Çok derinden yaralanmıştı. Çok hassaslaşmış, duygularının girdabında körleşmişti. Ruhunun kurduğunu duyumsuyordu, kıskançlık hücrelerine nüfuz etmişti, aşağılanma özgüvenini yerle bir etmişti; adımları ürkek ve düşünceleri dardamadağınıktı, kederinden boğuluyordu. Fiziksel bir ağrı değildi; yeri belli olan, ruhunun kendisini koruyabileceği bir şey ya da çaresi olan... Ruhu paramparça olmuş ve derin bir boşluk duygusuyla yutulmuştu.
Peki ama yaşamın korkulardan oluştuğu herkesin malumuyken güçlü görünme zorunluluğu duyulması nedendi? Ölüm korkusu, kaybetme korkusu, terk edilme korkusu, sonunda unutulma korkusu...