1000Kitap Logosu
Resim
Yalan Söylemek ve Yalan Yere Yemin Etmek
Bu, günahların en çirkinlerinden, ayıpların en fâhişlerindendir. Hadîs-i Şerîfler İsmail b. Vâsıt şöyle anlatıyor: Ebubekir Sıddîk Hz. Peygamber'in ﷺ irtihalinden sonra hutbe okurken şöyle dedi: Bir sene önce Hz. Peygamber ﷺ şimdi bulunduğum yerde durdu -sonra Ebubekir ağladı- ve şöyle dedi: Yalandan sakınınız. Çünkü yalan, fısk ve fücurla beraberdir. Bunların ikisi de cehennemdedir.151 Muhakkak ki yalan, ateşin kapılarından bir kapıdır.152 Hasan Basrî şöyle demiştir: Daha önce şöyle deniliyordu: 'Gizli ile açığın, söz ile fiilin, çıkış ile girişin değişik olması münâfıklıktandır. Üzerinde münâfıklık binâsının yükselmiş olduğu temel yalancılıktır'. Hz. Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: En büyük hiyanet, din kardeşine haber verdiğin bir sözde o sana inandığı halde senin ona yalan söylemendir.153 Kul yalan söylemek ve yalancılıkla meşgul olmak sebebiyle Allah katında yalancılardan sayılır.154 Hz. Peygamber ﷺ bir koyunun pazarlığını yapıp 'Allah'a yemin ederim, sana şu şu fiattan eksik vermem', 'Allah'a yemin ederim, ben de sana şu şu fiattan fazla vermem' diye yemin eden iki kişinin yanından geçti. Sonra oradan geçerken onlardan birinin koyunu satın aldığını gördü ve şöyle dedi: 'O iki kişiden biri hem günahı, hem de yeminin kefaretini yüklenmiş oldu'.155 Yalan, rızkı eksiltir.156 Muhakkak tüccarlar fâsık ve fâcirlerin ta kendisidirler. 'Ey Allah'ın Rasûlü! Allah, alışverişi helâl kılmamış mıdır?' dediler. Hz. Peygamber ﷺ 'Evet! Alış-verişi helâl kılmıştır. Fakat tüccarlar alışverişte yemin ederler, günahkâr olurlar, konuşurlar, yalan söylerler' dedi.157 Üç sınıf vardır. Kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz ve onlara (rahmetle) bakmaz: 1.Sadakasıyla minnet eden (başa kakan) 2.Yalan yemin ile malını satan 3.Kibir ve gururdan ötürü eteğini yerlerde sürükleyen.158 Allah'a yemin eden bir kimse, yeminine bir sivrisinek kanadı kadar yalan katarsa, o yemin kıyamete kadar onun kalbinde bir (siyah) nokta teşkil eder.159 Üç sınıf vardır. Allah Teâlâ onları sever: 1.Bir grup arkadaşının içinde bulunup, (düşmana karşı)göğsünü, ölünceye kadar veya Allah kendisine ve arkadaşlarına bir yol açmcaya kadar geren kimseyi, 2.Kendisine eziyet veren kötü bir komşusu olduğu halde ölünceye veya göç edinceye kadar sabredip onun eziyetine göğüs geren kimseyi, 3.Arkadaşları ile yolculuğa veya düşman üzerine giden, yolculuğun kendilerini yorduğu, herkesin yatıp dinlenmeyi arzuladığı bir zamanda, arkadaşları yatarken bir kenara çekilip namaz kılan, arkadaşları uyanıncaya kadar ibadetle meşgul olan kimseyi Allah Teâlâ sever. Üç grup da vardır ki Allah Teâlâ onlara buğzeder: 1.Fazla yemin eden tüccar, 2.Gururlu olan fakir, 3 Verdiğini başa kakan cimri.160 Yine Hz. Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: Başkalarını güldürmek için yalan söyleyen kimseye cehennem vardır. Azap ona olsun, azap ona olsun!161 Rüyamda bir kişi bana geldi ve 'Kalk!' dedi. Onunla birlikte kalktım. Bir de gördüm ki iki kişinin yanındayım. Onlardan biri ayakta, diğeri oturmuş... Ayakta olanın elinde çengeller vardı. O çengelleri oturan kişinin ağız boşluğundan geçiriyor, dudakları omuzlarına yetişinceye kadar çengelleri çekip uzatıyordu. Sonra tekrar çekiyordu. Sonra çengeli çıkarıp ağzının öbür tarafına takıyor, onu çektiği zaman, öbür tarafı eskisi gibi oluyordu. Beni kaldırana 'Bu manzara nedir? dedim. Bana dedi ki: 'Şu oturan kişi yalancıdır. Kıyamete kadar kabrinde bu şekilde azap görecektir.162 Abdullah b. Cürad163 şöyle anlatıyor: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Mü'min bir kimse zinâ eder mi?' dedim. Hz. Peygamber ﷺ 'Bu bazen olur' dedi. 