor.

    Tecavüz, istismar ve ensest vakalarında destek hizmeti veren RAINN’e göre tecavüzlerin yüzde 80’inde fail tanıdık. İstismara uğrayan çocukların yüzde 59’u tanıdığı, yüzde 34’ü ailesinden, yüzde 7’si yabancı biri tarafından mağdur ediliyor.

    YERLİLERE DÖNÜK KIRIM POLİTİKASI: TECAVÜZ
    ABD Adalet Bakanlığı verileri göre Amerikan yerlisi kadınların yüzde 84’ü şiddet gördüğünü belirtiyor, bu vakaların yüzde 90’ında istismarcı yerli olmayan erkekler. Tecavüzcüler yerlilerin kendi mahkemelerinde yargılanamıyor. Yine Kanada’da son otuz yılda şiddet gördüğünü belirten yerli kadın ve kız çocukları yerli olmayanlara göre 6 kat daha fazla. Rapor edilen kayıp kadın sayısı 4 bin. Bu rakamlar Kanada’da yerli kadınlara yönelik şiddeti soykırım tartışmaları çerçevesine sokuyor.

    Özellikle Orta ve Güney Amerika’dan ABD’ye göç eden kadınların yaşadığı şiddet tablosunun tümüne hakim olmaksa neredeyse imkânsız. Serbest ticaret anlaşmalarıyla mülksüzleştirilip yoksullaştırılan ve ABD destekli darbelerle yurdu yaşanmaz hale getirilen Latin kadınların Kuzey Amerika’ya göçü son birkaç yılda akut bir hal almıştı. Çoğu “kağıtsız” olan bu göçmen kadınlar ya zorla alıkonulup tecrit altında tutuluyor ya da sınır dışı edilme endişesiyle yaşadıkları şiddeti rapor etmiyor.

    LATİN AMERİKA'DA ABD DESTEKLİ "KADIN KIRIMI"
    Latin Amerika’da kadına yönelik şiddetin sorumluluğu suç kartellerine ve bölgeye has “maço kültür”e havale ediliyor. Bu yaklaşım, 20. yüzyıldan günümüze devam eden ekonomik, politik ve askeri ABD müdahalelerinin kadınların yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisinin üzerini örtüyor. Örneğin, 1990’lardan bu yana kadın kırımıyla gündemde olan Meksika’da şiddeti Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasını(NAFTA) hesaba katmaksızın tartışmak mümkün değil.Ucuz emek olarak işçileşen kadınların yaşadığıyoğun sömürü şiddeti koşullayan bir etken olmaya devam ediyor.

    Ülkede 2018’de kayıtlara geçen 898 kadın cinayeti bulunuyor. 2010-2015 arasında 3 milyon cinsel saldırının kayıt altına alındığı Meksika’da en çok cinsel tacizin işyerinde yaşandığı ve mağdurların işten çıkarılma korkusuyla sessiz kaldığı rapor ediliyor. Uluslararası insan hakları gözlemcilerinin “kriz” boyutunda ele aldığı Meksika’da 2016’da binlerce kadının şiddete karşı sokağa dökülmesi “mor bahar” olarak adlandırılmıştı.

    Öte yandan son 13 yılda 200 bin kişinin öldüğü uyuşturucu kartelleri savaşlarının en savunmasız mağduru da kadın ve çocuklar oluyor. Sadece 2017 yılında öldürülen çocuk sayısının bin 500’ü aştığını belirten UNICEF durumu insani kriz olarak tanımlıyor.

    ORTA AMERİKA’DAN GÖÇ AKINI
    Meksika’da NAFTA sonrası yaşanan ekonomik, politik ve siyasal dönüşüm 2000’li yıllarda ABD tarafından Orta Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (CAFTA) ile Orta Amerika ülkelerine doğru genişletilmesi benzer süreçlerin yaşanmasına sebep oldu.

    Göç yolunda sınır dışı edilen kadınların yüzde 30’u şiddetten kaçtığını belirtiyor. Buna karşılık bir yandan bu ülkelerde kadınların korunması için ayrılan fonları kesen Trump ABD’si şiddet yüzünden sığınma talep eden kadınların başvurularını da reddiyor.

    İstatistikler El Salvadorlu kadınların nasıl bir şiddet dünyasından kaçtığını ortaya koyuyor. Her 15 saatte bir kadın cinayetinin işlendiği ülkede sadece polis tutanaklarına geçen şiddet vakası günde ortalama 18. 2017-2018 arasında şiddet vakalarında yüzde 13 oranında bir artış söz konusu. Geçen yıl kayda geçen cinsel saldırı suçlarında yüzde 60 oranında mağdurlar 12-17 yaş aralığında. 560 kayıp kadın vakasının yüzde 20’si de bu yaş grubundaki kız çocukları. Ülkede tecavüz durumu dahil kürtaj yasak.

    ABD’ye tekstil ihracatı yapan ülkelerin ilk sıralarında yer alan Honduras’ta halkın yüzde 65’i yoksulluk sınırının altında. 10 yıl önceki ABD destekli darbenin etkileriyse hâlâ hissediliyorlar. Darbe sonrası, 2010-2013 arasında cinayetlerde yüzde 65 gibi dramatik bir artış yaşanmış. Bu cinayetlerin yüzde 95’i cezasızlıkla sonuçlanmış.

    Dünyada cinsiyet uçurumunun en az olduğu beşinci ülkeNikaragua,ilk bakışta çölde bir vaha gibi görünse de sivil darbe girişimleriyle sağcılaşmanın yükseldiği 2000’li yıllardan bu yana kadın kazanımlarına saldırılar bitmiyor. 2006 seçimleri arifesinde her koşulda kürtajın yasaklandığı Nikaragua’da kadınların mücadele ajandasını başta kürtaj yasağının kaldırılması olmak üzere sağcılaşan hükümete karşı kazanımlarını geri almak oluşturuyor.

    DEHŞET VERİCİ ÖRNEK BREZİLYA
    Latin Amerika’daki sağcılaşmanın başını faşist Bolsonaro’nun devlet başkanı seçildiği Brezilya çekiyor. Latin Amerika’daki 23 ülkede gerçekleşen kadın cinayetlerinin yarısı Brezilya’da. Irkçılığın, kadın düşmanlığının ve homofobinin güçlendiği ülkenin 2018 “skoru” bin 206. 2018’den bu yana yargıya yansıyan 1 milyon 200 bin ev içi şiddet davası bulurken 200 milyon nüfuslu ülkede sadece 74 sığınma evi bulunuyor.

    SAVAŞLAR, CİHATÇI ÖRGÜTLER VE AYAKLANMALARIN ARDINDA KADINLAR

    Fotoğraf: Mahmut Geldi/AA

    Son 4-5 yıldır iç savaşın sürdüğü Yemen, Cinsiyet Uçurumu Raporunda 2006’dan beri en sonuncu sırada. Kadın sünneti, erkeğin izni olmadan tıbbi muayene ve tedavi görememe gibi oldukça sert uygulamaların gündemde olduğu ülkede, gıdaya erişimdemokratik hak arayışından daha öncelikli bir gündem. Nüfusun yüzde 80’nini oluşturan 24 milyon insan acil yardım ihtiyacı içerisinde. 1.1 milyon emzikli veya gebe kadın kötü besleniyor. 3 milyon kadın ve kız çocuğu şiddet tehdidi altında yaşıyor. Kız çocuklarının yüzde 36’sı evlendiriliyor.

    Nijerya ve Nijer’de Boko Haram, Somali’de Eş-Şebab gibi cihadist örgütler, iç savaşlardan beslenerek kontrol ettiği bölgelerde şeriat rejimi uygulamaya, kadınları köleleştirmeye, kadın ve çocukları silah altına almaya devam ediyor.

    Geçtiğimiz aralıkta başlayan gösterilerin halk ayaklanmasına dönüştüğü ve bu yıl nisan ortalarında diktatör Ömer Beşir’in devrildiği Sudan’daysa işsizlik ve yüksek enflasyonun yanı sıra kadınları sokağa döken en önemli nedenlerden biri ekmeğin 3 kat pahalanması olmuştu.

    Ortadoğu bir yandan IŞİD gibi El Kaide artığı cihadist örgütlerin barbarlığıyla, iç savaşla çalkalanırken, hükümetlerin yolsuzluğuna biriken öfke isyana dönüşüyor. Irak’ta başbakan Abdülmehdi’nin istifasına neden olan isyan dalgasında 2003 Amerikan işgalinden bu yana kadınların ilk kez bu kadar kitlesel sokağa çıktığı belirtiliyor. Başbakan Hariri’nin koltuğundan olduğu Lübnan’daysa sokağa dökülen milyonların ön saflarına yerleşen kadınlar, ayaklanmanın mezhepler arası bir çatışmaya dönüşmesinin engellenmesinde en önemli rolü oynuyor.*
  • DIŞHABERLER SERVİSİ - ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) önceki gün yayınladığı raporda, ABD askerlerinin görev sırasındaki intihar oranının son beş yılda çarpıcı bir şekilde arttığını açıkladı. Reuters’da yayınlanan rapor, geçen hafta USS George H.W. Bush isimli uçak gemisi üzerinde çalışan üç ABD denizcisinin intiharından sonra açıklandı. ABD deniz kuvvetlerinden yapılan açıklamada ise donanmada yaşanan intihar olaylarının, raporun açıklanmasıyla herhangi bir ilişkisinin olmadığı ileri sürüldü.
    GEÇEN YIL 541 ABD ASKERİ İNTİHAR ETTİ
    İntihar konusunda Pentagon'un yayınladığı bu yılın ilk raporunda, hizmette olan askerlerin intihar oranının 100.000'de 24,8 olduğu bildirildi. Bu oran 2013'te 100.000'de 20 civarındaydı. Ayrıca raporda, 2018'de 541 askerin intihar ettiği bildirildi
    DOĞRU YÖNDE HAREKET ETMİYORUZ”
    Yapılan açıklamada intiharların genelinin silah ile gerçekleştirildiği bildirildi. Bunun üzerine Pentagon dosyalarından sorumlu Elizabeth Van Winkle, “Doğru yönde hareket etmiyoruz.” dedi. CNN’in daha önce verdiği bilgilere göre, Özel Harekât Komutanlığı’na bağlı faaliyet gösteren ABD kuvvetleri arasında intihar, belirli bir sebep olmamasına rağmen bir yılda tam üç katına çıktı. Ayrıca askerlere verilen psikolojik destek programlarına rağmen intihar, ordunun diğer alanlarında da artış gösterdi. CNN, sadece Özel Harekat Komutanlığı'nda 2018’de 22 intihar olayının gerçekleştiğini doğruladı. Bu rakamın ise bir önceki yıla göre üç kat daha fazla olduğu ve intihar oranlarının artmaya devam ettiği rakamlarla ortadada.
    İNTİHARLARIN SEBEPLERİ ÇARPITILIYOR
    Askeri yetkililer, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini kapsayan Özel Harekat Komutanlığı askerleri arasındaki intihar oranının katlanmasının nedenleriyle ilgili mantıklı bir açıklama ileri süremediler. CNN, bu intiharların savaş koşullarıyla değil, uyuşturucu tüketimi ve finansal iflas da dâhil askerlerin özel yaşam deneyimleriyle bağlantılı olduğuna öne sürdü.
    HER GÜN EN AZ 16 ESKİ ASKER İNTİHAR EDİYOR
    ABD Gazi İşleri Bakanlığı da birkaç gün önce yayınladığı 2019 yılı raporunda eski ABD askerlerinin ciddi rakamlarla intihar ettiği ortaya konulmuştu. Buna göre yıllık bazda 6 bini aşkın “gazi”, yani işgalci ABD ordusunda savaşmış eski asker intihar ediyor. Bu sayı, günlük 16'dan fazla eski askerin intihar ettiği anlamına geliyor. Rapora göre, eski askerlerde intihar oranı, toplumun geri kalanının 1.5 katı. Son 10 yılda intihar eden ABD askerlerinin sayısı ise 60 bini aşıyor.
    İNTİHARLAR SAVAŞ KAYIPLARINDAN FAZLA
    11 Eylül 2001’de düzenlenen saldırıları bahane ederek Afganistan'ı işgal eden ABD, işgal ve katliamlarını devam ettiriyor. Binlerce sivili katleden Amerika, işgalin 13 yıllık sürecinde sadece 2 bin 300 askerini kaybetti. Savaşa daha çok işbirlikçilerini sürdü; ama Amerika’ya dönen askerleri arasındaki intihar furyasını durduramadı.
    Mart 2003’te başlayan Irak işgali, 4 bin 747 Amerikan askerinin hayatına mal oldu. Her ne kadar bu rakamların içerisine paralı askerler ve vatandaşlık karşılığı savaşa götürülen mülteciler dahil değilse de vahşice katledilen yüz binlerce Iraklıya göre bir şey ifade etmiyor. Irak’ı yağmalayan ve siyasi dengelerle oynayarak istikrarı imkansız hale getiren Pentagon, savaştan döne askerlerinin durumuna ise bir çare üretemedi.
  • 245 syf.
    ·Puan vermedi
    Çarpık Dünya, Mayıs-Aralık 2018 arasında çevrildi. Kitapla daha önceden tanışıklığım vardı, hatta o kadar sevmiştim ki bir tiyatro uyarlamasını da yaptım. Gerçi bu uyarlama İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın geçtiğimiz bir kaç yılıık karışıklığında Edebi Kurul’un okumasına bile giremedi, ama kim bilir belki bir gün sahneye konabilir.

