• “Dört Kardeştiler” kitabını okuduğum ilk roman olarak hatırlıyorum. Galiba ilkokul 3 ya da 4’üncü sınıfa gidiyordum. O zamanlar kitap nasıl elime geçti hiç hatırlamıyorum. Hatırladığım kadarıyla yeni de değildi.

    Yaklaşık 20 yıl önce okuduğum bu kitabı ikinci el satış yapan bir sitede görünce hemen satın aldım.

    Kitap köyde yaşayan dört kardeşin başlangıçta neşeli, sonrasında ise acıklı hikayesini anlatıyor. Gülten Dayıoğlu’nun resmi sitesine baktığımda kitabın 9-12 yaş grubuna uygun olduğunu gördüm. Bana göre bu kitap, bu yaş grubu için uygun olmayan hatta travma yaratacak bir kitaptır. Kitabın ilk basımının 1971 yılında olduğunu da belirtmek gerek.
  • 1890 yılında İngiltere'de doğan Agatha Christie 80 adet polisiye roman yazmış ve 1971 yılında, İngiltere'nin en yüksek onur unvanı olan Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı unvanını almış. Ayrıca Mary Westmacott takma adıyla aşk romanları da yazmış. Ve hayatının bir bölümünde -1926 yılı içinde- 11 gün kadar ortadan kaybolmuş. Günler sonra arabası bir göl kenarında bulunan yazar bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmamış. Kimileri bunun kaza süsü verilmiş bir senaryo olduğunu düşünürken kimileri de hafızasını kaybetmiş olabileceğini düşünmüş. Hatta başka bir kesime göre ise bu süre zarfında kocasının sevgilisini öldürme planları yapmış. Bu on bir günde her ne yapmış olursa olsun geride bıraktıkları okunmaya değer.
  • 13 Aralık 1949'da İstanbul'da doğan Tarık Akan, Yaşar Hanım ve babası Hüseyin Yaşar Bey’in üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldiğinde ebeveynleri ona “Tarık Tahsin Üregil” adını verdi. Bir ablası ve bir abisi vardı.
    Subay olan babasının görevi gereği Erzurum'da ilkokula başladı. Babasının tayinini ilkokulu Kayseri'de tamamlamasını sağladı.

    Babası emekli olduğunda Tarık Akan ortaokul çağına gelmişti. Emeklilikten sonra İstanbul Bakırköy’e taşındılar. Tarık, ortaokul ve lise eğitimini burada tamamladı.

    Üniversite eğitimi için Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü tercih etti. Buradan sonra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi.
    Tarık Akan , 1970’de “Ses” dergisinin düzenlediği “Sinema Artist” yarışmasına katıldı ve birinci oldu. Artık sinema için ilk adımını atmıştı ve ardı başarılarla dolu bir şekilde gelecekti.

    1971’de ilk kez kamera karşısına geçtiğinde “Filiz Akın” ve “Ekrem Bora” başroldeydi. Tarık, “Emine” filmiyle oyunculuk kariyerine başladı.

    Ama oyunculuk yolculuğu başlamadan önce Tarık Akan, Bakırköy plajlarında cankurtaranlık yaptı. Bir yandan da sokaklarda işportacılık yapıyordu.

    Gönlü artık sinemadan yanaydı, ancak sinema sektörünün iyi gitmediği 1978 – 1981 yılları arasında buradan para kazanamayacaktı. Bu süreçte de ticari taksi alarak kiralama sistemi ile ticaret yapmaya devam etti.

    Tarık Akan, yönetmen koltuğunda "Mehmet Dinler"in oturduğu, başrollerini "Fatma Girik" ve "Münir Özkul"un paylaştığı 1971 yapımı “Solan Bir Yaprak Gibi” filminde “Murat” karakteri ile Yeşilçam’a "Merhaba" dedi. 1975’te Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen film ile her rolde beğendiğimiz Tarık Akan, artık “Damat Ferit” olarak biliniyordu. Bugün bile sıkılmadan izlediğimiz yeşilçam klasikleri arasında yer almayı başardığı filmleri ağırlıkla bu döneme aittir.

