KLİNİKTE TİPİK BİR SABAH; ekranda otuz-kırk ismin sıralandığı, o günkü hastalarımın listesine bakarken kahvem soğuyor. Çoğunu gayet iyi tanıyorum ama listedeki ilk isim benim için yeni. Tek tıklamada ekranda tıbbi kayıtları açılıyor; sol üst köşedeki doğum tarihine bakınca daha geçen hafta dünyaya gelmiş olduğunu görüyorum. Henüz birkaç günlük bir bebek ve bugünkü karşılaşmamız, her şey yolunda giderse önümüzdeki seksen-doksan yıl boyunca kayda düşülecek tıbbi notların ilki olacak. Boş ekran görüntüsü, önünde uzanan hayatın bütün olasılıklarıyla parıldıyor.
Bekleme salonuna açılan kapıdan bebeğin adını sesleniyorum. Oğlunu kucağında pışpışlayan annesi sesimi duyunca yavaşça ayağa kalkıyor. Gülümseyerek gözlerimin içine bakıyor, kucağında bebeğiyle peşimden muayene odasına giriyor. "Ben, Dr. Francis," diyorum oturması için ona yer gösterirken. "Sizin için ne yapabilirim?" Gurur ve endişe dolu bir ifadeyle oğluna bakıyor. Söze nasıl başlayacağına karar vermeye çalışırken onu seyrediyorum.