    Bu yazıda Nabokov’un Çarpık Dünya’da kullandığı referanslar, kelime oyunları, bir çok dilden alıntılar, icat ettiği kelimeler, daha neler neler var. Kitabı okuyan ve bazı şeyleri tam olarak çıkaramayanlara yardımcı olması ve yazarın inanılmaz zengin çağrışımlarla yüklü dünyasını daha iyi yansıtması için hazırladım.

    Evet, Nabokov’un nispeten az bilinen ve Amerika’da ingilizce yazdığı ilk kitabı Bend Sinister karşılığını bizde pek bilinmeyen kraliyet armalarında ya da soylu ailelerin armalarında normalde sağdan sola çekilen çizginin soldan sağa çekilmesi anlamına geliyor. Bazılarına göre bu, armayı yaptıran kişinin gayrimeşruluğunu gösteriyormuş. Önsözde Nabokov anlattığı dünyanın çarpıklığını vurgulamak için bu ters arma kavramını kullandığını anlatıyor. Bizde arma ile ilişkili fazla bir geçmiş olmadığı için “Çarpık Dünya” adını uygunu gördüm, Nabokov’un istediği anlama en yakın olan başlık olduğunu düşündüm.

    Buna benzer bir çok noktayı açıklamak için kitapta bir sürü dipnot kullanmak zorunda kaldım. Tabii Nabokov önsözde kendisine dipnot kullanmasını tavsiye edenlere bayağı bir dokunduruyor, ama yapacak bir şey yok!

    Aşağıda her bölümün başlığı altında o bölümdeki çeşitli bilmeceleri/kelime oyunlarını ya da referansları bulacaksınız. Mümkün olduğunca linkler kullanarak bilgiye ulaşmanızı da sağlamaya çalıştım.

    Önsöz
    1) Craigie Meydanı: Nabokov’un 1945’lerde yaşadığı bu yerde artık meydan yok. Yüksek binalar dikilmiş ve bloğun önünden Craigie Caddesi geçiyor.
    2) Harvard Üniversitesi Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi: Burası hala var. 1991-1992 yılında çalıştığım Uygulamalı Bilimler bölümünden Oxford Street tarafından ayrılıyor ve Müze web sitesinde (https://mcz.harvard.edu/...-research-collection) Nabokov’un lepidoptera (pulkanatlılar) üzerine çalışmalarına referans veriliyor.
    3) Camera Lucida : 19. yüzyilda kullanılan bir optik alet. Üç boyutlu nesnelerin temel özellikleri kağıda kolay aktarılmasını sağlayan bu aletin çalışmasını bu videoda görebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=-W_naqT2M7Y
    4) Bend Sinister : Yukarıda belirtildiği gibi armalarda tersten çizilen bir çizgiyi belirten terim.
    5) “sessizlik” ve “temizlik” birdirbir oynar: Orijinal metinde bu sözcükler silence ve science. Aynı etkiyi vermek zordu çeviride, en yakın sözcükler olarak bunları bulabildim.
    6) Malheur gölü: A.B.D.’nin Oregon eyaletinde 200 km2 yüzölçümü olan göl. Biraz zorlarsanız haritadaki şeklinin bir mürekkep lekesine ya da su birikintisine benzediğine ikna olabilirsiniz.
    7) Amir… Finosu… Amiral… Filosu… : Orijinal metinde the admiral lost his fleet cümlesini Krug’un the animal lost its feet olarak duyduğunu az sonra doğru söyleyiş yinelendiğinde anlıyoruz (Bkz. 4. Bölüm). Yine dilimize çevrilmesi oldukça güç bir kelime oyunuydu bu.
    8) Bernadette’in Şarkısı: Prag doğumlu Franz Werfel’in Nazilerden kaçarken bir süre kaldığı Lourdes’da (Fransa) Meryem Ana’nın kendisine göründüğüne inanılan ve 1933’te Katolik Kilisesi tarafindan azize ilan edilen Azize Bernadette’in hikayesini anlattığı romanı. Nazilerden kurtulup Amerika’ya yerleşirse bu hikayeyi yazmak için yemin etmiş ve 1941’de bunu gerçekleştirilmiş. Daha sonra filmi de çekilmiş ve 4 Oscar ödülü almış (https://www.imdb.com/...036377/?ref_=nv_sr_1).

    9) Rüzgar Gibi Geçti: Bu popüler filmin adı Nabokov’un belirtiği gibi Ernest Dowson’un "Non sum qualis eram bonae sub regno Cynarae” Latince başlıklı şiirinden alınmış:

    "I have forgot much, Cynara! gone with the wind,
    Flung roses, roses riotously with the throng”
    “Çoğunu unuttum Cynara, rüzgarla gitti,
    atılmış güller, güller kalabalıkla isyankar"

    Nabokov kitapta şiirin ikinci mısraındaki Flung roses sözcük dizisini bir kitap başlığı olarak kullanıyor.

    Bu arada şiirin başlığı Horace’tan alınmış. Türkçe’ye çevrildiğinin aksine bu terim aslında rüzgarla uçup gitti anlamına geliyor.

    2. Bölüm
    1) Uççuyor: Orijinal metinde uydurma bir kelime olan flukhtung kullanılıyor. Almanca’daki Fluchtung’a biraz benziyor ama tam değil.
    2) Simplizissimus: Burada Nabokov 1896-1967 yılları arasında yayınlanmış Alman mizah dergisi Simplicissimus'a gönderme yapıyor olabilir.
    3) Strekoza: Burada Nabokov 1875-1918 yıllarında yayınlanan Rus mizah dergisini kastediyor olmalı.

    3. Bölüm
    1) Feilün tef’ilesi: Nabokov anapaestic terimini kullanıyor. Batı şiirinde bu iki kısa, bir uzun heceden oluşan tef'ileyi gösteriyor, divan edebiyatindaki karşılığı ise feilün. Aruz vezninde en sık kullanılan kalıplardan biri failatün failatün failatün feilün. Örnek şiir:

    Ne Süleymân / ne Selîm’in / kuluyuz

    Hazret-i Rab / b-i rahîmin / kuluyuz
    - Esrar Dede
    2) Chardin’in ‘İskambilden Ev’ kopyası : Jean-Siméon Chardin ’in 1736 yılında yaptığı ünlü bir yağlıboya resim.
    3) alt şase parçasının döner kapağı şişmiş: Burada Dr. Alexander, bir sonraki cümlede sigarayla ilgili yapacağı gibi uydurma bir cümle kuruyor ve bunu bahane olarak kullanıyor.

    4. Bölüm

    1) Bouchéé : Fransızca’da “lokma” anlamına gelen bu sözcük burada bir tür kurabiye olarak kullanılıyor.

    2) Rokoko merdiven: Rokoko merdivenler aşırı süslemeli olabilir.

    3) Pauvres gosses: Fransızca’da gosses “çocuklar” anlamında kullanılır. Ama eğer Kanada Quebec’te bu sözcüğü kullanırsanız “hayalar” anlamına gelir. Sanirım Nabokov bu versiyonunu kastetmemiştir.
    4) Clio : Yunan mitolojisinde Zeus ve Mnemosyne’in sanat ve bilimi simgeleyen dokuz kızından - perilerden - biri. Tarihi simgeler.

    5. Bölüm

    1) Collier de chien: Tabii ki burada kastedilen boyna takılan tasmaya benzer bir mücevher.

    2) Teosofist: Teosofi takipçisi. Kelime anlamı olarak “Tanrıların Bilgisi” demektir. 1875 yılında New York’ta Rus göçmeni Helena Blavatsky tarafından kurulan bu hareket, Tibet’te bulunan Aşkın Ustalar’ın sırlarına vakıf olduğu kadim ve gizli güçlere inanırlar. Sembollerini yüzyıllar boyunca benzeri hareketlerin seçtiği sembollerden seçmiş (sağdaki şekil gibi), Amerika’ya Güney Asya dinlerinin girmesinde etkili olmuşlar, 1925’erden sonra etkilerini yitirip tarihe gömülmüşlerdir. Bu kısa faaliyet dönemine karşın bugün popüler kültürün kalıcı bir parçası olan karma, reenkarnasyon, çakra, Atlantis gibi kavramları Batı’da bugünkü popülerliğine ulaştırmada önemli bir rolleri olmuştur.
    3) Kumlu Ekmek İsyanı : Bu isimle bilinen bir isyan yok, ama araştırdığımızda New York’ta 1849’da (kitapla aynı yıl) Astor Meydanı İsyanı’nı gorüyoruz. İsyanın nedeni ise - burayı dikkatli okuyun - Amerikalı oyuncu Edwin Forrest ve İngiliz oyuncu William Charles Macready arasında hangisinin daha iyi bir Shakespeare oyuncusu olduğu iddiası üzerine çıkan tartışmanın sokağa taşınmasıydı. Tabii ki burada Amerikalıların İngiltere’den bağımsızlıklarını kazandıktan sonra İngilizlere karşı duymaya devam ettikleri negatif duygular ve yeni oluşmaya başlayan Amerikan eğlence sektörünün (tiyatro da buna dahil ediliyor) halen İngiliz aktörler tarafindan doldurulması önemli bir etken olarak çıkıyor. Nabokov’un Shakespeare merakı, bu isyanı Orta Avrupa’daki bu esrarengiz ülkeye taşımış olabilir.
    4) Kraliyet Şairi : İngilizce adı Poet Laurate olan bu kadro Başbakanın önerisi üzerine İngiliz hükümdarı tarafından atama yapılan onursal bir kadrodur ve kesin bir görev verilmemesine rağmen belirli önemli olaylarda şiir yazması beklenir. 1616’da (Shakespeare’in ölüm yılı) Ben Johnson’a bir tür emeklilik maaşı bağlanmasıyla buna benzer bir girişim olmuş ama ilk Kraliyet Şairi 1668 yılında 2. Charles’ın atadığı John Dryden. Atama ömür boyu yapılıyor ama ilk şair Dryden protestan hükümdarlar döneminde Katolikliğini bırakmayı kabul etmediği için bu görevden alınmış. Shakespeare’in bu göreve atanan hangi şairlere tepeden bakıp bilineceği bilinmez ama şu anki Kraliyet Şairi 2009’da atanan Carol Ann Duffy (Bu son atamada bir kaç kuş birden vurmuş Kraliçe Elizabeth, bu göreve atanan ilk kadın, ilk İskoç ve ilk LGBT birey!).

    7. Bölüm

    1) Gravürler: Nabokov bu bölümde Shakespeare’in kimliği üzerine kurulan komplo teorileriyle dalga geçiyor. Burada referans verdiği gravürler, Shakespeare’in eserlerini aslında filozof ve bilimsel devrimin ilk öncülerinden biri olan Framcis Bacon’ın yazdığını iddia eden komplo teorisyenlerinin öne sürdüğü kanıtlardan birini oluşturuyor. Gustavus Selenus’un 17. yüzyılda yazdığı bir kritoloji eserinin kapağındaki gravürler Nabokov’un burada bahsettiği sözde kanıtlar.

