(Keşfu’l-Kulûb) adlı eseri, okuyucusunu bilgiyle donatmaktan çok kalbiyle yüzleştiren, aklı ikna ederken ruhu sarsan nadir metinlerden biridir; bu kitap bir okuma değil, adeta bir iç muhasebe yolculuğudur. Gazâlî, satır satır insanın görünmeyen tarafına, yani niyetlerine, gizli zaaflarına, kibirle örttüğü boşluklara ve ibadetlerin ardına saklanan samimiyetsizliklere dokunur; bunu yaparken ne kuru bir vaiz dili kullanır ne de felsefi bir soğukluğa düşer, aksine merhametle ama sertçe konuşur, bir hekimin hastasına acı ilacı içirmesi gibi. Kalbin hastalıklarını —riya, haset, dünya tutkusu, benlik— tek tek teşhis ederken, asıl derdinin insanı umutsuzluğa sürüklemek değil, kalbi yeniden Allah’a açık, diri ve sahici hâle getirmek olduğu hissedilir; çünkü Gazâlî’ye göre kalp ya Hak’la doludur ya da dünya gürültüsüyle, ikisi bir arada durmaz. Kitap boyunca ahiret bilinci, ölüm hakikati ve hesap duygusu öyle bir incelikle işlenir ki, okur kendini korkutulmuş değil, uyarılmış hisseder; çünkü bu korku karanlık değil, arındırıcıdır. Kalplerin Keşfi, ibadeti şekilden kurtarıp manaya, dini alışkanlıktan şuura, bilgiyi ise kibirden hikmete taşımayı hedefler; bu yönüyle her çağda geçerli bir metindir ve özellikle modern insanın “çok bilen ama az hisseden” kalbine ağır ama gerekli bir aynadır. Kitabı bitirdiğinizde içinizde tuhaf bir sessizlik oluşur: daha az konuşma, daha çok düşünme; daha az yargılama, daha çok kendine dönme isteği… Gazâlî burada size yeni bir bilgi vermekten çok, unuttuğunuz bir hakikati hatırlatır: Kalp temizlenmeden yol kısalmaz, söz çoğalmaz, amel kurtarmaz... "