'Ey Allah'ın Peygamberi! Mü'min bir kimse yalan söyler mi?' deyince Hz. Peygamber ﷺ 'Hayır!' dedikten sonra hemen şu ayet-i celîleyi okudu: 'Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte bunlar asıl yalancı olanlardır'. (Nahl/105)164 Ebu Said el-Hudrî Hz. Peygamber'den ﷺ şöyle rivayet ediyor: Ey Allahım! Kalbimi münâfıklıktan, edeb yerimi zinâdan ve dilimi yalandan temizle.165 Üç sınıf vardır ki, Allah onlarla ne konuşur, ne de onlara iltifat eder ve ne de onları över veya kalplerini temizler. Onlar için elem verici bir azap vardır: 1.Zina eden evli veya yaşlı bir kimse 2.Yalan söyleyen padişah 3.Gururlu olan bir fakir.166 Abdullah b. Amr167 şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber ﷺ evimize geldi. Küçük bir çocuktum. Oynamak için dışarıya çıkmıştım. Annem 'Ey Abdullah! Gel sana bir şey vereceğim' dedi. Hz. Peygamber ﷺ anneme dedi ki: -Sen ona ne verecektin? -Hurma verecektim. -Dikkat et! Eğer ona hurma vermeyecek olsaydın,bu söylediğin defterine yalan olarak geçecekti.168 Yine Hz. Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: Eğer Allah bana şu kum taneleri kadar nimet verseydi muhakkak onu aranızda taksim ederdim. Taksim ettikten sonra beni ne cimri, ne yalancı ve ne de korkak olarak görmezdiniz.169 Hz. Peygamber ﷺ bunu söylerken yaslanmış bulunuyordu. Sonra şöyle devam etti: 'Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? O, Allah'a şirk koşmak ve anne ve babaya isyan etmektir'. Sonra kalkıp oturdu ve şöyle dedi: 'Dikkat ediniz! Büyük günahların en büyüğü yalancılıktır'.170 İbn Ömer Hz. Peygamber'den ﷺ şöyle rivayet eder: 'Kul, yalan söylediğinde melek kendisinden bir mil uzaklaşır. Uzaklaşması kişinin söylediğinin pis kokusu nedeniyledir'.171 Enes, Hz, Peygamber'in ﷺ şöyle dediğini rivayet eder: 'Bana altı hasletle kefil olunuz, ben de size cennetle kefil olayım. Ashâb-ı kirâm 'O altı haslet nedir?' diye sorunca şöyle dedi: 1.Sizden birisi konuştuğu zaman yalan söylemesin. 2.Söz verdiği zaman sözünden dönmesin. 3.Emin sayıldığı zaman hıyânet etmesin. 4.Gözünü haram bakıştan korusun. 5.Edeb yerini zinâdan korusun. 6.Ellerini zulümden uzak tutsun.172 Yine şöyle buyurmuştur: 'Muhakkak şeytanın sürmesi, enfiyesi ve çerezi vardır. Çerezi yalan, enfiyesi öfke, sürmesi ise uykudur'.173 Hz. Ömer birgün hutbe okurken şöyle dedi: 'Ey insanlar! Sizin içinizden buraya çıktığım gibi, Hz. Peygamber ﷺ de bizim içimizden bu makama çıkıp şöyle buyurmuştur: Benim ashabıma iyi davranın. Sonra onları tâkip eden tâbiîne de iyi davranın. Sonra yalan yayılacaktır. Hatta kişi, yemine dâvet edilmediği halde kendiliğinden yemin edecektir. Kendisinden şahidlik istenilmediği halde şahidlik yapacaktır.174 Kim yalan olduğunu bildiği halde benden hadîs rivayet ederse, o yalancının biridir.175 Kim yalan yere yemin eder, müslüman bir kişinin malını o yalan yeminiyle haksız olarak elde ederse, böyle bir kimse, Allah'ın huzuruna, Allah kendisine kızgın olduğu halde gelir.176 Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber ﷺ bir kişinin şahidliğini -uydurduğu bir yalan yüzünden- reddetmiştir.177 Yalan ve hâinlik dışında müslümanda her haslet bulunabilir.178 Aişe validemiz dedi ki: 'Hz. Peygamber'in ﷺ ashabına, yalandan daha ağır ve zor gelen bir huy yoktu. Hz. Peygamber ﷺ ashâbından bir kişinin yalan söylediğine muttali olursa, onun göğsünden menfi tesiri silinmezdi. Ta ki o kişinin söylediği yalandan tevbe ettiğini bilinceye kadar. Hz. Musa (as) dedi ki: 'Yarab! Amel yönünden kullarından hangisi daha hayırlıdır?' Allah Teâlâ 'Yalan söylemeyen, kalbi fısk ve fücur taşımayan ve zinâ etmeyen kul' dedi.179 Lokman (as) oğluna şöyle dedi: 'Ey oğul! Yalandan sakın! Çünkü yalan serçenin eti gibi tatlıdır; Fakat pek kısa bir zamanda sahibi kendisinden bıkar!' Hz. Peygamber ﷺ doğruluk konusunda şöyle buyurmuştur: Dört haslet vardır. Bunlar sende bulunursa, senin dilinden ne çıkarsa çıksın sana zarar vermez. O dört haslet şunlardır: 1.Doğru konuşmak 2.Emâneti korumak 3.Güzel ahlâk 4.Yemekte afiftik.180 Ebubekir Sıddîk, Hz. Peygamber ﷺ benim şu makamımda