    2) Wateley: Shakespeare’le ilgili bir evlilik dokümanında ismi geçtiği için Shakespeare’in evlendiği bazılarınca varsayılan Anne Whateley. Ancak bazı araştırmacılara göre böyle biri yok ve belgeye yanlış is yazılmış, bazılarına göre Skahespeare Anne Hathaway ile evlenmeden önce bir süre Anne Whateley ile evlenmeyi düşünmüş, bazılarına göre de Anne Hathaway hamile kalınca onunla mecburen evlenmiş. Gerçeği bilmiyoruz tabii ki...
    3) Lamord: Hamlet 4. Perde, 7. sahnede adı geçen bir Norman. Sahnede gözükmez.
    4) Undine: Mitolojik bir su perisi türü.
    5) Cottonwood Kanyonu: A.B.D.’nin Utah eyaletinde bir kanyon.


    11. Bölüm

    1) Faber 2 3/8: Bir tür kurşun kalem.
    2) Gainsborough’nun ‘Mavi Çocuk’ tablosu : Thomas Gainborough 18. yüzyılda yaşamış bir İngiliz ressam.
    3) Aldobrandini Düğünü : Antik Roma’da yapılmış, 1600’lerde keşfedilmiş bir fresk. Vatikan müzesinde sergileniyor. Resmi yanda.


    12. Bölüm

    1) Orinyasiyen: Orijinali Aurignacien. 37000 ile 33000 yıl öncesinde, Paleolitik dönemin içinde Avrasya coğrafyasında yaşayan ve bölgedeki ilk modern insanlar olarak düşünülen uygarlığa ait.
    2) Altamira: 1860’larda Avrupa’da ilk kez tarihöncesi mağara resimlerinin keşfedildiği İspanya mağarası.

    3) Bayan Storie: Nabokov burada 19. yüzyilda geçen gerçek bir olaya değiniyor. Bayan Storie rüyasında kardeşinin kaza geçirdiğini görür ve hemen arkasından kardeşi bir demiryolunun kenarında kaza geçirip ölür. Viktorya döneminde telepati ve benzeri doğaüstü güçlere inanışın oldukça arttığı bir dönemde Bayan Storie’nin rüyası kitaplara konu olmuştur.
    4) Rhind papirüsü: 19. yüzyılda İskoç antika uzmanı Alexander Henry Rhind tarafından - büyük ihtimalle yasadışı bir kazı sonucunda - bulunmuş ve kadim Mısır’ın matematiksel bilgilerini gösteren bir papirüs.

    5) Truganini: Son safkan Tasmanyalı olduğuna inanılan ve 1876 (evet Nabokov yanılmış) yılında ölmüş olan bir kadın. Kruganini’ye gelince, öyle biri yok, Nabokov karşıtlık olsun diye icat etmiş bu ismi.
    6) De Sitter: Nabokov’a göre “Çalışmak zorunda olmayan” de Sitter, 20. yüzyıl başında evrenin genişlediğini Einstein’dan önce - onun görecelik kuramını kullanarak - gösteren ve daha sonra bir model kurarak evrenin boyutlarını hesaplayan Hollandalı astronom ve Leiden gözlemevi müdürü.

    7) Cruquius: 17. yüzyılda yaşayan Flaman akademisyen Jacques de Crucque’un Latinleştirlmiş adı. Ünlü Romalı şair Horace’ın eserlerinin dört kopya Mont Blandin manastırında keşfederek bu kopyalarda adı bilinmeyen bir yorumcunun notlarını da derlemiş, sonra bu dört kopya manastır yangınında yok olunca elde yalnızca Cruquius’un derlemesi kalmıştır.
    8) Ivar Aasen: 19. yüzyılda yaşamış Norveçli dilbilimci. Şiveleri kullanarak iki resmi Norveççe dilinden biri olan Nynorsk’u (yeni Norveççe) oluşturmuştur.
    9) Psalmanazar: George Psalmanazar. 18. yüzyılda Formoza’dan (bugünkü Tayvan) Avrupa’yı ziyaret eden ilk kişi olduğunu öne süren bir Fransız. Uzun süre bu bilgiyle İngiltere’de epeyce insanı kandıran Psalmanazar’ın ahteciliği sonradan ortaya çıkmıştır. Formoza ile ilgili - sonradan tümüyle uydurma olduğu anlaşılan - bir kitap da yazarak İnka ve Aztek’lerle ilgili duyup hikayesine kattığı egzotik yalanlarla ilgi üretmeye çalışmıştır.

    10) Shchekotiki: Nabokov bu kelimeyi daha sonra yazdığı Ada’da da kullanacaktır. Bir şeyi hatırlamaya ya da çalıştığınızda, ya da tam anladığınızda hissettiğiniz gıdıklanmaya benzer duygu, olarak tarif ediliyor çeşitli popüler sözlüklerde.
    11) Baron Münchausen’in kafa kesilen at hikayesi: Baron Münchhausen 18. yüzyılda yaşayan gerçek bir kişidir. Rus-Turk Savaşı’nda savaştıktan sonra emekli olduğunda çeşitli abartılı savaş hikayeleriyle atrafındakilerin ilgisini çekmiş, 1785’te alman yazarı Rudolf Erich Raspe onun hakkında kurgusal - ve abartılı - hikayelerin olduğu bir kitap çıkarmıştır. Abartıları bizim Evliya Çelebi’nin seyahatnamelerindekiler ayarındadır.
    Bu arada Nabokov bu bölümde atın kafasının kesilmesinden bahsederken normalde kullanması beklenen “decapitation” yerine “decorpitation” kelimesini kullanıyor. Kimileri bu kelimenin kafanın saklandığı durumlarda daha doğru bir kullanım olacağını önermişler. Yani vücut (corps) kafadan ayrılıyor.

    13. Bölüm

    1) Lacedaemon: Laconia’nın (Yunanistan’ın güneydoğusunda ve antik Sparta’nın başkenti olduğu bir bölge) mitolojik kralı. Sparta Kralı Amyclas ve Argos Kraliçesi Eurydice’nin babasıydı.
    2) Salkım Söğüt Heraklitus: Heraklitus’a felsefesinin özelliklerinden dolayı Salkım Söğüt (Weeping WIllow) dendiğini biliyoruz. Burada Nabokov buna gönderme yapıyor.
    3) Duman Parmenides: Parmenides’e göre gerçeklik bir duman kümesi gibidir, yani aslında çabucak yok olabilir ve duyularımızla gizlenemez. Nabokov bu yaklaşıma referans veriyor olsa gerek.
    4) Pisagor : Aynı bölümde bir de Pisagor’un adı geçiyor. Öğretileri hakkında çok ayrintı bilinmiyor, daha çok Pisagor’cu başka filozofların düşüncelerini Aristo’dan öğrenebiliyoruz ama bilinen bir düşüncesi ruhun ölümsüzlüğüne ve ölümden sonra başka bir bedene geçtiğine inanması.
  • The Guardian, 21. yüzyılın en iyi 100 filmini listeledi. Paul Thomas Anderson imzalı There Will Be Blood (Kan Dökülecek) filmi ilk sırayı alırken, ülkemizden de Nuri Bilge Ceylan yönetmenliğindeki Bir Zamanlar Anadolu’da 38. sırasında yer aldı. Listede yer alan diğer filmler ise şöyle:

    1. There Will Be Blood (2007)
    2. 12 Years a Slave (2013)
    3. Boyhood (2014)
    4. Under the Skin (2013)
    5. In the Mood for Love (2000)
    6. Caché (2005)
    7. Synecdoche, New York (2008)
    8. Moonlight (2016)
    9. Zama (2017)
    10. Team America: World Police (2004)
    11. Mulholland Dr. (2001)
    12. Son of Saul (2015)
    13. Far From Heaven (2002)
    14. White Material (2009)
    15. Shoplifters (2018)
    16. The Act of Killing (2012)
    17. The Great Beauty (2013)
    18. A Serious Man (2009)
    19. Lincoln (2012)
    20. Roma (2018)
    21. The White Ribbon (2009)
    22. Spirited Away (2001)
    23. Borat (2006)
    24. Ida (2013)
    25. Get Out (2017)
    26. A One and a Two – Yi Yi (2000)
    27. The Grand Budapest Hotel (2014)
    28. The Tree of Life (2011)
    29. Nebraska (2013)
    30. Leviathan (2014)
    31. Anomalisa (2015)
    32. Gravity (2013)
    33. The Royal Tenenbaums (2001)
    34. The Child – L’Enfant (2002)
    35. 45 Years (2015)
    36. A Separation (2011)
    37. Dogville (2003)
    38. Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)
    39. Meek’s Cutoff (2010)
    40. Unrelated (2007)
    41. The Handmaiden (2016)
    42. 4 Months, 3 Weeks and 2 Days (2007)
    43. The Wolf of Wall Street (2013)
    44. Toni Erdmann (2016)
    45. 13th (2016)
    46. Volver (2006)
    47. Margaret (2011)
    48. The House of Mirth (2000)
    49. 24 Hour Party People (2002)
    50. Before Sunset (2004)
    51. Crouching Tiger, Hidden Dragon (2000)
    52. Amores Perros (2000)
    53. Fire at Sea (2016)
    54. The Social Network (2010)
    55. Russian Ark (2002)
    56. Behind the Candelabra (2013)
    57. Leave No Trace (2018)
    58. Wuthering Heights (2011)
    59. Gangs of Wasseypur (2012)
    60. Ted (2012)
    61. The Souvenir (2019)
    62. Waiting for Happiness (2002)
    63. We Need to Talk about Kevin (2011)
    64. The Incredibles (2004)
    65. Happy as Lazzaro (2018)
    66. Brokeback Mountain (2005)
    67. Dogtooth (2009)
    68. Mr Turner (2014)
    69. Paddington 2 (2017)
    70. Anchorman: The Legend of Ron Burgundy (2004)
    71. Capernaum (2018)
    72. Waltz With Bashir (2008)
    73. Love & Friendship (2016)
    74. Un prophète (2009)
    75. Philomena (20139
    76. Ten (2002)
    77. Lost in Translation (2003)
    78. Ocean’s Eleven (2001)
    79. Persepolis (2007)
    80. Requiem for a Dream (2000)
    81. Fish Tank (2009)
    82. Stories We Tell (2012)
    83. The Son’s Room (2001)
    84. Tropical Malady (2005)
    85. Burning (2018)
    86. No Country for Old Men (2007)
    87. The Wind that Shakes the Barley (2006)
    88. Gomorrah (2008)
    89. The Selfish Giant (2013)
    90. Eden (2012)
    91. Etre et Avoir (2002)
    92. The Hurt Locker (2008)
    93. You, the Living (2007)
    94. Gladiator (2000)
    95. Call Me By Your Name (2017)
    96. Private Life (2018)
    97. Fahrenheit 9/11 (2004)
    98. The Dark Knight (2008)
    99. Bright Star (2009)
    100. Once Upon a Time in Hollywood (2019)