    Tarık Akan, ömrüne 111 sinema filmi ve 4 dizi sığdırdı. İşte bunların yanında "Anne Kafamda Bit Var" adlı kitabını yazdı. Zamanında darbe döneminde ne yaşadıysa onu kaleme aldı ve 2002’de yayınladı.

    Kitabı da tıpkı filmleri gibi ilgi çekmişti. Otobiyografi dalında yazdığı “Anne Kafamda Bit Var” onlarca baskı sattı.
    16 Eylül 2016'da akciğer kanseri nedeniyle aramızdan ayrıldığında 66 yılı dolu dolu bitirmişti.
    Sevgili Tarık Akan'ı ölümünden 2 yıl sonra saygı, sevgi, özlem ve rahmetle anıyoruz.

    #TarıkAkan
    #Anısınasaygıyla 🙏
  • Bugün Tarık Akan'ın Ölüm Yıl dönümü büyük usta sanatçı aydın saygın onurlu sanatçımızı saygıyla anıyoruz... 🌹🌹🌹💖💖💖
    Tarık Akan (1949 - 2016)
    13 Aralık 1949 İstanbul doğumlu sinema oyuncusudur. Gercek Adı Tarık Tahsin Üregül'dür. Ses Dergisi'nin yarışmasında birinci seçilerek sinemaya girdi.

    Yıldız Teknik Üniversitesi, Makina Mühendisliği ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu. Babası emekli albaydır.

    2002 yılında "Anne kafamda bit var" isimli bir kitap çıkarmıştır. 1991 yılında daha önceleri kendisininde okuduğu Taş Özel İlkokulu'nu yap işlet devret sistemi ile alarak Özel Taş Koleji'ni kurdu.

    Eğitim konusunda da diğer işlerinde olduğu gibi başarılı oldu. Aziz Nesin'in vefatından sonra görevini devir alan oğlu Ali Esin'den vakıf başkanlığını devir aldı.

    Sinemacılığın kötü gittiği 1975-1980'li yıllarda ticari taksi alarak kiralama sistemi ile ticarete devam edip pornografik filmlerde yer almamayı tercih etti.

    Yazları fırsat bulduğunda Bodrum Akyarlar'da manço kulüp yanında taştan bir Rum evini restore edip dostlarını da ağırladığı bir yazlık haline getirdi.

    Sanatçı Tarık Akan, 16 Eylül 2016 Cuma günü İstanbul'da tedavi gördüğü özel bir hastanede hayatını kaybetti. Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören ünlü oyuncu Tarık Akan, İstanbul'da tedavi gördüğü özel hastanede yaşama veda etti.

