• “Joker” makyajlı örümcek
    keşfedildi

    Yeni keşfedilen bir örümcek türünün
    sırtındaki çarpıcı kırmızı-beyaz
    desen, Batman’in ezeli düşmanı
    Joker’in sırıtışına benziyor. Benzerlik öyle
    şaşırtıcı ki örümceği tanımlayan
    araştırmacılar, 2019 yapımı Joker filminde
    baş karakteri canlandıran oyuncu Joaquin
    Phoenix’in adını örümceğe verdiler.
    İronik bir şekilde, renkli örümceğin cins
    adı (Loureedia) ise punk rock şarkıcısı Lou
    Reed’den geliyor. Reed, siyah giyinmesi ve
    hiç gülümsememesiyle ünlü. Bilim
    insanları, İran’da keşfettikleri bu yeni
    örümceğe Loureedia phoenixi adını verdi.
    Bu, Akdeniz bölgesi dışında keşfedilen ilk
    Loureedia örümceği. İlk olarak 2018’de
    tanımlanan cins, şu anda dört tür içeriyor.
    Joker’in sinir bozucu sırıtışının beyaz yüz
    makyajıyla tezat oluşturması gibi, erkek
    L. phoenixi örümceklerinin sırtlarında
    beyaz zemin üzerinde canlı kırmızı bir leke
    göze çarpıyor. Ancak örümcek yalnızca 8
    mm uzunluğunda olduğundan onu net bir
    şekilde görmek için büyüteç gerekiyor.
    Bu örümcek, müzisyen Lou
    Reed’in adını taşıyan
    Loureedia cinsinde
    tanımlanan dördüncü tür.
    How It Works 011
    Loureedia örümceklerinin keşfi zor
    çünkü her yıl yalnızca üç hafta boyunca yer
    üstünde aktif oluyorlar. İranlı araknolog ve
    taksonomist Alireza Zamani, “Bu
    örümcekler hayatlarının çoğunu yeraltı
    yuvalarında geçiriyor.” diyor. “Erkekler
    genellikle ekim sonundan kasım ortasına
    kadar dişileri avlamak amacıyla yuvalarını
    terk ediyor. Yavru örümcekler de
    annelerinin yuvasından ayrılıp yüzeye
    çıkıyor.”
    Şimdiye kadar bilim insanları sadece
    erkek L. phoenixi örümceklerini keşfedip
    tanımlayabildi. Bulunması daha zor olan
    dişileri, erkeklerin bulunduğu yerlerin
    yakınlarında aramaya devam ediyorlar.
    Zamani şöyle diyor: “Yeterince zamanınız
    ve sabrınız varsa gezgin bir erkeği izlemek
    ilginç olabilir. Dişiyi nasıl bulacağını o
    herkesten daha iyi bilir. Bu şekilde
    çiftleşme davranışını gözlemleme ve
    fotoğraflama şansınız da olabilir. Çiftleşme
    davranışı henüz hiçbir Loureedia türü için
    belgelenemedi.”
    11


    Güneş’ten 2,5 milyon
    kat parlak yıldız kayboldu

    2019’da bilim insanları, Güneş’ten
    milyonlarca kat daha parlak olan
    büyük kütleli bir yıldızın iz
    bırakmadan kaybolmasına tanık
    olmuştu. Astrofizikçilerden oluşan bir
    ekip, kayıp yıldız vakası üzerine
    çalışmalarını yakın zamanda
    tamamladı. Sundukları olası
    açıklamalar arasından sürprizli bir
    açıklama öne çıkıyor: Büyük kütleli
    yıldız ölmüş ve süpernova patlaması
    yaşamadan kendi içine çöküp karadeliğe
    dönüşmüş olabilir. Ama böyle bir yıldız
    intiharının eşi benzeri yok.
    Araştırmacı Jose Groh, “Yakın evrenin
    en büyük kütleli yıldızlarından birinin
    yavaşça karanlığa karıştığını tespit
    etmiş olabiliriz.” diyor. Çalışmanın baş
    yazarı Andrew Allan ise “Tespitimiz
    doğruysa bu, böyle devasa bir yıldızın
    hayatını bu şekilde sonlandırdığının ilk
    doğrudan tespiti olacak.” diyor.
    75 milyon ışık yılı uzaklıktaki Kova
    takımyıldızında bulunan söz konusu
    yıldız, 2001-2011 yılları arasında iyi bir
    şekilde incelendi. Bu yıldız mükemmel
    bir “mavi ışık değişeni” (LBV) örneğiydi.
    LBV’ler, ömrünün sonuna yaklaşan ve
    öngörülemeyen parlaklık değişimleri
    gösteren büyük kütleli yıldızlar. Bunun
    Gizemli bir şekilde kaybolan
    mavi ışık değişeni
    (sanatçının tasviri)
    gibi yıldızlar nadir görülüyor ve şimdiye
    kadar evrende sadece birkaç tanesi
    keşfedilebildi. 2019’da Allan ve
    meslektaşları, bu LBV’nin evrimini daha
    iyi anlamak için Avrupa Güney
    Gözlemevi’ndeki Very Large Telescope’u
    kullanacaklardı ki yıldızın tamamen
    ortadan kaybolduğunu fark ettiler.
    Normalde Güneş’ten çok daha büyük
    yıldızlar ömürlerinin sonuna gelince
    muazzam bir süpernova patlamasıyla
    patlar. Bu patlamalar, uzun ışık yılları
    boyunca her yöne uzanan iyonize gaz ve
    güçlü radyasyon yaydıkları için kolayca
    fark edilirler. Patlamanın ardından
    geriye kalan yıldız maddesinin yoğun
    çekirdeği, karadeliğe veya nötron
    yıldızına dönüşebilir. Bunlar uzayın en
    büyük ve gizemli nesnelerinden ikisi.
    Ancak kayıp LBV böyle bir radyasyon
    yaymadan sırra kadem bastı.
    Gizemi çözmeye çalışan araştırmacılar,
    2002 ve 2009 yıllarında yapılan eski
    gözlemleri incelediler. Yıldızın bu süre
    zarfında güçlü bir patlama dönemi
    geçirdiğini, çok büyük miktarda yıldız
    maddesini normalden çok daha hızlı
    püskürttüğünü keşfettiler. LBV’lerin
    yaşlılık döneminde bunun gibi çok
    sayıda patlama yaşanabiliyor. Bu
    patlamalar yıldızın normalden çok daha
    fazla parlamasına neden oluyor. Söz
    konusu patlama muhtemelen 2011’den
    sonra sona erdi.
    Bu durum, önceki gözlemler sırasında
    yıldızın neden bu kadar parlak
    göründüğünü açıklayabilir. Yine de
    yıldızın kaybolmasına neden olan
    patlamadan sonra ne olduğunu
    açıklamıyor. Bunun bir açıklaması,
    yıldızın patlamadan sonra parlaklığını
    önemli ölçüde yitirmesi ve ardından
    kalın bir kozmik toz perdesiyle daha da
    gizlenmesi olabilir. Eğer durum
    gerçekten buysa yıldız gelecekteki
    gözlemlerde yeniden ortaya çıkabilir.
    Daha tuhaf ve daha heyecan verici
    açıklamaysa şöyle: Yıldız, patlamadan
    sağ kurtulamadı ve süpernovaya
    dönüşmek yerine kendi içine çökerek
    karadeliğe dönüştü. Ekip, bunun nadir
    bir olay olacağını kabul ediyor. Yıldızın
    kaybolmadan önceki tahmini kütlesi göz
    önüne alındığında, kütlesi Güneş’in 85
    ila 120 katı büyüklüğünde bir karadelik
    yaratmış olmalı. Ancak bunun görünür
    bir süpernova olmadan nasıl
    gerçekleşebileceği hâlâ belirsiz. Yanıt
    bulmak için yıldızın galaksisi üzerinde
    daha fazla gözlem yapılması gerekiyor.
    12

    Avustralya kıyılarında
    devasa sualtı nehirleri
    akıyor

    R
    obot sualtı araçları, Avustralya
    kıyılarında sualtında gizlenen devasa
    nehirler keşfetti. Bilim insanları, bu
    nehirlerin kıyılardan okyanusun
    derinliklerine malzeme taşımada rol
    oynadığını düşünüyor. “Yoğun sahanlık
    suyu taşması” denilen gizli nehirler, soğuk
    geçen aylarda kıyılardaki sahanlık
    suyunun ısı kaybetmesiyle oluşuyor. Bu su,
    yaz aylarında buharlaştığı için oldukça
    tuzlu. Kıta sahanlığının (kıtanın genellikle
    sığ suya gömülü kenarları) iç kısmındaki bu
    soğuk ve tuzlu akarsuyun yoğunluğu
    derindeki sudan daha fazla. Yoğunluk
    farkından dolayı bu nehir, okyanus tabanı
    boyunca açık sulara doğru akıyor.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden bir grup
    araştırmacı, 2008-2019 arasında Avustralya
    kıyı şeridindeki sekiz noktadan sualtı keşif
    araçlarıyla toplanan verileri analiz etti.
    Üniversiteye bağlı Okyanus Enstitüsü’nden
    Dr. Tanziha Mahjabin, bu verilerin denizde
    2.500 gün geçirmeye eşdeğer olduğunu
    hatırlatıyor. Avustralya’nın Entegre Deniz
    Gözlem Sistemi kapsamında kıyılara
    konuşlandırılan otonom sualtı araçları,
    suyun sıcaklığı ve tuzluluğu (tuz derişimi)
    hakkında veri topladı. Bu ölçümler
    sayesinde araştırmacılar suyun
    yoğunluğunu belirleyerek sualtı
    nehirlerinin varlığını ortaya çıkarabildi.
    Ekip, Avustralya’da 10.000 kilometreye
    yayılan bir alanda sonbahar ve kış
    aylarında düzenli olarak sualtı nehirlerinin
    oluştuğunu buldu. Ayrıca, sualtı
    nehirlerinin suyu sık sık karıştıran şiddetli
    rüzgârlara ve gelgitlere dayanabildiğini
    keşfettiler. Bu, dünyada benzeri
    görülmemiş bir olaydı.
    Sualtı keşif araçları, organik maddeleri ve
    klorofili tespit eden sensörlerle de
    donatılmıştı. Klorofil; bitkilerde, alglerde ve
    siyanobakterilerde bulunan yeşil bir
    pigment. Bu sensörler sayesinde
    araştırmacılar, sualtı nehirlerinin kıta
    sahanlığı boyunca ve okyanusun
    derinliklerinde malzeme ve madde
    taşıdığını keşfettiler.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden
    Araştırma Görevlisi Yasha Hetzel şöyle
    diyor: “Besinleri, bitki ve hayvan
    parçacıklarını ve kirleticileri içeren asılı ve
    çözünmüş maddeler ‘kıyı okyanusu’ denilen
    bölgeye ulaşıyor. Karanın derin okyanusa
    bağlandığı bu bölge, okyanus çevresi için
    önemli bir bileşen.”
    14