    Kaynak:http://www.sinematopya.com/...ilmi-yayinlandi.html
  • GELECEĞİN SUÇLARI

    Sokaktan çevirdiğiniz herhangi birine Google’ın, Twitter’ın, Facebook’un ya da Instagram’ın neden ücretsiz olduğunu sorun. Çoğu kişi cevabı tam bilemese de reklam için diyecektir. Cevap doğru olsa da, olay boş bir alanda reklam göstermek kadar basit değil, keşke öyle olsaydı...
    1)Adam, mağazadan kızına gönderilen broşürler ve hediye kuponlarıyla adeta deliye dönmüştü, çünkü gelen şeyler hamilelikle ilgiliydi. Oysa kızı daha liseye gidiyordu, değil hamile olması, mağazanın bu ürünleriyle ilgilenmesi bile imkansızdı. Soluğu doğruca mağazada aldı
    2)Mağaza müdürünü bulup, "kızımı hamileliğe mi teşvik ediyorsunuz, o daha liseye gidiyor" diye bağırdı ve ortalığı birbirine katarak evine döndü. Ancak bir kaç gün sonra aynı müdürü arayıp, “kızım hamileymiş, size bir özür borçluyum” demek zorunda kalmıştı.
    3)Peki ama mağaza, kızın sadece kendisinin bildiği bu özel bilgiye nasıl ulaşmıştı? Bu sorunun cevabı, çoğu kişi tarafından bilinmeyen, ancak büyük bir sektör haline gelmiş olan gözetleme ekonomisinde yatıyor. Mağaza, müşteri profillerini çıkarmak için özel analizler yapıyordu
    4)Bu analizlerden biri de hamilelik tahmin algoritmasıydı. Algoritma, hamile kadınların, özellikle hamileliğin ikinci üç ayından itibaren magnezyum ve çinko içerikli vitamin ürünlerini aldığını, kokusuz losyonlar tercih ettiğini belirlemişti.
    5)Bu bilgileri kredi kartı bilgileriyle eşleştiren algoritma, bir kadının hamile olup olmadığını yüksek bir oranla belirleyebiliyordu.Kızın hamile olduğunu da bu şekilde belirlemişti. Amerika’daki Target isimli bu mağaza 2013’de hacklendi ve 110 milyon müşterisinin verisi çalındı
    6)Kapısına bırakılan satış broşüründeki notu gören Mike’ın canı oldukça sıkılmıştı, çünkü üzerinde “Mike Seay, kızı trafik kazasında öldü” yazıyordu. Kızı gerçekten de geçen yıl geçirdiği bir trafik kazası sonucu genç yaşta ölmüştü. Ancak firma bunu nasıl bilebilirdi?
    7)Oysa, ofis malzemeleri satan o firmaya sadece bir defa gitmiş ve yazıcısı için kağıt almıştı. Firmayı arayıp şikayet ettiğinde, yetkili durumu inkar etti. Ancak olay medyaya taşınınca, firma bizden kaynaklanmayan bir nedenle oluşan bu hatadan dolayı özür dileriz demekle yetindi
    8)Acxiom, Epsilon, RapLeaf, Flurry, BlueKai... Bunlar muhtemelen çoğunuzun ismini duymadığı şirketler. Yüz milyarlarca dolarlık gözetleme sektörünün arkasındaki bu veri simsarlarının yaptığı iş, verilerimizi toplamak, analiz etmek ve reklamcılara ya da pazarlamacılara satmak
    9)Hangi verileri topluyorlar derseniz, bir kişiye dair ulaşabildikleri ne kadar veri varsa hepsini. Bu verileri kişilerin online aktivitelerinden bankalara, kredi kartı hareketlerinden kullandıkları mobil operatörlere ya da üye oldukları yerlere kadar pek çok yerden topluyorlar.
    10) Bu firmalardan mesela Acxiom’un arşivinde, tüm dünyadan 700 milyondan fazla kişinin bilgisi var ve her kişiye 13 haneli bir kod atanmış durumda. Bu kodlar, her biri farklı bir profil içeren 70 kümeden birine atanıyor ve kişi o profille tanımlanıyor (bilim kurgu filmi gibi?)
    11)Mesela 56 nolu kümedekiler; “30-35 yaş aralığında, üniversite mezunu, boşanmış, 1 ya da 2 çocuğu olan, orta düzey geliri olan, kirada oturan erkekler” gibi. Firma bu bilgileri olduğu gibi satabiliyor ya da kategoriyi daha da daraltmak için başka bir firmaya verebiliyor.
    12)Bu durumda diğer firma, aldığı bilgilere ek olarak; “kamuda çalışanlar”, “babası sağ olanlar”, “şu lokasyonda oturanlar” ya da “alkole düşkün olanlar” gibi daha da detaya inebiliyor. Bazı firmalarsa bu kümelerle ilgili çok daha derin detaylara ve özel bilgilere inebiliyor
    13) Mesela “kanser hastası olanlar”, “HIV virüsü taşıyanlar”, “X ameliyatı olanlar” ya da “cinsel saldırıya uğrayanlar” gibi. Büyük veri simsarlarından MEDBASE200 isimli şirket, bu bilgileri çok ucuz bir fiyata (1000 kişi için 79$) isteyen ilaç firmalarına satıyor.
    14)Veri simsarlarının topladığı veriler pek çok amaç için kullanılabiliyor. Bunlardan gün yüzüne çıkan en meşhur örnek, çoğu kişinin en azından kısmen bildiği Facebook-Cambridge Analytica (CA) skandalı. CA da veri simsarlarından veriyi alıp işleyen şirketlerden biri
    15) Olayı kısaca hatırlatalım. Son Amerika seçimlerinde, Trump lehine çalışan CA firması, milyonlarca Amerikalı seçmeni, yukarıdaki gibi profillere ayırmış ve her bir profile, Facebook’da gösterilmek üzere özel içerikli gösterimler hazırlamıştı.
    16)Mesela beyazların olduğu profil grubuna, Meksikalı göçmenlerin karıştığı bir olay gösteriliyor, ardından Trump’ın göçmen karşıtı vaatleri ekrana getiriliyordu. İşsiz gençlerin olduğu gruba ise Trump’ın ekonomi vaatleri ve gençlere yönelik sözleri hatırlatılıyordu
    17)Veri simsarlarının topladığı verilerin önemli bir kısmı, bedava diye düşünüp telefona kurduğumuz uygulamalardan geliyor. Mesela Angry Birds, Candy Crush, Fruit Ninja gibi ücretsiz popüler oyunlar neden sizden lokasyona ve temel bilgilere erişim izni ister?
    18)Milyonlarca kişinin oynadığı bu oyunları yazan firmalar, nasıl para kazanıyor? Borsadan mı :) Ya da neden Google, yıllarca üzerinde çalıştığı onlarca uygulamayı hiç para almadan herkese bedava dağıtıyor? Peki ya Twitter, Facebook, Instagram, Snapchat ve diğer uygulamalar?
    19) Facebook’un, hiçbir geliri olmayan Instagram’ı, 2012 yılında 1 milyar $ gibi oldukça yüksek bir ücret ödeyerek satın almasının nedeni neydi? Instagram’ın doğa üstü güçlere sahip(!) toplam 13 çalışanı mı, yoksa çok süper (!) bir resim paylaşma uygulaması mı?
    20) Bu soruların cevabı aslında açık: Ürün onlar değil, sizsiniz. Firmalar geliştirdiği uygulamalardan değil, onları kullanan insanlardan para kazanıyor. 2018 Verilerine göre, Twitter’da bir kişinin değeri 48$, Facebook’da 253$, Google’da 359$, Amazon’da ise 1793$ ediyor.
    21)Bir firmanın envanterinde, ne kadar çok kullanıcı varsa, o kadar çok veri var demektir. Bizlerin kişisel verileri de, firmalar için tekrar tekrar satılacak reklam kaynağı demektir. Bizim paylaştığımız verileri satararak, Google dünyanın en büyük 2.firması haline geldi
    22)” Facebook kullanmıyorum, kapattım ya da gizlilik ayarlarımı en üst düzeye getirdim” diyerek kendinizi rahatlatan bir açıklama yapabilirsiniz ancak bilmediğiniz bir şey var: Facebook, hesabınız olmasa bile reklam ortakları sayesinde sizi izliyor
    23) Girdiğiniz bir sitede, Facebook’un o meşhur “beğen” tuşunun olması yeterli, hesabınızın olup olmaması, o tuşa basıp basmamanız önemli değil, kayıt altındasınız. Hatta o sitede “beğen” tuşu da olmayabilir, veri simsarları vasıtasıyla ne yaptığınızı yine takip ediyor.
    24)Benzer şekilde Google’ın Gmail’ini de kullanmıyorum diyebilirsiniz, ancak yine bir şey fark etmiyor. Eğer Gmail hesabı olan birine mail attıysanız, bu Google’ın sizin hesabınızı mercek altına alması için yeterli, çünkü Gmail lisans anlaşmasına göre Google’ın buna hakkı var.
    25) Google, hem kendi ürünleri (Gmail, Google Docs, Google Drive, Haritalar), hem satın aldığı firmalar (Youtube gibi), hem de veri simsarları vasıtasıyla bizi bizden daha iyi tanıyor. Google’ın CEO’su şöyle demişti: "Şu an nerede olduğunuzu ve az çok ne düşündüğünüzü biliyoruz"
    26) Google ve Facebook, bu sektörün en büyük oyuncuları ancak bizi gözetleyerek verilerimizi alan, analiz ederek ya da etmeyerek satan Twitter, Linkedln, Pinterest, Snapchat ve Foursquare gibi irili ufaklı binlerce firma var daha var.
    27)Bu firmalara, “konum” bilgisine erişmek için izin vermek bile çok şey ifade ediyor. Çünkü konum bilgisi sayesinde sadece bugün nerede olduğunuzu bilmiyorlar, 1 ay önce nerede olduğunuzu da biliyorlar, daha da önemlisi yarın nerede olacağınızı da biliyorlar
    28)Sadece bu kadar mı? Kişinin daha önce gitmediği halde, birden rakip firmanın binasına gitmesi ve ilerleyen günlerde o firmadan birileriyle bir kafede olması, iş değişikliği hakkında o firmalara çok şey söyler.
    29)Bir kadının, kadın doğum uzmanına gitmesi, reklamcılar için standart bir konum verisidir. Ancak sonraki süreçte o kadının, bebek ürünleri satan mağazaları ziyaret etmesi, reklamcılar açısından değerli bir veridir, çünkü artık dikkatlerini hamilelik üzerine yoğunlaştırırlar.
    30) Tüm bu olanların nedeni, bedava diye bize sunulan uygulamalar, bir şey olmaz diye internete bıraktığımız bilgiler ve buralarda paylaştığımız bilgiler... Ve tüm bu olanlardan şikayet etmeye hakkımız yok, çünkü daha en başta “Hükümleri ve koşulları okudum, kabul ediyorum” dedik
    31) Bizler sanal dünya için kullanıcı değil, ürünün kendisiyiz. Ve bize dair bu verileri kullanmak isteyenler sadece reklam firmaları değil, kötü niyetli kişiler, hackerlar ya da organizasyonlar da var. Bu nedenle, şunu hiçbir zaman unutmayın: Hayattaki en pahalı şeyler bedavadır
    32) Son olarak, konu hakkında detaylı okuma yapmak isteyenler için kaynaklar(bu floodun da kaynakları):
    -Geleceğin Suçları
    -Data and Goliath
    -Dragnet Surveillance Nation: How Data Brokers Sold Out America
    04.11.2018
  • Ülkemizde kitap satışlarının en çok gerçekleştiği internet siteleri olan Kitapyurdu, D&R ve İdefix, kitap kurtlarının en uğrak noktaları arasında yer alıyor. Bugün de Türkiye'nin en büyük kitap sitelerindeki verilere göre en çok satan kitapları listeledik.
    Kitapseverler kitapyurdu.com (Kitapyurdu) gibi platformlar üzerinden herhangi bir zahmete girmeden istedikleri kitapların siparişini verebiliyorlar. Bu yazımızda sizlerin sevebileceği en çok satanlar listesindeki kitapları derledik. En değerli bilgilerin bulunduğu kitaplar, okuyucusunda köklü değişiklikler yaratabiliyor.

    Ülkemizdeki kitap okuma oranları düşük olsa da internet sitelerindeki çok satanlar bölümleri, aslında bu oranların bizi biraz yanılttığını gösteriyor. Zira listede yer alan kitapların önemli bir kısmı, dünya edebiyatında da büyük bir yere sahip. Ayrıca bu listemizde ülkemizin de değerli yazar ve araştırmacıların eserlerini göreceksiniz.

