Kitap, insan zekâsını sayılarla, kafatası ölçüleriyle, IQ testleriyle ya da biyolojik kategorilerle “nesnel” biçimde ölçtüğünü iddia eden bilimsel yaklaşımları eleştiriyor. Gould’un iddialarından biri, bilimin kendini tarafsız sanırken dönemin önyargılarını da yanında taşıdığı olmuş. Özellikle 19. ve 20. yüzyılda bazı bilim insanları, zekâyı ırk, sınıf, cinsiyet gibi kategorilerle ilişkilendirerek ölçmeye çalışmış; bunu da çoğu zaman eşitsizlikleri meşrulaştırmak için kullanmışlar. Gould bu kitapta kafatası hacmi ölçümlerinden IQ testlerine kadar birçok örneği inceliyor ve bu “ölçme” girişimlerinin ne kadar sorunlu varsayımlara dayandığını gösteriyor.
Kitap çok etkili olsa da Gould’un bazı tarihsel yorumları ve bazı bilim insanlarına yönelttiği eleştiriler sonradan tartışılmış. Yani kitap mutlak son söz değil ama bilim, ideoloji ve insan doğası üzerine düşünmek için hâlâ çok değerli bir başlangıç.
İnsanın Yanlış Ölçümü, “insanı ölçüyoruz” derken aslında kimi zaman kendi önyargılarımızı ölçtüğümüzü hatırlatan önemli bir kitap. Bilimin yalnızca verilerden değil, o verileri yorumlayan insanlardan da oluştuğunu göstermesi bakımından özellikle okunmaya değer. Okuması zor ve aşırı dikkat gerektirse de ilgilisi yeterince tatmin olacaktır.