Tuco Herrera, bir alıntı ekledi.
 19 May 12:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Tohumla İktidar Devirmek ..
Tohumun nasıl stratejik "silah" olduğunu bir ülke üzerinden anlatmalıyım: 1971 yılındaki Irak tahıl zehirlenmesini duymuşmuydunuz? Sanmam. Yazmazlar ...
Irak, kuraklık sorununu aşmak için Norman Borlaug tarafından Meksika' da geliştirilen yüksek verimli olduğu iddia edilen hibrit tohumu "mexipak"i Meksika ve ABD' den ithal etti.
73 bin 201 ton buğday ve 22 bin 262 ton arpa İspanyolca etiketli turuncu-pembe çuvallarla Irak'a geldi.
Tabii ki söylenmedi ama bu tohumlar, ortalama 7.9 !-Lgi g CİVA içeriyordu. Bazı numunelerde bu oran neredeyse iki katına kadar çıkıyordu. Bu nedenle, 1966 yılında İsveç ve 1971 yılı başında İngiltere bu tohumların ülkelerine girişini yasaklamıştı.Ama. Bile bile Irak' a çok düşük fiyata sattılar. Yanlışlık filan yok, bilerek yaptılar. Çünkü: 1968 yılında ülke yönetimine Sosyalist BAAS el koyup PETROLÜ MİLLİLEŞTİRMİŞTİ!
BAAS yönetiminin biyolojik savaştan haberi bile yoktu. Cıva kaplı tohumlar başta Kerkük, Erbil olmak üzere Irak topraklarına ekiIdi.
Sonuç? Yüzlerce insan ve sığır gibi verimli hayvanlar zehirlenerek can verdi. Daha da acısı ...Irak bugün dünyanın en yüksek parkinson hastalığı oranına sahip! (Parkinson belirtileri cıva zehirlenmesi semptomlarına çok benzer ve beynin içine giren cıva bu hastalığa sebep olur.)Irak'a bu tohumları satan küresel şirket Cargill idi.

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 43 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 43 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))
Çağlar MUTLU, Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları'ı inceledi.
 11 May 15:59 · Kitabı okudu · 107 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitaba o kadar sevinçli, umutlu ve istekli başlıyorsunuz ki; hiç bitmesin istiyorsunuz. Atatürk'ün gündelik yaşamındaki muhabbetlerinden karakter analizini ister istemez yapıveriyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe 1938'e doğru yaklaşmanın verdiği hüzün, kitabın yapraklarını ağırlaştırıyor... Her sayfayı çevirişinizde kitaba başlamadan önceki umut ve şevkinizi mumla arıyorsunuz adeta...

"Ben, sözünü edeceğim olayları tarihtir diye anlatmayacağım. Bu, gelecek nesillerin işidir. BENİM YAZDIKLARIM TARİH GERÇEKLERİNİ AYDINLATACAK BİR KAYNAK OLURSA NE MUTLU BANA." -Kılıç Ali. 1919'dan Atatürk'ün ölümüne kadar yanında bulunmuş, zamanında bizzat Atatürk tarafından güney doğuya kolordu komutanı olarak gönderilen ve -başta Fransızlara olmak üzere- şanlı savunmasından sonra Maraş, Antep, Urfa'nın isimlerinin bugün Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa olmasının nedenidir bu adam. Asıl adı Emrullahzade Asaf olan Ali'nin soyadını da bizzat Atatürk vermiş. Ali KILIÇ (1888 - 1971)

rukiye altop, Dorian Gray'in Portresi'ni inceledi.
10 May 18:24 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Okuduğum en eski kitaplardan birisi bu eser 1971 yılında basılmış ve oldukça eskiydi. Bana nedense Koku kitabını hatırlattı.
Eseri okuduktan sonra filmini izledim ama hayatımda bu kadar saçma bir film izlememiştim. Bir kere Dorian Gray'i canlandıran kişinin Dorian Grayle uzaktan yakından alakası yoktu. Neyse film eleştirisi yapmayım ama tam anlamıyla zaman kaybıydı. Demek ki her kitabın filmini izlememek gerekiyormuş.