    Kitapyurdu, D&R ve İdefix çok satanlar (Özet liste):

    Bir Ömür Nasıl Yaşanır - İlber Ortaylı
    Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov
    Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos:
    Simyacı - Paulo Coelho
    Zamanın Kısa Tarihi - Stephen Hawking
    Camdaki Kız - Gülseren Budayıcıoğlu
    Livaneli’nin Penceresinden - Zülfü Livaneli, Zafer Köse
    Gör Beni - Akilah Azra Kohen
    Her Şey Değişir - Anette Inselberg
    Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo
    Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
    Seninle Başlamadı - Mark Wolynn
    Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck
    Kral Kaybederse - Gülseren Budayıcıoğlu
    Momo - Michael Ende
    Hayvan Çiftliği - George Orwell
    İnsan Nedir? - Mark Twain
    Tüfek Mikrop ve Çelik - Jared Diamond
    Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
    Küçük Prens - Antoine De Saint Exupery
    1984 - George Orwell
    Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig
    Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini
    Kitap alışverişi yapılacak yerlerin sayısı da git gide azalırken bizleri kitapsızlık gibi bir dertten kurtaran internet siteleri yardımımıza koşuyor. Kitapyurdu, D&R ve Idefix gibi internet sitelerinde çok satanlar bölümünde bulunan kitaplar da kitap seçimi konusunda fazlasıyla yardımcı oluyor. Peki çok satanlar listesinde bulunan kitaplar arasından seçtiklerimiz neler?

    Türkiye'de en çok satan 25 kitap:

    25. Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini:
    Uçurtma Avcısı

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2004
    Baskı sayısı: 69. baskı
    Sayfa sayısı: 375
    Uçurtma avcısı, insanların fark etmeden nasıl rahat bir hayat sürdüğünü tüm satırlarıyla gözler önüne seriyor. İçeriğinde baba ve oğulu konu alann kitapta ihanet ve sadakatin bedeli işleniyor. Okuyucular burada zengin ve kültürlü toprakların yok oluşunu görecekler.

    23. Fahrenheit 451 - Ray Bradbury:
    Fahrenheit 451

    Tür: Bilim Kurgu
    Yayın tarihi: 2012
    Baskı sayısı: 10. baskı
    Sayfa sayısı: 242
    Bradbury burada televizyonların dünyaya hüküm sürdüğü kitapların ise sonunun geldiği dünyada bir itfaiye erini işliyor. Bilim kurgu roman türünü ise okuyanların gözünde çok farklı bir yere taşıyor. Kanadalı şair Margaret Atwood’un kitap hakkındaki görüşleri ise şu şekilde: “Yazılmış en iyi bilim kurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kâbuslar görmeme sebep olmuştu.”

    22. 1984 - George Orwell:
    1984

    Tür: Bilim Kurgu
    Yayın tarihi: 2000
    Baskı sayısı: 10. baskı
    Sayfa sayısı: 352
    Celal Üster tarafından ustaca çevrilen 1984 romanını sıklıkla duymuşsunuzdur. Okuyanan algısını genişleten bu kitap, yazarın geleceğe yönelik kâbuslarını içeriyor. Zihinlerin kontrol edilip insanların makineleşmiş bireylere dönüştürüldüğü bir dünya düzeninde kim yaşamak ister ki.

    21. Küçük Prens - Antoine De Saint Exupery:
    Küçük Prens

    Tür: Hikaye, Roman & Masal
    Yayın tarihi: 2015
    Baskı sayısı: 7. baskı
    Sayfa sayısı: 112
    Dünya üzerinde toplamda 250’den fazla dile çevrilmiş ve yayınlanmış bir kitap. Her ne kadar çocuk kitabı gibi gözükse de anlatısı bizleri çok başka yerlere götürüyor. Kitapta geçen bir bölüm ise görenlerin aklına dolanıyor. “İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”

    20. Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley:
    Cesur Yeni Dünya

    Tür: Bilim Kurgu
    Yayın tarihi: 2003
    Baskı sayısı: 10. baskı
    Sayfa sayısı: 349
    Okuyucusunu Ford’dan sonra ki 632. yıla götüren kitapta daha önce görmeye alışkın olmadığımız şeyler bulunuyor. Bu yılın bulunduğu süreçte insanlar kuluçka merkezlerinde üretiliyorlar. Üstelik kadınların üretilmesi tamamen yasak.

    19. Tüfek Mikrop ve Çelik - Jared Diamond:
    Tüfek Mikrop ve Çelik

    Tür: Popüler Bilim
    Yayın tarihi: 2002
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 664
    Tüm kıtalarda bulunan insanların tam 13 bin yıllık tarihini ele alan kitap, dünyanın farklı noktalarındaki toplumların nasıl bir gelişim sürecinde olduğunu ortaya koyuyor. Microsoft’un sahibi Bill Gates, kitapla ilgili: “Büyüleyici… İnsanlık tarihini anlamak için bir temel oluşturuyor.” ifadesini kullanıyor.

    18. İnsan Nedir? - Mark Twain:
    İnsan Nedir?

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 3. baskı
    Sayfa sayısı: 136
    Mark Twain tarafından oldukça özenle yazılan ve sadece 250 adet kopyası üretilen İnsan Nedir? kitabının bu versiyonu, 240. nüsha ele alınarak yazılmış. Bu kitapta kendi kendinizi sorgulayacak kadar etkileyici cümlelerle karşılaşacağınızı söyleyebiliriz.

    17. Hayvan Çiftliği - George Orwell:
    Hayvan Çiftliği

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2001
    Baskı sayısı: 59. baskı
    Sayfa sayısı: 152
    Listemizde de yer bulan 1984 kitabıyla tanınan Orwell’in bir başka başyapıtı Hayvan Çiftliği; Stalin, Lenin, Marx gibi tarihi kişilerin yansıtılmasını tasvir eden domuz, kuzgun, köpek gibi hayvanları karakter olarak ele alıyor.

    16. Momo - Michael Ende:
    Momo

    Tür: Roman/Öykü
    Yayın tarihi: 2017
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 304
    Tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kız olan Momo’nun etraftan buldukları veya kendisine hediye gelen eşyalar dışında hiçbir şeyi yoktur. Bunların dışında Momo, muhteşem bir dinleyici olma özelliğiyle kendisini öne çıkarıyor.

    15. Kral Kaybederse - Gülseren Budayıcıoğlu:
    Kral Kaybederse

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2015
    Baskı sayısı: 18. baskı
    Sayfa sayısı: 384
    Hayatın bizleri ne zaman ne şekilde hangi olayla karşılayacağı tahmin edilemez bir gerçek. Kitabımızın kahramanı kral ise hiç beklemediği kadar büyük bir darbeyi yiyor hayattan. Tahttan inse de tahtından indiğine inanmayan bir kral… Budayıcıoğlu bu kitabında avına av olan bir avcının yuvarlanışı işliyor.

    14. Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck:
    Fareler ve İnsanlar

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2015
    Baskı sayısı: 18. baskı
    Sayfa sayısı: 384
    Birisi zeki ve diğeri fiziksel olarak kuvvetli olan iki tarım işçisini konu alan kitapta dostluk ve dayanışma bir kez daha irdeleniyor. Sadece insanların insanlarla olan ilişkileri değil aynı zamanda insanların doğayla olan önemli ilişkisi de kitaba konu oluyor.

    13. Seninle Başlamadı - Mark Wolynn:
    Seninle Başlamadı

    Tür: Psikoloji Bilimi
    Yayın tarihi: 2016
    Baskı sayısı: 27. baskı
    Sayfa sayısı: 280
    Psikoterapinin, ilaçların ve diğer yöntemlerin yıllardır çözemediği sorunların üstesinden gelinmesine yardımcı oluyor. Wolynn’in usta kaleminden çıkan Seninle Başlamadı, travma terapileri alanında insanı anlamak için önemli bir basamak olarak bizleri karşılıyor.

    12. Bülbülü Öldürmek - Harper Lee:
    Bülbülü Öldürmek

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2014
    Baskı sayısı: 29. baskı
    Sayfa sayısı: 355
    Piyasaya ilk olarak 1960 yılında sürülen kitapta Amerika’da yaşanan ırkçılık, ayrımcılık ve eşitsizlik, bir çocuk kahramanın gözünden aktarılıyor. Pulitzer ödülüne sahip olmasıyla da ün salan Bülbülü Öldürmek, Ülker İnce’nin çevirisiyle önümüze çıkıyor.

    11. Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo:
    Bir İdam Mahkumunun Son Günü

    Tür: Dünya Klasik
    Yayın tarihi: 2013
    Baskı sayısı: 19. baskı
    Sayfa sayısı: 136
    Fransız edebiyatı denince akla ilk gelenlerden olan Hugo, toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgileniyordu. 1829 yılında yayınladığı bu roman ile Victor Hugo, idam cezasına taviz vermez bir şekilde karşı geldi. Bu idefix ve kitapyurdu üzerinde en çok satanlar arasında.

    10. Her Şey Değişir - Anette Inselberg
    Her Şey Değişir

    Tür: Kişisel Gelişim
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 256
    Önemli olanın bocaladığımızda yere yığılmayıp amaçlarımızdan vazgeçmeyip yeniden ayağa kalkmak olduğunu bizlere söyleyen Her Şey Değişir, kendi kendimizi sürekli olarak bir motivasyon döngüsüne sokabilmemiz ve her işimizde en iyisine ulaşabilmemiz için birebir.

    9. Gör Beni - Akilah Azra Kohen:
    Gör Beni

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 3. baskı
    Sayfa sayısı: 592
    Kalemini ustaca kullanan Azra Kohen’in yeni kitabı Gör Beni’yi okuyanlar, bir süre kendilerine gelemediğini ifade ediyor. Ufuk açıcı, bakış açısı genişletici Gör Beni, başarılı dili ve akıcı anlatımı ile bir çırpıda kendisini bitirtiyor.

    8. Vazgeçebilmek - Guy Finley:
    Vazgeçebilmek

    Tür: Kişisel Gelişim
    Yayın tarihi: 2018
    Baskı sayısı: 11. baskı
    Sayfa sayısı: 304
    Mutlu olma yolunuzda bazı şeylerin size engel olduğunu mu hissediyorsunuz ve size yol gösterecek bir kılavuza mı ihtiyacınız var? Vazgeçebilmek isimli kişisel gelişim kitabı bu noktada hayatınızı kutarabilecek nitelikte. Vazgeçebilmek kısa ve öz bir şekilde her şeyden vazgeçmenizi size söylüyor. Tabii bu kitabın olayı, vazgeçme yolunuzda size duvarları nasıl yıkacağınızı adım adım aktarmak.

    7. Livaneli’nin Penceresinden - Zülfü Livaneli, Zafer Köse:
    Livaneli’nin Penceresinden

    Tür: Röportaj
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 432
    Anadolu insanının kültür dağarcığında yerini almış büyük sanatçı, yazar ve şair olan Ömer Zülfü Livanelioğlu’nun Türkiye’yi gördüğü pencere çok başka. Zafer Köse ile yaptığı söyleşi ile de Livaneli, Türkiye toplumunun manzarasını çıplak gerçekliğiyle bizler için ortaya koyuyor.

    6. Camdaki Kız - Gülseren Budayıcıoğlu:
    Camdaki Kız

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 352
    Hayatlarımızda bizlere özel bazı dönüm noktaları vardır. Bazı bazı zamanlar çocukluğumuzun acılarını bizlere tekrardan yaşatacak olan kişileri gözlerinden tanır, başkasına değil ona aşık oluruz. Hayatın kendisi bizi ona kilitler. Kaderimizin yazılı olduğu evlerimizde yaralarımızı alır, o yaralarımızla beraber gelişir ve yine aynı yaralarımızın bizleri götürdüğü yerlere gideriz. Ne var ki mutluluk, her zaman yaralarımızın götürdüğü yerde değildir. Lüks içinde yaşayan ama kaderi en başından kötü yazılan Camdaki Kız’ın sizleri büyüleyeceğine eminiz.

    5. Zamanın Kısa Tarihi - Stephen Hawking:
    Zamanın Kısa Tarihi

    Tür: Popüler Bilim
    Yayın tarihi: 2017
    Baskı sayısı: 72. baskı
    Sayfa sayısı: 255
    İlk olarak yayınlandığı 1988 yılından bugüne kadar 40 farklı dile çevrilen ve tam 9 milyonun üzerinde basımı gerçekleştirilen insanlığa büyük katkıları bulunan Hawking’in kitabı, uluslararası bir üne sahip. 1988’den günümüze bilimsel alanlarda gerçekleşen yenilikler ile yepyeni bir ön söze Hawking’in ağzından sahip olan Zamanın Kısa Tarihi, solucan delikleri ve zaman yolculuğuyla ilgili çarpıcı bir bölümü de kaleme alarak kitabına ekledi.

