• An itibariyle 21.555 okuma ve 1602 inceleme şimdi durum böyle olunca insana sorarlar efendi neyin incelemesini yapıyorsun diye! Almış başını gitmiş
    okuyan okumuş inceleyen incelemiş... Tabii ki haklı bir sorgulama olabilir ama böyle soran zatı muhteremlere (kimse yoksa da kendime) şunu diyerek yazmaya teşvik ediyorum kendimi, "Herkes Tecrübesi Ölçüsünde Anlam Çıkarır".

    Daha önce bir incelememde belirtmiştim yine belirtmekte bir sakınca görmüyorum :" Bir kitap okurken asla olayın kendisine odaklanmam zira böyle bir durumda kitap okumak basit bir hayali olay aktarımından başka bir şey olmazdı benim için."....Yaşanmışlıklarımı, bilgimi, anlayışımı, inancımı ve insana ait dolayısıyla bende de var olan diğer bütünümü oluşturan parçalarımın perspektifinde incelerim kitapları. Benim okumadan anladığım bu. İşte durum böyle olunca da 1602 inceleme yerine 160002 inceleme de olsa yine aynı isteklilikle, eserden anladığımı inceleme başlığı altında paylaşmaktan zevk alırdım...


    Uzun süredir etrafımda dolaşan Satranç, yanlış mı hatırlıyorum yoksa gerçekten öyle bir yazı mı okumuştum bilemiyorum ama aklımda bu kitapla ilgili kalan şey hayata karşı yapılan satranç hamleleriydi. Yani gerçek anlamda bir satranç oyunu üzerine kurgulanmış bir hikaye beklemiyordum. Tabii böyle bir algı oluşunca da olayın satranç ile başlayıp yine onunla bitmesi beni birazcık şaşırttığını söyleyebilirim...

    Doğal olarak bazen bir kitap okumaya karar verilirken, kalınlığına, konusuna veya ele alınış şekline bakılır bunun için şunu söyleyebilirim; incecik, sade, anlaşılır bir yazım ve satranç oyunu, gemi, tek odalı hapishane, hastane, sorgulamalar ve anılar... yani bu eksende bir şeyler sizi bekliyor...

    Şimdi asıl konuya gelelim....
    İnsanın fiziki çevresi boşaltılınca psikolojik olarak nasıl bir hiç'e dönüştüğünü gördüm. Düşünceyi oluşturan ya da harekete geçiren nesnelerin yokluğu, o nesneleri tanıyan ruhun ızdırabına nasıl dönüştüğünü izledim. İnsan psikolojisinin soyuttan nasıl somut bir hale geldiğini fark edince ruh bilimcilerini daha belirgin bir yere oturttum... Kişilik ve zeka bilgilerimi yeniden gözden geçirdim...


    Yazarı intihara götüren bunalımın eşiğinde yazdığı eserlerinden biri olan Satranç, onun güçlü kalemini bizlere gösteriyor... Sinemaya aktarılmış mı bilmiyorum ama eğer aktarılmamışsa bence zaman kaybetmeye gerek yok eğer varsa da hemen izlerim..
  • 21 – MUHAMMED HACEGİ EMKENGİ (K.S.) Tarih: 1512-1602

    Hâcegi Muhammed Emkenegi hazretleri, evliyanın büyüklerindendir. Silsile-i Saadatın yirmi birincisidir. 1512 yılında Buhara’nın İmkene kasabasında doğdu. 1599’da orada vefat etti. Evliyanın büyüklerinden Derviş Muhammed hazretlerinin oğlu ve Muhammed Bâkibillah hazretlerinin hocasıdır. Zahiri ve batıni ilimleri babasından öğrendi. Babasından feyiz alarak tasavvufta kemale erdi. Tasavvuf ilminin ve hallerinin mütehassısıydı.
  • Bu yıl okuduğum 30. Kitap 30 karakterli #marvel1602 oldu. #gereklişeyler 'den çıkma, kalın kapak, renkler ve kağıt kalitesini sevdim. Çizimler #andykubert ve #richardisanove 'dan. Üstelik hikaye #neilgaiman 'dan. Marvel karakterlerini 17. Yüzyılda, okumak keyifliydi. Ancak karakter ve olay çokluğu benim gibi az sayıda #çizgiroman okumuş biri için fazla karışık geldi. Neyse sonlara doğru kim kimdir anlayabildim. #siper-man #fantastikdörtlü #wanda #angel #virginiadare #thor #kaptanamerika daha kimler kimler var! Meraklısına bir okumasını öneririm. Karakterlerin belli özelliklerine, 1. büyük tarihsel dönüşümlerine sadık kalınmış. (Örümcek Adam'ı örümcek ıssırır gibi) eleştirmen ve okuyucuları beğeni konusında ikiye ayırdığını da söylemek mümkün. Bu ciltte 1'den 8'e kadarki bölümler bulunuyor.
  • İncelemeyi Öteki Yayınevi, Birinci Baskı: 2017, Özlem Pekcan(Çev) üzerine yapıyorum.
    Eserin İtalyanca özgün adı "Citta del Sole", ve ilk defa Latince olarak "Civitas Solis" 1623'te Farankurt da basılıyor. Özgün metin ise ancak 1904'de basılıyor. Öteki'nin çeviride kaynak aldığı eser ise 1602'de Campanella'nın kaleme aldığı ilk metindir.
    Eser, Ospitalario Tarikatı Rahibi ile Cenevizli Kaptan arasındaki diyaloglardan oluşur. Rahibin soruları doğrultusunda Cenevizli Kaptan, bir zamanlar topraklarında yaşamış olduğu Güneş Ülkesi'ni anlatır. Kentin coğrafyasını, fiziksel yapısını, eğitim, savaş, inanç ve astroloji anlayışını, toplumsal yaşamını aktarır meraklı rahibe. Güneş ülkesindekiler, aitlik-sahiplik duygusundan yoksundurlar, kendi evleri, kendi çocukları yoktur. Yöneticileri(buna "Güneş" derler.) tüm bilim ve sanat dallarını, varlığa ait olan bilgiyi en iyi şekilde bilmek durumundadır. Neslin sağlıklı olarak devam edebilmesi için hangi kadının ve erkeğin kiminle ilişkide bulunacağı yönetim tarafında belirlenir. Kadın ve erkek arasında tutkudan ziyade arkadaşlık daha öndedir. Ölümden korkmazlar çünkü ruh onlar için ölümsüzdür. Bilim ve felsefeyle uğraşırlar ve dünyadaki diğer halkların eninde sonunda kendileri gibi olacağını söylerler. Güneş ülkesindekiler, neye ihtiyaç duyuyorsa ona sahiptirler.
    Pekcan, Tommaso Campanella adlı giriş metnini bitirirken şöyle diyor; "Elinizdeki kitap, gördüğü baskı ve işkenceler karşısında isyan eden, Altın Çağ özlemiyle yanıp tutuşan bir ruhun felsefe, astroloji ve dinle harmanlanarak dile gelmiş rüyasıdır."