    İskandinavya’da
    gizemli radyasyon
    artışı

    H
    ollanda Ulusal Halk Sağlığı ve
    Çevre Enstitüsüne göre Kuzey
    Avrupa üzerindeki atmosferde
    radyoaktivite seviyesi yükseldi. Bu
    durum, Rusya’nın batısındaki bir
    nükleer santral arızasına işaret ediyor
    olabilir. Radyoaktivite artışı, nükleer
    yakıt elemanının zarar gördüğünü
    gösteriyor. Ancak Rus nükleer enerji
    operatörü Rosenergoatom, bölgedeki
    Kola ve Leningrad şehirlerinde faaliyet
    gösteren santrallerde hiçbir sorun
    olmadığını öne sürdü.
    İskandinavya’daki gözlemci
    kurumlar, atmosferde radyonüklit
    (radyoaktif izotop) seviyelerinin
    arttığını tespit etti. Radyonüklitler,
    çekirdekleri kararsız olan atomlar:
    Radyoaktif bozunma yoluyla
    çekirdeklerinin içindeki fazla enerji
    açığa çıkıyor. Kapsamlı Nükleer Deneme
    Yasağı Antlaşması Örgütünün (CTBTO)
    açıklamasına göre Finlandiya, Güney
    İskandinavya ve Kuzey Kutbu’nun bazı
    bölgelerinde özellikle sezyum-134,
    sezyum-137 ve rutenyum-103
    radyonüklitlerinde artış görüldü.
    Bunlar insana zarar vermemelerine
    rağmen nükleer fisyonun yan ürünleri.
    İzotop verilerini inceleyen Hollanda
    Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü
    şu açıklamayı yaptı: “Radyonüklitler
    yapaydır, yani insan yapımıdır. Bu
    çekirdeklerin bileşimi, nükleer enerji
    santralindeki bir yakıt elemanının
    zarar gördüğünü gösteriyor olabilir.”
    Ancak yapılan ölçüm sayısı yetersiz
    olduğu için radyonüklitlerin gerçek
    kaynağı belirlenemedi
    14

    Beyin, vücudunuzdaki en
    çok enerji tüketen organdır.
    Enerjinizin %20’sini beyin
    harcar. Bu enerji sadece
    beynin işlevlerinde değil,
    bakımında da kullanılır.
    17

    Yıldırım, 100.000 dilim ekmek kızartmaya yetecek 5 milyar jul enerji içerir.
    17


    EN VERİMLİ ELEKTRİK SANTRALİ
    Brezilya ile Paraguay arasındaki Itaipu Hidroelektrik Barajı,
    dünyadaki tüm santrallerden daha fazla enerji üretiyor: 98 terawatt
    saat. Su, saniyede 62.000 metreküp debiyle akıyor.
    19

    Ortalama bir ABD vatandaşı bir Hindistan vatandaşının on katı enerji kullanıyor.
    19

    En fazla enerjiyi hangi olay
    açığa çıkarır?


    A-İnsan hapşırması
    B-Kasırga
    C-Atom bombası

    Cevap:
    Kasırgalar günde 1019 jul enerji açığa
    çıkarabiliyor. Bu miktar, Hiroşima’ya atılan
    atom bombasının bir milyon katı. Hapşırma
    sırasında damlacıklar yüksek hızda dışarı
    atılsa da açığa çıkan enerji çok küçük.
    21


    1848
    İlk modern petrol
    kuyusu Azerbaycan’da
    açıldı. 1900’lerin
    başında küresel
    üretimin yarısını
    oluşturuyordu.
    23

    Ağır el işçiliği yapan bir kişi, 100 W’lık bir ampulü çalıştırmaya yetecek kadar enerji üretir.
    23

    İzlanda’nın
    yenilenebilir şansı
    İzlanda’ya vuran jeolojik piyango sayesinde ülke,
    enerjisinin %80’inden fazlasını (ve elektriğinin
    %100’ünü) yenilenebilir kaynaklardan üretebiliyor.
    Tektonik levha hareketlerinin merkezi Atlantik Ortası
    Sırtı’nın ortasında yer alan İzlanda, birçoğu 250 derece
    sıcaklıkta kaynar su fışkırtan 200’den fazla volkan
    ve yaklaşık 600 kaplıcayla kaplı. Bu ısı sayesinde
    ülkenin enerji ihtiyacının %65’ini jeotermal
    enerji karşılıyor. Evleri, yüzme havuzlarını ve
    seraları doğrudan ısıtmak için bu sıcak su
    kullanılırken, jeotermal santraller de ısıyı
    elektriğe dönüştürüyor. Ülkedeki nehir
    ve şelale bolluğunun mümkün kıldığı
    hidroelektrik ise İzlanda’nın enerji
    ihtiyacının %20’sini daha
    karşılıyor. Yenilenemeyen
    enerjinin oranı %15. O da
    çoğunlukla petrol yakan
    taşımacılıkta kullanılıyor.
    23

    Genç anne babalar hasta çocukları yüksek
    ateş, yeşil burun akıntısı ve halsizlik
    şikâyetiyle doktora götürünce bol sıvı
    tüketme ve istirahat etme gibi standart
    önerileri duymak istemiyorlar. Semptomları
    anında hafifletecek bir şey, yani antibiyotik
    istiyorlar. Ne yazık ki bazı doktorlar da
    hastaların gerçekten antibiyotiğe ihtiyacı
    olup olmadığına bakmadan reçeteye
    antibiyotik yazıp geçebiliyor.
    24

    Amerikan Hastalık Kontrol Merkezlerine
    (CDC) göre vakaların yaklaşık %50’sinde
    antibiyotikler yanlış veriliyor.
    24

    2009 tarihli bir araştırmada sekiz doktordan birinin cep telefonunda MRSA bakteri kolonileri bulundu.
    25

    SÜPER
    MIKROPLARI
    ÖNLEMEK IÇIN
    ON IPUCU

    1
    Gereksiz
    veya yanlış
    antibiyotik kullanımının
    antibiyotik direncini
    artırdığını unutmayın.
    2
    Antibiyotiklerin nezle ve
    grip gibi viral
    enfeksiyonları değil, sadece
    bakteriyel enfeksiyonları
    tedavi edebildiğini bilin.
    3
    Asla kafanıza göre
    antibiyotik kullanmayın.
    4
    Doktor antibiyotik
    verdiyse talimatlarına
    uyun ve söylediği miktarın
    tamamını (genelde tüm
    kutu) kullanın.
    5
    Semptomlarınız aynı
    görünse bile
    arkadaşınıza verilen
    antibiyotiği kesinlikle
    kullanmayın.
    6
    Semptomlar şiddetli
    değilse sizi etkileyen
    patojenin belirleyecek
    tahlillerin yapılmasını
    bekleyin. Bu sayede
    doktorunuz geniş spektrum
    tedavisi yerine hedefli bir
    antibiyotik verebilir.
    7
    Doktordan antibiyotik
    istemeyin. Antibiyotik
    kullanmadan hastalığı
    giderebilecek tedavileri
    doktorunuza sorun.
    8 Hayvan enfeksiyonlarını
    gidermek için profilaktik
    antibiyotik tedavisi
    kullanmayan çiftlikleri ve
    işletmeleri tercih edin.
    Tarımsal antibiyotiklerin aşırı
    kullanımı, antibiyotik
    direncinin en büyük
    nedenlerinden biridir.
    9
    Kronik akneleri gidermek
    için düşük miktarda
    antibiyotik kullanmayın,
    diğer yöntemleri deneyin.
    10Sağlık çalışanları ve
    hastane ziyaretçileri,
    özellikle immün yetmezliği
    olan hastaların çevresinde
    el yıkama ve genel temizliğe
    dikkat etmelidir.
    27


    Ortalama bir insan günde en az iki kez hipnoz yaşıyor.
    31

    Bıçak altında
    hipnoz
    Açık kalp ameliyatlarını ve organ
    nakillerini sadece hipnotik ağrı hafifletme
    ile gerçekleştirmek mümkün görünmüyor
    ama o kadar invaziv olmayan ameliyatlar
    sırasında ağrıyı hipnozla yönetmek
    mümkün. Paris’te yaşayan Gineli şarkıcı
    Alama Kante, 2014’te boğazındaki
    paratiroit bezi tümörünün alınması için
    ameliyat edildi. Hayati risk taşıyan bir
    tümör olmasa da alınmaması şarkıcının
    kariyerini bitirebilirdi. Kante dünyada ilk
    kez, anestezi almak yerine hipnotize
    edilerek ameliyata girdi. Bu sayede
    ameliyatın kritik anlarında şarkı
    söyleyebiliyor, cerrahlar da ses tellerine
    zarar vermediklerini anlıyorlardı. Ameliyat
    başarılı geçti. Kante ise ameliyat boyunca
    çok uzaklardaki Senegal’i düşünüyordu
    ve hiçbir şeyin farkında değildi.
    32

    2017 yılında 73 yaşında bir hastaya dünyanın hipnoz altındaki ilk derin beyin ameliyatı yapıldı.
    33

    ünya genelindeki
    petrol rezervleri (varil)
    1 Venezuela
    298 milyar
    2 Suudi Arabistan
    268 milyar
    3 Kanada
    173 milyar
    4 İran
    155 milyar
    5 Irak
    141 milyar
    6 Kuveyt
    104 milyar
    35


    26.700.000
    TÜRKİYE’DE 2019’DA
    SATILAN AKARYAKIT (LİTRE)
    38

    13.000
    TÜRKİYE’DEKİ AKARYAKIT İSTASYONU SAYISI
    38

    0,02 $ VENEZUELA’DA BİR
    LİTRE BENZİNİN
    YAKLAŞIK FİYATI
    39

    Kolza yağı, geleceğin en büyük
    biyoyakıtlarından biri olabilir.
    39

    Dünyanın ilk yoğun bakım ünitesi 1953’te Kopenhag’da kuruldu.
    41

    231.000
    Türkiye’deki
    hastanelerin
    yatak
    kapasitesi
    42

    NHS Nightingale Hospital Londra,
    COVID-19 hastalarına hizmet vermek
    üzere dokuz günde inşa edildi.
    43

    Sosyal hizmet uzmanı
    Çoğu vakanın sonucu
    baştan belli olmaz. Yatakta
    yatan hasta kadar
    akrabalarının ve sevenlerinin
    de desteğe ihtiyacı olabilir.
    Bazı ülkelerde ve
    hastanelerde, ziyaretçilere
    duygusal destek veren
    sosyal hizmet uzmanları
    görev yapar. Hasta
    yakınlarına danışmanlık
    vererek durumu daha iyi
    anlamalarını sağlarlar.
    Sosyal güvencesi olmayan
    hastaların yönlendirilmesini
    de sağlayabilirler.
    43

    Avrupa’da hava kirliliğinden kaynaklanan en çok ölümün yaşandığı ülke İtalya.
    49

    DÜNYANIN EN BÜYÜK KARANTİNALARI
    Hindistan 1.380.000.000
    Çin760.000.000
    ABD297.000.000
    Bangladeş 165.000.000
    Rusya142.000.000
    Filipinler100.000.000
    Türkiye 83.000.000
    İngiltere68.000.000
    Fransa65.000.000
    İtalya60.000.000
    52

    Retba Gölü,
    Senegal
    Dünyanın en tuzlu
    göllerinden biri. Bu
    konuda Ölü Deniz’e
    rakip. Bu gölde yüzerken
    hiç batmazsınız.
    55

    Cidde Kulesi’nin 1,6 km olması planlanmıştı ama arazi analizinden sonra bu fikirden vazgeçildi.