durarak Ebubekir bunu söyledikten sonra ağladı- şöyle dedi: Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğruluk, sevapla beraberdir. Onların ikisi cennettedir.181 Hz. Muaz Hz. Peygamber'in ﷺ kendisine şöyle dediğini naklediyor: Sana Allah'tan sakınmayı, doğru konuşmayı, emaneti yerine getirmeyi, sözüne sahip çıkmayı, selâm vermeyi ve mütevazi olmayı tavsiye ediyorum.182 Ashab'ın ve Âlimlerin Sözleri Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: 'Allah nezdinde hatalıların en büyüğü yalancı dildir. Pişmanlığın en kötüsü kıyamet günündeki pişmanlıktır'. Ömer b. Abdülaziz şöyle demiştir: 'Ben uçkurumu bağladıktan bu yana bir defa olsa dahi yalan söylemiş değilim'. Hz. Ömer şöyle demiştir: 'Sizin bizce en sevimliniz, sizi görmediğimiz zamanda ismen güzel olanınızdır. Sizi gördüğümüz zaman bizce en sevimliniz, ahlâkça en güzel olanmızdır. Sizi denediğimiz zaman bizce en sevimliniz, sözü en doğrunuz ve eminlikte en büyüğünüzdür'. Meymun b. Ebî Şebib'den183 şöyle rivayet edildi: 'Bir mektup yazmak için oturdum. Bir kelimeye geldim. Eğer o kelimeyi yazarsam mektubu güzelleştirmiş ve fakat bunun yanında yalan söylemiş olacaktım. Bu bakımdan terketmeye karar verdim. Sonra Kâbe cihetinden şöyle çağırıldım: Allah, iman edenleri dünya hayatında da, ahiret hayatında da sağlam sözle tesbit eder. (İbrahim/27) Şa'bî der ki: 'Ben hangisinin cehennemde daha derine dalacağını bilmiyorum; yalancı mı, cimri mi?'184 Bağdadlı İbn Semmak şöyle demiştir: 'Zannetmem ki yalanı terkettiğimden dolayı sevap kazanmış olayım. Çünkü ben yalanı şerefime yediremediğimden terkediyorum.185 Halid b. Sabih'e 'Acaba bir tek yalan söylediği için kişiye yalancı denilir mi?' diye soruldu. 'Evet denilir' diye cevap verdi. Mâlik b. Dinar şöyle demiştir: "Birtakım kitaplarda okudum. 'Hiçbir hatip yoktur ki hutbesi ameliyle karşılaştırılmasın. Eğer ameli sözüne uygunsa tasdik edilir. Eğer yalancı ise, dudakları ateşten yapılmış makaslarla -bizim bağlarımızı kestiğimiz gibi-kesilecektir' diye yazılıdır". Yine Mâlik b. Dinar şöyle demiştir: 'Doğruluk ile yalancılık, kalpte şiddetli bir kavgaya tutuşurlar. Ta ki biri diğerini kalpten çıkarıp kovuncaya kadar kavgaları devam eder!' Ömer b. Abdülaziz, Abdülmelik'in oğlu Velid ile birşey hakkında konuşuyordu. Velid, Ömer'e 'Sen yalan söylüyorsun!' dedi. Ömer, Velid'e cevap olarak şunları söyledi: 'Yemin ederim ki yalanın, söyleyeni rezil ettiğini bildiğim günden beri yalan söylemedim'. 150) Ebu Dâvud, Tirmizî 151)İbn Mâce, Nesâî 152)İbn Adîy, (Ebu Umame'den) 153)Buhârî 154)Müslim, Buhârî, (İbn Mes'ud'dan) 155)Ebu Feth el-Ezdî 156)Ebu Şeyh 157)İmam Ahmed, Hâkim 158)Müslim 159)Tirmizî, Hâkim 160)İmam Ahmed, (Ebu Zer el-Gıfarî'den) 161)Ebu Dâvud, Tirmizî 162)Buhârî 163)Âmirî boyunun el-Ukaylî s oyundandır. Buhârî, bu zatın sahabî olduğunu söyler. 164)İbn Abdilberr 165)Hatib 166) Müslim • 167)Adı Abdullah b. Amir b. Rebî b. Mâlik el-Enzî'dir. Babası Âmir sahabe- nin büyüklerindendir. Hicrî 80'den sonra vefat etmiştir. 168)Ebu Dâvud 169)Müslim 170)Müslim, Buhârî 171)Tirmizî 172)Hâkim, Harâitî 173)Taberânî, Ebu Nuayın 174)Tirmizî 175)Müslim 176)Müslim, Buhârî 177)İbn Ebî Şeybe , İbn Adîy 178)İbn Ebî Şeybe 179)İbn Ebî Dünya 180)Hâkim, Harâitî 181)Ebu Nuaym 182)Ebu Nuaym 183)Bu zat Kûfelidir, künyesi Ebu Nasr'dır. Hicrî 33'te Cemacim vakâsında vefat etmiştir. 184)İbn Ebî Dünya 185)İbn Ebî Dünya
Kelime -i Tevhidin Sahih Olmasının Şartları
