• Arkadaşlar şiir kitabı okuma etkinliğine katılan arkadaşlarım buraya yorum kısmına ✋ şöyle bir işaret bırakabilir mi 180 kişi vardık sanırım o listeyi yeniden yapmam gerekiyor. Diğer iletim hesap kapandı diye silinmiş çünkü geri gelmedi çok üzgünüm :(
    "#40075031
    1. İlker Şirin
    2. Hakan Arık
    3. bikedibolkitap
    4. Abidin Karabörk
    5. Rûhberûh
    6. Ebru Ince
    7.Roland Deschain
    8. Tayfun
    9. inci
    10. Homeless
    11. Okuma Delisi / Emir
    12. Sherlock Holmes
    13. EndoplazmikGaripbirKulum
    14. Haruni
    15. Emin K.
    16. https://1000kitap.com/mrsdeli
    17. Hatciş
    18. Gamze Özmen
    19. BulutlardaHuzur
    20. Tubalasar
    21. Nur Altnbs
    22. N u r b i k e
    23. Resul Bulama
    24. Derya (Bahir) Deniz
    25. SEYYAH
    26. Hilal
    27. Çiçeklerin Kelebeği
    28. Beyza Akdağ
    29. °°° Vaveyla °°°
    30. Müjgan
    31. Bahar
    32. Oya Nur Delen
    33. Davy Jones
    34. Damien
    35. ZümrütGökce
    36. Samet Hızır
    37. Nesrin A.
    38. Arzunalbant
    39. €sra D.
    40. Mehmet Sadık
    41. özlem
    42. Liliyar
    43. Mavi Kelebek
    44. Tuğba Karaca
    45. Murat Ç
    46. Sıçrayan Midilli
    47. C.Asya
    48. Büşra A.
    49. Bir başka güzel
    50. Kitap Misafiri
    51. Begonvil'
    52. sena
    53. Kerim Köksal Kaya
    54. Sedat Kaya
    55. H
    56. Ramazan...
    57. marie sklodowska
    58. Alime
    59. Hatice
    60. Özlem
    61. Eylül Türk
    62. Bilge
    63. https://1000kitap.com/Atro_Neo
    64. Komplike
    65. Nazlıcan Karaoğlan
    66. 'Sena
    67. Gülden
    68. Betül
    69. Şizofren Kedi :)
    70. mdh
    71. Nur
    72. Fluffy
    73. aslıhan
    74. https://1000kitap.com/Hissikablelvukular
    75. https://1000kitap.com/_belirsizlik
    76. Atakan
    77. Ehvenişer
    78. https://1000kitap.com/mavigrii
    79. Davetsiz misafir
    80. Eylem Okur
    81. Arzu Kuru
    82. Nalan Kanmaz
    83. Mustafa
    84. Filiz Taşcı
    85. Gülden
    86. İlgen Aktürk
    87. Alper Koç
    88. https://1000kitap.com/Dogabuse
    89. Kadir muzac
    90. ercanscgn.
    91. Lale-i Nu'man
    92. Eva
    93. MAKASAPATU
    94. Şennur İpekbayrak
    95. Mehmet Emin Gezici
    96. Zelal Taş
    97. Sonbahar Yaprağı
    98. Hüseyin Mutlu
    99. Deniz
    100.
    101. Zeynep
    102. erdemli keder
    103. Güvercin
    104. Ruhi
    105. Zeynep
    106. Ahmt
    107. Gogol'un Paltosu
    108. LunaPotter
    109. Nausicaä
    110. Sezen B.
    111. https://1000kitap.com/mathiilda
  • "Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
    Hasan Âli Yücel Klasikleri Sıralı Tam Listesi"

    Bu liste sürekli güncellenecek, yeni basılan her kitap yoruma ve konuya eklenecektir. Kitap ve yazar adları kolay ulaşım sağlanması adına yavaş yavaş link haline getirilecektir.

    ***

    1. Gurur ve Önyargı - Jane Austen
    2. Geceye Övgüler - Novalis
    3. Mutlu Prens - Oscar Wilde
    4. Seçme Masallar - Hans Christian Andersen
    5. Kerem İle Aslı - İsa Öztürk
    6. Yürek Burgusu - Henry James
    7. Duino Ağıtları - R.M.Rilke
    8. Modeste Mignon - Honore de Balzac
    9. Kanlı Düğün - F.G.Lorca
    10. Hüsn ü Aşk - Şeyh Galip
    11. Yarat Ey Sanatcı - Goethe
    12. Gorgias - Platon (Eflatun)
    13. Dedektif Öyküleri - Edgar Allan Poe
    14. Ermiş Antonius ve Şeytan - Gustave Flaubert
    15. Yerleşik Düşünceler Sözlüğü - Gustave Flaubert
    16. Paris Sıkıntısı - Charles Baudelaire
    17. Yergiler - Decimus Iunius Iuvenalis
    18. Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri - Abdulbaki Gölpınarlı
    19. Seçme Şiirler - Emily Dickinson
    20. Kamelyalı Kadın - Alexandre Dumas Fils
    21. Dörtlükler Hayyam - Hayyam
    22. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - Arthur Schopenhauer
    23. Denemeler - Montaigne
    24. Devlet - Platon (Eflatun)
    25. Gargantua - François Rabelais
    26. Oblomov - İvan Gonçarov
    27. Utopia - Thomas More
    28. Tarih - Herodotos
    29. Kaygı Kavramı - Soren Kierkegaard
    30. Şölen - Dostluk - Platon (Eflatun)
    31. Yüzbaşının Kızı - Aleksandr Puşkin
    32. Seviyordum Sizi - Aleksandr Puşkin
    33. Madame Bovary - Gustave Flaubert
    34. Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev
    35. Köpeğiyle Dolaşan Kadın - Anton Çehov
    36. Büyük Oyunlar - Anton Çehov
    37. Cimri - Molière
    38. Macbeth - William Shakespeare
    39. Antonius ve Klopatra - William Shakespeare
    40. Akşam Toplantıları - Nikolay Gogol
    41. Hitopadeşa - Narayana
    42. Mantık Al-tayr - Feridüddin Attar
    43. Hagakure -Yamamato
    44. Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar - Aristophanes
    45. Suç ve Ceza - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    46. Sis - Miguel De Unamuno
    47. İki Oyun - Henric Ibsen
    48. Bir Delinin Anı Defteri - Nikolay Gogol
    49. Toplum Sözleşmesi - Jean Jacques Rousseau
    50. Milletlerin Zenginliği - Adam Smith
    51. Masallar - La Fontaine
    52. Guliver’in Gezileri - Jonathan Swift
    53. Ursule Mirouet - Honore de Balzac
    54. Rubailer - Mevlana Celaleddin Rumi
    55. Medea - Seneca
    56. Julius Caesar - William Shakespeare
    57. Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev - Jean Jacques Rousseau
    58. Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi - Mary Wollstonecraft
    59. Kısa Romanlar, Uzun Öyküler - Henry James
    60. Hophopname - Mirze Elekber Sabir
    61. Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    62. Toprak Arabacık - Şudraka
    63. Dillerin Kökeni Üstüne Deneme - Jean Jacques Rousseau
    64. Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler - Diderot
    65. Yaşamının Son Yıllarında Goethe İle Konuşmalar - Johann Peter Eckermann|
    66. Phaedra - Seneca
    67. Abel Sanchez – Tula Teyze - Miguel de Unamuno
    68. Pericles - William Shakespeare
    69. Sanat Nedir - L.N Tolstoy
    70. III. Richard - William Shakespeare
    71. Divan-ı Kebir - Mevlana Celaleddin Rumi
    72. Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin - Thomas De Quincey
    73. Atinalı Timon - William Shakespeare
    74. Akıl ve Tutku - Jane Austen
    75. Illuminations - Artur Rimbaud
    76. Yüce Sultan - Miguel de Cervantes
    77. Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri - David Ricardo
    78. Hamlet - William Shakespeare
    79. Ezilenler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    80. Binbir Hayalet - Alexandre Dumas
    81. Evde Kalmış Kız - Honore de Balzac
    82. Seçme Masallar - E.T.A. Hoffmann
    83. Hükümdar Niccolo Machiavelli
    84. Seçme Öyküler - Mark Twain
    85. Hacı Murat - L.N Tolstoy
    86. İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog - Galileo Galilei
    87. Ölüler Evinden Anılar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    88. Seçme Aforizmalar - Francis Bacon
    89. Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları - William Blake
    90. Yeraltından Notlar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    91. Bizansın Gizli Tarihi - Prokopios
    92. Othello - William Shakespeare
    93. IV. Haçlı Seferi Kronikleri - Geoffroi De Villehardouin - Henri De Valenciennes
    94. Upanishadlar - Kolektif
    95. Galib Divanı - Mirza Esedullah Han Galib
    96. Alçakgönüllü Bir Öneri - Jonathan Swift
    97. Fragmanlar - Sappho
    98. Kuru Gürültü - William Shakespeare
    99. Mahşerin Dört Atlısı - Vicente Blasco Ibanez
    100. Güvercinin Kanatları - Henry James
    101. Gezgin Satıcı - Guy de Maupassant
    102. Troialı Kadınlar - Seneca
    103. Bir Havva Kızı - Honore De Balzac
    104. Kral Lear - William Shakespeare
    105. Murasaki Shikibu’nun Günlüğü - Murasaki Shikibu
    106. Emile - Jean-Jacques Rousseau
    107. Üç Silahşör - Alexandre Dumas
    108. Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri - İvan Sergeyeviç Turgenyev
    109. Sivastopol - L.N. Tolstoy
    110. Yaşamımdan Şiir ve Hakikat - Johann Wolfgang Von Goethe
    111. Diriliş - L.N. Tolstoy
    112. Suyu Bulandıran Kız - Honore de Balzac
    113. Pazartesi Hikâyeleri - Alphonso Daudet
    114. Soneler - William Shakespeare
    115. Katıksız Mutluluk - Katherine Mansfield
    116. Bütün Fragmanlar - Ephesoslu Hipponaks
    117. Ecce Homo - F. Niethzsche
    118. Müfettiş - Nikolay Gogol
    119. Siyasetname - Nizamü’l-Mülk
    120. Tılsımlı Deri - Honore de Balzac
    121. Stepançikovo Köyü - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    122. Therese ve Laurent - George Sand
    123. Romeo ve Juliet - William Shakespeare
    124. Tragedya’nın Doğuşu - Friedrich Nietzsche
    125. Aşk Sanatı - Ovidius
    126. Mülkiyet Nedir - Pierre Joseph Proudhon
    127. Pierrette - Honore de Balzac
    128. Kafkas Tutsağı - L.N.Tolstoy
    129. Göksel Kürelerin Devinimleri - Copernicus
    130. Taras Bulba - Nikolay Gogol
    131. On İkinci Gece - William Shakespeare
    132. Sapho - Alphonse Daudet
    133. Öteki - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    134. Putların Alacakaranlığı - Friedrich Nietzsche
    135. Germinal - Emile Zola
    136. Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
    137. Bakkhalar - Euripides
    138. Yeter ki Sonu İyi Bitsin - William Shakespeare
    139. Ölü Canlar - Nikolay Gogol
    140. Lykurgos’un Hayatı - Plutarkhos
    141. Yanlışlıklar Komedyası - William Shakespeare
    142. Düello - Heinrich Von Kleist
    143. Olmedo Şövalyesi - Lope De Vega
    144. Ev Sahibesi - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    145. Kral John’un Yaşamı ve Ölümü - William Shakespeare
    146. Louis Lambert - Honore de Balzac
    147. Gülşen-i Râz - Mâhmud-i Şebüsteri
    148. Kadınlar Mektebi - Molière
    149. Bütün Şiirleri - Catullus
    150. Masal Irmaklarının Okyanusu - Somadeva
    151. Hafız Dîvânı - Hafız-ı Şirazî
    152. Yakarıcılar - Euripides
    153. Cardenio - William Shakespeare ve John Fletcher
    154. George Dandin - Molière
    155. Genç Werther’in Acıları - Johann Wolfgang Von Goethe
    156. Böyle Söyledi Zerdüşt - Friedrich Nietzsche
    157. Kısasa Kısas - William Shakespeare
    158. Sistem Olarak Tarih - Jose Ortega Y Gasset
    159. Hayat Bir Rüyadır - Calderon De La Barca
    160. Dionysos Dithyrambosları - Friedrich Nietzsche
    161. Anna Karenina - Lev Tolstoy
    162. Güzel Dost - Guy de Maupassant
    163. Resos - Euripides
    164. Kral Oidipus - Sophokles
    165. Budala - Fyador Mihayloviç Dostoyevski
    166. Kral VIII Henry - William Shakespeare
    167. Körler Üzerine Mektup Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup - Denis Diderot
    168. Akıl Çağı - Thomas Paine
    169. Venedik Taciri - William Shakespeare
    170. Silas Marner - George Eliot
    171. Mutlak Peşinde - Honore de Balzac
    172. Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare
    173. Marianne’nin Kalbi - Alfred de Musset
    174. Ecinniler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    175. Boris Godunov - Aleksandr Puşkin
    176. Hırçın Kız - William Shakespeare
    177. Duman - Ivan Sergeyviç Turgenyev
    178. Elektra - Sophokles
    179. Northanger Manastırı - Jane Austen
    180. Robınson Crusoe - Daniel Defoe
    181. İki Soylu Akraba - William Shakespeare
    182. Sokrates in Savunması - Platon (Eflatun)
    183. İnsan Neyle Yaşar - L.N.Tolstoy
    184. Evlenme-Kumarbazlar - Nikolay Gogol
    185.
    1. İnsanca Pek İnsanca - 1 - Friedrich Nietzsche
    2. İnsanca Pek İnsanca-Karışık Kanılar ve Özdeyişler - Friedrich Nietzsche
    3. İnsanca Pek İnsanca-Gezgin ve Gölgesi - Friedrich Nietzsche
    186. Ayı - Anton Çehov
    187. Para Üzerine Bir İnceleme - John Maynard Keynes
    188. Joseph Andrews - Henry Fıeldıng
    189. Profesör - Charlotte Bronte
    190. Malavika ve Agnimitra - Kalidasa
    191. Nasıl Hoşunuza Giderse - William Shakespeare
    192. Zincire Vurulmuş Prometheus - Aiskhylos
    193. Cyrano de Bergerac - Edmond Rostand
    194. Yaşama Sevinci - Emile Zola
    195. Kumarbaz - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    196. Felsefe Parçaları Ya Da Bir Parça Felsefe - Soren Kierkegaard
    197. Yükümlülükler Üzerine - Cicero
    198. Rameau’nun Yeğeni - Denis Diderot
    199. Kral V. Henry - William Shakespeare
    200. Kreutzer Sonat - L. N. Tolstoy
    201. Baştan Çıkarıcının Günlüğü - Soren Kierkegaard
    202. Ezop Masallar - Aisopos
    203. Cymbeline - William Shakespeare
    204. Atinalıların Devleti - Aritoteles
    205. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü - Victor Hugo
    206. Felsefe Konuşmaları - Denis Diderot
    207. Veronalı İki Soylu Delikanlı - William Shakespeare
    208. İnsandan Kaçan - Molière
    209. Üç Ölüm - L. N. Tolstoy
    210. Kırmızı ve Siyah - Stendhal
    211. İlâhiname - Feridüddin Attar
    212. Kaderci Jacques ve Efendisi - Denis Diderot
    213. Notre Dame’in Kamburu - Victor Hugo
    214. Coriolanus’un Tragedyası - William Shakespeare
    215. Medea - Euripides - Euripides
    216. Troilus ve Cressida - William Shakespeare
    217. Gülme - Henri Bergson
    218. Kış Masalı - William Shakespeare
    219. İlyada - Homeros
    220. Odysseia - Homeros
    221. Kral IV. Henry -I- - William Shakespeare
    222. Kral IV. Henry -II- - William Shakespeare
    223. İvan İlyiç’in Ölümü - L. N. Tolstoy
    224. Aşkın Emeği Boşuna - William Shakespeare
    225. Aşk ve Anlatı Şiirleri - William Shakespeare
    226. Sevgililer - Carlo Goldoni
    227. Beyaz Geceler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    228. Antigone - Sophokles
    229. Titus Andronicus - William Shakespeare
    230. Çocukluk - Tolstoy
    231. Hançer - M. Y. Lermontov
    232. Trakhisli Kadınlar - Sophokles
    233. II. Richard - William Shakespeare
    234. Savaş Sanatı - Sun Zi (Sun Tzu)
    235. Kral VI. Henry - I - William Shakespeare
    236. Kral VI. Henry - II - William Shakespeare
    237. Kral VI. Henry - III - William Shakespeare
    238. Alman Göçmenlerin Sohbetleri - Johann Wolfgang Von Goethe
    239. Wındsor’un Şen Kadınları - William Shakespeare
    240. Gılgamış Destanı
    241. Özel Günceler Apaçık Yüreğim - Charles Baudelaıre
    242. Fırtına - William Shakespeare
    243. Şam Tarihinde Zeyl - Ibn Kalanisi
    244. Kutadgu Bilig - Yusuf Has Hacib
    245. İlkgençlik - Tolstoy
    246. Philoktetes - Sophokles
    247. Seyir Defteri - Kristof Kolomb
    248. Lokantacı Kadın - Carlo GoldonIı
    249. Theseus-Romulus - Plutarkhos
    250. Sefiller - Victor Hugo
    251. İskender Sezar - Plutarkhos
    252. İran Mektupları - Montesquıeu
    253. Kötülük Çiçekleri - Charles Baudelaıre
    254. Ham Toprak - İvan Turgenyev
    255. Gençlik - L.N. Tolstoy
    256. Anabasis - Ksenophon
    257. Lorenzaccio - Alfred de Musset
    258. Nana - Emile Zola
    259. Aias - Sophokles
    260. Divan - Baki
    261. David Strauss,İtirafçı Yazar - Friedrich Nietzsche
    262. Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası - Friedrich Nietzsche
    263. Eğiti Olarak Schopenhauer - Friedrich Nietzsche
    264. Richard Wagner Bayreuth’ta - Friedrich Nietzsche
    265. Şamdancı - Alfred de Musset
    266. Cennetin Anahtarları - Michelangelo
    267. Rahibe - Denis Diderot
    268. Atebetü-'l-Hakayık - Edib Ahmed Yükneki
    269. Başkanın Ziyafeti-Parasızlık-Bekar - Ivan Sergeyviç Turgenyev
    270. Poetika - Aristoteles
    271. Aforizmalar - Hippokrates
    272. Şarkılar - Giacomo Leopardi
    273. Mimoslar - Herodas
    274. Hastalık Hastası - Molière
    275. Tao Te Ching - Laozi
    276. Babil Yaratılış Destanı-Enuma Eliş -
    277. Frankenstein ya da Modern Prometheus - Mary Shelley
    278. Deliliğe Övgü - Erasmus
    279. Sainte-Hermine Şövalyesi - Alexandre Dumas
    280. Oidipus Kolonos’ta - Sophokles
    281. Siyah Lale - Alexandre Dumas
    282. Siyah İnci - AnnaSewel
    283. Paris’te Katliam - Christopher Marlowe
    284. İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche
    285. Kartaca Kraliçesi Dido - Christopher Marlowe
    286. Theogonia - İşler ve Günler - Hesiodos
    287. Ars Petica - Şiir Sanatı - Horatius
    288. Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar - William Shakespeare
    289. Kibarlık Budalası - Moliere
    290. Şiirler - Bütün Fragmanlar -
    291. Veba Yılı Günlüğü - Daniel Defoe
    292. Önemsiz Bir Kadın - Oscar Wilde
    293. Efendi ile Uşağı - L.N. Tolstoy
    294. Vadideki Zambak - Honoré De Balzac
    295. Maltalı Yahudi - Christopher Marlowe
    296. Kâtip Bartleby - Herman Melville
    297. Yasalar Üzerine -
    298. Matmazel De Scudery - E.T.A. Hoffmann
    299. Sümer Kral Destanları -
    300. Savaş ve Barış 2 Cilt - L. N. Tolstoy
    301. Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero - Plutarkhos
    302. İdeal Devlet - Farabi
    303. II. Edward - Christopher Marlowe
    304. Kanunların Ruhu Üzerine - Montesquıeu
    305. Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine - Cicero
    306. Parma Manastırı - Stendhal
    307. Değirmenimden Mektuplar - Alphonse Daudet
    308. İphigenia Aulis’te - Euripides
    309. İphigenia Tauris’te - Euripides
    310. Düşünceler - Blaise Pascal
    311. Almanya Üzerine - Madame De Stael
    312. Bilgeliğin Sarsılmazlığı Üzerine - Seneca
    313. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma - David Hume
    314. Denemeler - Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü - Sive Interiora Rerum
    315. Babil Hemeroloji Serisi -
    316. Otranto Şatosu - Horace Walpole
    317. Avcının Notları - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    318. Sarrasine - Honoré De Balzac
    319. Mutluluğun Kazanılması - Farabi
    320. Doksan Beş Tez - Martin Luther
    321. Pantagruel - François Rabelais
    322. Kritovulos Tarihi (1451-1467) - Kritovulos
    323. Büyük Timurlenk 1-2 - Christopher Marlowe
    324. İskendername - Ahmedi
    325. Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius
    326. Dostluk Üzerine (Latince-Türkçe) - Cicero
    327. Dede Korkut Hikayeleri - Kitab-ı Dedem Korkut - Anonim
    328. Ploutos (Servet) - Aristophanes
    329. Hayvanlaşan İnsan - Emile Zola
    330. Rigveda
    331. Yaşlı Denizcinin Ezgisi İngilizce Türkçe - S.T. Coleridge
    332. Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas
    333. Kazaklar - L.N. Tolstoy
    334. Dorian Grayin Portresi - Oscar Wilde
    335. Argonautika - Rodoslu Apollonios
    336. Carmilla - Sheridan Le Fanu
    337. Klara Miliç - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    338. Mutlu Yaşam Üzerine, Yaşamın Kısalığı Üzerine - Seneca
    339. Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Friedrich Engels
    340. Karabasan Manastırı - Thomas Love Peacock
    341. Amphitryon - Heinrich von Kleist
    342. Eugenie Grandet - Honoré De Balzac
    343. ...