Kitaba gelecek olursak baş kahramanımız Dorian Gray herkesin gözlerini kamaştıracak bir güzelliktedir. Ressam arkadaşı Basil'in yaptığı bir portreyle ve Dorian'ın ettiği bir dua ile (dua ya da dilek her neyse) bu güzellik kalıcı hale gelir. Ama bunun ağır bedelleri olacaktır tabii.Arkadaşı Henry o güzel sesiyle Dorian'ı etkiler, onun aklına girer ve onu bambaşka biri haline getirir.

Bir kitabın ilk defa önsözünü okudum ve Oscar Wilde'nin sanat hakkında yazdıkları beni oldukça etkiledi. Sırf önsözü için bile okunacak bir kitap. Tavsiye ederim, herkese keyifli okumalar.

Zafer, bir alıntı ekledi.
 09 May 13:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

“Seni bir halden çıkarıp başka bir hale koymasını O'ndan isteme. Çünkü o dilerse sen çıkmak istemesen de senin halini değiştirebilir.” (35)
                                                                                       
Dipnot:

(35) [Bil ki: Dünyada mevcut olan her  şeyin iki ciheti (yönü) vardır. Bakanın kabiliyetine göre bir iyi tarafı, bir de kötü tarafı vardır. Allah Teâlâ, insanın bir şey yapmasını isterse o şeyin iyi tarafını ona gösterir, o da yapar. Bir şeyi yapmamasını isterse, o şeyin kötü
tarafını gösterir, o da yapmaz. Bundan dolayı Ebubekir radiyallâhü anh Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize:  

“Dünyada senden güzel kimse yoktur ya Rasulallah” derken Ebucehil:  

“Dünyada senden kötü kimse yoktur Ya Muhammed” diyordu.  

Kemal yolları ve sebepleri de buradan çıkar. Allah bir kimseyi kemal derecesine ulaştırmak isterse ona yollarının güzel taraflarını ve bunların sebeplerini gösterir. Kul onunla meşgul olur, onun zıddını terk eder. Bu suretle en yüksek gayeye ve makama ulaşır. Mesela zikre devam etmek kemâlata ulaşmanın sebeplerindendir. Allah bir insanı büyüklerin ulaştıkları kemallere ulaştırmak isterse, ona zikre devam etmenin güzel taraflarını gösterir. Onu zikre devam ettirir ve onu mukadder olan kemallere eriştirir. Diğer vesileler de böyledir. Bunu uzak görme (hayal sanma). Çünkü Allah Teâlâ Hazretleri buna kadirdir. Bunun büyük bir aslı vardır ki o da şudur:  

“Âlemin zerrelerinden her biri zıtlarını cami’dir (kendinde taşır). Çünkü Allah Teâlâ’nın Cemal ve Celâl sıfatları vardır. Allah Zülcelâl, her zerrede tecelli eder. Her zerrede O’nun bütün sıfatlarının eseri vardır. Ma’siyetler ve aşağı dereceler de böyledir. Allah Teâlâ, o ma’siyetin kötü tarafını örter ve onu işlemenin iyi tarafını gösterir ve insan da onun içine düşer.   

“Herkesin, uyduğu bir yönü vardır” (Bakara, 148)

“Allah Teâlâ bir adam için iki kalb yaratmamıştır.” (Ahzab, 4) Artık kalbler  şöyle dursun, her bir kalbi, bakılan  şeyin güzelliğine çeviren O’dur. Kalb her an, eşyadan biriyle beraber, ötekilerden gafildir. Huzuru Allah Teâlâ ile gafleti masivadan olduğu bir sırada kalbinin ötesinden (verasından) onu Allah Teâlâ’dan başka bir düşünce aldatır, meşgul ederse o kimsenin hasmı Allah Teâlâ’dır… “Allah gerçeği söyler, O, yola iletir.”  (ATEŞ, 1971), Elli beşinci sofra

Hikem-i Ataiyye, Ataullah İskenderiHikem-i Ataiyye, Ataullah İskenderi
Zafer, bir alıntı ekledi.
 08 May 16:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