    Cidde Kulesi
    Yükseklik: 1.000+ metre
    (planlanan)
    Kat sayısı: 200
    Kullanım alanı:
    Daireler ve ofisler
    İnşaat tarihi:
    2013-günümüz
    Mimar: Adrian Smith
    Yüzölçümü:
    530.000 metrekare
    Hedef:
    Dünyanın en yüksek binası
    57


    Dünyanın ilk gökdeleni, 1885’te Chicago’da inşa edilen 45 metrelik Home Insurance Binası’ydı.
    59

    Silisyum (silikon), dünyada en çok bulunan ikinci element. Ondan daha fazla olan tek element oksijen.
    63

    Dünyada 150 metreden daha uzun olan yalnızca yedi tane motorlu süper yat var.
    77

    Kare pencerelerde oluşacak basınç birikmesini önlemek için uçak pencereleri oval şekildedir.
    80


    Raspberry Pi’a PS2 emülatörü
    yükleyip PS2 kontrolcüsü bağlamak
    mümkün mü?

    Kesinlikle mümkün.
    Bunun için Raspberry Pi 2
    veya daha yeni bir modele, ek
    donanım olarak Raspberry
    Pi’a bağlayacağınız bir
    Playstation 2 portuna ve
    uyumlu bir emülatöre
    ihtiyacınız var.
    89


    Ekmek yanınca
    neden kararıyor?
    Organik maddeler (ekmek kızartma
    makinesindeki ekmek dilimi) ısınınca bir
    tepkime gerçekleşir. Ekmeğin içindeki
    karbon tutuşur ve atık ürün olarak yanmış
    karbon bırakır. Yanmış tost ekmeğinize
    siyah rengini veren budur.
    89

    Vücudun hangi kısmının büyümesi
    veya gelişimi en son durur?

    Ergenliğin sonunda vücudun tam gelişmiş haline
    ulaştığını düşünen birçok insan var ama aslında
    vücudumuz yaşam boyunca değişmeye devam ediyor.
    Hatta vücudun bazı kısımlarının büyümesi hiç durmuyor.
    Beyin gibi iç organlar, yeni bilgileri ve vücuttaki
    dalgalanmaları sürekli olarak işleyerek ölene kadar
    gelişmeye devam ediyorlar.
    Tüyleri ve tırnakları saymazsak (Bunlar ölümden sonra
    bile kısa süreliğine büyümeye devam ediyor.)
    vücudunuzun dışında yer alan ve boyutları yaşam
    boyunca büyüyen sadece iki organ var: kulaklar ve burun.
    Bunların ikisi de yumuşak doku ve kıkırdaktan oluşuyor.
    Bazı bilim insanları kıkırdak hücrelerinin daha uzun süre
    çoğalabildiğini düşünürken, bazıları ise bu büyümenin
    yerçekiminin desteğiyle gerçekleştiğini düşünüyor.
    90


    Vampir yarasalardan
    başka kan içen
    yarasa var mı?
    n Dünyada birkaç vampir yarasa türü var.
    Başka hayvanların kanını içerek yaşamını
    sürdürdüğü bilinen tek memeliler onlar. Meyve
    ve böcekle beslenen akrabalarının aksine,
    vampir yarasalardaki bağırsak mikropları
    farklı şekilde çalışarak kanı sindirebiliyor ve bu
    yarasalar kanla bulaşan virüslere karşı yerleşik
    bir dirence sahip. Ayrıca DNA’ları öyle
    programlanmış ki böbrek fonksiyonları,
    kandan ibaren beslenme tarzının getirdiği
    yüksek protein alımını tolere edebiliyor.
    90


    Evrenin ortalama
    rengi kabul edilen
    “kozmik latte”nin
    soluk bej rengi
    nereden geliyor?
    n 2002 yılında 200.000’den fazla yıldızın
    ışığının incelendiği bir çalışmayla evrenin
    ortalama rengi hesaplandı. Evrenin büyük
    kısmını simsiyah bir boşluk olarak hayal
    ederiz ama aslında yıldızların parlaklığı
    evrenin ortalama rengini değiştiriyor: Her
    şeyi karıştırırsanız ortaya sütlü kahve rengi
    gibi bir renk çıkıyor.
    91

    Vücudumuzdaki
    “iyi bakteriler” ne yapıyor?
    Sağlıklı kalmamıza yardımcı olan
    bazı bakteri türlerini “iyi” kabul
    ediyoruz. İnsan bağırsağı, “bağırsak
    mikrobiyotası” denilen geniş bir
    bakteri ve mikroorganizma
    popülasyonuna ev sahipliği yapıyor.
    Bakteriler bağırsaktaki yiyecekleri
    parçalamaya ve hastalıklarla
    savaşmaya yardımcı oluyor. Bu yüzden
    sağlığımız için hayati öneme sahipler.
    Bağırsak mikrobiyotanız beslenme
    tarzınızdan, yaşam tarzınızdan,
    çevrenizden ve antibiyotik
    kullanımından etkileniyor. Son
    bulgulara göre alerjiler, diyabet ve
    hatta kanser gibi birçok hastalık,
    bağırsak mikrobiyotasındaki
    bozulmalarla bağlantılı olabilir.
    92

    LCD ne anlama geliyor?
    LCD’nin açılımı “liquid crystal display”, yani “sıvı
    kristal ekran”. LCD ekranlarda kullanılan sıvı
    kristal molekülleri, ışık miktarını değiştirerek
    görüntüyü oluşturuyor.
    92

    Mideniz neden
    gurulduyor?
    Midenizde ve bağırsaklarınızda gıdaları,
    gazları ve sıvıları sindirim sisteminize
    iten kaslar var. Kasların gıdaları
    sıkıştırması gurultu sesini ortaya
    çıkarıyor. Mideniz boşsa beyniniz
    kaslara geriye kalan her şeyi
    itmelerini emrediyor ve bu de
    mide gurultusu dediğimiz sese
    neden oluyor.
    93
  • 180 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Murakami'nin nedense hep zor bir yazar olduğuna inanmış ve tembellik edip sürekli ertelemiştim okumayı. Fakat 2017 yılında Nobel'i, yine baya bir süredir okumayı ertelediğim bir kitap olan Avunamayanlar'ın yazarı Ishiguro kazanınca ertele ertele nereye kadar diyerek Murakami okumaya karar verdim. Şans işte, kitap üzerine yapılan bir radyo programından da bu kitabı hediye olarak gönderdiler bana. Bu sayede okudum kitabı. Nobel Edebiyat Ödülü ile ilgili enfes bir yorum okumuştum; ''Nobel'i bu zamana kadar hak edip de alamayan çok yazar vardır ancak Nobel'i hak etmeden alan tek bir yazar bile yoktur'' Bu güzel yorum bir kenarda dursun şimdilik.

    Murakami son zamanlarda ülkemizde çok sevilen, benim sevdiğim bir arkadaşımın da ciddi hayranlık duyduğu bir yazar. Hem onun hatırına hem de bu kitapla ilgili okuduğum bir iki yorum sebebiyle fazla gömmeyeceğim yazara ve kitaba zira Murakami'nin bundan çok daha iyi kitapları olduğunu söylüyorlar genelde.

    Karanlıktan Sonra kötü bir kitap değil, kesinlikle değil. İlk andan itibaren sizi kolayca yakalayan, son anlara kadar merakınızı belli bir seviyenin üzerinde tutmayı başaran, keyifle okunan bir kitap. Finalinde kimileri için hayal kırıklığı yaratacaktır sanıyorum ne var ki ben kitabın ortalarında, bu yazarın finalde öyle sürprizli bir son yapmayacağını, bunun bir olay değil de durum hikayesi olduğunu kavradım diyebilirim, dolayısıyla finalinde de hayal kırıklığı yaşamadım. Karanlıkla ilgili yorumlar, tasvirler çok hoşuma gitti. O gecenin karanlığını, mekanları, caddeleri rahatlıkla gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Başta da dediğim gibi kitap sizi koltuğunuzdan alıp kendi içerisinde yer alan mekanlara götürmeyi başarıyor ki bunu yapabilen pek çok kitaba iyi kitap derim ben zaten ne var ki abla karakteriyle ilgili kısımlarda bu tam tersi bir hale geliyor. Çok sevdiğiniz, bu yüzden de çıkmamak için direndiğiniz o mekanlardan adeta zorla dışarı atıyor yazar bizi. İşte kitapta en sevmediğim noktalardan biri buydu. İkinci sevmediğim nokta ise daha kişisel bir mesele; altta bir liste halinde sunduğum ‘’soundtrack’’. Yani kitap okurken bir şarkı ismine rastlamak, film izlerken bir kitaba rastlamak, kitapta kahve içilen bir pasaja ya da filmde hoş bir bara rastlamak… vs. takıntı derecesinde ilgimi çeker. Gelgelelim bu takıntım yüzünden bu bahsettiğim örneklerin sayısının fazlalığı da can sıkıcı bir hale gelir ve yine beni kitaptan ya da filmden kopartır. Murakami’nin alakalı alakasız şarkılara takılması beni gerçekten sinir etti. Tabii siz sevebilir ya da belki de hiç ilgilenmezsiniz. Benim kişiliğimle alakalı bu. Toparlayıp bitirirsek;

    Karanlıktan Sonra güzel bir kitap. Ne var ki Murakami Nobel alsaydı ve ben, Murakami’ nin Nobel’i almasından sonra şu kitabı okusaydım kesinlikle burun kıvırırdım o ödülün Murakami’ye gitmesine. Çünkü bir özgünlük hissedemedim kitapta. Hoş bir tat bıraktı hepsi bu ve damakta uzun süre kalacak bir tat da değil hani. Murakami’nin en övülen kitabı bu değil elbette, dolayısıyla mutlaka bir Murakami daha okuyacağım zaten ve bundan daha iyilerini yazmış olduğundan da pek şüphem yok. Murakami gibi bitirelim, sonu biraz havada kalsın yani; ''Nobel'i bu zamana kadar hak edip de alamayan çok yazar vardır ancak Nobel'i hak etmeden alan tek bir yazar bile yoktur.''