    (Bu listenin asıl emek sahibi kayıprıhtım okurlarıdır, hepsine teşekkürlerimi bir borç bilirim. Kitaplar link haline yavaş yavaş getirilecektir.)

    Klasiklere buradan ulaşabilirsiniz:
    https://www.iskultur.com.tr/...-ali-yucel-klasikler

    İş Bankası kendi sitesinde indirim uyguluyor fakat; araştırma yaparak %40 indirimle farklı sitelerden satın alabilirsiniz. Yakınınızda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları kitabevi var ise; her hafta bir kitabı %50 indirimli satıyor, bilginize sunayım.

    Faydalı olması ümidiyle, herkese iyi okumalar dilerim.
  • 182 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    > Merhaba, bilmem farkında mısın? Ama bugün seninle yollarımız yine kesişti ve sen benim bir incelememi daha okuyacaksın. Ama maalesef üzülerek ifade etmem gerekir ki, bugün bu incelemem pek keyif verici geçmeyecek gibi görünüyor. Konu başlığından da anladığın gibi, bugün burada konumuz Zezé! Evet, evet o masum, kendi halinde, iç dünyasında hayalleri ile yaşayan bizim küçük Zezé. Aslında hep gördüğüm, ama bir türlü elimin gitmediği bir romandı Zezé’nin yaşadıkları. Gerek burada, gerek başka kitap ve edebiyat platformlarında sıklıkla karşılaşırdık kendisi ile ama bir türlü şahsen tanışma imkânım olmamıştı Zezé’yle. Zaman içerisinde, okumak istediğim bu tür popüler birçok eserin benim şahsi kitaplığımda yer aldığını fark ettim. Hatta geçen bir siparişimde dalgınlıkla, Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabını ikinci kez sipariş etmişim. Bu hatamı, kitaplar geldiğinde fark ettiğimde, Osman Balcıgil’in Nefesi Tutku Olan Kadın-Afife Jale adlı kitabı ile telafi ettim. Benim yoğun tempo geçen iş ve ev hayatımdan dolayı okuyamadığım ve okumak istediğim o kadar çok şey var ki, bazen bırakın diğer olmayanları, elimde olanlara bile ömrüm vefa etmeyecek diye korkuyorum doğrusu. Neyse, konumuz Zezé’ydi ve en sonunda kendisini ile tanıştığım ve yakın zamanda okuduğum, bitirdiğim bu güzel esere dönelim tekrar.

    “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” s.11

    > José Mauro de Vasconcelos tarafından yazılan ve elimde olan Şeker Portakalı adlı kitap (Mustafa CANBEK tarafından çevrilmiştir). 1968 yılında Rio de Janeiro'nun Bangu mahallesinde geçen ve yazarın kendisinin çocukluğuna dayanan otobiyografik bir romandır. Vasconcelos, Rio de Janeiro'nun gecekondu kasabasında zorlu şartlar altında büyümekte olan, hayallerini, hüznünü ve düşüncelerini içinde yaşayan bir çocuğun kendi dünyasının görüntüsünü aktarıyor biz okurlara. Zezé, hayatta kalan yedi kardeşin ikinci en küçüğüdür. Zorlayıcı şartlar altında, varoşlarda sürdürülen bir hayat ve babaları işsiz olduğundan, aileyi ayakta tutabilmek için fabrikada, uzun saatler ayakta kalarak çalışmak zorunda olan bir anne. Mahallede yoksulluk içinde yaşayan pek çok kişi var olsa da, özellikle Zezé’ye, ailesinin Noel'de iyi bir yemek ve hediyelere paralarının olmaması çok üzücü gelmektedir. Bu gururlu, ama fakir ailenin katlanabileceği zorluklar önlerinde bir dağ yığını gibi dururken, bizim küçük Zezé’nin yaptığı haylazlıklar ile ilgili yaşadıkları hayal kırıklıkları onları bir hayli üzmekte ve düşündürmektedir.

    “Öyleyse bana öbür gün, kentten bir ‛Ayışığı’ getirir misiniz?” s.20

    > Manevi sıkıntıların yanında maddi sıkıntılar içerisinde olan ailesi, biriken kira borçları baş edilemez hale geldikten sonra, mecburiyetten yeni bir eve taşınmak zorunda kalırlar ve Zezé bu evin arka bahçesinde ileride arkadaş olacağı küçük portakal ağacı ile tanışır. Küçük kardeşiyle oyunlar oynayacağı bu evin arka bahçesini heyecan verici yeni bir dünyaya dönüştürür.

    “Tanrım! Neden hayat bazıları için bu kadar zor?..” s.41

    > Okulunda kendisine çok saygı duyduğu iyi kalpli öğretmeni ile tanışacağız ve kocaman yürekli bu küçücük Zezé’nin öğretmenini memnun etmek için çırpınışına şahit olacağız.

    “Hayır, Dona Cecília. Yeryüzü, Ulu Tanrı’nındır, değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı’nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de…” (s.75-76)

    > Üzüntüsünden kendisini yollara vuran ve geç saatlere kadar ayakkabı boyayarak kazanacağı parası ile üzmüş olduğu babasının tekrar gönlünü kazanmak isteyen bu cesur çocukla gurur duyacağız. Bir yarasa gibi rüzgâra karşı uçmak ve en büyük hayallerinden birisini gerçekleştirmek isteyen Zezé, bir gün okuldan kaçtığında, bir şekilde Valadares’in arabasına gizlice biner, biner binmesine, ama Valadares’in bunu fark edip ve kendisini dövmesinden sonra ona büyük öfke duyar. Ama aradan birkaç gün geçtikten sonra, Zezé ayağındaki yaradan dolayı okula acılar içinde giderken Zezé’ye rastlayan Valadares onu arabasına davet eder ve Zezé ile aralarında çok sıkı bir dostluk başlar.

    “Yarasaların, çocuklarının kanını emen vampirler olduğunu söylerdi.” s.41

    > Zezé'nin davranışları ve yaramazlığı hep bir ceza ya da kötü bir son ile bittiği için Zezé, iyiden iyiye kendisinin sevilmediğini, dışlandığını ve istenmediğini düşünmektedir. İşte bu sebepten, aklından geçen düşüncelerini, kendisine cevap verdiğini düşündüğü küçük portakal ağacıyla paylaşıyor. Biliyor musun Zezé? Ben sen de, benim çocukluğuma dair birçok şey okudum ve sen her ne yaşadıysan, ona yakın bir kader ortaklığım vardı seninle. Aklıma küçükken, yarıyıl tatillerinde simit sattığım, şeker imalathanesinde fındıklı şeker ve horoz şekeri kalıplarına döktüğüm sıcak şerbet geldi. Küçüktüm ve her defasında kendime; “bu sefer ellimi yakmayacağım!” desem de, kalıba sıcak şerbet dökerken her defasında yandığım geldi. Kader ortaklığımızın tek eksik yanı, fakir de olsan, senin anne ve babanın yanında olmasıydı. Oysa benim kendisine kazandığım para ile hediye alabileceğim bir babam asla olmadı ve annem ise bir fabrikada çalışıyordu, ama benden 3500 km kadar uzakta, bilmediğim bir yaban eldeydi ve orasına Almanya diyorlardı. Evet, zamanında çok giden olmuş. Kimin yakını ya da canı gitmemiş ki oralara?! Yaşadığın bu hayat sana ne kadar zorsa, bana da bir o kadar zordu ve benim de içimden geçenler çoktu. Hâlâ o günleri düşündükçe içimden geçiyor o şeyler!

    “Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.” s.47

    > Zezé, zeki ve kurnaz bir çocuktur, ama asla kötü niyetli değildir. Fakat bazen görmüş olduğu kötü muameleler yüreğinde ve düşüncelerinde intikam duygularını çağrıştırmaktadır. Hep şair olmayı hayal etmekte, müzikte güzellik bulmakta ve öğrenmeye hevesli olduğu görülmektedir. Babası, şarkı söylemeyi çok seven Zezé’ye, Arivaldo ile olan samimiyetini sonlandırmasını ve bir daha onunla asla şarkı söylememesini söyler. Bir akşamüstü Zezé babasına şarkı söylemeye karar verir, ama babasını mutlu etmek isterken, Zezé’nin hiç beklemediği bir son ile biter o gün. İşte burada aklıma, eskiden benim de küçüklüğümde yaşamış olduğum olumsuz hadiseler gelmedi değil. Hangimiz Zezé gibi küçüklüğümüzde sıkıntılar ya da olumsuzluklar yaşamadık ki? Eminim birçoğumuz yaşadık bunu… Bu eser alışılmadık bir hikâyeye dayanmakta, ama içerik olarak biz okurları da doğrudan ve duygusal olarak içine çeken bir öyküyü barındırmaktadır. Yazar, Zezé'nin çekmiş olduğu sıkıntılarını biz okurlara iletiyor ve onun, küçük Zezé’nin yaratıcı tarafı ile hayata karşı nasıl başa çıkılabileceği stratejisi arasında iyi bir denge kuruyor. Eserde hayatın küçük çocuğa karşı olan sertliği çok açıktır, ancak edebi yazım ve söylem dili biz okurlara hiç ağır gelmez. Kocaman bir dünyada, yalnız bir çocuğun gözünden hayatta kalma öyküsünün ve sevgiyi arayışının edebi yanıdır Zezé'nin çekmiş oldukları! Eğer bugüne dek yaşadıklarımızı biraz olsun anlayabilmiş ve o meşakkatli yoldan geçmişsek, o zaman, bu güzel varlıkların (çocukların) dünyasını, duygularını unutmayıp, onlara gereken ilgi ve şefkati göstermeliyiz.

