• Hiç Düşündünüz mü? Allah insana kaldıramayacağı yükü vermez denildiğinde ne kadar yük kaldırabileceğinizi? Nelere karşı savaşıp nelerle karşılaştığınızda kaybedeceğinizi. Peki her kaybedilmiş şey gerçekten kaybedilmek için mi hayatımızdan çıkmak zorundaydı yoksa bunun arkasında yatan sebep hak etmediğimiz için miydi ? Hz. Mevlananın sözüyle olaya bakarsak eğer aslında kaybetmenin ne anlama geldiğini çok daha iyi anlamamıza sebep olacaktı. “Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin.”

    Hayatında çok iyi işler başardığı çok para kazandığı ve parasının hesabını kendi bile bilmediği bir anda, ülkede devalüasyon olur ve bütün varlığını kaybeder. Birkaç ayda bütün mal varlığını kaybeder ve 5 parasız ortada kalır. Çekler,senetler,ödenmemiş krediler, borçlarının karşısında kızı için hayatını yaşamaya devam ettirmek zorunda olan bir adam. Günde Aylık 175.000 Dolar kazandığı zamanlarda sabah kahvaltısını bir ülkede öğlen yemeğini başka bir ülkede yiyen iflas ettiği zaman 3 gün boyunca bir simitle geçirmek zorunda olan bir adama dönüşmüştü. Cebinde sadece 7.5 lira parası olduğu için şirketlerle iş görüşmesine gitmek istediğinde bir şehirden bir şehre 4.5 saat yürümek zorunda kaldı. Çok parası olduğu zamanlarda dostlarınında çok olduğunu zannetmişti. Oysa parası bitip iflas ettiğinde dostları da onu terk etmişti. Anlamıştı ki Parayla dostluklar doğru orantılıydı, paran varsa herkes dostun paran yoksa dostunda yoktu.

    Benden daha kötü bir hayat yaşayan varmı acaba diye düşünmeye başladığı bir anca Cengizle Tanıştı. Cengiz vücudunda kasılmalar, Yüzünde istemsiz bir şekilde hareketler gözlerinin ve yüzünün ara ara tiklere maruz kaldığı ve bundan dolayı çevresindeki insanların alaya aldığı bir insandı. Her ne kadar ifadelerin neden olduğunu soramasa da, Cengiz anlatamaya başlamıştı. Gecenin bir yarısı işten çok yorgun geldiği için pencere kenarındaki çekyatın üzerinde gözlerini kapatmıştı. Bir zaman sonra çok şiddetli bir sesin geldiğini gözlerini açıp pencereden dışarıya baktığında karşı binanın sağa sola sallandığını bir zaman sonrada binanın duvarlarının çatlayıp yıkıldığını gördü. Tam o esnada apartman kapısından çıkmak da olan Aynı zamanda görüştüğü komşuları da olan Anne kıza gözü takıldı. Apartman kapısından çıktıkları anda oturdukları bina bir anda üzerlerinde çöktü ve enkaz altında kalmışlardı. Donuk gözlerle sadece onları izliyordu. Az sonra içeride Annesinin babasının ve kardeşlerinin çığlıklarını duymaya başlamış ama hiç bir şey yapamıyordu. Az önce karşı binada seyrettiği şeyler şimdi kendi binalarında gerçekleşiyordu. Bir zaman sonra gözlerini açtığında beton yığınların altında olduğunu her tarafın doz duman olduğunu Anne, Babası ve kardeşlerinin seslerinin kesildiği bir ana gözlerini açmıştı. Bağırmak istiyor ama Toz o kadar ciğerlerine işlemiş ki sesi çıkmıyordu. Böyle ne kadar zaman geçirdi bilmiyordu ne kadar gün olmuştu. Sadece acıktığını ve çok susadığını hatırlıyordu hemen başının sol üst tarafında bir suyun aktığını gördü ne kadar temiz olduğuna bakmaksızın betonun üzerinden akan suyu yalamaya başladı. Bu sayede kuruyan boğazını ıslatmış ve biraz olsun kendine gelmişti. Her taraf ağır rutubet toz ve ceset kokuyordu. Kokan cesetler Anne babası ve kardeşlerinin cesetleri idi. Bu şekilde geçirilen birkaç günden sonra. Bir ses duydu “Orda kimse varmı?, Sesimi duyan varmı? “ Seslenecekti ama ses veremedi Evet dedi ama sesi çıkmadı o kadar zaman sessiz kalmıştı ki O anda konuşmayı evet demeyi akıl edememişti. Bir zaman sonra Evet dedi Tekrar aynı ses “Sesimi duyan varmı?” Yine evet dedi ama o kadar cılızdı ki sesi bir türlü sesini duyuramıyordu. Bir zaman sonra sesler kesildi ve artık bulunamayacağını biliyordu. Çok geçmemişti ki Daha yakından bir ses “Orda kimse varmı?” Tüm nefesini kullanarak Evettttt Demiş ve sonrasını hatırlamıyordu. Gözlerini açtığında hastanedeydi… Bir an sordu kendine Cengiz de yaşamaya çalışıyor bu hayatta bende. Peki hangimiz daha büyük dertle imtihan edilmiştik?