Kelime-i Tevhid-i ancak şuurlu bir şekilde ve tam bir inançla söyleyenler Müslüman olurlar. Akaid hususunda taklid caiz olmadığı için inanç esaslarını her Müslümanın bilerek ve farkında olarak iman etmesi şarttır. Kelime-i şehadet getirip (icmali imanla)müslüman olan kişinin imanını sürdürebilmesi için o kişide şu şartların bulunması gerekir. 1) Bu Kelimenin Anlamını bilmek "Bugüne kadar çocuklarımıza, gençlerimize ve yaşlılarımıza insan kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet'i söylerse Müslüman olur diye öğrettik. Esasında bu sözleri söyleyen insanlar gerçekten müslüman olmazlar. Bu sözlerin anlattığı manaya gönülden inanmayanlar Müslüman olmazlar. Bu sözlerin anlattığı manaya Gönül bağlayıp, kalben bağlanmış, insanlar Müslüman olurlar... Manalar olmadan kelimeler bir değer ifade etmezler. "Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur." Muhammed,19 "Ancak bilerek hakka inananlar . " Zuhruf, 86 2) Kalben İnanmak "Dışlanmaktan ve aşağılanmaktan kurtulmak ve Müslümanların elde edeceği nimet ve faziletlerden yararlanmak için) İnsanlardan (öyle) kimseler vardır ki, “biz Allah’a ve ahiret gününe inandık derler.” (Ve öyle gözükürler.) Halbuki onlar inanmış değillerdir.". Bakara 8. Ayet (Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): “Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)” derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); “Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz” (zira “onların desteğini almak mecburiyetindeyiz”) derler. Bakara 14. Ayet "Bedeviler (her asırdaki cahil, gafil ve menfaatçi kesimler; kavim ve kabilesiyle övünen cahil kimseler): "Biz de iman ettik" derler. (Onlara) De ki: "(Hayır) Siz (hâlâ) iman etmediniz; ancak (mecburen ve görünüşte) İslam (veya teslim) olduk deyin.” (Çünkü) İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulüne (tam iman ve) itaat ederseniz (Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre hayatınızı düzenlerseniz), O (zaman Allah CC) sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecek (ve emeklerinizi boşa vermeyecektir). Şüphesiz Allah, çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir. Hucurat 14. Ayet Meali 3) Şüphe ve Tereddüte Düşmemek "(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir." Hucurat 15. Ayet (Ey Nebim!) Hayır (onların zannettiği gibi) değil; Senin Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde Seni hakem kılıp, sonra Senin verdiğin hükme, (hem de) içlerinde hiçbir sıkıntı (ve gizli itiraz) duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, onlar hakkıyla iman etmemişlerdir. (Çünkü iman; Ayet ve Hadisleri kutsal ölçü edinmeyi gerektirir. ) Nisa 65. Ayet 4) Dini Yalnızca Allah'a Has Kılmak Diğer Tüm Din ve İdeolojileri Redetmek İmanın bir diğer ifadesi de "Allah'a iman ve tağutu redetmektir. "Şunu iyi bil ki, gönülden ve kayıtsız şartsız bir itaate lâyık olan, yalnızca Allah’tır! Fakat kendilerine O’nun yanı sıra boyun eğmeye lâyık birtakım dostlar edinen müşrikler, bu çirkin davranışlarını güya mazur göstermek için, “Biz bu putlara, doğaüstü güçlere, tanrısal nitelikler yakıştırdığımız dînî ve siyâsî önderlere ve büyük insanlara, sadece bizi Allah’a yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz! Biz âciz kullar doğrudan Allah’a yalvarmak yerine, O’na bizden daha yakın olanlar aracılığıyla kulluk ediyoruz!” derler. Oysa Allah, sırf etrafındaki yakın “dostlarını” memnun etmek için ve onların aracılığıyla ihsanlarda bulunan, aksi takdirde kimseye bir şey vermeyen cimri bir ilâh olmadığı gibi, yönetimi altındaki insanların kalbinden geçenleri bilmeyen, bu yüzden de aracılara muhtaç olanlar gibi âciz de değildir. Hiç kuşkusuz Allah, bu inkârcıların anlaşmazlığa düştükleri bütün tartışmalı konularda, Hesap Günü aralarında hükmünü verecektir! Doğrusu Allah, hem kendisine, hem de diğer insanlara karşı yalan söyleyen ve kendisine bahşedilen bunca nîmetlere karşı nankörlük eden kimseleri,nihâî anlamda başarıya ve kurtuluşa ulaştırmaz, doğru yola iletmez!" Zümer 154. Ayet Meali Ey insanoğlu! Hiç kuşkusuz, hakîkatin ta kendisi olan ve mutlak doğruyu ve gerçeği gösteren bu Kitabı sana Biz indirdik; o hâlde, arı duru bir inançla Allah’a yönelerek ve yalnızca O’nun otoritesine boyun eğerek O’nakulluk ve ibâdet et! Zümer 2. Ayet " De ki: “Bana, dini yalnız Allah’a halis kılarak (her