    “Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.” s.49

    "Daha çok anlat” dedim.
    “Hoşuna gidiyor mu?”
    “Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
    “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
    “Gider gibi yaparız." s.157

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • İnsan korunmuş-muhkem vahyi bilgiye sahip olmasa bile, fıtratındaki kabiliyetler dolayısıyla tevhide, hakka ve adalete yönelebilir. Ama bu erdemlilik hali, Rasulullah'ın "dal" halini hatırlatır tarzda kesin ve doğru ölçü ve istikametlere sahip olamaz; vahyi rehberliğe ve şahitliğe muhtaçtır. Fıtri arayışını veya ikrarını vahiyle bütünleştirmeyenler, doğruya yönelme iradesi gösterseler bile Allah'ın sınırlarını aşabilirler veya bu ölçüleri bilemedikleri için kendi nefislerine ve çevrelerine zulmedebilirler. (Talak, 65/1) İnsanın fıtri istidatları, tabiatını keşfetmeye ve hidayet rehberi olan Allah kelamını kavramaya müsaittir. Fıtratla ve eşya ile vahyin bütünleştirilmesi ve ilahi ölçülerin uyumuna ulaşılması zikirle mümkündür. Kur'an bir zikirdir. (Abese, 80/11) Ancak bilgi öğrenilip uygulanmıyorsa, manası olmayan kuru bir lafız (lafz-ı bi medlül)durumuna düşer.9 Afak ve enfüsteki tüm ayetler ve Kur'an'la bildirilen ayetler, fıtratımızı açığa çıkarmak ve ilahi adalet ve tanıklığı yaşamlaştırmamız için birer vasıtadırlar. Ama insan unutkan, bencil ve haris (helû)bir yaratıktır. (Mearic, 70/19) "Helû" olan insan, kendisine bir şer dokunduğu zaman çığlıklar koparır (Mearic, 70/20), güzel olanın peşinden ayrılmaz ama kötü bir olayla karşılaşınca endişeye kapılır ve ümitlerini kaybeder (Fussilet, 41/49), ama kendisine nimetler bağışlandığında yan çizip sırt döner, bir kötülükle karşılaşınca da uzun uzun dua eder (Fussilet, 41/51), ama zarar üzerinden kaldırıldığında kendisine dokunan zarar için Allah'ı çağırmamış gibi geçip gider (Yunus, 10/12), bir iyilikle karşılaştığı zaman da onu bencilce diğer insanlardan uzak tutar (Mearic, 70/21) vd.
  • * ALLAH v&e İLİM *
    ALLAH bu mucizeli kitabın ilk satırlarını bana yazdır dı için ona çok şükürler olsun hamdolsun rabbim olan allahu tealamıza . hayatın şifresini buldunuz da herşeyi çözülücek diyor samet olan allahu tealamız ilim bizi bu akşam başka bi galaksiye götürcek hazırlıklı olmamız gerek koç burcu bugün dünya ya eş değer özelliklerine sahip tabi bu olay siz okumaya başladında gercekleşcek sizlere bu kitapta içimden ve bildiklerimle sizlere sunucam aslında ben bu kitabın yazarı allah olmasını istedim ama olmaz ki dedi ben dünyada diyilim senin görevin bu dedi bakın bu kitabı sizlerle çalışmış olucam hepimiz birbirimize yardım edicez bakın başka bi kitaplarda var bu işin sonunda onlarda allahın bize hediye edicek hepimizin müjdesi 16.09.2013 tarihli başbakanlığa gönderilen kargo kitaplar ilk bunu okuyıcaz sonra onlar bize yol göstericek söz veriyorum size hepimizin eğer ki allaha boyun eğip onun ipine sımsıkı tuta bilirsek rabbimize itatkar bi kul olursak bakın görün hayatımız nasıl güzelleşicek dünyada afedilmiş olucaz ahirete gidip gelmedim :) daha önce ama allahıma güvenim sonsuz orada var bu tüm alemlerin içinde bi uyarıcı varsa demekki bende bu işe baş koyduysam ellerimle kalemi mi tutuysam tutup hata yazdıysam bunları sizlere ulaştırdıysam demek ki herşeyin bi anlamlı kuran olan gün yüzüne cıkmayan kitap var peygamberler var allah var kitaplar var daha acıklanmayan ilim var herşey var isteseydi mevlamız yaratanımız allahımız dünya yı yarattım ahirete gidiceksiniz demez di o varya herşeyi kuşatmıştır bakmayın bu olaylara hepsinin gercekten bi anlamı var gidin önümüz yaz zaten gezin istanbulu o evliyaları zatları mukaddes insanların kabirlerini kuranı kerim de yeryüzünde bi dolaşın eskilerin hali ne olmuş diyo bizim dolaşmamızı istiyor rabbimiz (kuran-ı kerim)de allah de ilk emir sanırım bu sonra kelimeler gene aynı gibi ama allah ki olur birleştirelim deki allah de allah ki allah de ki allah dediki allah deki cıkıyor yüce kitabımız kuranı kerimimiz de bakın bugün günlerden pazartesi 2017yılı haziran ayının 5 deyiz yani 6.05.2017 yılı saat 20.45 size ne göstericem buldum bi buluş nedemek istiyo allahın izniyle bi göz atalım bu arada ramazanınız bayramlarınız herşeyiniz kabul olsun doğum günleriniz de kutlu olsun. kandileriniz mübarek olsun kabristandakiler de huzurla dolsun https://www.youtube.com/watch?v=F_7rYAu9ckw
    (Biz, kaderi, "Allah'ın sırlarından bir sır" olarak görmediğimiz gibi; Hz. Peygamberin de bu konudaki tartışmaları ve kendisine soru sorulmasını ya-sakladığına dair rivayetleri şüphe ile karşılıyoruz. Probleme makul bir izah tarzının bulunabilmesi için, hareket noktasının doğru belirlenmiş olması lazımdır. Kader insanın meselesi olduğuna göre, insandan hareket etmek durumundayız.
    Bu dünyada insan eli kolu bağlı mahkûm bir varlık mıdır? Yoksa çeşitli seçenekleri olan hür bir varlık mıdır? Her şeyi yapıp-eden Tanrı ise, in-san neyi yapıp etmektedir?4 Eğer insan, rotası çizilmiş bir varlıksa onda iradenin olmasına, aklın bulunmasına gerek var mıdır?
    Sorumluluğu olmayan varlıklar gibi, insandan da mihaniki olarak hareket etmesi mi istenmiştir? Ya da varoluşunun gayesini bilinçli olarak yerine getirmesi mi beklenmektedir?
    Mutlak varlık Allah'tır. Ancak, insan da bir varlıktır ve Allah'tan ayrı bir varlıktır. Şahsiyeti, aklı, iradesi bulunan ve sorumlu olan bir varlık. İn-sanı bu şekilde yaratan da Allah'tır. Kâinatta yaratılan her varlığın, kendisi-ne has bir kaderi bulunmaktadır. İnsanın kaderi de iyilik ve kötülük işleyecek tarzda yaratılmış ve kendisine akıl ve irade verilmiş olmasıdır. İnsanın gayesi Allah tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen, bu hedefin gerçekleştirilmesini Allah, insana bırakmıştır. İnsan, aklı, iradesi ve tecrübesi ile bu gayeyi gerçekleştirebilecek imkâna sahiptir. Amacı gerçekleştirip gerçekleştirmemekte insan serbest bırakılmıştır: Yani, insana bu hürriyeti Allah vermiştir5. İnsan Allah tarafından yaratılmış fakat onun tarafından kurulmamıştır. Kısaca, insan; bilinçli sorumlu ve hür bir varlık olup, Allah tarafından yeryüzünde görevlendirilmiştir6.
    Âlemde olan ve olacak olanlar -bunlara insan davranışları da dâhildir- Allah tarafından tespit edilmiş ise, bu aynı zamanda Allah'ı da atıl bırakmaktır. Her şeyin ezeli program dâhilinde cereyan etmesi durumunda, ilahi faaliyet için de imkan kalmamaktadır. Hâlbuki Kuran: "Onu her an yeni bir iş meşgul eder" buyurmaktadır. Ezelde bizim için tespit edilenin dışında davranma imkânımız varsa bu tespitin, yoksa iradenin, hürriyetin ve sorumluluğun anlamı olamaz. Kısaca; klasik kader anlayışı, yalnız insanın varoluşunu anlamsız kılmamakta, ayni zamanda, Allah'ı da atıl hale getirmektedir.
    Allah, insanı kendi elinde oyuncak bir varlık olarak mı, yoksa akıllı ve vicdanlı, yani özgür ve sorumlu bir kul olarak mı yaratmıştır? Bu mesele üzerinde düşünmek gerekir. Kaldı ki, insanın hür ve sorumlu bir varlık olmasını Allah dilemiştir. Eğer insan daha önceden belirlenmiş bir yoldan gidiyor ve "Alemde olup biten her şey Allah tarafından tayin edilmiş" ise, "Allah tarafından tayin edilmiş bir şey başka bir tarzda ve başka bir 'düzende"11 olamayacağından insan için iradi-gayri iradi ayrımının yapılmasına da, Allah'ın kainata müdahale etmesine de gerek kalmayacaktır. Bu durumda, insanın yaptıklarından sorumlu olmasının12 dahi bir anlamı olmayacaktır. Bu neticeyi, Kuran'ın ortaya koyduğu dünya görüşü ile uzlaştırmaya imkan yoktur. O halde, kader kavramının keyfi olarak kullanılmasına Kuran müsaade etmiş midir?
    İslam öncesi Arap toplumunda da kader hususunda değişik görüşler vardı. Ezeli tespit ve tayini benimseyenler olduğu gibi, buna karşı çıkarak insanın hür olduğunu kabul edenler de bulunmaktaydı.13 Aslında, kader konusunda bu iki karşıt kutup, insan topluluklarında her zaman kendiliğinden ortaya çıkmıştır.14 Çünkü insanoğlunun, kendi kusuru neticesi ortaya çıkan en basit şeyleri dahi kadere yüklemesi, onun kolayına gelmektedir. Gerçekten de kader kavramı, aklını kullanmak istemeyene sığınma imkanı vermekte ve insanın kendi kendini hipnotize etmesine yaramaktadır.
    Hz. Peygamber döneminde; kader meselesinin sahabe arasında konuşulduğu, hatta Hz. Peygamberin, kader konusunda kendisine soru sorulmasını ve sahabe arasında tartışma yapılmasını yasakladığına dair haberler nakledilmistir15. Bu yasaklamaya rağmen; kader hususunda Hz. Peygambere isnat edilen ve hadisçilerin "sahih" olarak nitelendirdikleri hadisleri, hadis kitaplarında sıkça görmek mümkündür. Kader ile ilgili birkaç hadisi örnek olarak zikretmek faydalı olacaktır.
    Hz.Peygambere isnat edilen bir hadiste, Hz. Peygamberin, Allah'tan üç şey istediğini ve Allah'ın ikisini verdiğini bildirerek, "Müslümanlar arasında isyan olmamasını istedim, fakat Allah bunu kabul etmedi.16 buyurduğu nakledilmiştir. Keza Hz. Peygamber: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır bir fırka hariç, hepsi cehenneme girecektir."17 buyurarak, İslam ümmetinin geleceğinden haber vermektedir18. Müslümanlara haksızlıklar karşısında tepki göstermemeyi emreden bir hadiste Hz. Peygamber: "...sizler benden sonra bencillik göreceksiniz. Bana ulaşıncaya kadar sabredin."19 Başka bir hadiste; Hz. Adem'i cennetten kovulmasından dolayı kınayan Hz. Musa'ya, Hz. Adem'in: "Allah'ın beni yaratmadan kırk sene önce takdir ettiği bir şey için mi beni kınıyorsun?"20 dediği nakledilmiştir. Başka bir hadiste: "Allah cennet ehlini, cennet ehli olarak babalarının sulbünde yarattı."21 buyrulmaktadır. Diğer bir rivayette de Hz. Peygamberin: "İnsan cehennem ehlinin amelini yapar; ta ki onunla cehennem arasında bir zir'a kaldığında; kitap onun önüne geçer de cennet ehlinin amelini yapar ve cennete girer. İnsan cennet ehlinin yaptığı ameli yapar, ta ki onunla cennet arasında bir veya iki zir'a kaldığında, kitap onun önüne geçer de Cehennem ehlinin amelini yapar ve cehenneme girer."22 Bu durum karşısında, salih amel yapmanın faydasının ne olduğunu soranlara ise, Hz. Peygamberin, "amel yapınız. Herkes ne için yaratıldıysa ona göre işi kolaylaştırılır."23 cevabını verdiği bildirilmiştir. İnsan sorumluluğunu esas alıp, kaderciliğe karşı çıkanlar da hadislere konu olmuştur. Hz. Peygamberin, "Kaderiye bu ümmetin Mecusileridir."24 buyurduğu dahi nakledilmiştir. Ümmetinden kaderi yalanlayacak topluluk olacağını25 bildiren Hz. Peygamberin ". . . Küfrün anahtarı ancak kaderi yalanlamaktır."26 dediği rivayet edilmiştir.
    Yukarıda zikredilen hadislerle insan sorumluluğunu nasıl uzlaştıracağız? Bu tür rivayetlerin Hz. Peygambere isnat edilmesinin arkasında, Hz. Peygamberden sonra Müslümanlar arasında meydana gelen tatsız olaylara mazeret bulma ve farklı görüşlere sahip grupların, birbirlerini suçlama çabalarının bulunduğu sanılmaktadır.27 Hadis külliyatının, genelde, insan sorumluluğunu anlamsız kılan bir yaklaşımı telkin etmesi, Emevi yöneticilerinin kader anlayışı ile paralellik arz etmektedir. Hadislerin yazıya geçirilmediği bir dönemde, böyle bir yönetimin olması, Müslümanın geleceğini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bugün, bilebildiğimiz ve elimizde mevcut olan en eski hadis kitabi, imam-i Malik'in Muvatta'sıdır.
    Bu eser Emevi Devleti'nin yıkılmasından sonra toplanmıştır.28
    Sahabe Dönemi'nde de kader konusunda zaman zaman tartışmaların yapıldığı bildirilmektedir. Bu devirde yapılan tartışmalardan birkaç örnek vererek, konuyu biraz daha açmak faydalı olacaktır. Şam tarafını ziyarete giden Halife Ömer, Şam'da veba salgını olduğunu haber alınca şehre girmekten vazgeçerek, buradan uzaklaşılması gerektiğini bildirir. Bunun üzerine Şam tarafında bulunan ordunun komutanı Ebu Ubeyde, kaderi gerekçe göstererek, Hz. Ömer'in uzaklaşma önerisini eleştirir.29 Hatta, Hz. Ömer'e, "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sorar. Onun bu itirazına Halife: "Evet Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyorum."30 karşılığını verir: Görülüyor ki; Hz. Ömer'in kader anlayışı ile Ebu Ubeyde'nin kader anlayışı çok farklıdır. Ebu Ubeyde'ye göre, her şey Allah tarafından ezelde tespit edilip, programlandığı için kaderden kaçmak mümkün değildir. Hz. Ömer'e göre ise, ezelde tespit edilenler imkânlar olduğu için veba hastalığı olan yere girenin, bu hastalığa yakalanması da Allah'ın kaderi, bu hastalığın olduğu yere girmeyerek ondan kaçanın kurtulması da Allah'ın kaderidir.
    Nitekim, Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan gibi, birçok ileri gelen sahabe veba hastalığından öldü32. Vebadan kaçan Hz. Ömer ise yaşamını sürdürdü. Müslümanlardan bir grup tarafından muhasara edilen Halife Osman, hilafetten ayrılmasını isteyenlere karşı, kaderi gerekçe göstererek, isteklerini reddetmişti.
    Ancak, ayni gerekçe ile isyancıların halifeyi taşa tutmalarından sonra, Hz. Osman'ın, onların kaderi gerekçe göstermelerini kabul etmediğini görmekteyiz.
    Hz. Ali'nin kader konusundaki düşüncesi daha açıktır. O, Allah'ın emir ve nehiylerinin konusu olan fiillerde, Allah tarafından önceden belirlenmiş bir hususun olamayacağını, aksi halde, Allah'ın kitap göndermesinin, peygamber göndermesinin, emretmesinin, nehyetmesinin bir anlamı kalmayacağını bildirmiştir. Ayrıca, kaderin ancak insanın sorumlu olmadığı konularda olacağını açıklayarak, kader kavramı ile insan sorumluluğu arasındaki ilişkiye de dikkat çekmiştir35. İnsanın sorumlu olduğu hususlarda ise "kader, iyi işi yapmak, kotu işi yapmamakta insanı serbest bırakmaktır."36 Yani, kader insanın neticesinden lehte ve aleyhte sorumlu olduğu fiillerinde hür olması ve istediğini yapabilmesidir. Hz. Hasan da irade hürriyeti ile sevap ve günah arasında bağı kurmuş ve insan fiillerinde önceden tespite karşı çıkmıştır.37 Ona göre, ön tespit irade hürriyetini ve dolayısıyla insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
    Halife Ali'ye karşı, kendine has metotlarla; yürüttüğü mücadeleyi kazanan Muaviye, Hicretin 41. yılında Emevi Devleti'ni kurdu38. Emevi yönetimi, kuruluşundaki gayri meşruluğun sıkıntısını, kader kavramının arkasına sığınarak gidermeğe çalışmış ve kaderci düşüncenin gelişmesi için elinden geleni yapmıştır. Çünkü onlar, kaderciliği siyasi geleceklerinin garantisi olarak görüyorlardı. Kaderci düşüncenin gelişip yayılması için ilk adımlar, bizzat devletin kurucusu Muaviye tarafından atılmıştı39 Muaviye'nin, Halife Ali'ye karşı isyanının, savaşının tutarlı dini ve siyasi gerekçesi yoktu. Onun tek sığınağı kader kavramı kalmıştı. Bu kavram öyle bir sığınaktır ki, ona hem zalim, hem de mazlum beraber sığınabilirler. Bir yandan zalimin zulmünün sebebi, diğer yandan mazlumun acizliğinin gerekçesi olabilmektedir.
    Emevi Devleti'nin yöneticilerine karşı gelmek, kadere dolayısıyla Allah'a karşı gelmek olduğundan, karsı gelenin öldürülmesi helal olmaktadır.40 Muaviye'nin oğlu Yezid halka şöyle seslenmişti: "Ey insanlar, sizin uğraşmanıza gerek yoktur. "Allah bir isi beğenmediği zaman onu değiştirir..."41 Allah bizi değiştirmediğine göre, Allah'ın istediğine karşı çıkmaya sizin hakkınız olamaz. Size düşen itaat etmek, Allah'ın iradesine rıza göstermektir.42 Emevi halifeleri, sadece Allah'ın ezelde yazdığı yazıyı, yani, "Allah'ın kaderini infaz" ettiklerini belirtiyorlardı.43