    Filmografi

    Vizontele Tuuba (film) (2003)
    Gülüm (film) (2002)
    Meşrutiyet - Abdülhamit Düşerken (film) (2002)
    Hayal Kurma Dersleri (film) (2000)
    Eylül Fırtınası (1999)
    Mektup (film) (1996)
    Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey-Hep Aynı (film) (1995)
    Çözülmeler (film) (1993)
    Yolcu (film) (1993)
    Devlerin Ölümü (film) (1991)
    Uzun ince Bir Yol (film) (1991)
    Bir Kadın Düşmanı (film) (1991)
    Bir Küçük Bulut (film) (1990)
    Karartma Geceleri (film) (1990)
    Berdel (film) (1990)
    Üçüncü Göz (film) (1989)
    Dönüş (film) (1988)
    Yağmur Kaçakları (film) (1987)
    Kızımın Kanı (film) (1987)
    Ses (film) (1986)
    Adem ile Havva (film) (1986)
    Kıskıvrak (film) (1986)
    Acı Dünyalar (film) (1986)
    Beyoğlu`nun Arka Yakası (film) (1986)
    Bir Avuç Cennet (film) (1985)
    Tele Kızlar (film) (1985)
    Paramparça (film) (1985)
    Kan (film) (1985)
    Damga (film) (1984)
    Alev Alev (film) (1984)
    Yosma (film) (1984)
    Pehlivan (film) (1984)
    Beyaz Ölüm (film) (1983)
    Gecenin Sonu (film) (1983)
    Derman (film) (1983)
    Çocuklar Çiçektir (film) (1983)
    Arkadaşım (film) (1982)
    Yol (film) (1982)
    Kaçak (film) (1982)
    Delikan (film) (1981)
    Herhangi Bir Kadın (film) (1981)
    Adak (film) (1980)
    Sürü (film) (1978)
    Seninle Son Defa (film) (1978)
    Maden (film) (1978)
    Kanal (film) (1978)
    Lekeli Melek (film) (1978)
    Bizim Kız (film) (1977)
    Baraj (film) (1977)
    Nehir (film) (1977)
    Sevgili Dayım (film) (1977)
    Şeref Sözü (film) (1977)
    Aşk Dediğin Laf Değildir (film) (1976)
    Öyle Olsun (film) (1976)
    Kader Bağlayınca (film) (1976)
    Gece Kuşu Zehra (film) (1975)
    Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (film) (1975)
    Ateş Böceği (film) (1975)
    Merhaba (Bizim Aile) (film) (1975)
    Delisin (film) (1975)
    Evcilik Oyunu (film) (1975)
    Ah Nerede (film) (1975)
    Çapkın Hırsız (film) (1975)
    Mavi boncuk (1974)
    Hababam Sınıfı (film) (1974)
    Memleketim (film) (1974)
    Mahçup Delikanlı (film) (1974)
    Esir Hayat (film) (1974)
    Kanlı Deniz (film) (1974)
    Boşver Arkadaş (film) (1974)
    Yaz Bekarı (film) (1974)
    Oh Olsun (film) (1973)
    Canım Kardeşim (film) (1973)
    Yalancı Yarim (film) (1973)
    Umut Dünyası (film) (1973)
    Bebek Yüzlü (film) (1973)
    Yeryüzünde Bir Melek (film) (1973)
    Üç Sevgili (film) (1972)
    Tatlı Dillim (film) (1972)
    Sev Kardeşim (film) (1972)
    Para (film) (1972)
    Azat Kuşu (film) (1972)
    Suçlu (film) (1972)
    Sisli Hatıralar (film) (1972)
    Aşkların En Güzeli (film) (1972)
    Feryat (film) (1972)
    Kaderimin Oyunu (film) (1972)
    Melek mi, Şeytan mı? (film) (1971)
    Beyoğlu Güzeli (film) (1971)
    Vefasız (film) (1971)
    Emine (film) (1971)
    Solan Bir Yaprak Gibi (film) (1971)

    Ödüllerinden Bazıları

    1973: 10. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Suçlu
    1978: 14. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Maden
    1984: 21. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Pehlivan
    1989: 26. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Üçüncü Göz
    1990: 27. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Karartma Geceleri
    1992: 6. Adana Altın Koza Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Karartma Geceleri
    1996: 33. Antalya Altın Portakal Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
    2003: 40. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Gülüm
  • Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını, tağyir , tebdil veya ilgaya ve bu kanunla teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet meclisi ni ıskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren teşebbüs etmekten sanık, Erzurum Ilıca nahiyesi Özlük köyü, hane 27 , cilt 5 ve sayfa 129 da nüfus siciline kayıtlı Cemil oğlu, Mukaddes ten doğma, 1947 doğumlu Deniz Gezmiş ile , Yozgat iline bağlı Çekerek ilçesi Kuşsaray köyü, hane 21, cilt 13/2 , sayfa 88/114 'te nüfus siciline kayıtlı Beşir oğlu, Medihadan doğma, 1947 doğumlu Yusuf Arslan ve Kayseri Sarız ilçesi Bahçeli mahallesi , hane 31 , cilt 2 , sayfa 45 te nüfus siciline kayıtlı, Hıdır oğlu, Selver den doğma, 1949 doğumlu Hüseyin Inan 'ın hareketlerine uyan T.C.K. nun146/1 maddesi uyarınca ölüm cezasıyla mahkümiyetine dair Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No.lu askeri Mahkemesinden verilen 9.10.1971 tarih , 1971 / 13 esas , 1971 / 23 sayılı hüküm, Askeri Yargıtay 2 .nci Dairesinin 10.1.1972 tarih ve 1971 / 457 -1972/1 esas , 1972/1 karar sayılı ilmi ile kesinleşmiş ve tashihi karar talebi de , askeri Yargıtay Başsavcılığının 3.2.1 972 tarih ve 1972/ 187-98 sayılı kararıyla reddedilmiş bulunduğundan, bu işe ait dosya Başkanlığın 9.2.1972 tarih ve 5/4-729 sayılı tezkeresine ekli olarak 9.2.972 tarihinde Komisyonumuza tevdi edilmekle tetkik edilip müzakere olunmuştur.
    Hüseyin İnan
    Sayfa 8 - Alter Yayınları
  • Kitabın yeni baskısını o kadar aramana rağmen hicbir yerde bulamadım.