    4. Simyacı - Paulo Coelho:
    Simyacı

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2010
    Baskı sayısı: 149. baskı
    Sayfa sayısı: 184
    Brezilyalı şarkı sözü yazarı Coelho’nun kitabı da 1988 yılından gelme. Yayınlandığı günden beri dünyayı birbirine katan 6 yılda 42 ülkede 7 milyondan fazla satılan roman, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinde hazinesini aramaya giden bir çobanın öyküsünü konu alıyor.

    3. Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos:
    Şeker Portakalı

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2000
    Baskı sayısı: 135. baskı
    Sayfa sayısı: 200
    Yazarın başyapıtı olarak kabul edilen Şeker Portakalı, yetişkin kişilerin dünyalarının sınırlamalarına hayal gücüyle karşı gelen Zeze’nin acı, yoksul ancak ümit dolu hikayesinden bahsediyor. Yazarın çocukluğundaki derin yaraları gün yüzüne çıkaran kitap, sizleri derinden etkileme özelliğine sahip.

    2. Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov:
    Beyaz Zambaklar Ülkesinde

    Tür: Roman
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 100
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu kitabı okuduktan sonra fazlasıyla etkilendiği ve ülkedeki tüm eğitim kurumları başta olmak üzere özellikle askerlerin okuması için Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi tavsiye ettiği biliniyor. Zamanın geçip gitmesiyle değişen her nesil kendisine ait söylemleri, ihtiyaçları ve talepleri ortaya çıkarıyor. Petrov’un kaleminden çıkan bu kitap, yeni nesillere eski ve zaman aşımına uğramış yönetim biçimleri ve yasaların zorla uygulanamayacağını öne sürüyor.

    1. Bir Ömür Nasıl Yaşanır - İlber Ortaylı
    Bir Ömür Nasıl Yaşanır

    Tür: Kişisel Gelişim
    Yayın tarihi: 2019
    Baskı sayısı: 1. baskı
    Sayfa sayısı: 288
    Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesi, Türk tarih profesörü İlber Ortaylı bilge kişiliğinden yaşı her ne olursa olsun fark etmeksizin herkesin faydalanabileceği yaşam tecrübelerini aktardığı eseriyle karşımıza çıkıyor. En çok satanlar listelerinin başında seyreden Bir Ömür Nasıl Yaşanır, kişinin çocukluğundan itibaren ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulacağını örneklerle anlatıyor.

    Kitapyurdu, D&R ve Idefix en çok satanlar listelerinin göze çarpan 25 kitabını derlediğimiz bu haberimizden seçip okuyacağınız kitaplarla bakış açınızı bir hayli genişleteceğinizi garanti edebiliriz.
  • Ülke yönetirken senden bekleneni yap.
    Savaşı beklenmeyeni yaparak kazan.
    Hiçbir şey yapmadan kontrol et dünyayı.

    Nereden mi biliyorum?

    Buradan;

    Dünyada ne kadar kısıtlama ve yasak olursa
    O kadar yoksullaşır insanlar
    Ülkede ne kadar uzman varsa
    İşler o kadar içinden çıkılmaz olur

    Becerikliler ne kadar cin fikirliyse
    İcatları o kadar korkunçtur.
    Ne kadar yüksek sesle bağırılırsa kanun ve düzen diye
    O kadar çoğalır hırsızlar ve dolandırıcılar

    O yüzden bilge önder der ki;

    Ben bir şey yapmazsam insanlar başlarının çaresine bakarlar.
    Ben sessizliği severim, insanlar adaleti kendileri bulurlar
    Ben iş yapmazsam, insanların işleri rast gider.
    Benim arzularım olmazsa, insanlar yontulmamış ağaç olur

    Lao Tzu’nun Taoizm’in temel eseri olarak kabul edilen eseri Tao Te Ching, metaforlarla dolu anlam dünyasıyla okuyanı kendisini aramaya davet eder. Her okur kendi kendine oluşturduğu sorular ışığında bu metne yaklaşabilir. Her metin okurunun sorularıyla açılır ve kat kat anlam dünyalarını meraklı gözlere sunar. Hayatın anlamı, dünyanın varlığı, insanın ne olduğu, nereden gelip nereye gitmekte olduğumuz gibi ontolojik dertleri olmamış kişiler için bu tür metinler şiirsel söylemler olmaları yorumundan öteye gidemezler genelde. Tao Te Ching’de beni cezbeden en belirgin kıvrımlardan biri, sadece insan ruhunun yolculuğuna değil, onun sosyolojik ve politik bir varlık olarak dünya sahnesindeki konumuna dair söyledikleri oldu…

    Aristoteles, insanın konuşan bir hayvan olmasından hareketle onun toplumsallığına ve politik varlığına vurgu yapmış ve insanı düşünen, toplumsal ve politik bir varlık olarak tanımlamıştır. İnsanı diğer varlıklardan ayıran şey, konuşma ve düşünme yetisidir. Bu yetiler, başkası olmadan yaşayamayan insan doğasının narinliğini, güce ve yeni olanaklara doğru yöneltir. Başkası olmadan yaşayamıyorum ama başkası varken de yaşamam güçleşiyor. Benim arzularım ve özgürlük alanımla başkasının arzuları ve özgürlük alanı kesiştiğinde mutsuzluk, ihlal, şiddet, dünya sahnesinde acımasız boyutlara varıyor. Adaletsizlik, haksızlık, eşitsizlik gibi kişisel ya da kolektif acıların çaresi kendi eliyle yarattığı politik sistemler gibi görülmüştür. Belki bir tek anarşistler (efendisizler) bunun dışında tutulabilir. Devlet ve onun kurumları olmadan da yaşanabileceğini, hatta devletin insan doğasına zarar verdiğini söyleyen Anarşizm’in ahlaki ve politik söylemlerine Taoism, Zen Budizm, Beatnik Zen bağlamında ayrıca bakılabilir.

    Alıntıladığım metin, Ursula K. Le Guin’in de yorumuyla sosyopolitik anlamını buluyor. Kendisini bir Taocu olarak tanımlayan Le Guin, yıllar evvel kaleme aldığı Mülksüzler (The Dispossessed) adlı romanında kurduğu Odocu Anarşist dünya ile Taoist eğilimlerini belirtmişti. Yukarıdaki şiirle ilgili şu yorumları yapmış Le Guin;

    Wu Wei, yapmamak, eylemsizlik kavramının merkezindeki düşüncenin güçlü bir politik ifadesi bu bölüm. Benim korkunç dediğim şey, kelime anlamıyla ‘yeni’. Yeni gariptir, garipse tekinsizdir. Yeni kötüdür. (Lao Tzu, değiştirmeye, özellikle ilerleme adına değiştirmeye derinden, kesinlikle karşıdır. Iowa’lı bir çiftçi bile delişmen kalır yanında) Tam olarak anti-entelektüel olduğunu düşünmüyorum ama zekanın çoğu kullanımının kötücül olduğuna ve geliştirme planlarının hepsinin felaketle sonuçlanacağına inanır. Gene de karamsar değildir. Hiçbir karamsar, insanların başlarının çaresine bakabileceklerini ve kendi başlarına gelişebileceklerini söylemez. Anarşistten karamsar olmaz.

    Modern Postmodern Geriliminde İnanç Sistemleri ve Seküler Toplum

    Seküler düşünce için, John Locke’un Tabula Rasa yani insan zihni boş bir levhadır diyerek muştuladığı empirizm[3], elverişli bir metafizik ve felsefi antropoloji sunuyordu. Eğer insanın zihnini boş bir levhadan ibaret görürsek, Hıristiyanlığın insanlığa yüklemeye çalıştığı ilk günah fikrinden arınmış oluruz. Yani insan günahsız bir hale gelir. Bu da bizi ahlaken arınma ihtiyacı yüzünden inanmaya meyletmekten kurtarır. Bu hayat bir tecrübeyse bu hayatı kendim yorumlayabilir ve kendi tecrübelerimle onu işleyebilirim; Demek ki tanrı bana bu iradeyi vermiştir şeklinde bir yoruma meylederim. Bu fikirler, seküler düşüncenin tomurcuklarıdır, diyebiliriz. J.Bentham’ın faydacılığı da on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sinin egemen ideolojisine köşe taşı olmuştu. “Herkes istediği görüşe inanır”, “Hepimiz aynı şeyi düşünseydik dünya tuhaf olurdu”, “Dünyada çeşit çeşit insan var” gibi pub bilgelikleri bu etkinin gayri resmi tanığı olmuştu. Bütün bu olup bitenlerin altı çizilmesi gereken bir kavşağı vardı; Modern çağda filozofların tanrısıyla kitlerin tanrısı, birbirinden tehlikeli düzeyde farklı varlıklardı.

    Tanrı büyük bir zekâ ve akılsal bir varlıksa, insanda da bir katre akıl olduğuna göre onun bilgisine, doğru düşünmeyle ulaşmak mümkün olabilir. Tanrı bizi yaratırken, ona akılla ulaşabilme yetisiyle donatmıştır. Böyle bir rasyonalist idealizm, her insanı tanrıya ulaşabilme yetisi konusunda eşitler. İdealistlerin de silah doğrulttuğu yer aslında din ya da kutsal değil, ruhban sınıftır, diyebiliriz. Alman idealizmine göre mitoloji felsefileşmek, felsefe de duyulara hitap edebilmek için mitolojileşmek zorundaydı. Habermas’ın ifadesiyle “Sanat yeni bir mitoloji formunda karakterini yeniden kazanacaktır.” Hölderlin ise parçalanmış bir toplumu birleştirmek için ortak bir mitoloji ihtiyacını sürekli vurgular.[4] Felsefeyle mitolojinin evliliği, aklı sıradan insanların dünyasına taşır. Şair ya da filozofa seküler rahip statüsü verilir. Sanat ya da mitoloji kutsal birer ayinler dizgesine dönüşür. Görüldüğü gibi dini itibarsızlaştıran sistem kitleyi birleştirmek için yeni semboller yaratmaktadır. Şamanizm, Budizm, Taoizm, Yoga, Tha Chi, Feng Shui, Astroloji gibi alanlar, seküler modern toplumlar için yeniden keşfedilecek gizemli ve birleştirici ikonlar olmuşlardır.

    Romantizm ve Mistisizim

    “Parlak yıldız, keşke ben de senin gibi sabit ve değişmez
    olabilsem,
    yalnız ihtişam içinde değil, geceleyin havada asılı
    ve izlesem, sonsuz göz kapaklarıyla
    doğanın dayanıklı- uykusuz münzevisi gibi

    hareketli sularda, saf abdest (takdis) ile görevli papaz gibi
    dünyan insan kıyılarının etrafını sarar
    ya da yeni düşmüş-yumuşak maskesine bakar
    dağlar ve kırlar üzerindeki karın
    hayır -hala sadık (sabit) ve hala değişmez
    benim sadık aşkımın olgunlaşan memesinin üzerindeki
    yastık
    sonsuza dek yumuşakça şişmesi ve düşmesini hissetmek
    için
    tatlı bir huzursuzluk içinde uyanık
    yine de hala onun yumuşak nefes alışını duymak
    ve böylece yaşamak ya da ölmeye yatmak.