    Kitapta geçen şarkılar sayfaları ile birlikte;

    Percy Faith – Go Away Little Girl 12
    Curtis Fuller – Five Spot After Dark 24
    Burt Bacharach – The April Fools 27
    Martin Denny – More 33
    Ben Webster - My Ideal 53
    Duke Ellington – Sophisticated Lady 61
    Pet Shop Boys – Jealousy 62
    Hall and Oates – I Can’ t Go For That 63
    Ivo Pogorelic – English Suites 76
    Francis Lai – Aşk Hikayesi isimli filmde bir sahnede çalıyormuş 93
    Brian Asawa – Scarletti kantatı 120
    Southern All Stars - yeni parçası(Kitap 2004’ te basılmış. O yıl single çıkarmış bu Japon grubu. Sanırım odur bahsedilen şarkı.) 126
    Sonny Rollins - Sonnymoon For Two 155
    Şikao Suga - Bomb Juice 160
    Japon hip hoop çalıyormuş markette 177
  • 176 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Okurlardan gelenler:

    16 Temmuz 2017
    Merhaba, iyi geceler. Gerçi çok da iyi olmayabilir. Henüz 25 sayfa okudum fakat yutkunmakta zorlanıyorum artık. Kalan sayfaları okurken neler olacak çok merak ediyorum. Gerçekten eline kalemine yüreğine sağlık abla, ablam. Kazim abiyi zaten seviyorum daha bir ayrı seveceğim sanırım senden sonra. Keşke daha erken yazsaymışsın bu kitabı ve keşke tanısam seni. Kazim abi rüyana girince onu çok sevdiğimizi söyle olur mu?

    21 Temmuz 2017

    Öyle güzel mesajlar alıyorum ki sizlerden kiminizi hiç tanımıyorum ama sanki hepinizde ondan bir parça var. Ben de bir kere daha okudum bu gece kitabı. Asıl ben her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Onu hâlâ böyle güzel sevdiğiniz için. Gençlere burs olacak, umut olacak bu kitabı desteklediğiniz için. İyi ki varsınız. Şimdiden imza günleri soruluyor. Konuşmak, sormak istediğiniz çok şey var biliyorum. Ben de hepinizi görmek, O'ndan konuşmak, ağlamadan olmaz da, daha çok gülerek, bol bol kucaklaşarak gözlerinizdeki ışıltılardan umut dolmak istiyorum. Arzuka

    27 Temmuz 2017

    Daha ilk sayfalarda ciğerimin yandığını hissettim. Soluksuz okudum. Biter bitmez yazıyorum sana. Dostluğun ne büyük ne sonsuzmuş. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Hayat tesadüf olamaz. Birileri yeni doğan bir bebeğin sevincini yaşarken aynı anda derin bir acıya çaresiz düşenler... Sanki oradaydım, o evde, mutfağında, sokağında...uzun bir süre o yılların ruhunu taşıyacağım içimde. Kimi zaman hastane bahçesinde, kimi zaman senin çaresizliğinde. Bütün acılara rağmen bu kadar büyük bir dostluğu yaşamış olmak tarifi imkansız bir şans. Yazmakla ne iyi ettin. Kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Bu kitap benim kendimi keşfettiğim bir dönemin yansımalarıyla dolu. Kaç kez okuyacağım daha... İçime işledi. Çok hüzünlüyüm, ağır bir nefes doldu ciğerlerime. Ah ah. Kazim'a dair benim de gördüğüm çok rüyam var. Ateş böcekleri, çilek. Biliyorum o hep sevdikleriyle. En çok da seninle. Ne desem eksik kalacak. Arzuk'a öbür dünya var mıdır? Varsa Kazim'in yanında bir yerim olsun istiyorum.

    07 Ağustos 2017

    Uğruna üç sefer kitapçıya gittiğim, her seferinde kalmadığı için geri döndüğüm (Ama eli boş değil, sayesinde birçok kitapla) ve sonunda bulabildiğim. Kitaplarımın arasında en güzel yerlerden birine sahip olacak olan... Bir dostun bir dosta armağanı... Bizlere armağan... Teşekkürler Şair Ceketli Çocuk...

    07 Ağustos 2017

    Paluri Arzu Hanımın kitabını çok merak ediyordum gelirinin Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına bağışlanıyor olması da ayrıca mutlu etti beni. Arzu Hanım çok güzel kalpli biri. Uzaktan uzağa bir sevgi var içimde ona karşı, bu onun büyüsü belli ki. Çok çeşitli korkularla sevmeye çekindiğim herşey ve herkes boğazımda düğüm oldu. En büyük cesaret kendini ortaya koyabilmek "ifade etmek" çok kıymetli. Benim yaşadığım bir hissi somutlaştırmam karşı tarafta bir başkasının ruhunu sıkan, adını koyamadığı, tek başına mücadele ettiği bir hissi serbest bırakabilir. Hem birbirimizi  belki severiz. Her zaman daha fazla ihtiyaç var.

    08 Ağustos 2017

    Bu kitap özel çünkü içinde anlatılan insan özel... Çünkü onu anlatan özel... Çünkü yazılan anılar özel... Kitabın yazılış amacı özel... Sonucu özel. Ama benim için çok özel olan bir şey daha var. Tam 9 sene önce bir mektup verdi bana bu kitabın yazarı. Dokuz sene sakladım, okudum, sakladım. Yaşadığım yere götüremedim taşınırken kaybolur korkusuyla. Memleketimdeki odamda sakladım. Zarfı kırışmış olsa da özenle sakladım. O kadar çok okudum ki açıp kapamaktan zarf eskidi. İki sayfa ile bir anı anlatılıyordu o mektupta. Kıymetini biliyordum, mektubun, yazılanın, yazanın... Mektuba özel bir yer bulup konduramadım. Şimdi buldum. O mektup, üzerindeki anılarla birlikte bu kitapta aynı anının olduğu sayfada duracak. Ben değil, mektup yerini buldu.

    10 Ağustos 2017

    Şair Ceketli Çocuk'u henüz proje aşamasındayken birkaç kez okumuştum. Basılı halde tekrar okumaya güç bulamayabilirim. Sevgili Paluri Arzu kapağını yapmamı isteyince tarihe not düşmek bir kez daha yürürlüğe girdi. Kitabın geliri Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına gidecek. Hem Kazım'ı en yakınından okumak hem de bazı gençlerin çorbasına tuz olmak isterseniz kitaplığınızın en güzel yerini açın.

    11 Ağustos 2017

    Denizin prensini denizde okudum bir solukta. Sevdik seni ne Kazım'ım kardeş saydık. Erkendi gidişin arkana bakmadan. Paluri Arzu yüreğinle yazdın yüreğimizdekileri. Kalemine, yüreğine sağlık arkadaşım.

    27 Ağustos 2017

    Elazığ'da bulunduğum için kitap çok zor elime geçti lakin sonunda aldım. Tek gecede milyonlarca göz yaşına şahit oldu bu kitap. Emeğinize sağlık.

    10 Ekim 2017

    Kitap muhteşemdi. Ağlamaktan ara vererek okudum. Tesadüflere inanan biriyim. Kazım'i sevip dinleyeceğim, yıllar sonra arkadaşı ile tanışacağım, arkadaşı Avukat ve benim de hayatımda önemli kararlar aldığım dönemde karşıma çıkacak ve değerli meslektaşım imzası ile kitabını gönderecek... Onun da dediği gibi sanırım hiçbir şey tesadüf değil. Mutlaka bir yerlerde görüp mutlu oluyordur.

    10 Ekim 2017
    Canım iyi ki doğdun ve iyi ki girdik birbirimizin hayatlarına bir şekilde... Neden aramıyorsun da yazıyorsun dersen, yoldayım kitabını okuyorum. Öyle güzel olmuş ki sıkça ağlıyorum. Hele beni gizlediğin yerde biraz daha çok ağladım. Biraz buruklukla ama en çok da daha arkadaşlığımızın başında bile olsa seninle aynı duyguda buluşabildiğim, bana dokunduğun ve sana dokunabildiğim için mutluluktan ağladım. Seni seviyorum Arzukam...

    22 Temmuz 2017

    Daha kapağını açmadan koca bir taş gelip oturmuştu boğazıma. Okurken oniki yıl öncesine gittim ve çok ağladım. Gidişiyle bana sevdiklerime daha sıkı tutunmam gerektiğini öğreten "Şair Ceketli Çocuk". Böyle kirli bir dünyada bu kadar güzel, bu kadar "insan" kalmayı nasıl başardın? Kalmayı diyorum çünkü yokluğunla bile birbirini hiç tanımayan insanları birleştirmeye devam ediyorsun. Bir sevgi yarattın sen, üç-beş kişilik değil. Sanırım bu yüzden acın da herkesten başka. Bir türlü dinmek bilmiyor. Sevgini büyütüyorum, seni çok özlüyorum. Ve bu kitabın yazarı, "Kazım ile aramıza hiç maddiyat girmedi ve bu sonsuza kadar da böyle olmalı" diyerek kitabın tüm gelirini Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına bağışlayan, beni göz yaşlarımdan öpen Paluri Arzu, çıkarsız dostluğunuz ve vefanız için teşekkürlerin en büyüğü size aslında. Kazim'in hasretiyle kucaklıyorum güzel yüreğinizi. Var olun, var olalım.

    24 Temmuz 2017

    İnsana inancım umutların en büyüğü diyen adam, kendi kardeşinden ayırt etmeyip sadece sevgisini değil herşeyini paylaştığı, yeri gelmiş anne şefkatiyle sarmalamış, yeri gelmiş dosttan öte olmuş, hep yanında dimdik durabilmiş bir kadın... Sizin dostluğunuz bizlere örnek olmalı, dostluğun, kardeşliğin ne olduğunu bilmeyenlere en çok da... Aralarına maddiyat sokmayıp, kitabın bile gelirini Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına bağışlayıp gençlere biraz da olsa umut olabilmek... Her kelime kalbe dokunup orda kaliveriyor. Elinize emeğinize sağlık...

    24 Temmuz 2017

    Kitabı elime aldıktan sonra sanırım Sadece kısa ve derin bir nefes molası verdim. Öyle soluksuz kaldım ki birçok yerinde, kim bilir ablam ne haldeydi dedim, hele bunları yaşarken. Nasıl da önemli değil mi gün içinde o hiç farkına varmadan alıp verdiğimiz nefes. Hastanede odamı değiştirin sanırım cihaz bozuk dediği yerde tutamadım göz yaşlarımı artık. Ben sağlığında  tanışıp ona dokunabilen şanslılardan olamadım belki ama şimdi o limon fidesindeki toprağa, kavanoz içinde odanda dururken dokunup hissedenlerden oldum. Hem ille de etten, kemikten bir bedene dokunup sevmeye gerek yoktu ki. Öyle güzel yollara, öyle güzel işlere önayak oldu ki işte ölümsüzlük tam olarak böyle başlıyordu. İşte yine böyle yolların birinde tanıştım seninle, saçımın Kızılına sebep olan kadınla, abla, anne, dost, can ve çok daha fazlası olan senle. ben de şimdi bakıyorum da olmasaydın gerçekten yalnız kalırmışız abla. Seninle hiçbirimizin tanışması tesadüf değil. Kitabın gelirinin Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına gidecek olması işte tam da onun Arzuka'sı olduğunu, herkese ve herşeye rağmen değişmediğini bir kez daha gösterdin. O burda ve seninle gurur duyuyor biliyoruz.