    Herkes kendi derdinin çok daha büyük olduğunu savunur. Ayakkabısı yırtık bir adam ayakkabısının yırtık olduğu için üzülür bir başka tarafta bir ayağı olmadığı için geriye kalan tek ayakla hayata tutunmaya çalışan birinin umudu yer alır. Bu dertlerden kurtulmanın tek çaresi insanın sırtını nereye yasladığıyla ilgiliydi. Eğer yaratıcıya yaslanmış bir sırt ve teslim olmuş bir kalp varsa Yaşanılan her şer hayra dönüşecekti. Ama evvela teslimiyet. Hayat Yolunda düşmek bir eylemdi. Ama tekrardan ayağa kalkıp yürümek bir devrimdi. Çünkü insan “ÖLÜNCEYE KADAR ÖLÜMSÜZDÜ…”
  • Diriliş
    Tolsoy/637
    Palyaço
    Böll/256
    Rus Öyküleri
    Babil kitaplığı /175
    Can
    Platonov / 152
    Buz Sarayı
    Tarjei Vesaas/166
    Nazi Kadınları
    Anna Maria Sigmund/260
    Eve Dönüş
    BERNHARD Schlink/ 328
    Yüzbaşının Kızı
    Puşkin/128
    Kar Kurdu
    Glen Meade/ 582
    Kronştad 1921
    Ida Mert / 116
    Sakindi Oranın Şafakları
    Boris Vasilyev /170
    Cennetin Hırsız Melekleri
    Jerry Spinelli /147
    Tepetaklak
    Galeano /350
    Ama Fareler Uyurlar Gece
    WOLFGANG BORCHERT / 330
    Kayıp Cennet
    John Milton /211
    1984
    Orwell/352
    Kucaklaşmanın Kitabı
    Galeano/ 290
    Fener,Gece ve Yıldızlar ve Ölümden Sonra Yayınlananlar
    Wolfgang BORCHERT /39
    Çocukluğun Soğuk Geceleri / 66
  • Atatürk 1 Mart 1923’te yaptığı Meclis konuşmasında, “
    Efendiler! Geçen yıl içinde Vakıf Bakanlığı, dini yapılar ve hayır kurumlarının onarım ve inşaatında oldukça önemli bir çalışma yapmıştır. Yapılan onarım içinde ülkemizin çeşitli yerlerinde olmak üzere 126 cami ve mescit ile 31 medrese ve okul, 22 su yolu ve çeşme, 175 gelir getiren yer ile 26 hamam bulunmaktadır,”
    diyerek, sadece bir yılda 126 cami ve mescidin onarıldığını belirtmiştir.
    . İşte Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki belgelerle Atatürk ve İnönü dönemlerinde tek parti CHP’nin onarttığı camilerden bazıları:

    1923’te İstanbul Sarçahane’deki Dülgerzade (Dülgeroğlu) Mescidi tamir edilmiştir.