    Emevi yöneticilerinin kader kavramına sığınma taktikleri, Müslümanlar arasında değişik tepkilerin doğmasına sebep oldu. Ma'bed b. Halid el-Cühem, Gaylan ed-Dimeşki ve Yunus el-Esvari gibi düşünen alimler, yönetimin desteklediği düşünceyi yüksek sesle eleştirerek; Emevilerin tanımladığı kaderin olmadığını, yapılan zulmün Allah'tan değil, idarecilerden kaynaklandığını ve halkın bu zulmü ortadan kaldırabileceğini, belirttiler44. Nitekim bu düşünce halk arasında yayıldı. Emevi yöneticileri; başta yukarıda zikredilen alimler olmak üzere, kendileri gibi kaderi anlamayanların ileri gelenlerini katlettiler.45 Kaderci düşünceyi kabul etmeyenler, olaylarda insan sorumluluğunu benimsediklerinden, siyasi idare için tehlike teşkil ediyorlardı. Çünkü "Kader Doktrini" politikayla yakından ilgiliydi.46
    Hasan el-Basri de kader konusunda Emevilerin destekledikleri düşünceye karşı çıkmıştı. Fakat kendi düşüncesini açıkça ortaya koymamıştı.47 Şehristani, Hasan Basri'nin kader hususundaki görüşlerinin, kaderi kabul etmeyenlere benzediğini, bildirmektedir48.
    Emevi halifelerinin istediği şekilde kader kavramını yorumlayan Ca'd b. Dirhem, Cehm b. Safvan gibi yazarlar da vardı. Bunlara göre, "bütün fiillerde cebir olduğu gibi mükâfat ve ceza da cebirdir."49 Bu düşünceyi savunan ekole Cebriye Mezhebi, denmektedir. Bu mezhebe göre, hiçbir şeyden kaçınma imkânı yoktur. "Ne kadar çalışılırsa çalışılsın meydana gelecek bir şey önlenemeyeceği gibi, meydana gelmeyecek olan bir şey de meydana getirilemez."50 Cebriye'den Hüseyin b. Muhammed en-Neccar: "Allah; kulun hayır, şer, güzel ve çirkin amellerini yaratandır. Kul da o amelleri kesbeder",51 fikrini ileri sürerek; mezhebinin görüşlerini biraz yumuşatmıştır. Cebri düşüncenin, zamanla diğer mezheplere de sirayet ettiği görülmüştür. Bu düşünce şekline göre, olayları izah etmek çok kolaydır. Sahabe arasında siyasi çıkar çekişmelerinden doğan tatsız olaylar dahi, Allah'ın ezeldeki yazgısının yerine gelmesi olarak açıklanmıştır.52 Bundan dolayı da onların hatalarının araştırılmaması istenmektedir.53 Çünkü, onların bir kusuru yoktur. Allah'ın, ezelde takdir ettiği kaderi yerine getirmişlerdir.
    İslam ümmetinin en büyük şanssızlığı, hadislerin toplanarak kayda geçirilmediği bir dönemde, meşru yönetimi isyan sonucu devirerek kurulmuş bir yönetimin, kaderci düşünceyi desteklemesi olsa gerektir. Hadis külliyatının kaderci karaktere bürünmesinin arkasında bu olgu yatmaktadır. Düşünen Müslüman, Peygamberi ile karşı karşıya getirilmiştir. Hadisçilerimiz ise nakledilenleri değil, nakledenleri araştırmakla meşgul olmuşlardır: islam kültürünün teşekkül devrinde meşruluk sıkıntısı çeken siyasi yapının, islam ümmetinin geleceğini de ipotek altına alması bu hadisçilerin sayesinde gerçekleşmiştir. Bugün Müslümanlar hadis problemi ile de karşı karşıyadırlar. Müslüman'ın dünya görüşünün ortaya konması için tek olgu olması gereken Kuran-ı Kerim'in karşısına, hadis yedek bir olgu olarak çıkarılmış, hatta onun gibi bir olgu olduğu dahi ileri sürülebilmiştir54. Böylece, Kuran olgulardan biri durumuna düşürülmüştür. Olgular çoğalınca da İslam’ın hayata intibak esnekliği kaybolmuş ve hayata alternatif bir dünya görüşü halini almıştır.

    Kur'an'ın muhatabı insan aklıdır. Bundan dolayı insandan düşünmesini istemektedir.55 Kur'an'ın anlaşılmasında kültür seviyesi de önemlidir. Herkes kültürü nispetinde ondan istifade edebilir. Onu şartsız okumak, yararlanma imkanını artırmaktadır. Ancak, genelde Müslümanlar, Kur'an'ın ne dediğinden ziyade, kendi düşüncelerini doğrulamak için Kur'an'dan deliller aramışlar, neticede her birinin dayanağı Kur'an olduğu iddia edilen birbirine zıt görüşler ortaya çıkmıştır. Mesela, kaderciliği savunanlar da, insanın sorumlu olduğu fiillerinde ezeli tespitin olmadığını belirtenler de, bunların arasında uzlaşmacı bir tavır takınanlar da görüşlerinin doğruluğunu ortaya koymak için, Kur'an'ın ayetlerini delil getirmişlerdir. Kur'an'ı bir bütün olarak ele almayı düşünmemişlerdir. Hatta, bir konuda ayetlerin azlığına ve çokluğuna göre; çoğunluğun telkin ettiğini sandığı anlamdan yana tavır aldıklarını ileri sürenler dahi vardır56.
    Kur'an'ın ayetlerini, hiçbir insanın kendi arzusuna göre anlamaya hakkı ve yetkisi yoktur. Her insanın, Kur'an'ın muhatabı olması keyfiyeti, insana onun ayetlerini istediği doğrultuda yorumlama yetkisi vermemektedir. O halde, insan Kur'an ayetlerini nasıl anlayacaktır? Bu konuda ölçüleri neler olmalıdır? Kur'an'ın bir ayetini anlamak için; A-Ayet çerçevesini, B-Siyak-Sibak çerçevesini, C-Kur'an'ın Bütünlüğü çerçevesini,57 D-Kainattaki Fiziki ve Sosyal Kanunlar çerçevesini,58 E-Akli Selim çerçevesini59 göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Yani, bir ayeti anlamak için bu beş esasa dikkat edilmelidir. Anladığımız mananın, bunlardan hiçbirine aykırı olamayacağını bilmemiz lazımdır. Burada bir noktaya da işaret etmek gerekmektedir. Kur'an ayetlerini, yukarıda belirttiğimiz beş ilkeye dikkat ederek kavramaya çalışırsak; "herkese göre Kur'ani doğrular yerine, Kur'an'ın kendi doğrularını"60 ortaya koyma imkânını elde edebiliriz. Bu düşünce doğrultusunda kader problemine Kur'an'ın yaklaşım tarzını tetkik etmeye çalışacağız.
    Kader kelimesi, Kur'an'da; ölçme, güç yetirme, kudret, ölçerek takdir ederek tayin, rızkı daraltma, Allah'ın irade ettiği külli hüküm ve önceden ölçüp-biçip hüküm verme manalarında kullanılmıştır.61 Bu kelimeye bu anlamların dışında; her şeyin olduğu gibi kılınması, kaza ve hüküm manaları yüklenmiştir62. Son iki anlamın Kur'an'da kullanılmamış olması, kelimenin bu iki anlamı sonradan kazanmış olabileceğini düşündürmektedir.63 Kader kelimesinin yerine kaza kelimesi de kullanılmaktadır. Kaza kelimesi Kur'an'da on anlamda kullanılmıştır64; Istılahda; "Kaza; Allah'ım ezelde bütün eşyanın gelecekte ne şekilde olacağını bilmesi, kader ise, bu eşyanın Allah'ın ezeldeki eşya ile ilgili ilmine uygun olarak icat edilmesidir."65
    Kur'an'ın birçok ayetinde geçen kader kelimesi ve bu kelimenin müştaklarının mihverini, "bir olgu dahilinde tayin etmek, her şeyi bir olgu ve nizama göre tanzim"66 etmek teşkil etmektedir. Kader kelimesinin geçtiği ayetlerden hiçbiri, insanın sorumlu olduğu fiillerinin, alın yazısı manasında, ortaya çıkmasından önce takdir edildiği anlamını taşımamaktadır. Kader konusunda yapılan tartışma, Allah'ın kainati belli bir düzen dahilinde yaratmasında değil, işlediği fiillerinden lehte veya aleyhte sorumlu olan insanın, bu yaptıklarının Allah tarafından ezelde tayin ve tespit edilip-edilmediğinde yoğunlaşmaktadır. Eğer kader, "Bu kâinattaki ilahi kanunlardır."67 şeklinde anlaşılsaydı, bu hususta hiçbir tartışma olmayabilirdi. Kâinattaki düzenlemeyi insan fiillerine de teşmil edince, insan hürriyetinin anlamı kalmamaktadır. Hâlbuki insani hür bir varlık olarak yaratan Allah'tır.
    Hürriyet, hem iyiliğin hem de kötülüğün kaynağıdır. Kötülük yapma imkânı olmayanın iyilik yapmasından bahsetmek abes olur. Çünkü; bu durumda iyilik mecburi istikamettir. Seçeneği yoktur, Kader problemine çözüm bulmak için, Allah’ın ilminden değil, insan sorumluluğundan ve dolayısıyla insan hürriyetinden hareket etmek zorundayız.
    Bu konuda hareket noktamız sorunun çözümünde bize yardımcı olacaktır. Önceden tespit, irade konusu olmayan ve insanın sorumlu olmadığı alanlarda olabilir. İnsana bırakılan alanlarda ise kaderi, insanın davranışları belirlemektedir. Yani, insanın sorumlu olduğu hususlarda kaderi insan çizmektedir. Kur'an bu duruma işaretle, "...Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez..."68 "insan ancak çalıştığına erişir"69 buyrulmaktadır.
    Kader konusunda, insanın iradesini ilgilendiren nokta ile tabii ve kevni hadiseleri ilgilendiren ciheti birbirinden ayırmak lazımdır.70 İnsanın dışındaki varlıkların mukadderatlarının tayin ve tespitinde, sorumlulukları olmadıklarından dolayı, bir sakınca yoktur. Ancak, insan sorumlu bir varlıktır. Kur'an bunu şöyle açıklamaktadır: "Doğrusu biz, sorumluluğu göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir."71 O halde, sorumlu olması cihetiyle diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumluluğu oranında hürriyetinin olması, sınırları Allah tarafından çizilmiş sahada insanın kendi kaderini kendinin belirlediği ortaya çıkmaktadır. İnsan kendi kaderini belirlerken Allah, ona yol göstererek yardımcı olmak için, peygamber ve kitap göndermektedir. Yani; insanın özgür iradesi olduğu için, Allah kuluna teklifte bulunmaktadır. İradenin mecburiyeti demek, irade yoktur demektir. Çünkü mecburiyetin olduğu yerde iradeden söz edilemez. Buna göre, insanın kaderi, iyiliği veya kötülüğü yapacak şekilde yaratılmış olmasıdır.
    Zemahşeri, Furkan suresinin ikinci ayetinin yorumunda Allah'ın takdiri konusunda,"... gördüğün gibi, Allah insanı takdir ettiği bu düzgün şekilde yarattı. Yaratılmasını takdir edip de yarattığı her şeyi farklı olarak yaratmadı."74
    Bu görüşe göre, takdir insanın sorumlu olmadığı alanları kapsamaktadır. İnsanın sorumlu olduğu fiillerinde ise birey, en az iki seçenekten birini tercih edebilecek şekilde hür bırakılmıştır75.
    Kader kelimesi ve müştakları geçmediği halde, kaderci görüşü benimseyenlerin insanın irade hürriyetini kaldırdığını anladıkları ayetler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi; "Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz,"76 Bu ayet, Onlara göre, insan iradesinde cebrin olduğunu ortaya koymaktadır77. İradedeki cebir ile fiildeki cebir arasında pek fark olmadığından, iradede cebrin olduğunu ileri sürenlere de "Cebriyeci" demekte bir sakınca olmasa gerektir. Eş'ari: "Kullar fiillerinde, hür, ihtiyarlarında (seçimlerinde) mecburdurlar."78 görüşündedir. Bazı yazarlara göre, "irade ve seçimdeki mecburiyet, fiillerde de mecburiyeti gerektirir."79
    Bundan dolayi Eş'ari'nin, "katıksız cebri" olduğu belirtilmiştir80. Gerçekten, söz konusu ayetten insan iradesini selbeden, yani, ortadan kaldıran bir anlam çıkarılabilir mi? Meşiet ile irade aynı manaları taşıyan iki kelimedirler81.
    Bu ayeti, Allah'ın "Sizin dilemenizi dilemesi, iradenizi irade etmesi ile diliyorsunuz."82 şeklinde anlamak lazımdır. Eğer; Allah insana dileme imkânını vermeseydi, insanın dileme hürriyeti olmazdı.
    Size verilen bu irade, Allah'ın size verdiği bir lütfudur. Aksi halde, bir irade hürriyetinden söz edilemezdi.83 Ayetin sibakını da dikkate alırsak, bu anlamın doğruluğu ortaya çıkmaktadır; "Ey insanlar nereye gidiyorsunuz? Kur'an, ancak aranızdan doğru yola girmeyi dileyene ve âlemlere bir öğüttür. "Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, sizler bir şey dileyemezsiniz."84 Yukarıda da belirttiğimiz gibi, burada ifade edilen husus, insana dileme hürriyetinin Allah tarafından verilmiş olmasıdır.
    Kur'an'ın bir konudaki görüşünü ortaya koymak için, o konu ile ilgili tüm ayetleri dikkate almak lazımdır. Kur'an'da "şae" ve müştaklarının geçtiği birçok ayet bulunmaktadır. Allah'ın dilemesine, cebrî anlam yükleyen müşriklerin gerekçelerini Allah kabul etmemiştir. Onların kabul edilmeyen gerekçelerinin, bazı Müslüman yazarlarca benimsenmesi, din açısından hayret uyandıracak bir tavır olsa gerektir. Allah, puta tapanların, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık." demelerini; "...siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz..."85 buyurarak reddetmiştir. Bir sonraki ayette de; "...0 dileseydi, hepinizi doğru yola eriştirirdi."86 buyurmaktadır. Yunus suresindeki bir ayette, Allah'ın dilemesinin hangi anlama geldiği açıkça ifade edilmektedir. "Ey Muhammed, Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı, öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?"87 Allah, insanları zorlamadığına göre, yani, onlara hürriyet verdiğine göre, insanları zorlamaya hakkın yoktur. ".. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin."88 Görülüyor ki, bu ayetler insana dileme hürriyetinin verildiğini ortaya koymaktadır
    İnsan yaratılmadan önce, insan fiillerinin takdir edildiğine delil olarak gösterilen diğer bir ayet de [Hadid,22] ayetidir. Bu ayette şöyle buyrulmaktadır; "Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce o, kitapta bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır." Burada "kitap"tan anlaşılması gereken mana nedir? Bir başka ayette "...Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."89 Yaş ve kuru her şeyin bir kitapta olması, onların varlıkları değil, varlık alanında tabi olacakları kanunlar, kurallar olsa gerektir. Kitap kelimesi bu anlamda başka ayetlerde de kullanılmıştır.90 [Hadid, 22] deki ayeti Zemahşeri, musibetleri yaratmadan önce, hangi durumlarda insanların başına musibet geleceğini tespit etmişizdir, anlamında olduğunu belirtmiştir91 Diğer bir ayette: "Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle, işlediklerinizden ötürüdür.." Bu ayete göre, insanın başına gelen musibetten, insanın sorumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Eğer, insanın başına gelen musibet önceden takdir edildiyse, bunda insanın sorumlu olmasını bir manası olamaz. Ya da cebri görüşü benimseyen bir kimsenin ileri sürdüğü gibi, "Bunu böyle Allah yapıyor, fakat bir şey diyemiyoruz."93 şeklinde düşünmemiz gerekir ki; bu da insanın robot olduğunu kabul etmek demektir.
    İnsanın başına iyi veya kötü bir şeyin gelebilmesi, önceden tespit edilen kurallara göredir. Yani; Allah musibetleri yaratmadan, bunları insanlara verirken, hangi esaslara göre vereceğini belirlemiştir. İnsanın başına kendi fiili neticesi felaket gelebildiği gibi, kendi kusuru olmadığı halde de musibet gelebilir. Hatta, Kur'an, Allah'ın denemek için dahi çeşitli musibetler verdiğini bildirmektedir.94 Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan; her şeyin ölçüsünün, kanununun ve nizamının Allah tarafından konulduğunu, bu kuralların bir kısmının insan tarafından da bilinebileceğini, bundan dolayı hür iradeli faillerin bu kurallar çerçevesinde hareket etmeleri istenmektedir. Netice olarak, insanlar tarafından bilinebilecek hususların Allah tarafından belirlendiğini ve kanunlarının tespit edildiğini, insanlarca bilinemeyeceklerin ise insan faaliyetleri neticesine göre kaderlerinin insan tarafından çizildiğini ifade etmek mümkündür.

