Tanıdık geldi...
Erkekler silah altına alındığı için, Alman sanayii 1942'den itibaren erkek iş gücü sıkıntısı çekmeye başladı. Naziler, "ırkın geleceğini sağlamak" üzere öncelikle annelik görevlerini yerine getirmek zorunda olan kadınlara başvurmayı reddediyorlardı.

TÜSİAD - Tarih 2002

* Yazar Robert P. Murphy, 1976 doğumlu olup Avusturya Okulu ekolünden bir ekonomisttir.
* Bu kitabı 2002'de yayınlanmıştır ve iki makalenin derlemesidir.
* İçeriğinin detayına fazlaca girip savunma ya da tartışma yapmak istemiyorum; genel hatlarıyla iki makaleden ilki hukuk sisteminin özel sektörle yönetilebileceği ve bu şekilde çok daha adil ve caydırıcı olacağını savunur. İkinci makalede ise güvenlik sisteminin, yani devlet ordularının-savaşların vb., yine özel sektörle sağlanabileceğini savunur.
*Kitapta güvenlik ile ilgili olan kısmı daha önce başka kitaplarda görmüş ve incelemiştim. Özel sektöre bağlı hukuk fikrini ilk kez okudum. Fakat bu liberteryen kültürde tartışılan bir konuymuş.
* Yazarın kitapta yaptığı bir güzellik ise muhtemel temel eleştirileri kendi kendine sormuş ve cevaplarını da peşinen yazmış olmasıdır.
* Kısacası bu kitap, yeni başlayanlar için güzel bir özet niteliğinde, çok da ince, bir kitaptır. Tam puanlık tavsiye ederim.

"Road to Perdition(2002)"
Bu, bizim seçtiğimiz ve bizim yönettiğimiz hayat; ve sadece bir şeyin garantisi var. Hiçbirimiz cenneti görmeyeceğiz.

A Beatiful Mind (2002)
''Hayatta hiçbir şeyden kesinlikle emin olamazsın, hayatta emin olman gereken tek şey bu.''

''Dersler aklınızı köreltir, içinizdeki gerçek yaratıcılığa olan potansiyelinizi yok eder."

''Yorum yapmak, olayı sadece kenardan izleyenlerin lüksüdür''

''Mutlu olmak her şeyin yolunda olması demek değildir. Mutlu olmak görmezden gelme konusunda ustalaşmak demek.''

The Pianist (2002) Filminden,
“İnsanların öldüğü hiçbir dava haklı değildir…''

''Sanki çok ömrümüz varmış gibi, beklemeyi öğretiyor bize hayat.''

"Bizi yaralarsanız kanamaz mıyız?
Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?

Ve bize karşı yanlış davranırsanız,
intikam almaz mıyız?''

– Lütfen ateş etmeyin, ben Polonyalıyım.
+ Neden o zaman o lanet olası Alman paltosunu giyiyorsun ?
– Üşüyorum.

Şu hormonlu gıdalar yüzünden yeni nesil 3 günde serada yetişen domatese döndü çoçuğa abi diyorum 2002 li çıkıyor

Döngüsel, Daha'yı inceledi.
21 May 09:09 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hakan Günday Daha kitabı, yazarın Doğan Kitap tarafından yayınlanan sekizinci kitabıdır. 2000 yılında yayınlanan Kinyas ve Kayra kitabıyla adından söz ettiren yazar, 2002 yılında Zargana, 2003 yılında Piç, 2005 yılında Malafa, 2007 yılında Azil, 2009 yılında Ziyan ve 2011 yılında Az kitaplarını yazmıştır. İlk baskısı 2013 yılında yapılan Daha romanı 417 sayfadır. Eleştirmenlerce yazdıklarının türü yer altı edebiyatı olarak kabul edilse de, yazar kendini herhangi bir türe sığdırmayı kabul etmiyor.

Hakan Günday Daha kitabı, Arthur Rimbaud’dan bir alıntıyla başlıyor: “Dayanılmaz olan tek şey, hiçbir şeyin dayanılmaz olmamasıdır” diyor Rimbaud. Bu cümleyi anlamaya vakit bulamadan kendimizi Gaza’nın hazmedilmesi zor yaşamının içinde buluyoruz.

İlk bölüm: Sfumato

Kitap, her biri Rönesans dönemindeki resim tekniklerinin biriyle isimlendirilen 4 temel bölümden oluşuyor. Bu bölümlerle, romanın kahramanı Gaza’nın ruh hali arasında bir bağlantı kuruluyor. İlk bölüm olan Sfumato bir tür gölgelendirme tekniği olup aydınlıktan karanlığa geçişi ifade etmek için kullanılır. Bu bölümde, Gaza’nın Afganistan’dan Avrupa’ya kaçak göçmen taşıyan babasıyla ilişkileri anlatılıyor. Gaza’nın annesi onu doğururken ölmüştür ve Gaza, daha doğduğu anda hayatın karanlık yüzüyle karşılaşmıştır. Kitaba ismini veren Daha, göçmenlerin bildiği tek kelimedir. Ayrıca Gaza’nın babasının isminin tersten okunuşudur: Ahad.
İkinci bölüm: Cangiante

