Burada şunu da hatırlatmak gerekir ki kalp sadece çam kozalağı gibi bir et parçası olarak düşünülmemelidir. O, bir latife-i Rabbaniye'dir. Meseleye ışık tutması bakımından, Bediüzzaman hazretlerinin kalple ilgili şu açıklamasını da nazarlara arz etmekte fayda vardır:"kalpten maksat, sanevberi (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak bir latife-i Rabbaniye'dir ki mahzar-ı hissiyatı vicdan, ma'kes-i efkarı dimağdır. Binaenaleyh, o latife-i Rabbaniye'yi tazammun eden o et parçasına kalp tabirinde şöyle bir letafet çıkıyor ki; o latife-i Rabbaniye'nin insanın maneviyatına yaptığı hizmet , cism-i sanevberinin cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet , nasıl ki bütün aktar-ı bedene maü'l-hayatı neşreden o cism-i sanevberi , bir makine-i hayattır ve maddi hayat onun işlemesiyle kaimdir ; sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar ; kezalik o latife-i Rabbaniye a'mal ve ahvâl ve maneviyatının heyet-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır ; nur-u imanın sönmesiyle, mahiyeti , meyyit-i gayrimüteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır
Bir gün, sahabelerden bazıları, "Ya Resulullah! Bize kendinizden bahseder misiniz? "Diyeceklerdir
Resulullah," Ben , babam İbrahim'in duasıyım , kardeşim İsa'nın müjdesiyim , annemin ise rüyasıyım ! O, bana hamile iken Şam saraylarını aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını görmüştü "