    John Keats

    Aslında şairler, imgelerin ve aşkın aurasında tanrıyı ararlar, dersem ileri gitmiş olur muyum? “Her yerde mutluluğu ararız ve bulabileceğimiz ancak sonlu şeylerdir” der Novalis. Romantizmin her çehresinde sonsuzu arayan, özünde dinsel bir çaba varlığını korur. Buradaki arzu, koşulsuz olana yani mutlağa duyulan hasrettir. Sanat bu arzunun inceltilmesi ya da yüceltilmesi gibi yorumlanabilir. Ruhu ve tutkuyu teskin eder. Romantikler için varoluş düşünceye indirgenemez, gerçeklikle ilişkimiz düşünceyle değil duyguyla kurulur ve inançlarımız bilgimizin temelidir. Romantiklere göre uygarlık ve bilinç insanlığı doğadan koparmıştır. Kayıp cenneti geri kazanma konusunda idealistler kadar umutlu değillerdir. Tanrısallığa imgelem vasıtasıyla ulaşan şair için imgelem, inayetin seküler bir formudur. Coleridge’e göre imgelem, zıtlıkları uzlaştıran ve çelişkileri çözen şeydir. Novalis, tüm güçlerimizin ve melekelerimizin ondan çıkarılabilir olduğunu düşünür. William Blake için imgelem, insan varoluşunun yegâne sahici halidir. İmgelem, dünyanın şeyleşmesini tersine döndürür ve ölüyü diriltir.[5]

    İmgelemde hem Freud’un ‘Tanatos’undan hem de Lacan’ın ‘Gerçek’ inden bir şeyler vardır. Mesela Wordsworth’ un imgelemi bizi olduğumuz yerden fırlatıp atar, sıkıca tutunduğumuz bağlarımızdan koparır ve terk edilmiş bir halde bırakır. Wordsworth’ün şu dizelerine bakalım;

    “Kendi ruhlarımızla tanrılaşırız;
    biz şairler gençliğimizde
    mutluluk içinde başlarız işimize;
    ama sonunda ümitsizlik ve çıldırma gelir”

    Romantik şair, gerçek yuvamızın dünyada değil ebediyette olduğunu hatırlatırken aynı zamanda ilahiliğin ihsanına olduğu kadar dehşetine de sahiptir. Romantik düşüncede dünyayı hiçe sayma dürtüsüyle onu dönüştürme arzusu arasında bir gerilim baştan beri vardı tıpkı dinde olduğu gibi. Romantiklerin içinde döndükleri fasit daire biraz da bu olmuştur. Romantikleri seküler kılan ama sekülerizmin dışına da atan şey, bu fasit dairede sıkışıp kalmış olmalarıdır. Yazının başında Tao Te Ching’den bir alıntıya yer vermiştim. Zen Meselleri, Mesnevi, İbn-i Arabi ve daha niceleri Batı düşüncesi ve edebiyatının romantik şairleriyle; W.Blake, Coleridge, O. Wilde, Borges, H.Cibran gibi ortak bir auranın içinden seslenirler. Adlar değişse de estetik değerin ateşini harlayan hemen her zaman aynı kayıp duygusudur. Romantikler ve mistikler için insanı bu kaybı aramaya ve telafi etmeye iten sebep sadece tanrı ya da öte alem korkusu değildir… Onlar bütün bu olup bitenlerin ardındaki anlamın peşine düşerler. Bu hiçte öyle analitik, bilimsel bir merak değildir. Çoğunlukla endişe ve yas hissiyle yönelinen bir imge arayışıdır…

    Tanrı Öldü mü?

    Kimi aydınlanma düşünürleri için din bir yanılgıdır. Zaman zaman işe yarayan bir yanılgı olsa da. Romantizm için de dinde mistik kabuğu soyulup atılması gerekenmuazzam hakikatler vardır. Marx, Nietzsche ve Freud için din dikkatle yorumlanması gereken bir sendromdur. Belki de belirleyici kırılma anı Nietzsche’yle gelir. O ilk gerçek ateist olduğunu iddia eder. Kuşkusuz ondan önce de bolca inançsız insan vardır fakat tanrının ölümünün dehşet verici ya da ilham verici sonuçlarıyla herkesten önce yüzleşen Nietzsche’dir. Akıl, kültür, sanat, geist, imgelem, insanlık, devlet, halk, toplum ya da bir başka sahte vekil tanrının boşluğunu doldurduğu müddetçe yüce varlık tam olarak ölmüş sayılamaz. Ölüm döşeğinde olabilir fakat işlerini şu ya da bu elçiye devretmiştir.[6]

    Nietzsche adeta modernizmin ideolojilerini ya da Marks’ın hayaleti diyebileceğimiz ideoloji hayaletini haber verir gibidir. Eagleton, modernizmin perspektifinden, modern ve postmodern hayatın içinde tanrı imgesinin girdiği biçimlerden sıkça söz ediyor; “İnsan ta kendisi olan ürkütücü uçurumu dolduran bir fetiştir. İnkâr ettiği tanrının hakiki bir imgesidir artık”[7]. Ne kadar uygarlaşsak da tatmin olamıyoruz. Uygarlaşma sürecinde tuhaf biçimde kendini fesheden bir şeyler var. Feda edilen bir şeyler… İşte tam da bu şeyler uygarlığın huzursuzluğudur. Tanrının ölümünü bir travma, bir ıstırap olarak deneyimleyen modernizmin ardından postmodernizm bunu hissetmez bile.

    Wall Strett’in bir sonu olabileceğini havsalası almayanlar Kabala’ ya inanmak için biçilmiş kaftanlardır. Scientology’nin, ambalajlı sufizmin, hazır giyim okültizminin ve servise hazır meditasyonun ultra zenginler arasında rağbet gören birer boş zaman eğlencesi olması ya da Hollywood’ un yüzünü Hinduizm’e dönmesi şaşırtıcı gelmez. [8]

    Batı kapitalizmi sekülerizmle birlikte köktendinciliğin de doğumuna yardımcı olmuştur. Önce tanrıyı katletmiştir sonrada yağmacı siyasetinden darbe yemiş hissedenler için bir sığınak olarak tanrıyı diriltmeye yataklık etmektedir. Geç kapitalizm, toplumsal anlam dünyasını zaafa uğratmış, kültür kan kaybından can çekişmektedir. New Age dinlerin hızla akabildiği manevi boşluk işte budur.

    Mistisizm ve Başkaldırı

    Tanrının içkin varlığına dair yorum, kendim dediğim varlığımın başkası dediğim varlıkla ortak bir doğanın ve karşılıklı belirlenimin ürünü olduğumuza dair inançtır. Başkasını kendi varlığımın bir uzantısı, başka bir varyasyonu olarak görmekten kaçındığımda politikada bölünmüşlük, hükümetin ya da devletin halktan kopukluğu biçiminde kendini gösterir. Demokrasilerde de (kendi kendilerini yönettiklerini sanan toplumlarda) durum böyledir. İnsanlar içsel bir dönüşüm geçirmedikleri sürece siyasi teori ve pratikler toplumlara mutluluk ve refah getirebilirler mi? İnsanlar duyarlılıkla bir arada yaşamayı beceremedikleri zaman devletler yaratırlar ve devletler bizim bir arada yaşamamızı sağlamak için değil, ayrıştırmanın sürekliliği için çalışır gibidirler. Zira kendi ontolojik bütünlükleri tam da buradan; halkların bölünmüş, parçalanmış ve manipüle edilmiş arzularından kuvvet alır.

    İktidar arzusunun psikanalitik kökenlerine bakılırsa, insanın yeryüzünde bir türlü huzuru ve tatmini bulamamış olmasıyla ilgili bir sapması olduğunu görebiliriz. Libidinal enerji bizi hayatta tutmak için yok etmeye götürdüğü gibi, yok etme gücünü elinde bulundurmanın hazzına da bağımlı kılabilir. İnsan yavrusu hem Freudyen hem de Lacancı yorumlarla narsistik bir kurbandır. Sevilmeye duyduğumuz açlık bizi başkasını sevmekten uzaklaştırır. Kim ve ne olduğumu bilmeden, nerede ve neden var olduğumu da anlamadan tıpkı Heidegger’in dediği gibi ‘’kendimi bu dünyaya fırlatılmış ve yaşar halde bulduğum’’ için varlığıma bir anlam bulma telaşına düşerim. Anlamı sadece yeryüzü yaşantısında; başarı, mülkiyet gibi ilişkilerim üzerinden tesis etmeye çalışırım. Yüzyıllardır muktedirlerin görevi de bu arzuları beslemek, kamçılamak, yer yer de tatmin etmek olmuştur zaten.

    Tanrının tek olduğu, aşkın ve ulaşılamaz olduğu bir evren tasarımı, eşitsizliğin meşrulaştırılması için her zaman iyi bir fırsat olmuştur. Tanrının seçtiği ruhbanlar, ondan vekalet alan krallar, ahlak ve politika dersleri veren veliler, siyasi erke hizmet etmişlerdir. Tanrının içkin tasarımı ise (En el Hak, Sen O’sun, Tat Twam Asi) ki bütün mistik, ezoterik ontolojiyi buna dahil edebiliriz, siyasi gücü elinde bulunduranların rahatsız olup, görmezden geldikleri ya da kovuşturdukları bir anlayıştır. Tanrı benim içimdeyse ve senin de içindeyse o zaman ikimizi birbirimizden ayırabilecek eşitsizlikler de yok olur…

    Tarih boyunca her coğrafyada kendini farklı hikayelerle gösteren zalimliklere, adalet duygusunun sarsıldığı her olayda kamusal vicdanla harekete geçen başkaldırıların, hayatın mistik yorumlarından uzağa düşmediğini görmeliyiz. Yeryüzü yaşamından elini eteğini çekip bir manastıra kapanan dervişin de yeri geldiğinde bir bidon benzini bedenine döküp kendini ateşe verdiğini hatırlayalım.[9]İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Budist metinler özellikle barışçıl temaları nedeniyle yaygınlaşmış ve Vietnam Savaşı’na karşı olan toplumsal hareketlerde yoga, meditasyon yönüyle büyük ilgi görmüştür

    68 Baharı’nın mimarları Lettrist ve Sitüasyonist hareketlerin merkezileşen ve insan doğasını bozan, onu tutsak eden toplumsal yapıya getirdiği eleştiri bir yanıyla son derece naif, barışçıl, renkli ve sanat dolu bir dışavurumdu. Çiçek çocuklar, parklarda yoga ve meditasyon yapıyor, NO WAR, MAKE A LOVE ! sloganları atıyorlardı.

    Bora Ercan’ın aktardığına göre, Vietnam bağımsızlığının mimarlarından efsanevi önder Ho Chi Minh hakkında şöyle bir anlatı var;[11] Bir militan, örgütlemek için gittiği küçük bir köyden geri döner ve lidere ‘’O köyde geri kafalı Budistler zamanlarını meditasyonla geçirmekteler’’ der. Ho Chi Minh ise ona ‘’Geri dön ve sen de onlarla beraber meditasyona otur’’ yanıtını verir.

    O halde yogik felsefe bireyin içsel gücünü keşfederken toplumsal bağlarını da görmesini ve vicdani sorumluluğunu almasını söyler. Haksızlıklar ve zulümler bir yogi için ‘’olan iyidir’’ mottosuyla kafasını mabete gömerek yok sayabileceği meseleler değildir. Savunma sporlarının çoğunda temel felsefe, yogik bir temele dayanır. Saldıranın gücünü ona iade eden bir direnç sporu gibi yorumlanır hayat…

    Şehrin merkezinde bir bomba patladığında, radikal dini gruplar sınırları terörize edip, en korkunç suçları işleyerek insanları katlettiğinde politik varlığını inkar etmek, sessiz kalmak, sorumluluk almamak sadece belirli bir süre için mümkün görünür. Yıllar evvel Ulus Baker, ‘’Vicdan tanrının son sığınağıdır’’ demişti. İçinde tanrının varlığına inanan ya da vicdanını kendine tanrı belleyen her insan er geç politik varlığının sorumluluklarıyla yüzleşir. Hint Mitolojisinin efsane metinlerinden biri olan Bhagavad Gita (Tanrının Ezgisi) kişinin toplumsal rolüne dair altı çizilecek verilerle doludur. Savaş alanında düşmanlarını öldürmek için okunu atmayı reddeden Arcuna ile Tanrı Krishna arasında geçen diyalogdan oluşur metin. Büyük Mahabharata destanının bir bölümüdür aslında Bhagavad Gita… Krishna en sonunda Arcuna’yı okunu atarak savaşa başlatmaya ikna eder. Kişi rolüyle özdeşlemeden, düşman görünenin de bir rolü olduğunu bilerek, ondan nefret etmeden ama yine tarihsel bir dönüm olarak savaşması gerekiyorsa savaşacak, ölmesi gerekiyorsa ölecektir. Hepimizin bildiği bir hikayeyi hatırlayalım; Savaş alanında bir gün Hz Ali, kılıcı çektiği düşmanı kendisine tükürünce onu öldürmez çünkü düşmanına sinirlenmiştir. Öfkeden doğan eylem, nefs olacağı için öldürme eyleminin kendisi artık kirlenecektir.

