Hani bazen bir kitabı okurken nefesin kesilir.
Boğazına bir şey düğümlenir, her satırda bir parça kalırsın içinde yazanların.
Sinan Yağmur’un Kerbela kitabı da öyle bir kitap işte.
Öyle bir acı ki anlatılan, ne kelime yeter tarifine, ne de gözyaşı.
Bu kitap, sadece bir tarihi olayın anlatımı değil, bir insanlık sınavı, bir vicdan çığlığı, bir yürek mahkemesi.
Bu kitabı okurken Hz. Hüseyin’i sadece bir isim olarak değil, kalbimin tam orta yerine oturmuş bir yara gibi hissettim.
Kerbela çölünde bir çocuğun susuz çığlığını duyar gibi oldum.
Zeynep’in titreyen elleriyle ağabeyine sarılışını gördüm gözümde.
Yaşanmış bir ağıt gibi okudum her cümlesini.
Sanki ben de oradaydım; Hüseyin’in alnına değen okta yüreğim sarsıldı, Ali Asgar’ın susuzluğunda dilim kurudu.
Sinan Yağmur, bu kitabı sadece yazmamış. Bu kitabı yaşamış, ağlamış, diz çökmüş, secdede dua etmiş gibi…
Eğer bir kitap insanın içini yakabiliyorsa, işte o kitap gereğini yapmıştır.
Kerbela, benim için bir kitap olmanın çok ötesinde; bir yoldaş, bir dua, bir tokat.
Kalbimden geçeni söylüyorum: Bu kitabı okuduktan sonra hiçbir susuzluk aynı gelmez, hiçbir zulüm sessiz kalamaz.
Ve işte içime işleyen, hâlâ içimde yankılanan o alıntı:
“Zaman susmuştu… Güneş susmuştu… Kumlar susmuştu… Susmayan bir şey vardı: Bir anne yüreğiyle ağlayan Zeyneb’in feryadı… Ve gökten yere düşen bir hakikatin yankısı: ‘Ben Hüseyin’im, susmam! Zulme boyun eğmem!’”
…vesselam
Sibel Eraslan’ın okuduğum ikinci kitabı. Daha öncesinde
Siret-i Meryem kitabını okumuştum. Okuyalı uzun zaman olduğu için o kitabını çok fazla hatırlamamakla beraber sevdiğimi anımsıyorum. Lakin bu kitabında nedense biraz fazla boğuldum.
Öncelikle kesinlikle konusu ile ilgili yorum yapamam sonuçta Peygamber Efendimiz’in -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Ciğerpâresi Hz. Fatıma-tüz Zehra öncelikli olmakla beraber Ehli Beyt'ten bahsediyor. Benim sadece bunaldığım kısım konunun işlenişi ve yazım şekli.
Olaylar o kadar karışık ki bir hikayeden diğerine atlanıyor ve arada kopukluklar oluşuyor. Ayrıca gereksiz kelime tekrarları ve çok yoğun betimlemeler. Okurken gerçekten çok sıkıldım. Betimleme sanatını çok sevmeme rağmen üst üste ve tekrarlanan kelimelerle yapılması bir saatten sonra insanı bunaltıyor.
Kitabın sevdiğim kısımları yok mu, tabii ki var. Mesela kitaptaki şahısların başına gelen her bir olayın Peygamber Efendimiz’in -sallallahu aleyhi ve sellem- ya da Ehl-i Beyti’nin başına gelen hadis(e)lere gönderme yapılması gayet güzel ve eğitici olmuş.
(Kitabı okurken hep aklıma
Kerbela kitabı geldi (6 yıl önce okumuştum) nedense çok benzettim.)
Özetle tavsiye edebileceğim bir eser sadece olay akışı ve işleniş şekli beni birazcık bunalttı, bir an önce bitsin istedim o kadar.
Okuyacak olan herkese şimdiden istifadeli okumalar.
Yezid’lerin bitmediği şu dünyada bir yanımız kanıyor bi yanımız sabrediyor…
Hak bildiğimiz yolda.
Hz.Hüseyin’ce (r.a) yürümeyi.
Şerefizimle ölmeyi nasip et Allahım! Ay