    O yüzden 2. el olarak 1971 yılı basımını buldum. İncelememi o kitaptan baz alarak yazacağım.

    Yazar dönemin İngiliz toplumunu iyi resmetmiş. Duygusallığı da gösteriş hırsını da doruklarında kaleme almış.

    Yalnız Türkleri aşağılaması hiç hoş değildi, burada çok kızdığımı söylemeliyim.
  • ADALET AĞAOĞLU KİMDİR:

    13 Ekim 1929'da Ankara'nın Nallıhan ilçesinde doğdu. Ortaöğrenimini 1946'da Ankara Kız Lisesi'nde tamamladı. 1950'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Açılan bir sınavla Ankara Radyosu'na girdi. 1951-1971 arasında TRT'de çeşitli görevlerde bulundu. TRT Radyo Dairesi Başkanlığı'ndan, kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti. Yazmaya 1946'da Ulus gazetesinde yayınlanan tiyatro eleştirileriyle başladı. 1948-1950 arasında Kaynak dergisinde şiirleri yayınlandı. Sevim Uzgören'le birlikte yazdığı "Bir Oyun Yazalım" adlı oyun 1953'da Ankara Küçük Tiyatro'da sahnelendi. İlk romanının yayınladığı 1973'e kadar sadece tiyatro yazırlığıyla ilgilendi.

    1973'ten sonra çalışmalarını öykü ve romanda yoğunlaştırdı. Eserlerinde toplumun çalkantılı dönemlerini ve bu dönemlerin bireyler üzerindeki etkilerini irdeledi.

    Konularının yanı sıra eserlerinin biçimsel yetkinliğiyle, özellikle ayrıntıları değerlendirişiyle, geriye dönüşler iç monologlar gibi değişik tekniklerden yararlanmadaki başarısıyla dikkat çekti.

    İlk romanı "Ölmeye Yatmak" 1973'te basıldı. Doğa, toplum, zaman ilişkilerinin insanın iç dünyasındaki yansımalarını düşünce üretebilecek boyutlarda irdeledi.

    Değişimler karşısında edebiyatın yapısal durumu bakımından da arayışçı davrandı, kendine özgü anlatım biçimleri geliştirdi.

    Aydın kimliği, aydın sorumluluğu, aydın bunalımı, özümsenmemiş modernizm, slogancılık esasına dayanan fikrî yapılar, sosyal ve siyasal alanda yaşanan tüm değişim süreçleri, kadın erkek ilişkileri, kadın kimliği, toplumsal baskı unsurları, cinsel konular romanlarında ele aldığı ana başlıklardır.

    ~~

    Sessizliğin İlk Sesi: Hikayeler.

    Okuduğum ve okumanızı istediğim kitap iki bölümden oluşuyor.

    Birinci bölümde altı hikaye:

    Sen Ey Kutsal Işık
    Muz
    Teşekkür Ederim
    Eskiden Bir Sabah
    Yan Kapı
    Bir Sevmekten... Bir Ölümden

    Evet, dolu dolu altı hikayeyle karşı karşıya kalıyoruz ilk bölümde.

    En etkilendiğim Sen Ey Kutsal Işık olduğundan ağırdan ağırdan bilgi vermek istiyorum.