konuda Kur’an’ı ve Resulüllah’ı ölçü alarak) O’na (ihlas ile) ibadet etmem emrolunmuş bulunmaktadır.” Zümer 11. Ayet De ki: “Ben dinimi (her konuda esas alıp uyacağım hayat prensiplerimi) sadece O’na has kılarak (Kur’an ve Sünneti ölçü tutarak) Allah’a ibadet ederim.” Zümer 14. Ayet Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlara gelince, onlar için (kutlu ve mutlu bir) müjde vardır; bu nedenle (tağuti otoritelere tâbi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir). Zümer 17. Ayet meali Oysa onlar, Dini sadece O’na halis kılan hanifler (Allah’ı birleyenler) olarak, ancak Allah’a kulluk etmek, namazı dosdoğru ikame edip (huzur ve şuurla yerine getirmek) ve zekâtı vermek dışında (yanlış ve yararsız şeylerle) emrolunmamışlardı. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din bu (İslam)dır. Beyyine 5. Ayet meali Buradan sıralamış olduğumuz ayeti kerimeler gösteriyor ki Allahu Teala, İslam'a hiçbir şey beklemeden ve çıkarmadan kabul edenleri Müslüman sayıyor. İçinde bulunduğumuz toplumda bazları bir yandan ben de müslümanım demekten kendini alamıyor, bir yandan da İslam'ın dışında çeşitli ideolojileri de benimsemekten geri durmuyor. Birçoklarıda İslamla onların birbirine zıt şeyler olduğunu hiç düşünmüyor. Hatta ve hatta bazıları çeşitli beşer ideolojilerini de İslam'a yamamaya çalışıyor. "Müslümanım ama laikim" "Müslümanım ama sosyalistim " "Müslümanım ama çağdaşım " gibi cümleleri kuran çok sayıda insan var. Bu din Allah'ın dinidir. Dilin kemiği yoktur. Herkes bir şey söylüyor. Ama söylenen şeyler kurtuluşa vesile olacak ölçüler içerisinde olursa bir anlam ifade eder. Bunlar ya akıllarını çalıştırmayacak kadar zavallı insanlar, ya da çeşitli hesaplar peşinde koştukları için zoraki ben de müslümanım deme ihtiyacı hissedenlerdir. "Onlar hâlâ cahiliye hükümlerini (Kur’an’ın tabii ve temel hukuk kurallarına, evrensel insan haklarına ve en güzel İslam ahlâkına aykırı düzenleri) mi arıyorlar? Kesin bilgiye (yakine) dayanan sağlam inanca sahip bir topluluk için, hüküm ve hikmeti (kural ve prensipleri) Allah’tan daha güzel (ve mükemmel) olan kimdir? " Maide 50 . Ayet 5) Kâfirlere meyletmemek, onları dost kabul etmemek İslâm bir inkılap yapmış ve cahiliye hayatına ait ne varsa kökünden silip atmıştır. Gayrimüslimlere özenmeyi, onlara benzemeyi kesin bir şekilde yasaklamıştır. "Buna rağmen) İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını (O’na) ’eş ve ortak’ tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi sevmektedirler. (Halbuki) İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir. (Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler (insanları Allah’tan üstün gören ve İlahi kanunların uygulanmasını engelleyen zalimler), azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi (ve düşünüp anlasalardı…) " Bakara 165. Ayet meali Ey iman edenler! Sizden olmayan ve sizinle aynı inancı, aynı hedefleri paylaşmayan gerek kâfir, gerek münâfık olsun, hiç kimseyi kendinize yakın bir sırdaş, bir müttefik ve samîmî bir dost edinmeyin! Çünkü onlar, size fenâlık etmekten asla geri durmazlar; hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Size karşı kin ve düşmanlıkları, ağızlarından taşmaktadır. Baksanıza, sürekli aleyhinizde propaganda yapıyorlar. Kalplerinde gizledikleri nefret ise, açığa vurduklarından çok daha büyüktür! Eğer aklınızı kullanıyorsanız, işte zâlimleri tanıyıp onlardan korunmanızı sağlayacak ayetlerimizi size açıkça bildirdik! Ali İmran 118. Ayet Meali "Ey iman edenler! Eğer (kısmen veya tamamen Kur’ani hükümleri) inkâr edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin-geri (bâtıla) çevirirler, böylece büsbütün hüsrana (ziyana ve iflasa uğrayanlara) dönüp (o şaşkınlık ve perişanlık içinde kalırsınız)." Ali İmran 149. Ayet Çünkü onlar, müminleri bırakıp kâfirleri kendilerine dost ediniyorlar. Onların yanında yer almakla izzet ve