    30 Temmuz 2017

    Kalemine, yüreğine sağlık canım. Gözlerim dolu dolu okudum. Ne güzel bir dostluk, ne güzel bir yolculuk. Biz okurlarını da ortak ettiğin ve bir başka Kazım'a tanıştırdığın için teşekkürler.

    12 Ekim 2017

    Böyle bazı insanlar vardır suratına bakınca duraksarsınız. Çünkü gördüğünüz suratın çok ötesinde bir sonsuzluk, tarif edilemez bir güzelliktir bazen. Beni az çok tanıyan herkes bilir Kazim'i ne çok sevdiğimi. Ona dair ne öğrensem ömrüme Umut ve can katılmış gibi hissediyorum. İşte bu güzel kitapta da onu yakından, en yakından, en yakında bir yerlerden, hatta kalpten ve candan anlatmış güzeller güzeli Paluri Arzu. Kitaptan sağlanan gelir de Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına bağışlanacakmış. Bunu da duyduktan sonra, seven sevdiğine bu kitabı alsın. Hem Kazim'i okusun hem de Alikev'e destek olsun demekten başka ne diyebilirim bilmiyorum.

    15 Temmuz 2018

    Şair Ceketli Çocuk, Avukat, Laz dili ve kültürü araştırmacısı, Kazım Koyuncu'nun Arzuka'sı, Paluri Arzu Kal Demirçi'ye ait bir eserdir. Şair Ceketli Çocuk Çernobil'in kanser yüzünden hayatımızdan kopardığı güzel insan ve şarkıcı Kazim Koyuncu'nun 2003'ten 25 Haziran 2005'e yani ölümüne kadar anlatıldığı biyografik bir eserdir. Şair Ceketli Çocuk biyografik özelliğinin yanı sıra Kazim Koyuncu'nun yakın dostu, aynı evde kaldığı arkadaşı Arzuka'sının kendi ağzından anlatıldığı için bir anı özelliği de taşımaktadır. 
    Eser dört ana kısımdan oluşmaktadır. İlk olarak yazarın Kazim Koyuncu ile tanışması ve ölümüne kadar geçen yaklaşık iki senelik zaman dilimi anlatılır. İkinci kısımda rahmetli Kazim Koyuncu'nun kendi adını taşıyan internet sitesinde hayranlarına yönelik açıklamaları bulunur. Üçüncü kısımda yazarla Kazim Koyuncu'nun internet sitesinde olan yazışmaları bulunur. Yazar bu sitenin editörü olduğu için bu kısmı da eklemeyi unutmamış. Son kısımda ise Kazim Koyuncu'nun resimleri bizleri karşılamaktadır. 
    Şair Ceketli Çocuk okuduğum en güzel biyografiydi sanırım. Ne güzel insanlarla bir arada yaşamışız. Ne acı ki onlara doyamadan aramızdan yitip gitmişler. Güzel olan herşey geç gelir bizim buralara ama değerini sonra biliriz, onu tamamen kaybedince. Ama iyi insanlar hayatta olmalılar, tüm kötülüklere savaşıp insanlık için en güzelini, sevgiyi tüm dünyaya yaymalılar. Kazim Koyuncu da bunu müziğiyle yaptı. Arzuka'sı ve sevdiklerini gerisinde bırakmasa belki ne güzel şeyler yapacaktı. Kim bilir? Ne çok sevmiş dostunu yazar. Ne çok üzülmüş onun yokluğunda, yarım kalmış. Bunu kaleminden de anlayacaksınız. Bu kadar duygu yüklü bir biyografi daha var mı bilmiyorum. Tek bildiğim bu eseri okumanız. İnanın öyle güzel şeyler okudum ki anlatmaya kalksam bir şeyler hep eksik kalır Kazim Koyuncu'nun yokluğu gibi. Bu eserle tanışmama yardımcı olan chiviyazıları yayınevine çok teşekkü ediyorum. Bu eseri aldığınız koşulda geliri Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına gitmekte ve telifi buraya ait olduğunu belirtmek isterim. Herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.

    24 Ekim 2018

    İlk önce söylemek istediğim şu ki; bu kitabı aldığınızda gelirinin tamamı bir eğitim vakfına gidiyor.
    Bu kitap Kazım Koyuncu severlere değil bence herkese hitap ediyor.. Hayatta başımıza iyi ya da kötü neler gelebileceğini bilemiyoruz malesef. Bu kitap bize başımıza ne gelirse gelsin dimdik ayakta durabileceğimizi anlatıyor aslında.
    Çok sevdiğim bir sanatçı olan Kazım Koyuncu'nun Arzuka'sı Paluri Arzu Demirçi tarafından yazılan bu kitap bir vefa örneği. Yaşadıkları anılarını okuyucuya çok güzel aktarmış. 
    Arzu hanım duygularını öyle güzel yansıtmış ki çoğunlukla ağlayarak okudum. 
    Bilenler bilir çok erken yaşta kanser illeti yüzünden kaybettik Kazım Koyuncu'yu. "İşte gidiyorum" dedi ve gitti aramızdan. Ben bu kitabı okumadan önce de çok severdim bu değerli insanı. Ancak kitaptan sonra daha çok sevdim. 
    Yazar kitapta konserlerden, yaşadıkları anılardan, hastane sürecinden bahsetmiş. Anlattığı bazı konserlerin görüntülerini açıp izledim. İzledikçe yüreğim daha çok parçalandı. Onun masumiyetini gördükçe insan daha derinden etkileniyor.

    Fotoğraflar da vardı kitapta çokça. Gencecik insana yakıştıramadığımız ölümün gerçekliği vardı son sayfada...

    Umarım duygularımı anlatabilmişimdir. Kitabı okudukça yazarımızla ara ara sohbet ettim. Arzu hanıma teşekkür ederim. Bize Kazım Koyuncu'nun bilmediğimiz taraflarını da anlattığı için. 
    Şimdi Laz böreği yerken nasıl tat alabilirim bilmiyorum. Kazım'ın Arzuka'sı iyi ki varsın, iyi ki onu yalnız bırakmamışsın. Biz onu hep seveceğiz. Nurlar içinde uyusun.

    08 Kasım 2018

    Bugün sevgili Kazım Koyuncu’nun doğumgünü imiş. Üniversitede Zuğaşi Berepe grubuyla dinleyip kasedini bile o kıt kanaat bütçeyle almışlığım var. Hala da açar aklıma geldikçe dinlerim grubun çalışmalarını. Bu fotoğraftaki kitap yani Şair Ceketli Çocuk, Kazim Koyuncu hakkında yazılmış çok naif çok hoş bir kitap. Sevgili Paluri Arzu Demirçi elinden. Bu dünyadan koca yürekli, farklı düşünen, üreten bir sanatçı geçti ve şimdi bu kitabın geliri ile de çocuklar-gençler burslu okuyacak. Bir sonraki kitap alışverişinize lütfen ekleyin mutlaka. Nice yıllara Kazım kardeş, iyi ki doğmuşsun!

    25 Temmuz 2020
    Şimdi sizlere bir kitap önereceğim...
    Beni bilen bilir söz konusu kitap ise içeriğinin ne olduğuna fazla takılmam bulduğumu okurum affetmem...
    Kazım Koyuncu benim gibi çoğu insanın kalbinde ruhunda kendine naif bir yer edinebilmiş bir sanatçı, sevmeyene henüz denk gelmedim geleceğimi de sanmam.. Devrimciliğini kendine has üslubu ile daha da sevimli halde dile getirişini hep takdir etmişimdir....
    Ama bu kitap başka, bu Kazım Koyuncu'yu değil, bu süreçte onunla birlikte iyi veya zor (kötü demeye dilim varmaz kendi bile öyle nitelendirmemiş zor günlerini kitaptan hissettiğim kadarı ile) günlerini an be an yaşamış bir dostunun sevgili Paluri Arzu Kal Demirçi'nin yüreğindeki Kazım Koyuncu'yu anlatıyor...
    Ama ne anlatmak.... Her okuyanın hayatında benzer anları yaşadığı kayıpları olmuştur elbet kendinizi bulacaksınız klişesi yapmayacağım siz okuyun klişeyi yaşayacaksınız zaten 
    Hee bide çok güzel bir yanı var bu kitabın; telif haklarının tamamı -buraya dikkat bir kısmı değil TAMAMI- Alikev Vakfına bağışlanıyor, üstelik de yayınevi bunun için telif ücretini yüksek tutmuş ki bağışlar bol olsun... Sırf bunun için bile alınır...
    Keyifli okumalar dilerim....

    06 Ağustos 2020

    Kazim'ı, Kazim gibi olabilmeyi, Kazim gibi düşünebilmeyi..
    En yakınından okumak, hissetmek! Onu en yakından tanıyanlardan birinden okumak. İlk tanışmalarını, yaşadıklarını çoğu zaman gülümseyerek ama hep bir burukluk içinde, göz yaşlarıyla okumak. Kazim'in son günlerinde, o hastane odasında sol baş ucunda oturup dinler gibi hissettim. Uzansam dokunacakmış gibi. Şu satırları yazarken bile buğulanıyor gözlerim. Sen, Kazim abi, adını her duyduğumda, şarkını her mırıldandığımda sol yanıma bir sızı çöküyor. Sen benim hiç dinmeyecek özlemim, hep kanayacak yürek sızımsın. İyi ki yazdın ve abla... İyi ki uzandığımda dokunacak kadar yakınıma getirdin onu. 
    Okuyun, mutlaka okutturun. 
    Not: kitap satışından elde edilecek gelir Ali İsmail Korkmaz Eğitim Vakfına katkıdır aynı zamanda.
  • 120 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    İki Çocuk Öyküsü:
    'Başka Karıncalar Diyarı Ve Yerle Gök Arasında'

    Ulaş Başar Gezgin


    Erdoğan Kahyaoğlu'nun ikinci çocuk öyküsü olan 'Komutan Anti: Başka Karıncalar Diyarında' kitabını ve ilk kitap olan 'Suşa ile Kiki: Yerle Gök Arasında'yı okumak, insanı, çocuk öyküsü yazmanın apayrı bir sanat olduğuna ikna ediyor.

    'Başka Karıncalar Diyarında'da, bir öbek karınca, yaklaşmakta olan Büyük Yağmur'a karşı önlem almak durumundadır. Büyük Yağmur'da yuvaları yıkılacaktır. Yeni yuva kurabilecekleri bir yer bulmalıdırlar. Kraliçe karınca, bir takımı görevlendirir. Takımın başında, Komutan Anti vardır. Yolda bir örümceğin yaşamını kurtarırlar. Az gittikten uz gittikten sonra, bir yere varırlar. Burada köleleştirilmiş karıncalarla karşılaşırlar. Bu karıncalar köleleşmişlerdir; çünkü yaşadıkları gönencin bir sonucu olarak, asker karıncaları işçi karıncaya çevirmişlerdir. Nasılsa asker karıncalar, bir işe yaramamaktadır. Birgün, büyük antenli ve kalın kafalı karıncalar gelirler ve onları tutsak ederler.