    Sen Ey Kutsal Işık'ta yoksul insanlar için, kent dışında iki yüz hanelik yeni bir mahalle kurulmuş, bir de kilise yaptırılmıştır. Kilisenin, sağlanan mumlarla pırıl pırıl olmasına karşılık, mahalle ışıksızdır.
    Papaz inatla yoksul halkın kiliseye gelip ayinlere katılmasını ister ve o ışıl ışıl ortamda yoksul insanlar evdeki, ışıksız ve dağınık evlerindeki işleri düşünerek sıkılırlar.
    Ardından bir gece ayininde bir kadın papazı ve sözlerini dinlemeden yüzlerce mumun parlak tuttuğu kilisede bebeği için bir kazak örer ve bu durum diğer insanlarca da benimsenir.
    Artık herkes bir işini kilisede, aydınlıkta yapmaktadır.
    Tabii bu işi abartan bir adam bir gün testereyle tahta keserken papaz iç gıdıklayıcı sesi fark eder ve durum anlaşılır.
    O günden sonra insanlar kilisede işlerini yapamaz hale gelir ve bunun sorumlusu olarak gördükleri testereli adamı suçlamalara boğarlar.

    Bu suçlamalara katlanamayan testereli adamımız geceleri kilisenin deposundan -kilisenin deposu mahalleye yetecek kadar mumla doludur lakin mahalle zifiri karanlıkken o mumlar gelecek ayinler için saklanmaktadır- mum aşırmaya başlar.

    Çalar verir, çalar verir.
    Robin Hood gibi.
    Ama bir gün tüm bu çalıp dağıtmalardan yorulur üstelik papaz da onu fark etmiştir, ölür.

    Bedeni kutsanmadan gömülür ama halk hiçbir zaman onu unutmaz.
    Yüceltir.

    O kadar yüceltir ki heykellerini yapar.

    "Ama insanlar onu unutmamışlar. Mezarının başına heykelini dikmişler. Çocuklardan çocuklara mum hırsızlığı bilinmesin diye de, heykelin altına yeni adını salt ‘Büyük Kumandan’ olarak kazımışlar. Başında, karanlıklarını ışıtacak yeni bir büyük kumandana tezelden kavuşabilmek için dua etmişler."

    İronik olan, Büyük Kumandan heykelinin de fakir halka hiçbir yardım yapılmaksızın belediyelerce güç gösterisi olarak meydanlara dikilmesidir.

    Tamamen kara mizah...

    Şimdi ikinci bölüm:

    Hüzzam Mavisi
    H
    Akşamüstü
    Kulak Tıkaçları
    Nerde O Eski Ölümler
    Sessizliğin İlk Sesi

    Yeni öğrendim:
    Hüzzam Mavisi’nde Adalet Ağaoğlu, kardeşi, tiyatro yazarı, hikâyeci, şair Güner Sümer (ölm.1977)’in yaşam öyküsünü olanca sevgi ve acısıyla anlatıyor'muş.

    İkinci bölümde en etkilendiğim hikaye Nerde O Eski Ölümler.

    Hastane odasında iki kardeşin -birinin avurtlarına ölüm çökmüş- gülüşmeler içinde ölümü savsakladığı acı tatlı bir hikaye.

    Hasta bakıcıya "Nerede o eski ölümler, kendini paralamalar, yırtınmalar?" dedirten bir son gülüş armağan ediyor hasta.

    "Şimdi —yıllar sonra— kardeşinin nabzını avucunda tutuyor. Oradan bir sesin, tokmağı yedikçe gümbürdeyen davul gibi ortalığa yayılarak herkesi, her şeyi, en başta da kardeşini, onu, ta kendisini ayağa kaldırmasını bekliyor.
    Mavi tulumlu küçük bir oğlan çocuğunun sokak aralarında gümbürdettiği oyuncak bir davulun sesi de olabilir bu."

    Özetle şunu söyleyebilirim, kendi yalnızlığınızın kendi suskunluğunuzun kendi iç çekişmelerinizin ve yenilgilerinizin her bir hikayede bir ya da daha fazla karakterin zihninde bir yere kıvrılmış olduğunu göreceksiniz.

    Kendinize dokunmaktan korkmuyorsanız okuyun.

    -İlk incelemeyi ben yaptım yuppi emojisi-