“Eğer kâinatı yaratmasa idi, hiçbir şeyin var olma imkânı olmayacaktı. “Yokluk” özelliği olanın varlığın kendisi olana hicap olması tasavvur edilebilir mi?” (32)
   
Dipnot:

(32) “Âlem “Varlık” ve “yokluk” açısından değerlendirilince, “Yüce Allah Teâlâ’nın vücudundan başkası, saf yokluktur...” Çünkü Allah Teâlâ’nın varlığı, kendi hakikati sebebiyle, kendiliğinden “var”dır. Allah Teâlâ âlemle görünüşe çıktığı ve O’nunla belirlendiği için, bütün varlıkların aslı olarak kabul edilmiştir.” (KEKLİK, 1980), s.383‐386 33

[Şöyle ki: Allah Teâlâ mahlûkatı yaratmış, her şeyi tam yerli yerince koymuştur. Bir kul, Allah Teâlâ’nın fiillerinden kendi ilmine, zevkine ve tab’ına aykırı olan bir şeyi sormak isterse Allah Teâlâ onun basiret gözünü açar ve kul Allah Teâlâ’nın o şeydeki hikmetini görür. Bu suretle kul, zaruri olarak kalbinden niçin, nasıl sorularını çıkarır ve artık ondan hayret etmez. Onu yerine layık görür. Artık hiç bir  şeyin sinek kanadı kadar fazla yahut eksik tarafını dahi Rabbına sormayı kendine yakıştıramaz. Elbette bir hastalığın, bir kusurun, bir eksikliğin, bir fakirliğin, bir zararın, bir cehlin, bir küfrün kaldırılmasını doğru bulmaz. Allah Teâlâ’nın insanlara ezelde taksim ettiği rızkı, eceli, kudreti, aczi, taati ve masiyeti değiştirmeyi istemez. Eşyayı olduğu gibi görür. Bunla‐ rın hepsini, içinde hiç zulüm olmayan, sırf adalet ve eksiksiz sırf kemal, hiç bozukluğu, eğriliği büğrülüğü olmayan tam doğru kabul eder. Her  şer sandığının altında bir hayır vardır ve her zarar sandığı  şeyin sonunda bir fayda vardır. Bir zaman zulmetin kapladığı bir şeyi, başka bir zaman nur kaplar. Allah Teâlâ cömert, kerim ve merhametlidir. Yaratıklarına asla cimrilik etmez. Onların yararına olan bir şeyi kendine alıkoymaz. İşte bu, ikinci bir soru daha meydana çıkarır ki keşf erbabı bunu sormaktan ve buna cevap vermekten menedilmişler, bilginler bunda hayrete düşmüşlerdir.  

“Bizi buna ileten Allah’a hamdolsun. Allah bize hidayet etmeseydi, biz hidayete eremezdik.” (A’raf, 43)‐ (ATEŞ, 1971), Onuncu sofra

Hikem-i Ataiyye, Ataullah İskenderiHikem-i Ataiyye, Ataullah İskenderi
Zafer, bir alıntı ekledi.
 07 May 15:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Varlıkların hepsi karanlık (yokluk) içinde idi.Onu aydınlatan (var eden) Hakk’ın zuhuru (tecellisi) dir.Kim ki varlıkları görüp içinde veya yanında veya ondan evvel veya ondan sonra Allah Teâlâ’yı görmedi ise o kimse ilahi nurları kaçırmıştır. Marifetin güneşi ile arasına varlıkların bulutu girmiştir. (26)
                                                         
Dipnot:

(26) Niyâzî‐i Mısrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz buyurdu ki;

Bil ki, güneş nereye yönelse, karşısında karanlık görmez. Karşısına düşen her şey aydınlık (nur) görünür. Güneşin gördüğü nur, karşısına düşen eşyayı ışıklandıran kendim yüzünün nurudur. Ama zulmetin karşısında aydınlık olmaz. Karanlık, karşısında bulunan eşyada daima karanlık görür. Bu karanlık, karşısına düşen eşyayı karartan kendi karanlığıdır.  İmdi güneş, kendine kıyasen, bütün âlemin nurdan ibaret bulunduğunu zanneder. Zulmet (karanlık) ise, kendisine kıyas ederek bütün eşyanın zulmetten ibaret olduğunu sanar.  