şeref kazanacaklarını mı umuyorlar? Onlarla dost olmakla, onların hayat tarzını, kılık kıyafetini, kültürünü taklit etmekle şeref ve onur kazanacaklarını, üstünlük elde edeceklerini mi sanıyorlar? Ne kadar da yanılıyorlar! Çünkü izzet ve şeref, tamamen ve yalnızca Allah’a aittir. O hâlde, gerçek anlamda onur kazanmak isteyen, yalnızca Allah’a kul olmalıdır. Kâfirlerde onur aramak şöyle dursun, gerekirse onlarla birlikte oturmaktan bile sakınmalıdır. Nisa 139. Ayet Ey iman edenler! İnananları bırakıp da, Allah’ın ayetlerini inkâr eden münâfık ve kâfirleri başınıza yönetici ve dost edinmeyin! Böyle yaparak, kendi aleyhinizde Allah’a açık bir delil mi vermek istiyorsunuz? Elbette istemezsiniz, değil mi? (Çünkü kâfirleri dost edinmek, münâfıklığın açık bir delilidir ve bunun cezası da çok şiddetlidir..) Nisa 144. Ayet Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlâksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; onlarla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ediyor ve gereğini yapmaya razı ve hazır bulunuyorsanız, sakın ha!) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). Maide 51. Ayet meali "Ey mü’minler!) Sizin (gerçek) veliniz (sahibiniz ve destekçiniz) ancak Allah’tır, O’nun elçisidir, rükû ediciler (İslam nizamına boyun eğiciler) olarak namazı dosdoğru yerine getiren ve zekâtı veren mü’minlerdir." Maide 55. Ayet meali Resulullah s.a.v. efendimiz de şöyle buyuruyor "Müminden başkasıyla arkadaşlık yapma."İmam Ahmed, Darimi) İnsan sosyal bir varlıktır arkadaşından ve çevresinden etkilenir. Bu konuda birçok hadisi şerif mevcuttur dini hayat hiç bir saplantı bulaşmadan sürdürmek için salih bir çevre şarttır. Bunun için Rabbani alimlerin vaaz Ve irşadlarıyla beslenen bir cemaatin içinde ve çevresinde bulunmaya çok fazla ihtiyaç vardır.
156 syf.
·
9 günde
·
5/10 puan
Sünnet, Sorular, Cevapları ve Tartışmalar
Merhabalar Öncelikle sitede bu kitabı okuduğunu beyan eden ilk ve tek kişi olmanın gururu içerisindeyim. Sünnetle ilgili bazı şüphelerim olduğu için araştırmalarıma bu kitabı eklemek istedim. Kitapta sünnetin hem tıbbi, psikolojik sosyolojik hem de dini açılardan ele alındığı başlıkları görüyoruz. Sünnet, toplumumuz için manevi boyutu çok büyük bir ritüel olduğundan dolayı tartışmalarda hassasiyet gerektiren bir mevzu. Kitapta yazılanları, yazılma şekillerini kendi yorumlarımı da katarak incelemek istiyorum. Eğer kitabı daha bilinçli ve sorgulayıcı bir şekilde okumak isterseniz bu incelemeyi kitaptan önce okumanızı tavsiye ediyorum. Sünnet konusunda fikir ayrılıklarının ve şüphelerin olduğunu biliyordum fakat bu kadar dünya çapında olduğunu görmek beni rahatlattı. Avrupa ülkelerinde, Amerikada dahi zaman zaman politika değişikliklerine sebep olmuş bir konu haline gelmiş. . Kitapta bazı tıbbi makalelerin yorumlarının yapıldığı bölümlerde yazarların sağlık bilimleri fakültesinden olduğunu gördüm. Tıp doktorlarının yazdığı bölümlerde ise tıbbi/bilimsel makalelerin halkın anlayacağı dilde aktarılmadığına denk geldim. Ben de bir tıp doktoruyum. Sünnet ile ilgili halk arasında geçen "tıbbi yönden faydalı" lafını kitabın içeriğiyle birlikte açıklamak isterim. Tıbbi makalelerde sünnetin özellikle ilk 1 yaştaki erkeklerde idrar yolları enfeksiyonunu azalttığı, penis kanseri ve hiv gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonları azalttığı belirtilir. Kitapta da birçok bölümde bunlardan bahsedilmiş fakat oranlar öyle başarılı kelime oyunlarıyla verilmiş ki! Erkek çocuklarda idrar yolları enfeksiyonu çok az sıklıkla görülen, görüldüğünde ise (tıpkı kız çocukları gibi) 5 günlük antibiyotik tedavisiyle kolayca çözülebilen bir sıkıntıdır. Yani hayatlarının ilk yılında daha az idrar yolları enfeksiyonu olsunlar diye cerrahi bir operasyon geçirmelerine gerek yoktur. (zaten hayatı boyunca ya 1-2 defa karşılaşacaktır ya da sıfır) (kız çocukları ise defalarca olabilir