Tabiatça, haksızlık etmek iyi, haksızlığa uğramak kötüdür derler; ama haksızlık etmek iyiyse, haksızlığa uğramak ondan çok daha kötüdür; böylece insanlar birbirlerine haksızlık edip haksızlığa uğrayınca, her ikisinin de tadını alınca, birinden sakınamayan, ötekini beceremeyenler, hem haksızlık etmemek hen de haksızlık görmemek için bir anlaşmaya varmanın elverişli olacağını düşünmüşler, kanun koymaya, birbirleriyle anlaşmaya ve kanunun buyurduğuna, kanuna uygun ve doğru derneye başlamışlar. Doğruluğun doğuşu, özü işte budur; doğruluk, en iyi şeyle, yani haksızlık edip ceza görmemekle en kötü şeyin, yani haksızlığa uğrayıp öç alamamanın arasındadır. Bu ikisinin arasında bulunan doğruluk, bir iyi şey gibi sevilmez, haksızlık etmek yasak olduğu için saygı görür. Fakat biri gerçekten erkek olupda haksızlık edebilirse, haksızlık edilmesin ve haksızlığa uğramasın diye kimseyle anlaşmaz; aksi takdirde, ona deli derler. Dernek ki Sokrates, denildiğine göre, doğumluğun tabiatı budur ve böyledir, doğuşu da anlattığım gibidir.