• Öğrencilerimden birine;
    +10 Kasımda ne oldu diye sordum.
    -Çocuk Bayramı.. dedi.
    - Hayır dedim. Başladım açıklamaya;
    +Çocuk bayramı 23 Nisandaydı 10 Kasımda bizlere cumhuriyeti armağan eden, Ulusumuzun büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk hayata gözlerine yumdu..
    Daha sonra yıl içinde gerçekleşen özel ve önemli günleri anlatmaya başladım.
    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
    19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
    30 Ağustos Zafer Bayramı
    29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
    10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü
    Sonra anlamış mı diye tekrar etmesini istedim ve sordum..
    +23 Nisan
    -Cumhuriyet Bayramı
    +19 Mayıs
    -Zafer Bayramı
    +30 Ağustos
    -Çocuk Bayramı
    +29 Ekim
    -Gençlik Bayramı
    +10 Kasım
    -Çocuk Bayramı…

    Gülümsedim , hepsi birbirine karışmıştı çünkü..

    "Hepsi bir bayram günü olarak kutlanır ama 10 Kasım bir bayram değildir" dedim. "10 Kasımda Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılmıştır" dedim.
    O da bana;

    "Ama öğretmenim Atatürk ölmedi ki,
    o kalbimizde yaşıyor" .. dedi.

    Gülümsedim…

    Ertan YAVUZ
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun.
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!!
  • 1032 syf.
    ·Beğendi
    Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olması itibariyle öncelikle bütün 1K ailesinin Cumhuriyet bayramını kutluyorum.

    Aslında bu incelemenin bugüne denk gelmesi hoş bir tesadüf oldu. Kitabı üç gün önce bitirdim ama arkasından Hitler'in Psikanalizi adlı kitabı okuduğum için inceleme bugüne kalmış oldu.

    Öncelikle kitabın yazarı Erol Mütercimler'in bu kitabı yazarken çektiği zorluklar hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum.

    Erol Mütercimler'e bu kitabı yazma fikri ilk 1982 yılında Deniz Kuvvetlerinde teğmen rütbesinde olduğu dönemlerde gelmiş. Babası Cilavuz Köy Enstitüsü mezunu olduğu için Atatürk ve onun devrimleri ile iç içe büyüyen yazarımız, üniversite yıllarında Atatürk'ün devrimlerinin anlatıldığı iki sempozyuma katıldıktan sonra hani bir kitap okudum hayatım değişti denir ya, o da dinlediği iki konferanstan sonra hayatının değiştiğini ifade etmiş. 26 yıllık bir birikimden sonra tam kitabı yayınlayacağı dönemlerde de Ergenekon davasından ötürü dört gün göz altına alınıyor. Serbest bırakıldıktan sonra evine döndüğünde kurmuş olduğu düzen ve bütün arşivlerinin darmadağan olduğunu görünce bir ara gerçekten umutsuzluğa düşse de kitabı planladığı gibi olmasa da koşulların el verdiği şekilde 2008 yılında yayınlıyor.

    Bundan kısa bir süre önce Lord Kinross'un yazmış olduğu Atatürk (Bir Milletin Yeniden Doğuşu) kitabını da zevkle okumuştum âmâ bu kitabı okuduktan sonra o kitapta eksik olan bir duyguyu fark ettim. Milli ruh eksikti o kitapta. Lord Kinross Atatürk 'ü yerine göre direkt olmasa da bir diktatör olarak tanımlarken Erol Mütercimler onun diktatör değil otoriter olduğunu, dönemin koşullarını düşünecek olursak hatta öyle olmak zorunda olduğunu belirtmiş, ki bana göre de, her şeyden önce milletini düşünen bir lider olarak, yaptığı devrimlerin çoğunu kabul ettirebilmesi için bu gerekliydi. Ama yine de olay bütünlüğünü ve anlatım kabiliyetini hesaba katacak olursam Lord Kinross'un kitabının zamanın akışı dahilinde tekrara düşmeden daha derli toplu yazıldığını söyleyebilirim.

    Gelelim kitapta beni en çok etkileyen yerlere. İlk olarak Atatürk'ün hayatına girmiş ve onu etkilemiş 3 kadından bahsetmek istiyorum. Bunlardan birincisi annesi Zübeyde Hanım, ikincisi onu hayatını onun uğrunda harcayacak kadar seven Fikriye ve üçüncü olarak da kısa süreli olsa da evlendiği Latife.