    Komutan Anti ve yanındakiler, efendilerle dövüşürler ve zincirlerinden kurtulabilmeleri için, eski asker ve işçi tüm karıncalara savaş eğitimi verirler. Sonunda tutsaklar, efendileri darmadağın ederler. Komutan Anti ve yanındakiler, yeni bir yuva aramayı, kaldıkları yerden sürdüreceklerdir. Kurtardıkları karıncalar, kendi yuvalarının yakınında, Komutan Anti'nin topluluğunun yaşayabileceği bir yuva sunarlar. Yolcular, diğer karıncaları çağırmak için geri dönerler. Ancak, geç kalmışlardır; Büyük Yağmur'a yakalanırlar. Belki, yuvaları da çoktan dağılmıştır. Daha önce canını kurtardıkları örümcek, yardımlarına yetişir. Sağsalim yuvaya varırlar. Yuvaları, yerli yerindedir.

    Yazar, 'çoklu-anlamlı' olarak adlandırılabilecek bir metin üretmiş. Bu metin, bir çocuk öyküsü olarak okunabilir elbette. Öte yandan, bir büyük masalı olarak da okunabilir: Osmanlı Padişahı Orhan Bey, Gelibolu'yu savaşsız almıştı. Çünkü Gelibolu halkı, depremden sonra, başka yerlere dağılmıştı. O çağlarda değiliz artık. İnsan, hele çok sayıda insan, öyle elini kolunu sallayarak bir ülkeden ötekine geçemiyor. Çağımız insanının anayurdunu topluca değiştirmesi zor. Topluca değiştirebiliyorsa, çoğunlukla köle ya da daha kibar deyişle 'işçi' olmak koşuluyla gerçekleşiyor bu. Karıncaların yolculuğu, buradan da okunabilir.

    Tutsak karıncalara geldiğimizde ise, Yazar'ın bilinçli ya da bilinçsiz olarak, askerci (militarist) bir tutum takındığını görürüz. Sezdirisi (ima) şudur: "Sakın ha orduyu dağıtmayın, dağıtırsanız köle olursunuz." Bu görüş, en asker-karşıtı insanların bile kabullenebileceği enazcı (minimalist) bir görüş. Ancak, biraz daha düşünüldüğünde, tüm devletlerin aynı gerekçeyle silahlandığı görülecektir ve hiçbiri haksız değildir. Madem ki tarih, güçlünün borusunun öttüğü bir arenadır; kötülerin de iyilerin de silahlanmak istemesi, gayet doğaldır.

    Çocuk öyküsü olarak okunduğunda ise, usta bir metinle karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Zaten, bir yandan büyüklere bir yandan küçüklere yazmak, kolay değildir. Çocukları düşük zekalı sayan, anlatı niteliği bile taşımayan metinleri 'öykü' diye çocukların burnuna dayamak, piyasanın genel hastalığı ne yazık ki.. Bu bayağılığı aşan bir öyküyle karşılaşmak ne kadar sevindirici..

    'Suşa ile Kiki: Yerle Gök Arasında'ya baktığımızda, kaplumbağa Suşa ile kuş Kiki'nin yolculuğuna katılırız. Diğer kitapla karşılaştırıldığında bu kitap, anlatısal olmaktan çok kişiliklerin derinliklerine inen bir öyküdür. Bir kuşun ve özellikle de bir kaplumbağanın yansıyapısı (psikoloji), oldukça başarılı bir biçimde veriliyor. Yazar'ın, bu öyküyü kaleme almadan önce, "kaplumbağa olmak nasıl bir duygudur?" türünden insanbilimsel bir soruyla uzun uzun uğraştığı anlaşılıyor. Yoksa, bir kaplumbağanın kabuğundan hoşnutluğu, hoşnutsuzluğu ve diğer nesnel ögeler, bu kadar iyi nasıl verilebilirdi?..

    Suşa'yla Kiki, yeryüzüyle gökyüzünün birleştiği yeri aramaktadırlar. Bulamazlar, ama yola devam ederler. Belki birgün oraya ulaşacaklardır. Sonunu bilemeyiz. Bu öteyi arama düşüncesi, çocuk öykücülüğünün piri olan Samed Behrengi'nin 'Küçük Kara Balık' adlı öyküsünde de vardır. Behrengi’yle ilgili bölümde açıkladığımız gibi, küçük kara balık, balıkları yutan karabataklara ve büyük balıklara aldırmaz; ırmağın nereye aktığını merak etmektedir. Yolda, bir de, ters ters değil düz düz giden bir yengeçle karşılaşır. Kuşkusuz, bunlar ve benzeri öğeler, Behrengi'nin uygar uymazlığını (sivil itaatsizlik) imlemekte; çocuklara, herkesçe yapılanların, kimi zaman, mantıklı olmayabileceği düşüncesini vermektedir. Aynı biçimde, Kahyaoğlu'nun yolculuk öyküsü olma ortak özelliğini taşıyan iki öyküsü de, çocuklara, sırasıyla, yardımlaşmayı, dayanışmayı, açık görüşlü olmayı ve gerçekçi olup olanaksızı istemeyi öğütlüyor. Ancak, öğüt verirken, ders havası taşımıyor; iletisini öykünün akışına yediriyor.

    Çocuklarımıza armağan edebileceğimiz az sayıdaki güzel öykü kitabından ikisi, 'Komutan Anti: Başka Karıncalar Diyarında' ve 'Suşa ile Kiki: Yerle Gök Arasında'. Bu basbayağılıklar dünyasında güzel kitaplar okumak, bizim kadar çocuklarımızın da hakkı...


    Kaynakça

    Kahyaoğlu, Erdoğan (Haziran 2003). Komutan Anti: Başka Karıncalar Diyarı. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

    Kahyaoğlu, Erdoğan (Ocak 2003). Suşa ile Kiki: Yerle Gök Arasında. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.



    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 200 syf.
    ·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar

    Ulaş Başar Gezgin


    Azerbaycanlı tanınmış öykücü Anar’ın seçme öyküleri ‘Anar’dan Seçme Öyküler’ adıyla Türkçe olarak okunabiliyor. 1938 doğumlu olan Anar, öykülerinde, halk deyişlerine yaslanan kıvrak diliyle bir meddah akıcılığında, Sovyet dönemi Azerbaycanı’ndan kesitler sunuyor.

    Kitap, 11 öyküden oluşuyor. Birinci öykünün başlığı, ‘Dante’nin Jübilesi’. Bu uzun öykü, belki de bu seçkideki en zayıf öykü. Altmış yıl sahne tozu yutmuş ‘başarısız’ bir oyuncuyu betimleyen öyküde, kimsenin değer vermediği, yazarın kendi sözüyle “ölse, kimseye kayıp vermemiş olacak” bir oyuncu, Feyzullah Kebirlinski çevresinde, insanın değeri/ değersizliği türü düşünceler işleniyor. Kebirlinski, imam olmasını isteyen imam babasının sözünü dinlemeyip gönlünü tiyatroya kaptırmıştır. Altmış yıl sahne tozu yutmuştur ama şimdi bir tiyatro bileti bile verilmemektedir kendisine…

    ‘Ben, Sen, O ve Telefon’ adlı ikinci öykü, gerçekte, bir tür benlik yarılmasını işler: Tüm arkadaşları evlenmiş bir genç adam, kendisine bir eş bulmak için, rasgele bir numara çevirir ve böylece bir kadınla tanışır. Bir süre sonra, genç adam, kadının çalıştığı işyerinde müdür olur; ancak, kadın, bu durumu bilmemektedir. Adam bunu farkeder ve bu benlik yarılması, öykünün bitişinde, telefondaki benlikle gerçel benlik arasında bütünleşme sağlanmasıyla son bulur. Onyıllar önce yazılmış olan öykü, günümüzdeki sanal aşkların bir önhabercisi olarak da okunabilir. Son derece kıvrak ilerleyen karşılıklı konuşmalara karşın, ne yazık ki Anar, bu öyküdeki yansıyapısal (psikolojik) boyutu ıskalamış görünüyor. Durumu benlik yarılması olarak saptayıp kurguyu ona göre çatsaydı, betimlemelerinde içebakışsal bir derinlikle karşılaşacaktık. Yine de, bu eksikliğin ötesinde, kaleminin kıvraklığına övgüler düzmemek olmaz. Bir fikir vermesi açısından, işte öykünün girişi:

    “Dün senin telefonun öldü. Yalnız insanlar ölmez ki… Telefon numaraları da ölür. Ömrün boyunca pek çok rakamı unutacaksın: Pasaportunun numarasını, en son çalıştığın işten aldığın maaşı, dostunun arabasının plaka numarasını, ay ile dünya arasındaki mesafeyi, yaşadığın şehrin nüfusunu. Başka rakamları da. Hepsini, hepsini unutacaksın. Sadece bu rakamdan başka. Bu beş rakam, üstelik bu meşakkatli hayatta senin için en aziz hediyeydi. Beş rakam, onun sesi ve telefon ahizesinden gelen menekşe kokusu.

    Bazen ben siyah telefonun ahizesini öyle kaldırıyorum ki, sanki piyanonun kapağını açar gibi. Bazen bu siyah telefonu öyle kapatıyorum ki, sanki tabutun kapağını kapatır gibi.” (s. 79)

    ‘Taksi ve Vakit’ başlığını taşıyan üçüncü öykü, ortayaşlı başkişiliğin gözüyle, gençliğe özlem ve istendiği/ beklendiği gibi yaşanmamış gençlik aşklarından duyulan pişmanlıkla yoğruluyor.

    Dördüncü öykü ‘İyi Padişahın Masalı’nda ise, siyasal taşlama bakışı egemen. Padişahın yasakları ve dedesinin yasakladığı ayna ve vezirlerin yükseltilmek için ettikleri yarı-kurnaz sözler, bu öyküye bir başyapıt niteliği kazandırıyor. Padişah neleri mi yasaklıyor: Bir ara, düş görmeyi; bir ara, uyumayı, ölmeyi; şiirsiz, uyaksız konuşmayı ve diğer birçok temel insan etkinliğini. Hepsinde çeşitli gerekçeleri var ama tümünün bağlandığı ana neden, halkını daha mutlu edebilmek… İyi niyetle gelen kötülük katarı… Sonunda, vezirin karısının, padişahın dedesinin harabe sarayında bulduğu ayna parçası, ömürlerinde hiç ayna görmemiş padişahı ve vezirini halden hale sokuyor. Anar’ın öyküsü, özeleştiri nedir bilmeyen toplumlara ya da kendi sözlerini özeleştiri olarak değerlendirme bilincine erişmemiş toplumlara yöneltilmiş bir kara mizah olarak da elbette okunabilir.