    26 Mart 1923’te Hamidiye Camii’nin tamir ve tefrişatımn umum evkaf malından yaptırılması istenmiştir.

    12 Şubat 1924 tarihli bir belgeye göre, “Turgutlu’da tamiratı de vam eden Pazar Camii için 1500 Türk Lirası gönderildiği” belir tilmiştir.

    25 Temmuz 1925 tarihli bir belgede “Bitlis Camii’nin tefrişi için 3000 liranın gönderildiği” belirtilmiştir.

    7 Aralık 1925’te Niğde’nin Fertek köyündeki bir kilisenin camiye çevrilmesine karar verilmiştir.

    28 Eylül 1930 tarihli bir belgeye göre, “Fırtınadan hasara uğrayan camilerin tamiri için Edirne Vakıflar Müdürlüğü’ne 11.000 lira tahsisat gönderildiği” belirtilmiştir.

    9 Aralık 1931 tarihli bir kararla, “İstanbul Eyüp Camii kurşun ve sıva tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir.


    1 Mayıs 1932 tarihli bir kararla, “İstanbul Edirnekapı’daki Nesli şah Camii’nin emanet usulüyle tamir ettirilmesi” istenmiştir.

    17 Eylül 1933 tarihli bir kararla, “Babaeski’deki Cedit Ali Paşa Camii ile Manisa’daki Muradiye Camii’nin tamiri” istenmiştir.’

    18 Mart 1933’te “Edirne’deki Üç Şerefeli Cami’nin sıva tamirinin yapılması” istenmiştir.

    26 Mayıs 1937 tarihinde “Ankara’daki tarihi eser niteliğindeki camilerin tespit edilerek tamirlerine başlanıldığı” belirtilmiştir.

    27 Ekim 1937 tarihli bir kararla, “Kiğı’da tamiri mümkün olma yan Bültenbey Camii’nin yerine Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeni bir cami yaptırılacağı” belirtilmiştir.

    13 Ağustos 1937 tarihinde “tamir ettirilen camilerin tekniğe uygun tamir edilip edilmediğinin tespiti için kurulan komisyon ve bu komisyonun vermiş olduğu rapordan” söz edilmiştir.

    14 Temmuz 1938 tarihli bir kararla “Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir.

    14 Temmuz 1938 tarihli bir kararla “Havsa’daki Sokullu Mehmet Paşa Camii tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir.

    14 Temmuz 1938 tarihli bir kararla “Kadırga’daki Sokullu Camii’nin tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir.

    16 Mayıs 1938 tarihli bir kararla “İstanbul’daki Haseki, Mahmut Paşa ve Mihrimah camileriyle etrafındaki binaların ne şekilde ta mir edileceklerine dair üç adet rapor hazırlanması” istenmiştir.

    6 Mart 1939 tarihli bir kararla, “Malatya’daki Hacı Ömer Camii’nin tadilat ve inşaatı için gelecek yıla geçici taahhüde giri şilmesine izin verilmesi” istenmiştir.

    25 Mart 1939 tarihli bir kararla “Konya’daki İplikçi Camii’nin restorasyon işi için gelecek yıla geçici taahhüde girişilmesi” isten miştir.

    30 Mart 1939 tarihli bir kararla, “Kars’ın Sarıkamış ilçesinde yaptırılacak cami inşaatı için gelecek yıla geçici taahhüde girişil mesi” istenmiştir.

    9 Mart 1940 tarihli bir kararla, “İstanbul’daki Şemsi Paşa ve Azatkapı camilerinin onarımımn devamı için 5000’er lira daha sarfına” izin verilmiştir.

