Adı çıkacağına canı çıksın insanın yüz kere bin kere... Polikuşka’nın ki gibi.
Hayat bu ya vezir de olur rezil de olur da bir kere kendisi olamaz insan.
Beklentiler içinde bir o yana bir bu yana döner de döner. Ta ki birinin gözünden haksız yere düşene kadar.
Gerçi Polikuşka’nın durumu biraz farklı. Adını temizlemek, kendini göstermekti niyeti.. Yıpranmış şapkasının, gafil avlayan uykusunun zamansız bastıran ayazın pençesine düşüpte emaneti yitirene kadar.
Her çağın fazlaca Polikuşka’ya kucak açtığını söyleyebiliriz.Ancak bu bir başka.Gerek aile yaşantısı, mesleği, yaşadığı ortam, en önemlisi de kendisini aklama öyküsüyle diğerlerinden ayrılıyor bence..
Ahh..Güzelliği uğruna ruhundan vazgeçen Dorian..
Salt iyiliği ve güzelliği savunan Basil ile sınıf farkını gözeten,hayatını kendisi gözlemleyip tabiri caizse deneylerle destekleyip tezler oluşturan;bu tezlere de insanları çok çabuk inandıran Harry ve ikisi arasında sıkışıp kalmış olan Dorian.. Taa ki Basil’in portreyi bitirip sunmasına kadar..Ve bu sunumdan sonra edilen bir dilek...Dileğin kabul olmasıyla başlayan sayısız suç, ahlaksızlık ve bunun gibi bir çok şey;bunlar sonucunda kirlenen ruh ancak yüze değil portreye yansıyan habis yüz..
Değişmeyen tek şey Dorian’ın madde güzelliği.
Bir solukta okunabilecek ustaca kurgulanmış, ayrıntılı betimlemeleriyle, şaşırtmacasıyla merakı üst seviye de tutan bir anlatım..
Narin Felicite.Hayatında mutluluk hariç birçok acıyı tadan Felicite..
İhanete uğramış,mutlu bir yuva kuramamış ancak hayata küsmemiş;kendine hep oyalanacak,tutunacak bir dal bulmuş ve yaşadığı süre boyunca her gününü muhteşem bir bağlılıkla sürdürmüş.Son nefesinde bile tutunduğu şeylerden vazgeçmeyen Felicite’nin yaşadıklarını gerçekçi ve özgün anlatımıyla bize sunan Flaubert’in en özel eserlerinden bir tanesi, kesinlikle okumalısınız..