    Kader konusunda karşımıza çıkan önemli husus, Allah'ın ilmi meselesidir. Kainatın nizamını ve ondaki kanunları, Allah'ın, önceden tespit ettiğini ve bunlarda bir değişiklik olmadığını ve olamayacağını Kur'an bildirmektedir. "...bütün tabiat, Allah'a "otomatik bir irade" ile itaat eder."96 Acaba insan da buna dâhil midir? İrade verilerek diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumlu olması hasebiyle de başka varlıklardan ayrıldığı bilinmektedir. Tartışma, önceden tespit edilenlerin içine, iradeli ve sorumlu varlık olan insanın fillerinin girip-girmeyeceği meselesidir. Başka bir ifade ile kâinattaki nizamın, insanın iradesine ve fiillerine teşmil edilip edilemeyeceğidir. İnsanın sorumlu bir varlık olduğu inkâr edilmeden, bu düzenlemenin insan fiillerine teşmil edilmesi mümkün değildir. İnsanın sorumlu bir varlık olduğu veri olduğuna göre Allah'ın yasası, insan cinsi için ezelde çizdiği sınırlar içinde ferdin hür olmasıdır. Bu anlamda, insan için yalnız Allah'ın çizdiği kaderden değil, kendisinin, ailesinin milletinin ve diğer milletlerin çizdiği kaderlerden de bahsetmek mümkündür. Ancak, insanlar tarafından çizilen kaderleri, insanın aklını kullanarak değiştirmesi de söz konusudur. İnsanlar tarafından çizilen kaderlerin, çeşitli sebeplerden dolayı, Allah'a yüklenmesi, kader kavramının keyfi olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.
    İnsana irade veren ve onu hür kılan Allah'tır.97 Allah, hür iradeli insanı yaratmakla; kendi iradesini, insan davranışları konusunda kısıtlamıştır. Eğer Allah, insanı özgür kılmak için, insan davranışları hususunda, iradesini sınırlandırıyorsa; ona kendi "plan ve projelerini hazırlama imkanı vermek için bilgisini de sınırlıyor demektir."98 Kaldı ki Descartes (Dekart) da Allah'ın bilmesini ve irade etmesini bir ve aynı şey saymaktadır.99 İnsan için sorumluluk esas ise hürriyet de esastır. İnsan hürriyetini korumak, en azından Allah'ın ilmine zarar gelmesin endişesi kadar önem arz etmektedir. "İnsan hem mecbur hem de mesuldür. Bu iki durum arasında görülen çelişki kaderin sırrı olarak kalacaktır."100 tarzındaki bir düşünceyi, Kur'ani esaslarla uzlaştırmak mümkün değildir.101 Allah'ın, hem insanların düşünmelerini hem de aklını devre dışı kalmasını istemesini izah etmek mümkün olmasa gerekir.
    Allah'ın, insanın neticesinden sorumlu olduğu davranışlarını önceden bilmesi, insanın hürriyetine, bilmemesi ise Allah'ın ilmine zarar vermektedir. Allah'ın ilminin cebri gerektirmediğini ileri sürmek, problemi çözmemektedir. Hatta bazı yazarlar, cebrin Allah'ın ezeli ilminden kaynaklandığını belirtmektedirler.103 Fikirlerimizi ortaya koyarken tutarlı olmak zorundayız. Aklın ilkelerine aykırı bir şeyin, Kur'an'a uygun bir görüş olacağını düşünemeyiz. "Söz gelişi, insanın fiilleri de dahil olmak üzere her şeyin önceden bilindiğini, kesin olarak tayin ve tespit edildiğini öne süren bir görüşle, insanda irade hürriyetinin varlığını öne süren görüşü bir ve aynı anda savunamayız. Ortada giderilmesi gereken bir tutarsızlık bulunmaktadır."104 Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur'an'ın ayetleri gibi akıl da Allah'ın ayetidir. Allah'ın ayetlerinin birbirini nakzetmesi düşünülemez. Nitekim Kur'an-ı kerim'de 275 yerde, "düşünmüyor musunuz? Akıl erdiremiyor musunuz?" diye sorulmakta; 200 yerde de bizzat "düşünme ve tefekkür" emredilmekte 12 yerde "dolaşarak, araştırıp ibret alma" önerilmekte ve 670 yerde de ilme teşvik yapılmaktadır.105
    Bilmenin olabilmesi için fiili bir durumun olması lazımdır. Ortada fiili ve gerçek bir durum olmadığı zaman bilmenin olmaması Allah için bir eksiklik olur mu? İnsanın iyilik veya kötülük işleyecek tarzda yaratılmış olması, insan fiillerinin planlanamayacağının kanıtı olamaz mı? Hürriyet verilerek diğer varlıklardan ayrılan insanın, neticesinden sorumlu olduğu davranışlarında da Allah'ın ilminde istisna olması düşünülemez mi? İnsan davranışları ile Allah'ın ilmi arasında ilişki kuran Mutezile'den Muhammed b. Numan: "Allah, ancak takdir ve irade ettiği şeyi bilir. Takdirden önce bir şeyi bilmesi imkânsızdır. Eğer kulların fiillerini bilmiş olsaydı, onları imtihan etmesi ve denemesi imkânsız olurdu."106 görüşünü ileri sürmüştür.
    Yine Mutezile'den Hişam b. Hakem Bakara-143. Al-i imran-140,142. ve 167. Tevbe-16. Hadid-25. Ankebut-3 ve 11. Muhammed-31. Cin-28. ayetlerini delil getirerek, "Allah Teâlâ hadisatın hudusunu ancak vukuu anında bilir, Çünkü bu ayetler Allah’ın bu şeyleri ancak hudusu sırasında bildiğini ifade ediyor."107 demiştir. Farabi ve İbni Sina gibi Müslüman filozoflara göre, Allah'ın ilmi, objesini var kılan bir bilgidir. Yani, "Allah'ın bilmesi yaratması demektir"108
    Bu konuda Muhammed ikbal de; ilahi bilgide suje-obje ilişkisi yoktur. Allah'ın bildiği şey olur. Allah'ın bilgisinin, "kendi objesini yaratan bilgi" olduğunu söylemektedir.109 Görüldüğü gibi, beşeri bilgi ile ilahi bilgi mahiyet itibariyle de farklıdır. "İlim, ma'luma tabidir"110 görüşü insan bilgisi için söz konusu iken, ilahi bilgi için geçersizdir.
    Kader meselesine Allah'ın ilmi açısından değil, insanın sorumluluğu cihetinden bakmalıyız. Allah yüce bir değerdir. Fakat insanın bizzat kendisi de bir değerdir. Allah'ın çizdiği sınırlar dahilinde insan serbestçe hareket etmektedir.111 Bu açıdan baktığımızda "kader, bir şeyin kendi içinde var olan güç, onun yaratılışının derinliklerinde saklı bulunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkanlardır."112 Ezeldeki tayin ve tespitin değil insanın hürriyetini, ilahi faaliyet imkanını da ortadan kaldığını ileri süren İkbal, Rahman suresinin 29. ayetini delil getirerek, Allah' her an bir işin meşgul ettiğini, bildirmektedir.113 İlahi hayatta "yeniliğin" söz konusu olduğunu belirten İkbal, "her yaratma fiilini, önceden tespit ve tayin edilmiş bir fiil olarak değil, yeni bir hadise olarak görür."
    Kader problemi ile yakından ilgili olan bir diğer konu da kulun fiilinin yaratıcısı olup-olmaması meselesidir. Bu tartışmanın temelinde "yaratma" kelimesine yüklenen değişik anlamlar yatmaktadır. İnsanın yaptıklarından sorumlu olduğu gerçeğinden hareketle Mu'tezile; "kul fiilinin yaratıcısıdır." Görüşünü benimsemişti. Maveraünnehir alimleri, bu görüşünden dolayı Mu'tezile mensuplarının, Mecusilerden daha şiddetli kafir olduklarını iddia etmişlerdi.115 Kendileri ise kulun fiilini, kulun Allah ile birlikte yaptığını söylüyorlardı116. Maturidi'ye göre de kula, fiilinin yaratıcısı denemez117. Maturidi Mezhebini benimseyenlerin, fiilde kulun sorumluluğunu ortaya koymak için, irade-i cüz'iyyeye ağırlık verdiklerini ve cüz'i iradenin mahluk olmadığını ileri sürdüklerini görüyoruz. Cüz'i iradenin mahluk olmadığından neyi kastettiklerini anlamak mümkün değildir. Acaba cüz'i iradenin olmadığını mı ifade etmek istemişlerdir?
    Eğer böyle bir irade varsa, bunun Allah tarafından yaratılmış olması gerekmektedir. Eger cüz'i irade yoksa, Maturidiler insan sorumluluğunu nasıl izah edeceklerdir? Bu, izaha muhtaç bir mesele olarak durmaktadır.
    Es'arilerin durumu daha açıktır. Kullar iradelerinde mecburdurlar.119 Bu düşünceye göre insan sorumluluğunu ispatlamak da mümkün olamamaktadır.
    Kur'an'a göre, "yaratma" kelimesini insan için kullanmak mümkün mü? Bu kelimeyi Kur'an'ın, Allah'tan başka varlıklar için kullandığını görüyoruz. [Maide/110] de; Hz. İsa'ya hitaben, "...sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yaratmış, ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu..." buyrulmaktadır. [Ankebut/17]de, "...aslı olmayan sözler yaratıyorsunuz..." [Mü'minun/14] de; "yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur." [Saffat /125] de ise, "Yaratanların en güzeli olan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı tapıyorsunuz." buyrulmuştur. Kula yaratmanın verilemeyeceğini ileri sürenler de [Zümer/62]de: "Allah her şeyin yaratanıdır"120 [Saffat/ 96] da "Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır"; [A'raf /54], “..bilin ki, yaratma da emir de Allah'ın hakkıdır." buyrulmasını delil getirmektedirler. Hiçbir Müslüman'ın, Kur'an'ın bir ayetini, diğer bir ayetine karşı olacak şekilde anlamaya ve yorumlamaya hakkı yoktur.
    Bunu bizzat Kur'an'ın ayeti yasaklamaktadır. Böyle bir anlayış, Kur'an'ın Kur'anlığını tartışma konusu yapmak demektir. [Nisa /82] de: "Kur'an'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer O Allah'tan başkasından gelseydi, Onda çok aykırılıklar bulurlardı." buyrulmaktadır. "Kur'an'da ihtilaf olmadığı için, bizim Kur'an'ın ayetlerini birbirine aykırı olacak şekilde anlamaya yetkimiz olmasa gerektir.
    Yaratma (Halaka) kelimesini, yukarıda zikredilen her iki grup ayetlerin anlamlarını kapsayacak şekilde yorumlamak mümkündür. Kelimenin sözlük manası bize bu imkanı veriyor. Yaratma kelimesi; yoktan var etme ve vardan var etme anlamlarına gelmektedir.121 Ham maddesi, malzemesi bulunmayan şeyi var kılmak olan "yoktan var etme" gücü yalnız Allah'a aittir.122 "Vardan var etme"nin ise yapma ile karşılanabileceğinden, bunun yoktan var edilmiş şeyler üzerinde bir tasarruf, bir şekil değiştirme olduğunu, insanın yaratmasından bunun anlaşılacağını, dolayısıyla insanın gücü içerisinde olduğunu123 kabul etmek mümkündür. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur'an'ın ayetlerini bir bütün olarak ele almadığımız zaman; yanlış neticelere varmaktayız. Görülüyor ki, Kur'an Allah'ın dışında yaratmayı kabul etmektedir. Bu durumda, kul fiilinin yaratıcısıdır, demekte bir sakınca olmasa gerektir.
    Allah ile kulun ortaklasa kulun fiilini gerçekleştirdiğini benimsemekten, insanın, fiilinin yaratıcısı olduğunu kabul etmek daha tutarlıdır. Kulun kendisinin yaratılması başka şey, fiilinin yaratılması başka şeydir: Davranışlarında hür bir varlık yaratmak; davranışları da programlı robot bir varlık yaratmaktan daha zor olsa gerektir. Bundan dolayı, kendi fiilini yaratacak kulu yaratmak, ilahi kudretin şanına daha çok layıktır. İslam'ın teklifleri irade hürriyetine ve imkana dayanır. Allah insana bir güç vermiştir. Bu gücün iyiliğe veya kötülüğe kullanılması insanın elindedir, iyiliğin veya kötülüğün yapılabilmesi imkanı kaderdir. Hürriyetin olabilmesi için çeşitli imkânlar olmalıdır. "Hürriyet, insana Allah tarafında verilmiş bir haldir. Neden Allah yaratıklar arasında insana hürriyet tanımıştır? sorusu Mutlak Varlığın fiiliyle ilgili olduğu için, insan tarafından cevaplandırılamaz."124 Ancak, "insan hem mecburdur hem de mesuldür. Bu iki durum arasında görülen çelişki kaderin sırrı olarak kalacaktır."125 tarzındaki yorumlara katılmamız söz konusu olamaz. Çünkü, İslam’da hiçbir konuda insan aklına aykırı izahların yapılmasına imkan yoktur. İnsanoğluna akıl denen nimeti veren de Allah, insandan düşünmesini, aklını kullanmasını isteyen de Allah'tır. "Gayba iman"ı aklın ilkelerine aykırı şeylere inanmak olarak anlayanlar da bulunmaktadır. Hâlbuki Kur'an gayba imanı isterken, insandan aklını kullanmasını da istemiştir.126 İnsanoğlu Allah'ın yarattığı bir varlık olup127 onun yanında bir değeri vardır. Dünyayı imar etmekle görevlendirilmiştir.128
    Kur'an'ın şartlı okunması birtakım yanlış değerlendirmelerin yapılmasına, yol açmaktadır. Mesela Gurabi; "Kur'an'da bazı ayetlerin cebre ve bazı ayetlerin de hürriyete delalet ettiğini "129 ileri sürmektedir. Hüseyin Atay da aynı görüşe katılarak; "insana tam sorumluluğu yükleyen ayetler olduğu gibi, her şeyi Allah'ın yaptığını bildiren ayetler de vardır."130 demektedir. Muhtemelen bu hatalı anlayışların sebebi, Kur'an'ın ayetlerinin, Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi esasından hareket edilmemesi olsa gerektir. Kur'an'ın bölünerek anlaşılmasına131, ayetlerinin birbirine zıt olacak şekilde yorumlanmasına132 bizzat Kur'an karşıdır. Kader konusunda da birbirlerine zıt ayetlerin olması düşünülemez. Allah'ın insana kitap ve peygamber göndermesi; emretmesi, nehyetmesi insanın hürriyetinin olduğunun en açık delilidir. "İnsan iradesini inkâr ederek, Kur'an'ın mutlak insan davranışının cebrini savunduğunu ileri sürmek, yalnız Kur'an'ın tümünü reddetmek değil, aynı zamanda, bizzat temelini de yok etmek demektir."133
    Takdir ile yakından ilgili bir diğer husus da "kötülük meselesi" olsa gerektir. Bu problemin de ortaya çıkış sebebi, insan sorumluluğu esas alınmayıp, Allah'ın "kudretinden hareket edilerek, bunun da yanlış değerlendirilmesi olarak görülmektedir. Allah'ın, insanı iyilik ya da kötülük yapacak şekilde yaratması; Allah'ın iyiliği veya kötülüğü yaratması olarak değerlendirilmiştir. Hâlbuki Allah, iyiliğin de kötülüğün de kanunlarını koymuş, iyiliğe gidecek yolu insanlara tavsiye etmiştir. Kâinat nötrdür. İyi veya kötü, dış âlemde var olan şeyler değil, insan davranışlarının ölçüleridir. İslam'ın dualizmi, insanın kendi içindedir.134
    Kainatta tek bir esas, Allah'ın kanunları caridir. Maturidi; "Şerrin takdiri şer değildir" görüşünü ileri sürerek, bu noktaya işaret etmek istemiştir. Bu durum, Kur'an'da açıka belirtilmektedir. Nisa suresini 78. ve 79. ayetlerinde: "...Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır." derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. Ey Muhammed de ki: "Hepsi Allah'tandır." Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük gelirse kendindendir..." buyrulmaktadır, İyinin Allah'tan kötünün ise nefisten olması esası; iyiliği Allah'ın, kötülüğü ise nefsin telkin ettiğini ortaya koymaktadır. Hepsinin Allah'tan olmasına gelince, iyiliğin ve kötülüğün reel varlıklarının değil, kanunlarının Allah tarafından konulduğunu ifade etse gerektir. Kur'an'da bu tür ifadelere sık sık rastlamak mümkündür. Mesela: Rahman suresinin 21. ayetinde: "Denizde yürüyen dağlar gibi gemiler Allah'ındır." buyrulmaktadır. Gemilerin Allah'ın olması ne demektir? Bu soruya Lokman suresinin 31. ayetinde açıklık getirilmektedir. "Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyla yürüdüğünü görmez misin?" Yani Allah'ın kanunları sayesinde o gemiler denizde yürümektedirler. Demek ki, gemiler Allah'ın koyduğu kanun sayesinde denizde yüzebiliyorlar. Zümer suresinin 7. Ayetinde Allah'ın, kullarının inkârından razı olmadığı bildirilmektedir. Allah'ın razı olmadığı fiilin, kullar tarafından yapılmasını nasıl izah edeceğiz? Razı olmadığı fiili Allah niçin önlememektedir? Hâlbuki insanlara iyiliği emretmelerini, kötülüğü nehyetmelerini bildirmiştir.136 Allah, kendi yapmadığı şeyi niçin bizden istemektedir? Yoksa, "kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?" "Gücü yetiyor da önlemek mi istemiyor?"137 diye düşünülebilir? Bu tür sorulara tutarlı cevap vermek için hareket noktamızı iyi tespit etmemiz lazımdır. Önce, iyilik ve kötülüğün ayrı ayrı yaratılması ile, iyiliği veya kötülüğü yapabilecek kabiliyette bir varlığın yaratılmasının; hangisinin daha büyük bir kudretin işi olabileceğine karar vermek gerekir. Şüphesiz, her ikisini de yapabilecek varlığı yaratmak, daha büyük bir kudretin işidir. O halde Allah insanı nötr olarak yaratmıştır.138 İyilik ve kötülük, insanın hür iradesi ile işlediği fiiller neticesinde ortaya çıkmaktadır. İmtihanın gereği de budur.139 İnsanın kaderi, onun bu kabiliyette yaratılmış olmasıdır.140
    Kader konusu içerisinde müzakere edilen bir diğer mesele de "ecel" olayıdır. Hiçbir insanın sonsuza değin yaşama imkanı yoktur.141 Her nefis ölümü tadacaktır.142 İnsan cinsi için dünya hayatı sürelidir. Bu süre ne kadardır? Bu sure nasıl sona ermektedir? Her insan için bu süre farklı mıdır? Maktul eceliyle mi, yoksa ecelini doldurmadan mı ölmüştür? Eceliyle öldüyse, katilin suçu nedir? gibi sorular insanları meşgul etmektedir. Bunlara da daha önce belirttiğimiz esaslar dâhilinde kısaca temas edeceğiz.
    Ecel kelimesi, lügatte müddet; süre gibi anlamlara gelmektedir.143 Ecel kelimesi ve müştakları birçok ayette geçmekte olup, bu kelimenin mihverini, sözlük manasına uygun olarak "süre, müddet" anlamları teşkil Bu ecel kavramı yalnız insanlar için değil, milletler için, Güneş ve Ay için, hatta, yer ile gök arasında bulunan her şeyin belli bir eceli olduğunu147, kısaca, her şeyin vakti ve suresinin belirlendiğini148 ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir. Kelimenin bu kullanım alanları, insan ecelinden neyi anlamamız gerektiği konusunda bize ipuçları vermektedir. Tartışmanın özünü, Allah'ın, insan cinsi için bir ecel mi, yoksa her bir insan için ayrı ayrı eceller mi tayin ettiği sorusuna verilecek cevap oluşturmaktadır.