    ‘Sevgililer Gününe Özlem’ adlı kısa öykü, oldukça yalın ve zayıf: Sık sık kullanılan “O davranışın anlamı o değilmiş, ben yanlış yorumlamışım” izleği işleniyor. Kişi, bu tümceyi kurana dek, iş işten çoktan geçmiş olur hep…

    Altıncı öykü ‘Geçen Yılın Son Gecesi’ geleneksel bir yılbaşı öyküsü. Ancak, Hamide Hanım’ın düşünceleri ve beyazcamdaki yılbaşı sunucusuyla kendince söyleşmesi, bırakalım öykücülüğü, yaşam adına ilginç buluşlar ve öneriler içeriyor.

    ‘Sayıların Macerası’ adlı öykü, sayıların birleşmesi ve ayrışmasıyla ilgili, bir matematik öğretmeninin dört işlemi ilköğretim öğrencilerine sevdirmek için yazabileceği türden bir öykü. Bir çocuk öyküsü izlenimi veriyor. Öte yandan, Samet Behrengi’nin öyküleri gibi, toplumsal bir iletisi de bulunmakta.

    Sekizinci öykü ‘Bozbaş Ziyafeti’, Azerbaycanlılar’ın sevdiği geleneksel bir et yemeği olan bozbaş yemeği çevresinde, sanat eleştirmenlerine yönelik bir taşlama. İki yazar, bozbaş yerken ve birinci yazarın ‘El Eli, El de Yüzü Yıkar’ adlı romanı üstüne söyleşirken, yemeği yapmış olan yazar eşi, sürekli odaya gelip konuşmaları bölüyor, “yemek nasıl olmuş”, “tuzlu mu olmuş?” türü sorularla yazar söyleşmesini bombardımana tutuyor. Bir süre sonra, bir toplantıda romana ilişkin olarak konuşma yapması beklenen ikinci yazar, bir anda, kitabı okumadığını farkediyor. Ama iş işten geçmiştir: Konuşmasını, romanın hiç içeriğine girmeden, yazarın eşine verdiği yanıtlarla toparlıyor. Gerçekte, burada yaptığı, gündelik konuşmalarımızın altındaki geleneksel ötegönderimlerin (metafor) bilinçli bir biçimde kullanılışı. Bu konuda çığır açmış çalışmalarıyla tanınan bilişsel bilimci George Lakoff’a yakışır bir biçimde, ikinci yazar, konuşmasında, ‘bir yemek (bozbaş) olarak roman’ ötegönderimine dayanıyor:

    “İyi pişmiş bir eserdir. Evet, evet, çiğ değil, iyi pişmiştir. (…) Burada biz tatsız tutsuz şeylere rastlamıyoruz. Eser çok enfestir, lezizdir, evet, evet tuzsuz değil, tatlıdır. (…) Başka arkadaşların bazı eserlerinde olduğu gibi burada su fazla değil, hayır, hayır, aksine suyu azdır. (…) Genel olarak eser, taze, hoş kokulu, tatlı, lezzetlidir ve iyi hazmediliyor. (…)” (s. 178)

    Dokuzuncu öykü olan ‘Bir Bardak Su’da, Aziz Nesin’in Zübükü’ne benzer bir Sucu Cafer tiplemesi çiziliyor. Sucu Cafer’de Anar, boş konuşan siyasetçileri taş yağmuruna tutuyor.

    ‘Güzellerim’ adlı onuncu öyküde, öyküsünü yayınlatamamış bir adamın başından geçenler üzerinden, yine sanat eleştirmenlerini yerin dibine batırıyor. Düzeltmenleri yerden yere vuruyor: Birinin düzelttiğini öteki siliyor; ötekinin sildirdiğini bir diğeri geri istiyor. Derginin başdüzeltmeninin “Ya Yeni Zelanda ne olacak?” diye bir eleştirisi (!) var ki, insanın kendini koyvermemesi olanaksız. Burada herşeyi aktarmayıp meraklı okuru kitaba yönlendirelim.

    Son öykü olan ‘Vestiyerde Çalışan Kadının Anlattıkları’, vestiyerde çalışan bir kadının ağzıyla, buğulu duyarlılığın ardından gidiyor.

    Öykücülüğe meraklıysanız, bu kitabın mutlaka kütüphanenizde bulunması gerekir. Öykücülüğe ilgi duymuyorsanız; işte o gün geldi; Anar’ın öyküleri, sinema çağında görsel etkilere kurban ettiğimiz sözel anlatım olanaklarını sevdirmek için birebir. O zaman, bu noktada aradan çekiliyoruz.



    Kaynak

    Lakoff, G. ve Johnson, M. (1980). Metaphors we live by. Şikago ve Londra: The University of Chicago Press.



    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 320 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’


    Ulaş Başar Gezgin


    Bilişsel bilimler alanı, birçok alanla kesişiyor. Ancak, ilk bakışta, pek kesişir gibi görünmediği bir alan var: Yazın (edebiyat). Gerçekte, yazın da, bilişsel bilimler gibi, insanın bilişsel yönleriyle az çok ilgileniyor. Bu yönlerden birkaç örnek sıralayalım:

    3. Tekil kişi ağzından 1. tekil kişinin öznelliklerini anlatma sorunu: Bu, başka zihinler sorunuyla (problem of other minds) benzer bir altyapıya sahip. Romancı, bir bireyin iç dünyasına girmek durumunda. Bunun için, ya içebakışla kişiliği kendi kişiliği üzerinden kuruyor ya da bir gözlemci olarak, yine az çok içebakışa dayanarak başkalarını anlamaya çalışıyor.

    Yaşamın önemli bir kuralının şu olduğu görülmektedir: İnsanların söylemedikleri, söylediklerinden daha önemlidir. Öyleyse romancı, insanları anlatırken nasıl bir yol izleyecek? İnsanların iç dünyasını nasıl yakalayacak? Elinde yalnızca içebakış mı var? Elbette hayır!

    Elinde, insanların günceleri var. Sağaltımcıların danışanın adını vermeden yayınladıkları olay incelemeleri var. Bir de, romancının dostlarının anlattığı özel yaşam olayları var. Romancı, bunları toplayıp tanınmayacak duruma getiriyor ve böylece, okuyanlara, “Aa! Bu tam beni anlatıyor” dedirtiyor.

    Bilişsel bir etkinlikten başka bir şey olmayan bir romanın hazırlama ya da kurgu süreci: Gözden kaçan bir benzerlik de, yapay zekacının izlence yazması ya da robot yapması gibi, romancının da başka bir malzemeyle bir dünya yaratması. Roman, gerçekte, bilgisayar oyunlarının atalarından biridir. Kendi içinde bir dünya yaratıyorsunuz ve bunun içindir ki çeşitli dinsel cemaatler, öykücülüğün günah olduğunu ileri sürebiliyor: Öykücü ya da romancı, onlara göre, bir dünya yaratarak, “Allah’a şirk koşuyorlar” yani ortak oluyorlar ve tek yaratıcı, Tanrı’dır.

    Romancının yarattığı dünya modeli de, yapay zeka çalışmalarının açtığı tartışmaların benzerlerini yaratıyor. Temel bir nokta: Gerçeklik. Romanda gerçeklik sorunu, ciddi bir sorun. Romancıya çoğu zaman, yerinde olmayan şu eleştiri gelir: “Bu yazdıkların doğru değil.” Zaten yazar, romanı, yazdıklarının doğruluk değeri almaması yani doğru ya da yanlış olmaması üzerinden kurar. Öbür türlü, yazdığı, roman değil tarih kitabı olur. Yapay zeka alanında da benzer bir tartışma vardır: Olabilecek en ileri modeli mi geliştirmeliyiz yoksa insan ne kadar zekiyse ancak o düzeyde bir modelleme mi yapmalıyız?

    Bir metni metin yapan nedir?: Her yazılan ya da söylenen, bir metin oluşturur mu? Metin kavramı, neleri dışarıda bırakır? Yazın ve bilişsel bilimler alanında sorulan bu sorular benzer değil, ortaklar. (Aynı biçimde: Bir anlatıyı anlatı yapan nedir?)

    Kurguyu nasıl oluşturmalı ki okurun belleğinin sınırlarını zorlamasın?: Rus romanlarında, aynı kişiliğin birkaç değişik adı vardır. Rusça’da ad çeşitlemeleri çok yaygındır. Örneğin: Katerina: Katya ya da İvan: Vanka. Bu ad çeşitlemelerini bilmeyen okur, anlatıyı kavramakta zorlanır. Rusça yazan yazarlar, uluslararası üne kavuşacaklarının belki de hiç ummuyorlardı. Ya da başka dillerde, ad çeşitlemelerinin Rusça’daki denli çok olmadığının bilincinde değillerdi. Olasılıklar çoğaltılabilir elbette.

    Öte-gönderimler (metaphorlar): Öte-gönderimlerde ya da diğer adıyla eğretilemelerde, en az iki dizge, bir biçimde birbirleriyle ilişkilendiriliyor. Bu ilişkilendirme süreci, yine bu iki alanda benzer değil ortak bir çalışma konusu. “Şiir, imgeyle mi yazılır sözle mi yazılır?” tartışması da, bilişsel bilimlerdeki, sözel ve görsel yapılar ve onlara karşılık gelen bellek türleriyle ilişkilendirilebilir.

    Şimdi, bilişsel bilimlerle yazın alanını biraraya getiren bir romandan sözedelim: David Lodge’un yazdığı, Meram Erdoğan’ın ustaca çevirisiyle Türkçe’ye kazandırdığı ‘Düşünce Balonları’ adlı kitap, Türkçe’de, bilişsel bilimlere ilişkin ilk roman oldu.[ Lodge, D. (2005). Düşünce balonları. (Çev. M. Erdoğan). İstanbul: Ayrıntı. ]

    Romanın iki temel kişisi, yaratıcı yazarlık dersi vermek üzere konuk öğretim üyesi olarak bir üniversitede bir dönem geçirecek ünlü bir romancı ve o üniversitenin Bilişsel Bilimler Kurumu’nun başında bulunan bir bilişsel bilimci. Konu, gerçekte, bilişsel bilimler olmaktan uzak. Kitap, bu iki başkişi arasındaki aşkı anlatıyor. Ancak, çiftin iki akademisyen olarak döndürdükleri tartışmalar, okumaya değer. Yeri geldikçe, bilişsel bilimlerin ünlü sorunları bir sohbet havasında işleniyor; ancak, kitapta bu konular, bilmeyen okurların anlamakta zorlanacağı bir biçimde kaleme alınmış. Konular şöyle: Thomas Nagel: ‘Yarasa Olmak Nasıl Birşeydir?’ (s.55), Mahkumun İkilemi (s.56), Searle’ün Çince Odası (s.57), Frank Jackson’ın Mary’si (s.58), zombiler (s.59) vd.

