"İnsan kökten yalnızlıktır" diyor Ortega y Gasset. Yine de hepimiz yalnızlığı hayatımızın bir döneminde somut bir gerçeklik olarak yanı başımızda tecrübe ediyoruz. Tek başına olmaktan, kalabalıktan kaçıp kurtulmaktan farklı olarak bazen insanların arasında onunla dolaşıyor, onu soluyor ve onu yaşıyoruz. İnsan bir gölge gibi kendi yalnızlığını da peşi sıra sürüklüyor. Dahası, insan sadece çevresinde kimse yok diye yalnız kalmaz, bazen kalabalıklar içinde de yalnız kalır. Sizi anlayan bir kişi yoksa, derdinizi dinleyecek, size değer ve önem verecek bir kişi yoksa, insanların ortasında da yalnızsınızdır. Hallâc-ı Mansur'a atfedilen bir söz var, “Cehennem acı çektiğinizi kimsenin duymadığı yerdir,” diyor. Yalnızlar seslerini kolay kolay duyuramazlar, içlerindeki o çöl sıcağı gibi kavurucu acıyı, dilsiz dudaksız gezdirirler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Başkalarını aşağıya çekmektense kendimizi geliştirmek, onunla aynı yere çıkmayı arzulamaktır doğru olan: Onun bana insan olarak sunabileceği şeylerden öğrenmeye çalışmak, elimizde olanı değiş tokuş etmek ve paylaşmaktır.
Sende bulunmayan şey, sana ıstırap veriyor değil mi? Belki bu bulamadığın şey sana başka kapılar açacak, yarın bir gün bambaşka güzelliklerle karşılaşacaksın. Bunu idrak ettiğinde, işte o zaman esirgenmiş oluyorsun. İnsanlar bazen bekler hayatta. Bazı danışanlarım oluyor, hayatlarındaki yalnızlıktan bahsediyorlar. Bekliyorlar, yalnızlıktan yakınıyorlar. Sonra bir gün kapılarını birisi çalıyor. O kişi ömür boyu bekledikleri kişi oluyor. Ve o kapıdan girdiği zaman bir ömürlük misafir olarak gelmiş oluyor.
İnsan kendini yeterince güvende hissetmediğinde, kendini o sevgiye layık hissetmediğinde veya geçmişinden bugüne çok fazla yaralar getirdiğinde (mesela yeterince sevilmemiş bir çocukluktan geldiğinde) bir sevgiliyi kaybetmekle, bir dostu kaybetmekle çok büyük tepkiler verebiliyor. Sanki o geçmişteki kayıp yaşantısı, bir kez daha tekrarlanacak gibi geldiği için, o yara bir kez daha kanayacak ve o kanama artık durmayacak gibi hissettiği için çok ani bir öfkeye ve cinnet haline kapılabiliyor. Herkesin doğru şekilde sevmeyi bilmediğini anlamamız gerek, sevmek de insanlar arasında öğrenilen bir şey.