    21 Ağustos 1944 tarihli bir kararla “Milli Saraylardan Divriği’deki Ulu Cami’ye korunması için konulan kıymetli eşya caminin kubbeleri aktığı için korunamayacağından süratle caminin tami ratının yapılması” istenmiştir.
  • KARATAY
    TARİH - KÜLTÜR - SANAT
    EDİTÖRLER:PROF. DR. YUSUF KÜÇÜKDAĞ, YRD. DOÇ. DR. YAŞAR ERDEMİR, BEKİR ŞAHİN
    2 CİLT
    KİTAP YURDU LİSTE FİYATI : 175-TL
    ****HERHANGİ BİR ÜCRET İSTEMİYORUM****
    Canı gönülden ilgilenen bir arkadaşa kargo ödemesi kendinde olmak şartıyla göndermek istiyorum. Kütüphanem olsa bırakmam ama çöpede gitmesini istemiyorum.
  • 1- Erdoğan: Ekonomimiz üzerinde şüphe oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye-Kırgızistan İş Forumu'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yatırım, dolar ve S-400 anlaşmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Doların egemenliğine son vermemiz gerekiyor. Ticaret savaşları ve korumacılık eğiliminin birçok alanda yeni stratejiler geliştirilmesini zorunlu kıldığını belirten Erdoğan, özellikle uluslararası ticaretin dolara bağımlılığın giderek daha büyük bir sorun haline gelmeye başladığını söyledi. Erdoğan, "Bizler artık aramızda yerli ve milli parayı kullanmak suretiyle doların egemenliğine bir defa yavaş yavaş son vermemiz gerekiyor" diyerek, "Ülkeler, firmalar ve tüccarlar sadece ticaretin doğasında bulunan sıkıntıları aşmakla yetinmiyor aynı zamanda kur baskısı gibi dolara bağımlılığı getirdiği zorluklarla da karşılaşıyor. 'Ticareti kolaylaştırdığı' iddiasıyla kurulan bu sistem, artık küresel serbest ticaretin en büyük ayak bağı haline dönüşmeye başlamıştır" ifadelerini kullandı.
    2- 95 liraya satılan un !, 175 lira oldu !!. Ankara Yufkacılar ve Kadayıfçılar Esnaf Odası Başkanı Mehmet Polat 95 liraya satılan unun çuvalının 175 lira olduğunu belirterek, dayanacak güçlerinin kalmadığını açıkladı.
    - Türkiye'nin su kaynakları yok oluyor. Halihazırda "su azlığı" içerisindeki ülkelerden olan Türkiye'nin 2040 yılında su fakiri ülke sınıfına girmesi öngörülüyor. Türkiye’nin su varlıkları, özellikle de tatlı su kaynakları tek tek yok oluyor. Türkiye, hali hazırda ‘su azlığı’ ya da ‘su sıkıntısı’ içinde olan ülkelerden. TEMA’nın Türkiye Su Varlıklarına Yönelik Tehditler Haritası Ağustos'ta güncellendi. Buna göre kirlenerek, kuruyarak yok olma tehdidi altındaki su varlığı sayısı iki yılda 59’dan 109’a yükseldi.
    - Halkbank'tan ucuz döviz satışı: Yarım saatte 4,6 milyon dolarlık işlem yapıldı.(Bu miktarın çok çok üzerindedir.). Halkbank Genel Müdürü Osman Aslan, bankanın internet sitesinden cuma gecesi piyasa fiyatından ucuza dolar ve euro satılmasıyla ilgili olarak açıklama yaptı. Arslan, "Kur bilgisi hatalı girilmiş değil. Ülkeler arası faiz makasının yanlış girilmesinden oldu. 22.01'den itibaren başlıyor. 22.39'a kadar devam ediyor. Bu 10-15 dakika içinde fark ediliyor. Müşterilerinin hesaplarına bloke konuldu" diye konuştu. (Yahu blokeden bahsediyor. İyi tamamda bankada duran hesap ama vadesiz döviz hesabında alan/satan yabancı parasını çoktan 2. 3. veya 4. 5. başka banka hesaplarına götürmüştür.).