    Kendilerine Latife hanım diyemiyorum, çünkü onun Gazi'nin hayatında ender de olsa yapmış olduğu yanlış seçimlerden biri olduğunu düşünüyorum. Zübeyde Hanım (ve kız kardeşi Makbule), her ne kadar Fikriye'yi oğluna yakıştıramasa da, Mustafa Kemal'in yakın arkadaşları ve çevresinin fikirlerini öğrendiğimizde belki de onu gerçekten mutlu edebilecek kişinin o olduğu izlenimine kapılıyoruz. Annesi Kurtuluş Savaşı bittikten sonra Gazi'nin muhakkak evlenmesini istiyordu, oğlunun Latife'yi evlenmek için uygun bulduğunu söylemesinden sonra yatağından kalkamayacak derecede hasta olmasına rağmen sırf müstakbel gelinini görebilmek için İzmir'e kadar gidiyor ve onunla tanışıyor. Daha ilk görüşmelerinden sonra onun oğluna uygun bir kadın olmadığını fark ediyor ve bunu Salih Bozok'a söylüyor. Bu kadın Mustafa'mı değil, onun ulaştığı mevkiyi seviyor, bundan oğluma iyi bir eş olmaz, lütfen bunu ona söyleyin diyor ve hasta yatağında can veriyor. Maalesef Salih Bey bunu Atatürk'e söyleyemiyor ve Atatürk annesinin ölümünden kısa bir süre sonra Latife ile evleniyor. İki buçuk yıl süren bu evlilik Latife'nin kaprisleri, siyasi işlere sürekli karışması ve Gazi'ye ihtiyaç duyduğu huzuru verememesi sebebiyle sona eriyor. Kim bilir belki huzurlu bir evlilik yapmış olsaydı, onu ölüme koşar adım götüren içki ve sigarayı o kadar çok tüketmeyecekti. Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Atatürk görev başındayken asla içmezdi ve içenleri kınardı. Öyle çok alkol tüketen biri de değildi ama kendi kurmayları ile içmeyi sevdiği doğrudur.

    İkinci etkilendiğim konu ise Atatürk'ün okuduğu kitap sayısıydı. Bugüne kadar saptanmış bilgilere göre 3997 kitap okumuştur. Gerçekten takdir edilecek bir sayı...

    Yazarın dikkat çektiği başka bir nokta vardı ki, ben bu hatayı sürekli yapıyordum. Mustafa Kemal kendisine Ata ya da Ata'm denilmesinden hoşlanmazmış, hatta bana böyle hitap edileceğini bilseydim bu soyadını almazdım diye çevresindekilere sürekli bu durumdan yakınırmış. Ona bölmeden sadece Atatürk denmesi hoşuna gidermiş. Neyse bu sayede artık ona nasıl hitap edilmeyeceğini de öğrenmiş oldum.

    Son olarak da, savaş yıllarında onun falına bakan bir Bedevî kadının kehanetinden bahsetmek istiyorum. Atatürk'ün fala karşı bir inancı olmamasına rağmen arkadaşlarının ısrarı üzerine kadının el falına bakmasına izin veriyor. Kadın ona siz ilerde padişah olacaksınız ve 15 yıl hüküm süreceksiniz dediğinde ona sadece gülümsüyor. Ama kadının dedikleri gerçekten de çıkıyor, sadece tek bir farkla. O padişah değil Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı oluyor ve 15 yıl sonra da hastalanarak ölüyor...

    İncelememin başında Hitler ile ilgili bir kitap okuduğumu söylemiştim. Onu okuduktan sonra düşünmeden edemiyorum. Bazılarının utançla anacağı bir lideri varken, bizim gururla ve saygıyla anacağımız bir liderimiz var. Ülkemiz için yaptığı mücadeleler ve devrimlerden dolayı ne kadar şanslı olduğumuzu lütfen unutmayalım ve unutturmayalım!

    Keyifli okumalar. :)
  • 29 ekim cumhuriyet bayramı kutlu olsun 96.yıl dönümü saygı ve sevgilerimle yaşa cumhuriyet Mustafa Kemal Atatürk ilke ve inkilapları.
  • "Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir."
    M. Kemal Atatürk 🇹🇷🇹🇷
  • Ey Türk ulusunun güçlü evladı. Atanı ve bayrağını iyi tanı. Unutma vatanı için şehit olanı, rüzgar ol dalgalandır bayrağı.🇹🇷🇹🇷🇹🇷