ve herhangi bir cerrahi geçirmemelrine rağmen antibiyotik kullanıp defalarca da olsa bu sorun çözülür:) penis kanserine kitaptan bir alıntı ile değineceğim "sünnetli toplumlarda penis kanseri neredeyse hiç görülmezken, sünnet olmayan toplumlarda ürolojik kanserlerin önemli bir bölümünü penis kanseri oluşturmaktadır" Kelime oyununa bakabilir miyiz? Sünnetli toplumlarda neredeyse hiç görülmüyor evet. Normalde ise yaklaşık 1/100000 oranlarında görülen bir kanser tipi penis kanseri. Yani sünnet olmanın penis kanserini ne kadar "azalttığına" bakacak olursak aslında zaten çok çok nadir olan bir hastalığı çok çok çok nadir haline getirmekten başka bir işlevi yoktur. "ürolojik kanserlerin büyük kısmını" oluşturması cümlesi tamamıyla kelime oyunudur. resmen penis kanserini sık görülen bir olgu gibi göstermek üzere yazılmıştır. Hiç kimse meme kanseri olmamak için memesini aldırmaz (genetik bir temeli yoksa) (ve meme kanseri kadının en en en sık görülen kanseridir) peki neden çok çok nadir olan penis kanserini çok çok az azaltmak için sünnet olup vücudunun bir parçasını cerrahi olarak aldırsın? gelelim cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara. Sevgili dostlar. cinsel yolla bulaşan hastalıklar (özellikle hiv) çok ciddi sonuçlara yol açabilen hastalıklardır. Bunlardan korunmak için hijyen kurallarına dikkat etmek, eş seçimine özen göstermek, kondom gibi yöntemlerle korunmak, çok eşlilikten uzak durmak gibi yöntemleri uygulamak lazımdır. Hiç kimse sünnet oldum diye bu önlemleri elden bırakamaz. Çünkü sünnet bu enfeksiyonlardan korumaz. Onları önlemez. Sıklığını azaltır mı ? Evet. Fakat önlemlerinden hiçbirini hayatından çıkarma konforunu sana vermez. Diyeceğim o ki, yine etkili bir yöntem değildir. Etkili yöntem korunmaktır. Yani , nasılsa halk anlamıyor diye sayılar söyleyip 3 kat 5 kat yazarak göz boyamak doğru değildir. (sf 102, 103) bu kitap tam da bunu yapmış. Tıbbi açıdan sünnet cerrahisinin risklerine, komplikasyonlarına, yol açtığı cinsel fonksiyon bozukluklarına bakacak olursak aslında bir hiç olan faydaları için yapılmasına gerek yoktur. Dilerseniz çocuk ürolojisi uzmanı Prof.Dr. Erbuğ Keskin in bu konuda yazdıklarına bakabilir, kendisine danışabilirsiniz. Sağlık eğitiminz varsa benden de sahip olduğum makaleleri isteyebilirsiniz. Tıp kısmını hallettiysek işin dini ve sosyal boyutuna geçebiliriz. Çünkü dini olarak gerekli görüldüğü için bireyler "e ama sağlığa da faydalı" diyerek tatmin oluyorlar. Kuranda ayet olarak sünnetten bahsedilmemiştir. Ne kadın ne erkek sünneti Kuranda geçer. İkisi de hadislere dayanır. Fakat alimler kadın sünneti ile ilgili hadislerin "sahih olmadığı" kanısına varmışlar. (sf 153) Hanefi mezhebine göre kadın sünneti "sünnet" olmasına rağmen kadın sünneti ile ilgili ciddi eleştiriler, ağır ve kesin yorumlar yapılmaktan geri durulmazken erkek sünneti yüceltilmiştir. ayrıca sünnet olan bir durum için peygamber kendi zamanında nasıl "aşırıya kaçmayın" diyip klitorisin faydalarını anlatmış olabilir anlamıyorum. (sf 154) Bu çelişkiler bile nasıl? diye sordurmalı değil mi? hem kadın hem erkek sünneti hakkındaki hükümler de hadislere dayanıyor olmasına rağmen, ikisi de sünnet olmasına rağmen kadın sünneti daha sorgulayıcı yaklaşımlarla müslüman toplumlarda dahi "terk edilmiş" olmasına rağmen (hala gelişmemiş toplumlarda yapılmakta fakat onlar geliştikçe onlar da terk edecekler) erkek sünnetine değişik bir bağlılıkla yapışmış durumdayız. bu durum aslında gelecekte erkek sünnetinin de sıklığının hayli azalacağına göstergedir. Kelime oyunları ve algı yönetimleriyle dolu olsa da kitap beni dünyadaki tartışmalardan haberdar etti ve gelecek ile ilgili umutlarımı diri tutmama yardımcı oldu. Sünnet ve tüm din konularıyla ilgili neden diye sormaktan korkulmayan yeni tartışmalara açığım. herkese iyi okumalar diliyorm
Enam Suresi 151-153. Ayetleri Medine'de mi inmiştir?