    Bu dünya bir pencere ve sırası gelen bakıp gidecekse, düşmanın da sırası gelmiş bir başkası olduğunu hatırlamak, hayat olaylarını fazlasıyla ciddiye alarak kalplerimizin katılaşmasını engelleyebilir. Halil Cibran ‘’Ermiş’’ adlı muhteşem eserinde; ‘’Yaralayan yaraladığının kurbanıdır’’ demişti. Bu gibi cümleler kapalı ya da şiirsel metaforlar gibi görünebilir. Peki, hayatın bir insan icadı olan ‘’Dil’’ ile anlaşılabileceğini kim söyleyebilir? Şiirsel dil, görünmeyenin sesine kulak kabartır. Filozoflar ve şairler başka çareleri olmadığından metaforlarla konuşurlar. Zen edebiyatının hemen her türünde, hikayelerde şiirlerde ve haikularda dile gelen gerçekliğin anlaşılmasındaki güçlük, zihnin mantık arayan ve kuran doğasından kaynaklanır. Tanrının ya da tanrıların, hakikatin ya da sonsuzluğun, mutlağın ya da substratumun doğasını bizler nasıl bir dil ile anlama yeteneğine sahip olabiliriz? Kendisi sonsuz olmayan bir şey, kendisi mutlak olmayan bir şey, sonlu varlığının bir uzvu olan ‘’dil’’ ile neyi ne kadar anlar ve aktarabilir?

    Wittgenstein, Tractatus’u yazdığında felsefenin dil problemlerinden daha fazla bir şey olmadığını söylemişti. 20. yy’ın Neopozitivistleri, zihnin bir oyun alanı olarak gördükleri felsefenin hakikate dair yeni ve ikna edici hiçbir şey söyleyemeyeceğini savundular. Tractatus’da şöyle yazdı Wittgenstein; Bir tümce, bir şeyin ancak nasıl olduğunu söyleyebilir, ne olduğunu değil.[12]ya da şöyle; Bir olgu bağlamının düşünülür olması şu demektir; Biz onun bir tasarımını kurabiliriz. Bir zamanlar tanrının her şeyi yaratabileceği, yalnızca mantık yasalarına aykırı bir şeyi yaratamayacağı söylenirdi-çünkü ‘’Mantıksız’’ bir dünyanın neye benzediğini söyleyemeyiz.

    Zen şairi Issa şöyle diyor;

    Sabah çiyinin incileri

    Onların her bir tanesinde

    Kendi evimi görüyorum.

    Bu şiir bende, zihnimin ötesinde, konumsuz alana dokunuyor. Bu alanın kapısı herkese açık elbette, yeterince sessiz kalındığında girilebiliyor. Zihnin bir maymun gibi oradan oraya zıplayan hareketlerini görüp ona ayak uydurmaktan vazgeçmek yeni bir alan açıyor. Yersiz yurtsuz, konumsuz, tanımsız, aitsiz bir çiy tanesi…

    Buraya kadar çok şey söyledik birçoğunu da söyleyemedik. Okumak, sorgulamak, yazmak da zihnin faaliyetleri ve anlamak için ona ihtiyacımız var. Kelimeler olmadan düşünmek çok zor. Düşünmeden yaşamak da öyle… Sokrates, ‘’Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez’’ demiş ve halk oylamasıyla idama mahkum edilmişti. Hannah Arendt II. Dünya Savaşında Nazilerin elinden son anda kurtularak Amerika’ya sığınan bir filozoftu; Yaşadıklarımız (eylemlerimiz) üzerine düşünmekten daha önemli bir şey yoktur, demişti. Bize araç olarak verilen yetileri kullanırken bulduğumuz bir gerçekliğin geçici bir yanılsama olabileceğini de düşünmek (irdelemek) gerekiyor. İbn-Arabi’nin Fusus ül Hikem’inde[14] Hüve La Hüve (Hem o Hem o değil) cümlesinden hareketle Zen mesellerinde sıkça vurgulanan ve ikili mantığı aşan varoluşun doğasına göndermelerle doludur. Çünkü bir şey ne o’dur ne de o değildir. Hem o’ dur hem o değildir zira her an her şey ötekine dönüşmektedir.

    Mevlana, ‘’Ham pişmişten anlamaz, söz kısa kesilmeli vesselam’’ derken, dilin çaresizliğine de göndermede bulunmuş gibidir. Wittgenstein da Rumi ile aynı fikirde sanırım; ‘Söylenebilir olan ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı’’ diye yazıyor 1918’de.

    İyi ki edebiyat var! Sayfalar dolusu kanıtlama uğraşısını birkaç cümleyle alt üst etme yetisi edebiyatın! Yoga ve Zen sadece eleştirel düşünmenin değil aynı zamanda onu yaşamanın da en renkli ve cesur pratiklerini barındırıyor. Beat edebiyatın kült eseri, Zen Kaçıkları’ndan bir alıntıyla bitirelim;

    ‘Uzat şu damacanayı da çekelim fırtımızı. Hay! Ho! Hoo!’ Japhy fırlatıyor yerinden; ‘Whitman’ı okuyordum, bakın ne diyo; ‘Sevinin köleler, sevinin de korkutun yaban despotlarını’ Yani tıpkı aşıkların konumu; çöllerde gezinip duran o eski zen kaçığı ozanların; bu dünya sırt çantasıyla gezip tozan insanlarla dolacak bak görürsün; aslında hiç istemedikleri bir sürü buzdolabı, tv, araba, son model şıkırdım arabaları, bilmem ne briyantini, yok efendim bilmem ne deodorantı ve daha bir hafta geçmeden çöp tenekesini boylayan bin türlü ıvır zıvırı tüketme şerefine nail olsunlar diye her yandan gelen, çalışın iş güç sahibi olun çağrılarına, baskılara boş veren Dharma Serserileri’dir bunlar. Tepiyorlar bu sistemi, çalış, üret, tüket, çalış, üret, tüket sistemini. Neler düşlüyorum bakın!

    1] Lao Tzu, Tao Te Ching (Ursula K. Le Guin’in Yorumuyla), İstanbul; Metis Yayınları 2018 s.92

    [2] Lao Tzu, Tao Te Ching (Ursula K. Le Guin’in Yorumuyla), İstanbul; Metis Yayınları 2018 s.93

    [3] Empirizm; Doğru bilginin uzlaşımsal olduğunu ve insan deneyiminin bir ürünü olduğunu savunan felsefi yaklaşım.

    [4] Eagleton Terry, Tanrının Ölümü Ve Kültür, İstanbul: Yordam Kitap 2014 s.85

    [5] Eagleton Terry , Tanrının Ölümü Ve Kültür, İstanbul: Yordam Kitap 2014 s.139

    [6] Eagleton Terry, Tanrının Ölümü Ve Kültür, İstanbul: Yordam Kitap 2014 s.197

    [10] Bora Ercan, Buda’dan Hatha’ya Yoga 2.Kitap; Paloma Yayınları, İstanbul 2018 s.76

    [11] Bora Ercan, Buda’dan Hatha’ya Yoga 2.Kitap; Paloma Yayınları, İstanbul 2018 s.33

    [12] Ludwig Wittgenstein, Tractatus Logico Philosophicus, İstanbul; YKY 2003 s.31

    [13] A.g.e s.25

    [14] İbn Arabi, Füsüs ül Hikem, İstanbul; İnsan Yayınları, 2012

    [15] Jack Kerouac, Zen Kaçıkları, İstanbul; Ayrıntı Yayınları 2009 s.119
  • Bir edebiyat grubundan bulup paylaştım. Okumak isteyenler için güzel bir liste olduğunu düşünüyorum. Umarım beğenirsiniz:

    1) Temmuz 2017 = Kuşlar Yasına Gider
    2 ) Ağustos 2017= 1984
    3) Eylül 2017 = Sevgili Arsız Ölüm
    4) Ekim 2017 = Karun ve Anarşist
    5) Kasım 2017 = Merhume
    6) Aralık 2017 = Günden Kalanlar
    7) Ocak 2018 = Dersaadet'te Sabah Ezanları
    8) Şubat 2018 = Yalan
    9) 1 Mart 2018 = Dorian Gray'in Portresi
    10) 28 Mart 2018 = Körlük
    11) 1 Nisan 2018 = Açlık
    12) 26 Nisan 2018 = Puslu Kıtalar Atlası
    13) 5 Mayıs 2018 = Fareler ve İnsanlar
    14) 23 Mayıs 2018 = Kassandra Damgası
    15) 04 Haziran 2018 = Genç Werter'in Acıları
    16) 18 Haziran 2018 = Beşpeşe
    17) 22 Haziran 2018 = Toprak Ana
    18 ) 09 Temmuz 2018 = Fransız Teğmen'in Kadını
    19) 30 Temmuz 2018 = Selvi Boylum Al Yazmalım
    20) 15 Ağustos 2018 = Budala
    21) 19 Ağustos 2018 = Cemile
    22) 30 Ağustos 2018 = Fahrenheit 451
    23) 13 Eylül 2018 = Otomatik Portakal
    24) 17 Eylül 2018 = İlk Öğretmenim
    25) 30 Eylül 2018 = Demirciler Çarşısı Cinayeti Akçasazın Ağaları 1
    26) 07 Ekim 2018 = Kızıl Elma
    27) 10 Ekim 2018 = Peygamberin Son Beş Günü
    28) 18 Ekim 2018 = Unutkan Ayna
    29) 30 Ekim 2018 = Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
    30) 07 Kasım 2018 = Sultan Murat
    31) 14 Kasım 2018 = Hakkari'de Bir Mevsim
    32) 23 Kasım 2018 = Gömülü Dev
    33) 30 Kasım 2018 = Dava
    34) 06 Aralık 2018 = Yüzyüze
    35) 14 Aralık 2018 = Nefesi Bir Tutku Olan Kadın Afife Jale
    36) 29 Aralık 2018 = Savaş ve Açlar
    37) 11 Ocak 2019 = Kuştimur Kahvehanesi
    38) 20 Ocak 2019 = Hanna ve Kızları
    39) 01 Şubat 2019 = İnsan Ne ile Yaşar
    40) 08 Şubat 2019 = Ana ( Pearl Puck )
    41) 20 Şubat 2019 = Bülbülü Öldürmek
    42) 12 Mart 2019 = Anayurt Oteli
    43) 29 Mart 2019 = Oblomov
    44) 14 Nisan 2019 = Çöplük ( Şebnem İşigüzel )
    45) 26 Nisan 2019 = Lacivert Taşı
    46) 13 Mayıs 2019 = Her Gece Bodrum
    47) 10 Haziran 2019 = Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura
    48) 13 Haziran 2019 = Kırlangıç Mabedi
    49) 26 Haziran 2019 = Benim Adım Kırmızı
    50) 05 Temmuz 2019 = Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm
  • 1. İsviçre
    2. Singapur
    3. Finlandiya
    4. Hollanda
    5. ABD
    6. Katar
    7. Kanada
    8. Yeni Zelanda
    9. BAE
    10. Danimarka
    11. İzlanda
    12. Norveçli
    13. Hong Kong
    14. Belçika
    15. Avustralya

    99.TÜRKİYE

    Kaynak (Dünya Ekonomik Forumu)
  • 1. Apple
    2. Amazon
    3. Alphabet
    4. Berkshire Hathaway
    5. Starbucks
    6. Walt Disney
    7. Microsoft
    8. Southwest Airlines
    9. FedEx
    10. JPMorgan Chase
    11. Netflix
    12. Facebook
    13. Costco
    14. American Express
    15. Salesforce

    Kaynak: (Fortune)