İkinci bölüme ismini veren Cangiante; gölgelendirme yapılırken renklerin daha açığının ya da daha koyusunun oluşturulamadığı durumlarda başka bir renge geçmeyi ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Bu bölümde Gaza, babasına annesiyle ilgili sorular sorar, fakat bu sırada babasının kullandığı göçmen dolu kamyon kaza yapar. Kitabın beni en çok etkileyen bölümlerinden biri de bu kazadır. Gaza, cesetlerle dolu bir çukurda günlerce kalmak zorunda kalır. Hayatta kalmak için verdiği mücadelede deliliğin sınırlarını zorlar.
Üçüncü bölüm: Chiaroscuro

Chiaroscuro, ışıkla karanlığın zıtlığını vurgular ve birbirlerinden keskin bir şekilde ayrılmalarını ifade eder. Kaza sonrası geçirdiği travma nedeniyle akıl hastanesine yatırılan Gaza, insanlara dokunma konusunda ciddi sorunlar yaşar. Kalabalık içine çıkamaz, eldiven olmadan biriyle el sıkışamaz.
Dördüncü bölüm: Unione

Unione, renklerin buharlaşarak birbirine karışmasını ifade eder. Sfumato’dan farklı olarak Unione’da renkler canlı ve parlaktır. Çocukluğunu yaşamadan bir göçmen tacirine dönüşen Gaza, Afganistan yolculuğunda insanları linç etmeye başlar, daha sonra ise içindeki suçluluk duygusundan arınmak için ölüme gider.
Hakan Günday Daha Kitabı İncelemesi

Gaza, kitabın kahramanı, 9 yaşında. Ve bu yaşta hayata dair öğrenmemesi gereken ne varsa hepsini yaşamış. Çok erken bir yaşta atılmış hayata, çok zeki bir çocuk. İnsan kaçakçılığı yapan babasının yanında çalışan bir çırak o.

Gaza, her şeyden nefret ediyor. İnsanı öldürenin, yaşadığı koşullar değil sadece kendisi olduğunu söylüyor. Göçmenlerden, göçmenlerin depoda tükettikleri hayattan, hayatta kalabilmek adına içlerindeki en güzel kızı yem olarak Gaza’ya sunmalarından, her şeyden nefret ediyor. Ve babasından, ona benzemekten deli gibi korktuğu babasından, en çok önemsenmek istediği kişi olan babasından nefret ediyor.

Hakan Günday’ın duygulara bu kadar yoğun temas edebilmesi, özellikle nefreti, acıyı, kini, mutsuzluğu bu kadar derinden hissettirebilmesi, beni kitaplarına bağlayan başlıca özellik. Kimi yorumcular bunu abarttıp süslü ifadelerle popülerleştirmeye çalıştığını iddia etse de bu, onu itici olmaktan ziyade daha da okunabilir kılıyor.

Keyifli okumalar.

Tuco Herrera, bir alıntı ekledi.
 19 May 14:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

GDO lu Pirinç...
Hindistan üreticisi sürüklendiği ekonomik bataklıktan kurtulamadı. Böylece, 2002-2007 arasında her 30 dakikada bir intihar yaşanmaya başlandı! Ölüm sebepleri kayıtlara "karın ağrısı" diye geçirildi .
Sadece Hindistan mı?
Sadece -bugün büyük protestoların yaşandığı- Filipinler mi?
Rockefeller Asya'nın beslenme zincirini darmadağın etti.Yine de ... Yönetim biçimleri, kültürleri farklı olsa da çoğu ülke Rockefeller yolundan yürüdü. Örneğin ...

- İran'da Tarımsal Biyoteknoloji Araştırma Enstitüsü'nün geliştirdiği haşerelere dirençli GDO'lu pirinç çeşidi 2004 yılında tarımsal üretime sunuldu. İran sadece 2005 ve 2006 yıllarında 20 bin hektarlık arazide ticari amaçlı GDO'lu pirinç üretti.

- Japonya, Ulusal Agrobiyoloji Bilimleri Enstitüsü'nün geliştirdiği besin içeriğini zenginleştirmeyi amaçlayan GDO'lu pirinç çeşidine 2007 yılında patent aldı.

- Çin, Huazhong Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği haşerelere dirençli GDO'lu iki pirinç çeşidiyle 2009 yılında üretime başladı.

TÜM BUNLARI DÜNYANIN BAŞINA BELA EDEN ABD İDİ...

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 69 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 69 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))

Ama zavallı ben, sadece hayallerimle yaşıyorum. Hayallerimi ayaklarının altına serdim. Yumuşak bas çünkü üstüne bastığın şey benim hayallerim.

| Equilibrium (İsyan), 2002 - Kurt Wimmer |

Insomnia (2002, film)
L.A.'den birini gönderdiklerini duyduğumda panikledim. Yerel polis için endişelenmiyordum, sonunda bağlantımı bulacaklardı. Ama onları idare edebilirdim. Onlar hiçbir katilin gözlerine bakmamıştı. Öldürmek insanı değiştiriyor. Bunu biliyorsun. Sorun suçluluk değil. Bunu yapmayı hiç istememiştim. Bir tür farkında oluş. Yaşam bu kadar önemliyken nasıl böyle kırılgan olabilir?