    Tespit edilen ecel, herhangi bir müdahale olmadığı zaman, insanın yaşayabileceği zaman dilimidir. Dünyaya gelen her insanın, yaşaması gereken sureye "ecel" yani, tabii ömür diyoruz. Bu, insan cinsi için takdir edilmiştir. Ragıp İsfehani; insanın ecelini, Allah'ın dünya hayatında hiçbir insanı, daha fazla bırakmadığı sınıra ulaşması olarak belirtmektedir. Ayrıca, kılıçla kesilme, boğulma ve yanma gibi illetlerle bu surenin kısaltıldığını ileri sürmektedir.149 Doğan her insanın, bu süreyi yaşama imkanı vardır. Çeşitli sebeplerden dolayı, bazı insanların ecelleri kısaltılmaktadır. Bunun kuralları da Allah tarafından konulmuştur: Fatır suresinin 11. ayetinde: "...Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz kitaptadır..." buyrulmaktadir150.
    İnsan ölümsüz olmadığına, yani, her insanın mutlaka öleceğine göre, bir insanı öldüren niçin bu fiilinden dolayı sorumludur? Zaten ölecek olan insanı öldürmek neden suç olsun?
    Kur'an'a göre, insan öldürmek büyük bir suçtur.151 Bu durumda, insan öldürmek fiilinin suç olması Kur'ani bir veridir. O halde, fiildeki insan sorumluluğunu nasıl izah edeceğiz? Burada Kur'an'da belirtilen ecel kavramından hareket ederek, meseleyi kısaca ortaya koymaya çalışalım: Acaba insan, Allah'ın insan cinsi için belirlediği sureyi kısaltabilir mi? insana bu imkân verilmiş midir? Birçok ayette; belli bir süreye kadar ertelemeden söz edilerek, bu surenin sonunda artık insana ilave bir sürenin (yaşama imkânının) verilmeyeceği buyrulmaktadır.152
    Kur'an'da: "Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir sureye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler."153 buyrulmaktadır. Sürenin bitiminde uzatma yapılamayacağını anlıyoruz. Fakat ecelin öne alınmamasını nasıl anlayacağız? Demek ki, Allah insanın ecelini öne de almamaktadır. Bir kısım insanların doğal ömrünün tamamlanmasını engelleyen Allah değildir. Bundan dolayı, insanın ecelini tamamlaması için gerekli tedbirlerin alınması mümkün olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ortalama ömrün uzun, az gelişmiş ülkelerde kısa olması olgusu; bunu açıkça ortaya koymaktadır. İnsanın ecelini tamamlamasını engelleyen maniler keşfedildikçe ve gerekli önlemler alındıkça, Allah'ın insan cinsi için belirlediği sureye ferdin daha çok yaklaşması mümkün olacaktır. Görülüyor ki, maktul ecelini tamamlamamıştır. Öldürme fiili katile aittir. Bu fiile Allah'ın karışması söz konusu değildir. Kul, Allah'ın kendisine verdiği hürriyet sayesinde fiilini işleyebilmektedir. Ca'fer es-Sadik'ın; "Kulu yaptığından dolayı kınayabildiğin, kulun kendi fiilidir. Kınayamadığın ise Allah'ın fiilidir."154 dediği bildirilmiştir. Bu görüşün isabetli olduğu görülmektedir. Çünkü Allah'ın katıldığı fiilde, onun yarattığı kulu sorumlu tutmak tutarlı bir izah olmasa gerekir. Allah'ın takdir ettiği hususta kulun sorumlu olmasının bir anlamı olmadığı gibi, kulun tedbir almasına da imkan yoktur. Bu konuda Allah'ın kaderi, kulun fiillerinde hür olmasıdır. Aksi halde; insanda akil ve iradenin bulunmasının bir manası kalmayacaktır.)
    evet okudu allah bizlere ne mucizeler yaratıyor bu okudum yazı mucizesiydi hayat gercekten anlatılmıyor ama emin olun ki başbakanlığa gönderilen kargo 2 koli siyah poşet olan sayın cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan adına gönderilmiştir gercekten ben ne yazı yazardım arapca nede kitap okurdum allah kuranı kerim ayetinde böyle buyuruyor. sizlere böyle bi kitap yazıcamı aktarıcamı hiç sanımıyordum benim amacım sizlerden bi üçret almak diyil hakkı haykırmak onu cardığı yola davet etmek yol göstermek allah gösteriyorum benim bi mucizemde kolumda damarlarımda yazıyor zalim yazıyor kuranı kerimi cize biliyorum oda benim mucizem rabbimin verdi bi ilat latinceden cevrilmiş harfleri kelimeleri yazıları ilme aktarıyorum rabbimin izniyle ilim ve bilim üzerine çalışıyorum allahu teaLA cok iyi bi allah cok düşüncsel cok da yüce ve büyük sonsuzdur o yaaa bence zatınla bakiymiş zatını cok merek ediyorum kendini ders calışırken evimde kendini gördüm hata görmeden önce nete araştırma yapıyordum senin evine 2 kitap bide cd bıraktık diyordu evet cd buldum sanctum diye bi fillim esa-ala mağarası bunun projesini de sayın kırgın çiçekler deki dizi adı songül gercek adı gökçe akyıldız kardeşime yoladım allah onada bi hediye verdi insan beyyni ilim bilim ışığı allahın indirdi kırmızı bi kitabı o coğaltacak yani allah hepimizi kapsayan bi ilim ayırtmış yani kendine stok deriz ya hani oda bu ilmi kılavuz olarak kulanıyor. ben bu kitapları ve nete söylenen cd leri ne oldunu araştırken rabbimizi gördüm vallahi de billahi de allahımızı gördüm arada bi gözlerimi kaptıyorum o geliyo direk gözümün önüne 0.9.07.2013 salı akşam 9.30 sularından beri hep allahımızla konuşuyorum onla aramız cok iyi hep beni kendime darma dumandım önceden benimde herkez gibi yanışlarım oldu pişmanım evet cezamı cektim şimdi aslanlar gibi görevimin başındayım sizleri kurtarmam rabbime giden yolu göstermem boynumun borcu sizleri ilk böyle uyarmak istedim rabbim cok başka kitaplar indirdi ve bu kitapların içeriyi ilim ve bilim . . . .
    kuran da furkan süresine yorunlaştım ramazan ayında 2013 yılı 10.09.2013 bedir savaşından bi gün sonra vede size şöyle bi ayet söyliyim onunda diyor evet 10.09.2013 tarihinde çarşamba günü kadir gecesiydi ben bi yalan sayesinde buralara kadar geldim bu yaşanmış hikayenin devamı 2013 yılında başbakanlığa gönderilen üstünde allahu teala araştırmanızı istyor 2 4 kilo 2 siyah peşetteki usp flaş beleyin içinde yazılı bulucaksınız ben genede size burda içinizi kalbinizi yüreğenizi ferahlatmak istiyorum iylik hermzan gelir bulur senin yanına ne zaman ne yapsan hep cıkar karşınıza evet sizlere için varım ama unutmayın sizi benden önce rabbimiz hatırlamak vede kendini tanıtmak istedi gördünüz ya -allahı işte o böyle şefkatli böyle merhametli bir yaratan samet semih olan herşeye kadir olan yaratıcı eşi benzeri yok o sonsuz ama artık bişeylerin akla çarpması gerekti oda gizli bi hazineydi bilinmek sitedi furkan süresin başında tüm alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna furkanı indiren diyor allah evet oo furkan musa aleyhiselama da verilmiş bu kitabın şifresi var 387526 bakın telefon tuş takımınıza furkan cıkıyor allahın indirdi kitaplar böyle bi akıl yaratmış size kitapların içindekilerden bahsedeyim en azından ben öbürlerini coğaltırken sizde bu kitabı okuyor olursunuz zaten size bi adres de vericem benim hikayemi ordan da takip ede bilirsiniz ilerleyen satırlarda evet şimdi geldik sizin hayatınıza benim hayatım 4 senedir değişti emin olun bu yazı olan kitapta sizi cok etkilicek cunku ön calışma ön test herkez bu kitapda denencek sonra rabbimin kayıp kitapları gün yüzüne cıkıcak bende haber bekliyorum sayın cumhurbaşkanımızdan bütün yaptım işleri kendisine bizat sunuyoruz allah la beraber sakın ola hayal kırıklına uğramayın cunku o cok başka bişey bu allah ve ilim kitabı SİZİ hayatınızı değiştirceği için sizlere aktarıyorum rabbim olan allahu teala tarafından coğu alimlerimiz hala var allahımıza cok şükür onlar da gerekli calışmaları yapıcandan eminim zaten allahu teala sayın cumhurbaşkanımıza usp flaş beleğin içine yazdı gereken herşeyi bide sayın nihat hatipoğlu hocamızada 2016 yılı ramazan ayında ilk sahur günü bi güvenlikle kendisine iletim 2 gün sonra gene gittim allah ona altan çizgili dosya kağıdına 10 satır altan başalayarak üst 10 çizgiye kadara allahımız bizat kendi yazdı bütün herşeyi gün yüzüne cıkıcak zaten bu kitabıda delil olsun diye canlı yayında acıklıcam umarım herşeyiniz düzelir bide size ilk müjdeyide vermem gerek herhalde allah gene dirilticek ama sonra ailelerimiz ne olur bilmiyorum cünkü okudumuz evlerimiz deki duvarlarda olan takvim de okumuştum 1.bucuk sene önce sanırsam biri kalktın mı hepsi kalkar diyor eve allahın herşeye güçü yeter kuran-ı kerim de allah de yazıyor sa dirilmeyle ilgili surelerin için de yazılı bulunuyor hem öldüren hem dirilten diyor buna da gücü yeter oooo dört mevsim yaratmış mevsimleri bile düşünmüş harbiden helal olsun cok başarılı bi şekilde tabiyatı kurmuş bu iklimler farklı ama her yeni bi sene ,işte gördünüz şu zaman kadar hata duydunuzda cok beklemiş bu gariplimiz o yoksa biz nasıl var ola bilirdik imkansız bakın size ne aktarcam sadece izleyin ve de alt yazıyı okuyun lütfen nasıl bi allahımız var biz düşünmemiz gerekcek artık.
    ( https://www.youtube.com/watch?v=eRGs-mlnLkE )
    furkan bi ayrım ama ne ayrımı sadece ilim üzerine mi kurulmuş çünku kitapta yazıyorki indirdi kitapların birinin içinde sen insan olan bi robotsun diyor bakın ben size onun aktarımını birazda olsa önceden yazıp türkiyedeki tv kanlarına yoladım gercekleşen hikaye sizede aktarıyım bide orayı okuyun ! vede yaşanmış anlatım izleyin https://www.youtube.com/watch?v=kYL7rlZDQmE
    selam tüm kainataki insanlar ben istanbul esenyurt semtin de ikamet etmekteyim ramazan ayı 08 .07.2013 pazartesi tarihinden beri allahu tela tarafından ilim ve bilim üzerine calışıyorum kuranı kerim vede din kitaplarının şifrelerini çözüp sayın cumhurbaşkanımız vede sayın eski başbakanımız ahmet davutoğlu vede sayın başbakanımız binali yıldırıma gönderiyorum kısacası allahu tealamızın kitap dalgıcıyım çok önemli bi konu var yüce rabbim yazmamı istedi efendim bildiniz gibi son 3 senedir ülkemiz ve kainatımızın düzeni değişti iklimler gibi bir çiçek acar sonra onu koklayıp şifa bulursun ya hani bizde şifaya huzura rahatlığa kavuşa bilmemiz için allahu teala kitaplar indirdi allahın saklı kitapları başbakanlığa gönderilen kitaplar hem benden öncekiler hemde bana indirilenler /KURANI kerimde iki ordunun bir biriyle carpıştı gün kulumuza indirdiklerimizi iman edin diyor allah evet ramazan günü bedir savaşı bildiniz gibi furkan süresinin indi tarih öncelikle tüm ekibinize başarılar dilerim gecmiş bayramlarınızın doğum günlerinizi kutlar mübarek olsun dilerim herkeze allahın selamını iletiyorum sevgili değerli Okurlar bu kitaplar bi kitap amerikadaki AHMED HULİSİ adına indi kitabın ismi İNSAN BEYYNİ İLİM VE BİLİM IŞIĞINDA AHMED HULİSİ ADI YAZIYOR kırmızı Bİ KİTAP KİTAPIN İÇİNDE 120 gün sonra beyyin ölümün olcak diyor adam sigaraya öyle bi bağlanmışki bırakamıyor diyor sen elektironik beyinsin sen insan olan bir robotsun nefsime uydum yazıyor kitabın şifresi 387526 furkan cıkıyor telefon tuş takımınıza bakınız tüm kainattaki insanlar hayvanlar sayıp sayamıcamız evrendekiler! allah din ceza hikmet ilim bilim şerif ve yeni bi kuranı kerim vede hüküm af ve ceza kitapları indirdi hata size kurandan söyliyim allahın birinci delili olsun hem sana hemde senden önceki indirdiklerimize iman ederler / furkan süresinin girişinde kısacası 1/ayetinde furkan'ı tüm alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) ne yücedir ' 2.cisi furkan süresinin 77.inci ayetinde de demekki inanmadınız cekin azabı diyor bana inanmıyolar ben cok tebliğlik görevimi yaptım ve vefat edene kadarda dinimize hizmet edicem bakın o kitaplara inanmamalarından dolayı başımıza gelenleri bilip görüyoruz yaşıyoruz inşallah kainatca iyi gideriz allahın indirdi kitapları ben başbakanlığa yoladım size tatbin edicem yurt içi kargo gönderi kodu 102672825530 seri sıra no C105547 şuhan kitaplar cumhurbaşkanında acilen ahmed hulisi amcaya haber ucurmamız gerek bismillahirrahmanirrahim Allahu teala hikmet sel bi kitap indirmiştir bu kitabın ismi insan beyyni ilim ve bilim ışığın da kırmızı bi kitap üstünde AHMET HULİSİ YAZIyor ramazanın 11 de bu kitabı anannemin şehremindeki evin vitrinin üstünde buldum kitabın indirilmesi ve için dekiler tamamiyen allahımızın sözleri ve kendi yazmasıdır. kitabın iceriyinden biraz bahsediyim birincisi kırmızı hayvan derisinden yapılmış indirilen bütün kitapları allahımız 3 asırda yazmış 120gün sonra beyin ölümün gercekleşcek diyor nefsime uydum yazıyor sen elektronik beyinsin diyor insan olan bir robotsun diyor kitabın şifresi 387526 her hangibi telefonun tuş takımından bakın furkan cıkıyor şifre bu kitap yüce kitabımız Kur'an'ı kerim de iki ordunun birbiriyle carpıştı furkan günü bedir savaşı günü kulumuza indirdiklerimize inanın diyor allahu tealamız kainatın resulullahın doğum günü peygamberimize allah peygamberlerin sonuncusu diyo bakın kuran-kerim dikkat çekiyor sonu demiyo sonuncusu diyor sonu deseydi bitmiş bidaha uyarıcıda resul de nebi de peygamberde gelmicek demektir sonuncusu diyo nediyo kuran kerim de isteseydik her kavime köye bi uyarıcı gönderirdik madem biz seni sectik evet iki cihanada peygamberimiz için yaratılmıştır nediyo kuranda allah hanginizin daha güzel amel işlicek diye ölümü hayatı yaratım diyor bakın allahın yaratı hiristiyan ve yavudiler kısacası allahımızın yaratı insanlar allah son peygamberi tüm islam alemine diyil her kavmin peygamberi her alem icin yaratmıştır bakın bunu biyerden sizlere kanıtlıcam furkan süresi 1/ayetinde kuluna tüm alemlere bi uyarıcı olsun diye furkanı kuluna indiren Allah'ın Şanı ne yücedir diyor kuranı kerim alak süresinde insanı (embiyodan)kan pıhtısından yaratan diyor kuran allah bize cok şey öğrenin aklınızı kulanın diyor allah akıl vermiş bi cok kisiye ama onlar aklını kulanmaz diyor mavi bi kitapta sen ananın karnında yedi maddeden dolayı zehirlenip şuursuz doğdun için biz seni sectik diyor allah önceki kavimlerin peygamberlerine bana ve tüm kainata indirmiş oldu kitapları zamanı gelince duyurucak... bu yazıda hepimize delil olucak ben allahımı seviyorum allahın ve insanın allahı allahında insanı sevmesi banbaşka bişey allahın sevip yarattı sevmeyipte gene yaratmasında da büyük bişey çünkü her insan dünyada birkezde olsa iylik yapmıştır . bana allah annannem hastandedeyken cıkış kapısına giden yolda böyle söyledi demeki o iyliği karşılında allah yaratıp seviyo insan doğa üstü bir varlık insan tüm canlı ve cansız için (çalışıyor).bunun bilmeniz gerek rahman olan allahta bizler için yaratıyor bu kitapları indirme nedeni yapmamız ve yaşadıklarımız ve yaşayacağımız mavi galaksimiz de olucak olan olaylar karşımıza çıkıyor bu kitapları sayın T.C cumhurbaşkanımıza allahu teala tarafından yoladım yolamadan önce başımda cok olaylar gecti 71+5 gün de okumuşlum var temel bilgiler kitabını toplam 76 gün hikayem sürüyor 16.09.2013 pazartesi tarihinde başbakanlığa yoladım sayın cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğanımıza 2013 yılında başbakan dı şimdi ise dünyanın konuştu başkan oldu ... bizim milletimiz daima diri daima şafaklanan ay yıldızlı bayramız var bu ülke herşeye değer o büyük Allahımız böyle bir müslüman olan coğrafiyemizin bin kaç kıtalı türkiyemize kitaplar indirmiştir ... bu kitaplar gün yüzüne cıkıcak ozaman bu yazıyı delil olarak kulanın ... hocam acı sesizlikten cıkma vakti geldi ALLAH kitaplar indirmiştir 2013 yılında şuhan da T.C cumhurbaşkanındadır. 16.09.2013 pazartesi tarihin de allahu teala tarafından YURT içi kargoyla gönderildi kodu 102672825530 seri sıra no C105547 17.09.2013 salı günüde funda cetin erdiye bi bayan teslim almış sayın recep tayyip erdoğanımıza kitaplar usp flaş belek allahın yeni indirdi kuranı kerim filim cd leri kitaptan cıkardım ilimler bilimler hikmetler hepsi 2 poşet yoladım siyah bi poşettir üstünde allahu teala araştırmanızı istiyor yazan kargo poşeti olan içinde bi cok kitaplar var benim büyük bi hikayem var ben kuranı kerimdeki furkan süresin deki furkanım https://www.youtube.com/watch?v=dwN3zQKy0i8 rabbimden vahy alarak size bu mesajı yazıyorum adım furkan can topaloğlu t.c nom 16775737812 allahın kitaplarını başlama noktası zaman ve biz mavi bi kitaptan başlayın kitap faturası saygı değer nihat hatipoğlu hocamızdadır ramazan da bi güvenlik müdürü tarafından ona yoladım allah sultanahmet meydanına göndermişti 2016 yılının ramazan ayında ''Allahu tealamız gecmişe dayanarak bi konu arz etmek istiyo önceki Yıllar da bugünün geleceyini düşündü için 10.07.2013 ramazanı şerifi mübarek ramazan gününde kitaplar indirmiştir indirdi kitapları t.c sayın cumhurbaşkanı recep tayyip ERDOĞANA allahu teala tarafından yurt ici kargoyla gönderilmiştir 16.09.2013 tarihinde çapa da yurt ici kargo şubesinden 17.09.2013 salı sabahı başbakanlıktaki funda cetin ER adlı bi bayan teslim almış allah bu kitapları ramazanı şerif yani kısacası ramazanda indirdi 2013 yılı allahımız bu ki
  • Allah'ın Kur'an'da bildirdiği mümin özelliklerinin belli başlılarını şöyle maddeleştirebiliriz:

