Bu roman, klasik bir suç hikâyesi değil; daha çok iktidarın nasıl kurulduğunu ve bağımlılığın nasıl yaratıldığını anlatan psikolojik bir çöküş gibi. Romanda aşçı karakteri aileyi bir anda değil, yavaş ve sistemli biçimde çökertir. Bu yıkım fiziksel değil daha çok zihinsel.
Aşçı önce vazgeçilmez olur. Yemekleriyle evin merkezine yerleşir, ardından karar alma süreçlerine sızar. Aile üyeleri farkında olmadan kontrolü ona bırakır. Romanın en rahatsız edici yanı, bu sürecin neredeyse doğal görünmesidir. Kimse açıkça tehdit edilmez herkes yavaş yavaş etkisizleşir.
Bu eser, kötülüğün bağırarak değil, sessizce ilerleyebileceğini gösterir. Aşçı’nın gücü öfkesinden değil, sabrından gelir.
Okurken en çok şunu düşündüm: Bir sistemi yıkmak için dışarıdan saldırmak gerekmez; içerden vazgeçilmez olmak yeterlidir. İktidar hırsı, insanı iyi bir oyuncuya çevirip çok zekice işler yaptırabilir. Herkesin duygu ve düşünceleriyle oynayabilir ve belki on, belki yüzbinlerce kişiyi kuklası haline getirebilir.
Kitabın psikolojik yanını çok sevdim. Okuyun.
AşçıHarry Kressing · Holden Kitap · 2024225 okunma