Öneminden dolayı bu türden rivayetleri beş kıstasa tabi utmak gerekir. Biz de İbn Abbas'tan nakledilen ve Mekkî bir sûre olan En'âm sûresinin içinde yer aldığı halde Medine'de indiği iddia edilen 151–153. âyetleri bu kıstasa tabi tutalım: 1) Ses ve fâsıla açısından: Medine'de indiği iddia edilen 151–153. âyetlerin son kelimeleri olan taʼkilun, tezekkerun, tettekun, kendisinden önceki 150. ve sonraki 154. âyetin son kelimesi yu'minûn ile ses uyumu içerisindedir. Öncesi ve sonrasıyla sûrenin ses akışında en ufak aykırılık yoktur. 2) Dil açısından: 149, 150 ve 151. âyetler kul ile başlıyor. 153, 154 ve 155. âyetler bağlaçlarla anlamı birbirine ekliyor: summe, ve, ve. Dolayısıyla hem 149, 150, 151 hem de 153, 154, 155. âyetler dil açısından birbirine bağlıdır. Bu, anlamı doğrudan etkileyen bir bağdır. Mesela 154'ün girişi, âyeti önceki pasaja doğrudan bağlar: "Bereket kaynağı olan bu Kitab'ı ise (ve hâzâ...) biz indirdik ki, ona uyasınız." 3) Muhteva açısından: a) Üç âyetin içeriği ve bütüne nisbeti: Söz konusu âyetler konu bütünlüğüne sahiptir. Yasakların sınırlı olduğunu vurgulayarak bunları sayar. Bu, kendisinden önceki pasajın cevabıdır. Çünkü bu âyetlerin öncesinde (145) yasaklanmadığı hâlde hurafeye dayalı olarak 'haram' addedilen şeyler sayılmaktadır. b) Bütünün içeriği ve parçaya nisbeti: Parçanın önünde yer alan 146. âyet bu hastalığın tarihi örneği olan Yahudilerden söz ederken, sonunda yer alan 154. âyet Musa ve Tevrat'tan söz eder. Bölüm ahkâma dair oluşundan dolayı Medenî sayılıyorsa, öncesi ve sonrası da Yahudiler hakkında olduğu için Medenî sayılmalıdır. Tabii ki bu doğru değildir. 151-153'ün bütünün parçası olduğunu anlamanin en kestirme yolu söz konusu âyetleri bütünden çıkardıktan sonra geriye kalanı okumaktır. 4) Üslûp açısından: Sûrenin üslûbu, benzeri tüm sûreler kadar bir örnek, tüm sûreler kadar renklidir. 5) Rivayetlerin doğruluğu açısından: Ebu Ubeyd ve Taberâni'nin İbn Abbas'a dayanarak yaptıkları nakle göre bu sûrenin tamamı bir gecede indirilmiştir. Benzer bir rivayet İbn Ömer'den de gelmiştir. Bu görüş Atâ, Süfyan, ikrime ve el-Avfi'nin de görüşüdür (İbn Aşûr). Beri yandan, Hz. Peygamber bazı âyetleri bazı olaylarin ardından okuyor, onu dinleyenlerden bazıları o âyeti orada indi zannediyordu. Bu ölçütler de göstermektedir ki, bu sûre zaman açısından bir bütünlük teşkil etmektedir. Rivayetler ise sûrenin tamamının tek celsede indiğini gösterir.
1
2
3
4
...
11
110 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.