    • Müminler ancak Allah'a kulluk ederler. O'ndan başka zihinlerinde ilahlaştırdıkları hiçbir varlık yoktur. (Fatiha, 1/1-7; Nisa, 4/36)

    • Allah'tan korkup-sakınırlar. Allah'ın yasakladığı veya rızasına aykırı olan bir şeyi yapmaktan çok çekinirler. (Âl-i İmran, 3/102; Yasin, 36/11; Tegabün, 64/15-16; Zümer, 39/23)

    • Yalnızca Allah'a güvenirler. (Bakara, 2/249; Tevbe, 9/25-26)

    • Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. (Ahzab, 33/39)

    • Allah'a şükrederler. Bu nedenle ekonomik yönden darlıkta ya da bollukta olmaları onlara herhangi bir üzüntü ya da böbürlenme vermez. (Bakara, 2/172; İsra, 17/3; İbrahim, 14/7)

    • Kesin bilgiyle iman etmişlerdir. Allah'ın rızasını kazanmaktan dönmek gibi bir düşünceye asla kapılmazlar. Her gün daha şevkli ve heyecanlı biçimde hizmetlerini sürdürürler. (Hucurat, 49/15; Bakara, 2/4)

    • Kur'an'a kuvvetle bağlıdırlar. Tüm hareketlerini Kur'an'a göre düzenlerler. Kur'an'a göre yanlış olduğunu gördükleri bir tavırdan hemen vazgeçerler. (A'raf, 7/170; Maide, 5/49; Bakara, 2/121)

    • Sürekli Allah'ı anarlar. Allah'ın her şeyi gören ve işiten olduğunu bilir, sürekli Allah'ın sonsuz kudretini hatırda tutarlar. (Âl-i İmran, 3/191; Rad, 13/28; Nur, 24/37; A'raf, 7/205; Ankebut, 29/45)

    • Allah karşısında acizliklerini bilirler. Mütevazidirler. (Ancak bu, insanlara karşı aciz görünmek ve ezik tavırlar sergilemek demek değildir.) (Bakara, 2/286; A'raf, 7/188)

    • Her şeyin Allah'tan olduğunu bilirler. Bu nedenle hiçbir olay karşısında telaşa kapılmaz, her zaman serinkanlı ve tevekküllü davranırlar. (Tevbe, 9/51; Teğabün, 64/11; Yunus, 10/49; Hadid, 57/22)

    • Ahirete yönelmişler, asıl hedef olarak ahireti belirlemişlerdir. Ancak dünya nimetlerinden de faydalanır, dünyada da cennet ortamının bir benzerini oluşturmaya çalışırlar. (Nisa, 4/74; Sad, 38/46; A'raf, 7/31-32)

    • Sadece Allah'ı ve müminleri dost ve sırdaş edinirler. (Maide, 5/55-56; Mücadele, 58/22)

    • Akıl sahibidirler. Her an ibadet bilincinde olduklarından sürekli dikkatli ve uyanıktırlar. Devamlı olarak müminlerin ve dinin lehine akılcı hizmetler yaparlar. (Mümin, 40/54; Zümer, 39/18)

    • Tüm güçleriyle Allah adına inkarcılara, özellikle inkarcıların önde gelenlerine karşı büyük bir fikri mücadele verirler. Hiç yılmadan ve gevşemeden mücadelelerini sürdürürler. (Enfal, 8/39; Hac, 22/78; Hucurat, 49/15; Tevbe, 9/12)

    • Hakkı söylemekten çekinmezler. İnsanlardan çekindiklerinden dolayı gerçeği açıklamaktan geri kalmazlar. İnkar edenlerin haklarında söylediklerine, alay ve saldırılarına aldırmazlar, kınayıcıların kınamasından korkmazlar. (Maide, 5/54, 67; A'raf, 7/2)

    • Allah'ın dinini tebliğ etmek. Çeşitli biçimlerde insanları Allah'ın dinine davet ederler. (Nuh, 71/5-9)

    • Baskıcı değillerdir. Merhametli ve yumuşak huyludurlar. (Nahl, 16/125; Tevbe, 9/128; Hud, 11/75)

    • Öfkelerine kapılmazlar, hoşgörülü ve bağışlayıcıdırlar. (Âl-i İmran, 3/134; A'raf, 7/199; Şura, 42/40-43)

    • Güvenilir insanlardır. Son derece güçlü bir kişilik sergiler, etraflarına da güven telkin ederler. (Duhan, 44/17-18; Tekvir, 81/19-21; Maide, 5/12; Nahl, 16/120)

    • Baskı ve zulüm görürler. (Şuara, 26/49, 167; Ankebut, 29/24; Yasin, 36/18; İbrahim, 14/6; Neml, 27/49, 56; Hud, 11/91)

    • Zorluklara katlanırlar. (Ankebut, 29/2-3; Bakara, 2/156, 214; Âl-i İmran, 3/142, 146, 195; Ahzap, 33/48; Muhammed, 47/31; Enam, 6/34)

    • Zulümden ve öldürülmekten korkmazlar. (Tevbe, 9/111; Âl-i İmran, 3/156-158, 169-171, 173; Şuara, 26/49-50; Saffat, 37/97-99; Nisa, 4/74)

    • İnkarcıların saldırı ve tuzaklarıyla karşılaşır, alaya alınırlar. (Bakara, 2/14, 212)