    Romanda, iki başkişi de günce tutuyor. Ancak, romancı, geleneksel yöntemlerle günce tutarken; bilişsel bilimci, bir aygıta okuyor. Aygıtta, sözü metne çeviren bir izlence yüklü. Romanın böylece, ses kayıtlarından ve yazılı güncelerden oluşması, yapıta içtenlik katıyor. Birinci tekil kişiliklerin tüm karanlık yönleri, kayıtlara ve güncelere akıyor.

    Romancı, bilişsel bilimciden, Nagel’ın yarasa tartışmasını ve Jackson’ın Mary düşünce deneyini öğrendikten sonra, dersinde, bu ikisini ödev olarak veriyor. Ödev olarak kaleme alınmış yazılar, okuru bir yandan güldürüp bir yandan ufkunu açan bir yapıya sahip (bkz. s.92-98 ve s.150-160).

    Lodge, Nobel ve bilişsel bilim üstüne şöyle diyor:

    “(…) Bir bilişsel bilimcinin Nobel ödülünü aldığını hayal etmek bile zor… Yarın biri çıkıp bilinç problemini çözse bile ona hangi ödülü verecekler ki sanki? Fizik mi? Kimya mı? Fizyoloji mi? Bu kategorilerin hiç birine girmiyor… Acaba Nobel kazanmak nasıl birşeydir, cidden yani… Nobel’in qualiası…(…)” (s.115-116)

    Kitap, bilişsel bilimler noktasında zayıf. Ancak, bir başlangıç olarak daha fazlası beklenemezdi. Bilişsel bilimler, yüzlerce romana malzeme olacak kadar zengin bir kaynak. Günümüzün Jules Verne’leri ise, yani okuru etkileyecek masalımsı anlatılar oluşturmak yerine bilimsel bilgiye dayanarak geleceğin resmini çizmeye çalışan bilim-kurgu yazarları ise, kuşkusuz, bilişsel bilimleri özümsemiş sanatçılardan çıkacak.


    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 208 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Ölüm Yıldönümünde Jose Saramago’yu Anarak...

    Ulaş Başar Gezgin


    Jose Saramago, 18 Haziran 2010'da vermiş son nefesini. Ömür boyu Portekiz Komünist Partili olan yazar, çok kez, seçilemeyeceği yerlerden, destek amaçlı olarak aday gösterilmişti. Partili, ancak eleştirilerini de sakınmayan bir yazar. Kendini özgürlükçü solcu olarak tarifliyor. Saramago'nun hemen hemen tüm romanları, politik yapıtlardır; simgesel bir dille toplumsal kurumları eleştirir. Dili öylesine etkilidir ki, İsa'yla ilgili olarak yazdığı alternatif roman, Vatikan'ın baskısı sonucu dönemin Portekiz başbakanı tarafından yasaklanır. Konuyla ilgili verdiği demeçte şöyle diyecektir Saramago: "İnananlara saygım var; ancak Vatikan'a, kuruma saygı duymuyorum." Eleştiri okları, kapitalizm ve İMF dışında, Filistin'deki insanlık dışı uygulamaları nedeniyle İsrail'i de hedef alacaktır.


    Vahşi Bir Turp

    Saramago, 'vahşi turp' demek. Baba tarafının takma adı olan bu ad, daha sonra sarhoş bir memur tarafından nüfus kayıtlarına işlenmiş. Bu vahşi turp, topraksız köylülerin çocuğu. Kitapları peynir-ekmek gibi satsa da, hiç 'beyaz'lamamış, hep muhalif kalmış. Çocuklarının eğitim giderlerini karşılayamayan aile, onu teknik liseye yazdırır. Buradan tornacı çıkar. 2 yıl sonra, "işçisin sen işçi kal" diyenlere aldırış etmeden önce tercüman, sonra gazeteci olur. Oradan yazarlığa sıçradığında, yolculuk tamamlanmış olacaktır.

    1922 doğumlu yazarın Portekiz Komünist Partisi'ne üye olması çok geç olur: 1969'da. Fakat o zamandan son nefesine kadar partiye bağlı kalır. Çok okunanlar arasına girmek için ise, 60'lı yaşlarını beklemek durumunda kalacaktır. Kendisini ‘kronik karamsar’ olarak adlandırsa da, yapıtlarının çoğu, mizahla doludur; elbette sık sık kara mizahla...


    Portekizce ve Ölümsüzlük

    Öte yandan bir Portekizce notu da düşmeli burada: Portekizce diğer Avrupa dillerine göre daha az ilgi gösterilen bir dil. Portekizce yazıp dünya çapında tanınmak kolay değil. Bu, öyle bir durum ki, Türkçe’de ve diğer birçok dilde, Saramago külliyatı, asıl dili olan Portekizce’den değil İspanyolca’dan çevriliyor. Saramago’nun gazeteci olan İspanyol eşi, Yaşar Kemal-Thilda Kemal ilişkisindeki gibi, usta yazarın İspanyolca çevirmeni. Saramago, böylece, çok kısa sürede, İspanyolca kitaplar arasında kendine yer bulabiliyor.

    Kan kanserinden 87 yaşında ölür 'Vahşi Turp' ama ölümü bile ironi gibi gelir insana; çünkü bir romanında (‘Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’) ölüm ile ölümsüzlüğü konu almıştır. Cenazesinde yüzlerce kilometreden katılımla 20 bin kişi hazır bulunur. Vasiyetine göre, ölümünün ilk yıldönümünde külleri, yüz yıllık bir zeytin ağacının altına gömülür.




    63 Yıla 31 Başyapıt

    63 yazarlık yılına birbirinden değerli 31 kitap sığdırmış olan yazarın uluslararası kamuoyunda en bilinen kitabı 'Körlük'tür (‘Ensaio sobre a Cegueira’, 1995). Bu kitapta, körlük virüsü, bir şehri etkisi altına alır. 'Baltasar ile Blimunda' (‘Memorial do Convento’, 1982) 18. yüzyıl Portekizi'nde geçen bir aşk anlatısını işler. Bu roman, yazarı 60 yaşında büyük bir üne kavuşturacaktır. ‘Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl’da (‘O Ano da Morte de Ricardo Reis’, 1984) Portekizli yazar Fernando Pessao’nun (1888-1935) 50 yıl önce yarattığı bir kişilik yeniden hayata getiriliyor ve gerçekle kurmaca içiçe geçiyor. 'Yitik Adanın Öyküsü'nde (‘A jangada de pedra’, 1986) İber Yarımadası Avrupa'dan kopar ve okyanusa açılır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, ‘İsa'ya göre İncil’de (‘O Evangelho Segundo Jesus Cristo’, 1991) İsa'yla ilgili resmi anlatıyı alternatif bir açıdan yorumlar. 'Kabil' de (‘Caim’, 2009) resmi dinsel anlatıya alternatif bir anlatı niteliği taşıyor. Kitabın adı, 'Kabil'le Habil'in Kabil'inden geliyor. 'Mağara' romanında tüketim toplumu eleştirisi öne çıkıyor. ‘Kopyalanmış Adam’da (‘O homem duplicado’, 2002) kimlik konusu gerilimli bir biçimde işleniyor. Yazarın 36 yıl sonra ortaya çıkan ve yazıldıktan 60 yıl sonra yayınlanan kayıp romanı ‘Çatıdaki Pencere’ (‘Claraboia’, 1953), 1940'ların Lizbonu'nda ikili ilişkileri konu alan bir yapıt. Türkiye'nin bugünkü durumuna en uygun olan anlatı ise, 'Körlük'ün devamı olan 'Görmek' (‘Ensaio sobre a Lucidez’, 2004). 'Görmek', seçim sisteminin bir eleştirisi olarak başlayıp yolu OHAL'lere çıkan bir distopya. Ölmeden önceki son yıllarında yayınladığı ‘Küçük Anılar’da (‘As Pequenas Memórias’ 2006), çocukluk anılarını aktarıyor; ancak bu kitap, kurmacadaki başarısından bir hayli uzakta. Yayınlanmasa bir kayıp olmazdı. Belki bu zayıflık, yazarın çok geç siyasallaşmasıyla ilgili olabilir.


    Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

    Yukarıda Saramago’nun ölümü için ‘ironik’ dedik. Şimdi bu vesileyle, yazarın ölüm ve ölümsüzlüğü konu alan ‘Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı kitabına bakalım. Öncelikle, kitabın çevirmeni, ortaokulu Venezuela’da okuyup daha sonra Türkiye’de İspanyol Dili Edebiyatı bölümü bitirmiş olan Prof.Dr. Mehmet Necati Kutlu. Önerilesi, yetkin bir çeviri olmuş. Konu açılmışken, İspanyolca’ya ek olarak Portekizce çeviriler de yapan, hazırladığı kitaplarla Türkiye’de İspanyol dili ve edebiyatı öğretimi için paha biçilmez katkıları olan İnci Kut’u saygıyla anmak istiyoruz. İnci Kut, Saramago’nun çocukluk anılarının da (Portekizce’den) çevirmeni.

    Bir de, Saramago’nun okunmasını zorlaştıran biçemsel seçimine dikkat çekelim: Yazar, konuşma çizgisi kullanmıyor. Diyaloglar, bir paragraf içinde, her bir söz alanın dile getirdiği ilk sözcüğün virgülden sonra büyük harfle yazılmasıyla veriliyor. Örneğin: “Çözecektir, Ya çözmezse, Bir kez denesek ne kaybederiz ki, Ya çözmezse, Gayet basit.” (s.38) Bu biçemsel seçim ve noktalarla soluklanmak yerine virgüllerle uzayan upuzun cümleleri yeğlemesi, okunmasını zorlaştırıyor ve bunun kurmacaya bir katkısı olduğu ya da kurmaca için olmazsa olmaz olduğu da kuşkulu.

    ‘Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’ şu cümleyle açılır: “Ertesi gün kimse ölmedi.” Ölümsüzlük, toplumu nasıl etkileyecektir? En çok etkilenenler, din adamları olacaktır; çünkü bütün savları geçersiz olacaktır. Mezarcılar da etkilenecektir elbette; müşteri yokluğunda iflasın eşiğine gelirler; hayvan cenazelerinden medet umarlar. Etkilenen bir diğer iş kolu, hastaneler olacaktır. Ölüm ortadan kalktığından, yatan hasta sayıları uçmuştur. Beklenenin tersine, mutlu bir toplum değildir bu; ölüm ortadan kalkmıştır, ama insanlar yaşlanmaya devam ederler. Böyle olunca, ölecek kadar güçsüz düşüp yine de ölemeyen yaşlılar, hiç de mutlu bir yaşam sürmeyeceklerdir. Bu süreçte, kendilerince çözüm üretmek zorunda kalanlar arasında, huzurevlerini ve sigorta şirketlerini de görürüz. Olaylar sürprizli bir biçimde gelişecektir.

    Saramago, bu vahşi turp, yalnızca yarattığı kurmaca kişiliklerde değil, gerçek yaşamda rol modeli olduğu insanların kişiliklerinde de yaşayacak ve elbette, siyasal duruşu dolayısıyla, dünya üzerindeki tüm hak arama mücadelelerinde!








    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).