Güneş, arif‐i billâh olan muvahhid mü'minin misalidir. Bu zaten bütün eşyada, kendi irfanının, tevhidinin, imanının ve ayanının “Hiçbir  şey yoktur ki Allah Teâlâ'yı hamd ile tesbih etmesin. Lakin siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra, 44) Ayetinin ifade ettiği gibi aksini, nurunu görür. Hâlbuki aslında eşyanın bir kısmında cehalet, küfür ve isyan zulmeti vardır. Fakat o mü'minin bakışının nuru, bütün eşyayı kaplar da o, hepsinde sadece nur görür. Bütün insanlara iyi zan besler. Bu sıfat, bir insana, ancak kemale eriştiren bir mürşid‐i kâmilin terbiyesi altında iç tasfiyesiyle mümkün olur.  

Zulmet ise cehalet ile kalbi kararmış cahile benzer. Bu adam, bütün eşyada bir eksiklik görür, herkeste bir ayıp arar. Cahil neye baksa, cehaletinin ve ayıbının siyahlığı o  şeye akseder. Baktığı  şey ne olursa olsun onda muhakkak bir ayıp ve noksan bulur. Fukara bilmez ki o, kendi ayıp ve noksanıdır, oradan kendine aksetmiştir.

Binaenaleyh, ey Ehlullah yolunda süluk eden talip, Allah'ta mücahede et ki ruhunun güneşi battığı yerden doğsun, tutulduğu yerden açılsın, kalbinin âlemleri nurlansın, nuru yüzüne vursun ve senin yüzünden karşında bulunanlara yansıyarak hepsini aydınlatsın. Karşında bulunanlar, senin ilim ve irfanının nurundan istifade etsin, senin gölgende, yani cisminin ve bedeninin gölgesinde istirahat etsinler. İşte güzel huyun kemali budur. (ATEŞ, 1971) Üçüncü sofra  

Hikem-i Ataiyye, Ataullah İskenderiHikem-i Ataiyye, Ataullah İskenderi

Denizler ölmez...
https://youtu.be/vn22hxepu3Q

22 Ekim 1971
Mamak-Ankara

Baba,

Bildiğin gibi burada yaşamımız yeknesak devam ediyor. Mamak cephesinde yeni bir şey yok. Ben kitap okumaya devam ediyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski'nin kitaplarını bitirdim.

Şimdi Balzac'tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum, ama yine rahatça, canım sıkılmadan okuyorum. Hele Dostoyevski!

Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında... Tolstoy'un mujikleri (köylüleri) varsa onun da bir türlü iki yakaları bir araya gelmeyen şehirli küçük burjuvaları var. Onları o kadar canlı anlatmış ki insan görür gibi oluyor. Sana İngiliz, Alman, İtalyan, İspanyol edebiyatı desem aklına her birinden bir isim gelecek. Örneğin Shakespeare, Goethe, Dante, Cervantes...

Ama Fransız ve Rus edebiyatı olunca durum değişir. Bir sürü isim gelir aklına... Her biri birbirinden büyük... Aynı durum İran edebiyatı için de geçerli: Ömer Hayyam, Gazali yahut Şirazlı Sadi... 

Hangisini ele alırsan al, her biri de büyük sanatçı... Hele Ö. Hayyam'ı yaşadığı çağda ele alırsan ve o dönemdeki Avrupa'ya kıyaslarsan ayrı bir durum ortaya çıkıyor. Hayyam'a gösterilen toleransın aksine Avrupa'daki engizisyon işkenceleri o kadar şaşırtıcı ki... Onun yazdıklarının yüzde birini söyleseydi o çağda bir Avrupalı, sonu ölüm olurdu; hem de işkenceyle...

Bunları neden söylüyorum? Batı taklitçisi sözde aydınların aksine Asyalı olmaktan onur duyduğum için...

Neyse şimdilik hoşça kal.

Deniz Gezmiş

Sevgi, saygı ve özlemle...