    • Allah'ın koruması altındadırlar. Aleyhlerinde kurulan tüm tuzaklar boşa çıkar. Allah, onları tüm iftira ve tuzaklara karşı koruyarak, onları üstün kılar. (Âl-i İmran, 3/110-111, 120; İbrahim, 14/46; Enfal, 8/30; Nahl, 16/26; Yusuf, 12/34; Hac, 22/38; Maide, 5/42, 105; Nisa, 4/141)

    • İnkarcılara karşı tedbirlidirler. (Nisa, 4/71, 102; Yusuf, 12/67)

    • Şeytanı ve yandaşlarını düşman edinmişlerdir.(Fatır, 35/6; Zuhruf, 43/62; Mümtehine, 60/1; Nisa, 4/101; Maide, 5/82)

    • Münafıklara karşı mücadele eder, münafık karakterlilerle birlikte olmazlar. (Tevbe, 9/83, 95, 123)

    • İnkarcıların zorbalıklarına engel olurlar. (Ahzab, 33/60-62; Haşr, 59/6; Tevbe, 9/14-15, 52)

    • Birbirlerine danışarak (istişare ile) hareket ederler. (Şura, 42/38)

    • İman etmeyenlerin gösterişli yaşantısına özenmezler. (Kehf, 18/28; Tevbe, 9/55; Taha, 20/131)

    • Zenginlik ve mevkiden etkilenmezler. (Hac, 22/41; Kasas, 28/79-80; Nahl, 16/123)

    • İbadetlere titizlik gösterir, namaz, oruç ve benzeri ibadetleri dikkatle yerine getirirler. (Bakara, 2/238; Enfal, 8/3; Müminun, 23/1-2)

    • Çoğunluğa değil, Allah'ın verdiği kıstaslara uyarlar.(Enam, 6/116)

    • Allah'a yakınlaşmak, örnek bir mümin olmak için gayret sarfederler. (Maide, 5/35; Fatır, 35/32; Vakıa, 56/10-14; Furkan, 25/74)

    • Şeytanın etkisine girmezler. (A'raf, 7/201; Hicr, 15/39-42; Nahl, 16/98-99)

    • Atalarına körü körüne uymazlar. Kur'an'a göre hareket ederler. (İbrahim, 14/10; Hud, 11/62, 109)

    • İsraftan kaçınırlar. (Enam, 6/141; Furkan, 25/67)

    • İffetli davranırlar ve Allah'ın istediği şekilde evlenirler. (Müminun, 23/5-6; Nur, 24/3, 26, 30; Bakara, 2/221; Maide, 5/5; Mümtehine, 60/10)

    • Dinde aşırılığa kaçmazlar. (Bakara, 2/143; Nisa, 4/171)

    • Fedakardırlar. (İnsan, 76/8; Âl-i İmran, 3/92, 134; Tevbe, 9/92)

    • Temizliğe dikkat ederler. (Bakara, 2/125, 168; Müddessir, 74/1-5)

    • Müminlerin arkasından konuşmaz, kusurlarını araştırmazlar. (Hucurat, 49/12)

    • Haset etmekten kaçınırlar. (Nisa, 4/128)

    • Allah'tan bağışlanma dileyenlerdir. (Bakara, 2/286; Âl-i İmran, 3/16-17, 147, 193; Haşr, 59/10; Nuh, 71/28)
  • 71 syf.
    ·1 günde·6/10
    ​İncelemiş olduğum kitabı, Okuma Üzerine; 72 sayfadan oluşan, bölümler halinde olmayan ve deneme türünde yazılmış bir kitap. Kitabın ilk 25 sayfası yazarın çocukluğundaki okumalarını, okumaya olan tutkusunu ve okuma ortamını göstermesi bakımından oldukça önem arz etmekte. Küçük yaşlarda başlayan okuma serüveninde, bu arzusunu ve onu olumsuz etkileyen dış faktörleri üstün gözlem yeteneğiyle uzun uzun ve ustaca tasvir ediyor. Ayrıntılara inmek söz konusu olduğunda, bazen ayrıntılarda boğulmak tehlikesinin yakınlarında gezdiğini söylemek de yanlış olmaz. Bir cümleyi bazen tekrar tekrar okumanızı, algılayabilmenizi gerektirecek kadar yoğun bir anlatıma sahip Marcel Proust. İnce bir kitap olmasına rağmen içerisindeki cümleleri anlayabilmek ve yorumlayabilmek, 200 sayfalık bir kitabı okuduğum zamanla eşdeğerdi neredeyse. Başka bir ifadeyle beyin mesaisi yaptığımı da söyleyebilirim. Yazar, benim de merak ettiğim soruları soruyor ve cevaplarını da genellikle alıntılar yaparak veriyor: Okumak nedir? Niçin okumalıyız? Hangi kitaplar bizlere neyi hissettirir? Yazar kime denir? Ve belki de en önemlisi, nasıl okumalıyız, okumanın evrene, insana ve insanlığa kattığı şey nedir? Bunun çok fazla cevabı var fakat burada Marcel Proust’un da kitap üzerinde durduğu iki önemli noktaya değinmek yararlı olur:
    • Zihni en görgülü haline kavuşturması.
    • Tinsel hayata kapı açması
    ​Kitabın kapağını biraz daha aralayıp Proust’un okuma üzerine düşüncelerine geçelim. Kitabın uzunca bir kısmında, 7 ile 24. sayfaları arasında, anlattığı çocukluk zamanındaki okuma ortamı, bizlere aristokratik bir aileden geldiğini sezdirebiliyor. Yemek hakkında birkaç sayfa sürecek kadar yazıyor. Yemek yemenin onu, okumadan alıkoyduğunu, bir an önce bitmesini istediğini anlatarak, okumaya adeta aşkla bağlı olduğunu bize, en azından bana hissettiriyor. “Okumaya, ne yazık ki son verecek olan yemeğe hâlâ iki büyük saat vardı.” (s. 9). “Bazıları daha fazla beklemeden, masaya, önceden otururdu. Bu bir felaketti çünkü bu davranış sonradan gelenlere çoktan öğle olduğunu düşündürtecek ve ailemi, ‘Hadi, kapa kitabını, yemek yiyeceğiz.’ gibi öldürücü sözleri söylemeye yöneltecek kötü bir örnekti.” (s.10). ​
    Odasını, odasının penceresinden gördüklerini ve sokağı da uzunca tasvir eder. Odasını hiç beğenmez ve niçin beğenmediğini anlattığı, 14 – 20. sayfalar arasındaki detaylarla şaşkınlığa uğrayabilirsiniz. Betimleme nasıl yapılır sorusunu hiç sormaz ya da yanıt aramaz ama siz, kitap boyunca bunun nasıl yapılabileceğini, size sıradan gelebilecek, hiç dikkatinizi bile celp etmeyecek şeylerin nasıl sıra dışı bir anlatımla okuyucuya sunulabileceğini görürsünüz. Kendi söylemiyle, okumadan söz etmek isterken, kitaplardan başka her şeyden söz etmiştir, çünkü okumaları sırasında kendisiyle konuşanlar kitaplar değildir ve ekler: “Ama belki okumaların bende birbiri ardına bıraktığı hatıralar benim okurumda da uyanacaktır, bu çiçekli ve sapa yollarda zaman kaybetse de okuma adı verilen özgün psikolojik edim, zihinde yavaş yavaş yeniden yaratılacak ve böylece benim belirtmem gereken kimi düşünceleri kendine aitmiş gibi izleyebilecek güce sahip olacaktır.” (s. 27).
    Proust’a göre okuma saati, seçilmiş bir saat değildir. Evine biraz uzaktaki parkın yeşilliğinde derin bir sessizliğin yaşandığı ortamda da olabilir bu, evdekiler uyur uyumaz yaktığı mumun ışığında da okumaya kendini bırakabilir.
    ​Çocukluğundaki okumaların tasviri 25. sayfada verilen ilk gençlik yıllarındaki fotoğrafla son bulur ve artık okuma üzerine düşüncelerini alıntılar üzerinden anlatmaya başlar. İlk atıf Ruskin’edir. Ruskin’in, Kralların Hazinesi kitabında ileri sürülen düşünceyi özetleyecek cümleyi Descartes’in sözüyle verir: “Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir.” ve Descartes’in bu sözü üzerinden Ruskin’i eleştirir: “Fransız filozofun zaten biraz kuru bu düşüncesini belki Ruskin bilmiyordu ama görkemleriyle en sevdiği ressamın peyzajlarını aydınlatan sisleri andıran İngiliz sislerinin eriyip, Apollonvari bir altına karıştığı konuşmasının her yerinde karşılaşılan şey gerçekte bu düşüncedir.(…) Okuma, insanların en bilgesiyle bile olsa bir konuşmaya indirgenemez; bir kitapla dost arasındaki asıl farklılık, bilgeliklerinin büyüklüğündeki farklılık değil, onlarla iletişim kurma biçimidir; okuma, konuşmanın tersine, yalnızlığımızı sürdürürken yani yalnızken sahip olunan ve konuşunca çabucak dağılan entelektüel güçten yararlanmaya devam ederek, esinlere açık olmaya ve zekânın kendi kendisi üzerindeki çalışmasını bütünüyle verimli kılmaya devam ederek, her birimizin önceden iletilmiş bir başka düşünceyi iletmesidir.” (s.29-30). Bu durumun, okuma düşüncesinin kaynağına kadar gitmekle mümkün olabileceğini ve okuma işlevinin sınırlarının da onun özel niteliklerinin doğası ile ilgili olduğunu söyler sonrasında. Proust’a göre bu özel niteliklerin neler olduğunu bulmak amacıyla çocukluktaki okumalara inilmelidir. Yani çocukluk zamanındaki okumalarını bu kadar derin olarak anlatmasının nedeni, sonrasında sorduğu soruya önceden cevap vermek içindir.
    Okumayı nasıl tanımladığını daha önceden alıntıladığım bölümden hareketle özetlersek “Kişinin yalnızken önceden belli olan bir düşünceyi, müdahalesiz ve esinlere tamamen açık olarak, kendi zekâ sınırları içinde algılama süreci” şeklinde niteler. Yazarın bilgeliğinin bittiği yerde okurun bilgeliğinin başlayacağını savunur 34. sayfada da.
    ​Kitaplar bizlere rehberlik etmelidir ama edemez bazısı da. Hani derler ya “Bana balık verme, tutmasını öğret.” aynı o misâl… Proust buna da parmak basıyor ve okumanın tinsel hayatın eşiği olabileceğini, oradaki yolu göstereceğini ama yolu oluşturmayacağını vurguluyor. Yine de tinsel çöküntülerin patolojik denebilecek bazı durumlarındaki insanlar için okumanın bir tür iyileştirici bir disiplin olduğunu belirtir. Böyle durumlarda kitapların bazı sinir hastalıkları için ruhsal tedavilerine benzer rol oynadıklarını ifade eder.
    ​Kitapların gerçek dostlarımız olduğunu, bireyler arasındaki dostluğun geçici ve samimiyetsiz, okuma ile kurulan dostluğun ise kalıcı ve daha samimi olduğunun altını çizer: “Hiç kuşkusuz, dostluk, bireyler arasındaki dostluk hava cıvadır ve okuma bir dostluk biçimidir. Ama en azından dostluğun samimî bir biçimidir ve bir ölüye, olmayan birine yönelik olması ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir. Dahası o, öteki bütün dostluk biçimlerini çirkinleştiren her şeyden bağımsız bir dostluktur. (…) Kitaplarda sahte sevimlilik yoktur. Geceyi bu dostlarla geçiriyorsak gerçekten istediğimiz içindir. Moliere’in söylediğine tam tuhaf bulduğumuz ölçüde güleriz; bizi sıktığında sıkılmış görünmekten korkmayız ve onunla birlikte olmaktan gına geldiğinde ne dehası ne de ünü onu aniden yerine koymaktan bizi alıkoyamaz. Bu katışıksız dostluğun atmosferi, sözden daha katışıksız olan sessizliktir. Çünkü başkaları için konuşuruz ama kendimiz için susarız. Bu yüzden sessizlik, konuşmadan farklı olarak, eksiklerimizin, yapmacık davranışlarımızın izini taşımaz. O katışıksızdır, o gerçek bir atmosferdir.” (s. 48 -49). Proust gibi düşünenlerin az olmadığı kanısındayım. Bazen insan ilişkilerimizde sahte dostluklar kurabiliyoruz, “Şöyle söylersem şunu düşünür mü, böyle yaparsam yanlış anlar mı, sırf o istediği için görüşmemiz gerekiyor ama ben istemiyorum, söylesem kırılır mı vs.” gibi iç sesler eksik olmaz kimi zaman fakat kitap öyle mi? Hiçbir zorunluluğumuz yokken sevdiğimiz için okuruz, o an daha fazla okumak istemiyorsak yerine koyar sonra okuruz, anlatılanlar bizim fikirlerimizle çelişiyorsa tartışırız, eleştiririz, tüm bunlara rağmen kafamızda şöyle bir soru olmaz: “Bu yaptıklarıma ve söylediklerime kırılmadın umarım.” Kalıplaşmış bir ifadeyle, kitaplar bizim gerçek dostlarımızdır.
    ​Zihnin en görgülü hâli… İfadenin büyüsünü hissedebiliyorsunuz, öyle değil mi? Zihnin en görgülü hâli nasıl oluşur? Elbette sadece okuma ve bilme yoluyla… Duyarlığımızın ve zekâmızın gücünü ancak kendi içimizde, ruhsal yaşamımızın derinliklerinde geliştirebileceğimizin farkında mıyız?
    ​Büyük yazarlar neleri, niçin okur? Onların tercihinin antik çağ yazarlarına yönelik olduğunu söyleyerek edebiyatın ağır toplarını, topa tutar: “Kendi çağdaşlarına pek "romantik" gelenler bile klasiklerden başka pek bir şey okumuyordu. Victor Hugo söyleşilerinde okuduğu kitaplardan söz ettiğinde, sık sık geçen adlar Moliere, Horatius, Ovidius ve Regnard'ın adlarıdır. Yazarların en az kitabı olanı ve eseri tamamıyla modernliğin ve yaşamın içinde olduğundan bütün klasik mirası reddetmiş görünen Alphonse Daudet, durmadan Pascal'ı, Montaigne'i, Diderot'yu ve Tacitus'u okur, alıntılar ve konu ederdi. Hatta belki klasik ve romantik arasındaki neredeyse yarı yarıya yorumdan oluşan ayrımı yenileyerek şunu da diyebiliriz ki, romantik olan okurlardır (akıllı okurlar, elbette), oysaki ustalar (hatta romantik denen ustalar, romantik okurların gözde ustaları) klasiktir. Bunlar, artık yaşamayan geleneklerin ya da hissediş biçimlerinin hatırasını koruyan yürürlükten kalkmış dillerin bütün güzel biçimlerini, bugünkü hiçbir şeyi andırmayan ve zamanın, üzerlerinden geçerken, hâlâ renklerini güzelleştiren tek şey olabildiği, süregelmekte ısrar eden geçmiş izlerini içerir.” (s. 53- 55). Buna karşılık, klasiklerin en iyi yorumcuları “romantikler” dir. Gerçekten de sadece romantikler klasik eserleri okumayı bilir, çünkü onları yazıldıkları gibi, romantik olarak okurlar. Rastlantı sonucu en güzel kitapların eski yazarlar tarafından yazıldığını varsayarlar ve bu hiç kuşkusuz olabilir. Çünkü okuduğumuz eski kitaplar, çağımıza oranla çok geniş olan geçmişin bütününden seçilmiştir.
    Okuma Üzerine, bizlere sunduğu farklı bakış açıları, okumaya yeni bir soluk getirmesi, özgünlüğü, çarpıcı tespitleri, büyük düşünürlerin okumalarını dile getirmesi yönüyle bu konuda yazılmış önemli bir yapıt. Bu kitabı özellikle kitap kurtlarının, okumayı yaşamlarının içine yerleştirmiş kişilerin ve okumaya profesyonelce yaklaşanların okumasını tavsiye ederim, şayet kitap okumaya yeni başlayan birisi için başka bir kitap okumak istememesine neden olabilecek kadar derin anlatımlı olduğunu da daha önce ifade etmiştim.