• “Psikolog Salzmann, “Çocuğunuzu Yanlış Eğitiyorsunuz” isimli kitabında çocuklarınızın dinden soğumasını istiyorsanız şu üç şeyi yapın der:
    1) Çocuklarınıza dua, sure vb. ezberletin; ezberleyemedikleri zaman kızın.
    2) Çocuklarınız yanlış bir şey yaptığı zaman “Allah yakar, taş eder” gibi sözlerle korkutun.
    3) Çocuklarınızın yanında dindarların kötülüklerinden bahsedin.”
  • 459 syf.
    ·42 günde·Beğendi·8/10
    (spoiler içerebilir) Kitap bittikten sonra aslında bu zamana kadar İnce Memed'in sadece intikam düşkünü bir memed olduğunu(1. Kitap) ardından kendi kabuğuna çekilen bir adama dönüştüğünü anlıyorsunuz. Yani iki kitap boyunca İnce Memed'in nasıl yaratıldığını Yaşar Kemal bize ilmek ilmek dokuyor. Mecburiyetin olguları nasıl doğurduğunu yaşıyorsunuz. En başından söylemem gerekir ki kitaba ilk başladığımda 4 cilt boyunca İnce Memed'in kahramanlıklarını, dağlar arası dolu dizgin koşuşturmalarını okuyacağımı düşündüm. Ve şimdi 2. Kitap bitmiş bir şekilde önümde duruyor, ağzımda ise aksiyon tadı yerine gerçekçiliğin, rasyonalizmin yarpuz kokusu ile birlikte buruk bir tadı var.
    Beklentilerimin çok farklı bir boyutunda bir dünya var kitaplarda. Uzun süren anlatımı boyunca hadi kardeşim ne zaman İnce Memed "heyt ülen" diyecek diye diye kitabın sonuna vardım. İçimde ki eşkıya sabırsızlanırken, aklımda kapa çeneni deyip durdu kitap boyunca. Evet yan karakterler inanılmaz ön plana çıkmış, bir ara İnce Memed mi okuyorum diye kitabın kapağına baktığım dahi oldu. Ama sizde sıkılkanlık oluşturmuyor. Çünkü o kadar iyi yaşıyorsunuz ki Çukurova'yı bir an neydim ne oldum diyorsunuz sebepsizce. Sonra mutfağa gidip kekik kokluyorsunuz.(kekik ya! nereden bulacam ben yarpuzu Ankara da) Şimdi 3. Kitaba başlayacağım, büyük bir ihtimalde olayların başlangıcı da burada hızlanacak diye düşünüyorum. Kitap bize bu sefer "İnce Memed" 'i yaşatacak diye de ümit ediyorum.
  • 1. Uyanma saatinde; uyanır uyanmaz yorganı ayaklarla itip, sür’atle yataktan Euzubesmele ile fırlayacağım. “Lâilaheillallahu vahdehu” ve “ve lâhavle” okuyacağım.

    2. Hemen abdest alacağım.

    3. Derin nefes alacağım.

    4. Ben hasta değilim.

    Ben müferrahım.

    Ben münbasitim.

    Ben meserretliyim.

    Ben neş’eli ve neşveliyim.

    Ben sıhhat ve afiyete mazharım.

    Ben bedenen, ruhen, kalben, aklen ve zihnen kuvvetliyim.

    Bende tehavün ve tenbellik yoktur.

    (Bu cümleleri 19 defa yüksek sesle tekrarlayacağım.)

    5. Derin nefes alma idmanı yapacağım. (Açık pencere önünde veya açık havada 19 defa.)

    Açık havada, (sabah namazının akabindeki dersten sonra) yarım saat yürüyüş yapacağım.

    6. O sabahki işleyeceğim ameli, program halinde yazacağım. Sonra o gün yapacağım işleri programa yazacağım.

    7. Kahvaltı yapacağım.

    8. Kahvaltıdan sonra 15 dakika sırtüstü yatacağım.
  • Laik, sözlük anlamı ile ruhani olmayan kimse, dini olmayan fikir, kurum, sistem ve ilke anlamına gelmektedir.

    Laiklik ise kısaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını, devletin din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından tarafsız olmasını ifade etmektedir. Laik devletlerde insanlar inançlarının gerektirdiklerini serbestçe yerine getirebilmektedirler. Devlet koruyucu olarak tüm inanç sistemlerine aynı mesafede durmaktadır.

    Laiklik başka bir ifade ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını öngören, din ve vicdan özgürlüğünü savunan, dini inançların kullanılarak halkın sömürülmesinin önüne geçemeye çalışan, devlet yönetiminde aklın ve bilimin, toplumun inancında hoşgörünün hâkim olmasını isteyen, dinin gerekleri için hizmet edilmesini sağlayan bir Atatürk ilkesidir.

    Laiklik ilkesi ile devletler belli bir dine üstünlük tanıyıp, onun kurallarını bütün vatandaşlara benimsetmeye ve uygulatmaya çalışmazlar. Laiklik ilkesi ile ilgili olarak anayasamızda “Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve ibadetlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” ibaresi mevcuttur.

    Atatürk: “Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi, ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep, hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.” diyerek laiklik konusundaki görüşlerini kısaca ifade etmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti açısından laikliğin temel amaçları kısaca şu şekilde sıralanabilir:

    1. Bilimsel esasların ve ileri teknolojinin yaygın ve etkili biçimde kullanılması sağlamak,

    2. Dini faaliyetlerin, çıkarcı, cahil, dini bilmeyen kişilerin elinde bir çıkar aracı olarak kullanılmasını önlemek,

    3. İnsanların dinen sömürülmesine engel olmaktır.

    Laikliğin Türk toplumuna sağladığı faydalar ise kısaca şu şekilde özetlenebilir:

    1. Türkiye’de hukuk birliğinin sağlanması kolaylaşmıştır.

    2. Mahkemelerde tanıklık durumlarında geçmiş dönemlerde kadınlara tanınmayan haklar tanınmış erkeklerle aynı statüye sahip olmaları sağlanmıştır.

    3. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşması hızlanmıştır.

    4. Halkın dinini seçme ve vicdan özgürlüğüne sahip olması sağlanması ve devletin bu konularda tarafsız kalması, toplumsal barış ve huzurun sağlanmasına katkı sağlamıştır. Toplum hayatına dine ve insana saygı ile hoşgörü gelmiştir.

    5. Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer yabancı devletlerin Müslüman olmayan azınlıkları bahane ederek Türk iç işlerine karışması engellenmiştir.

    6. Türkiye’de akla, bilime, gerçeğe ve özgürlüğe dayanan bir toplum ve devlet sistemleri kurulmuştur.

    7. Laiklik dine en gerçekçi yaklaşım olduğu için dini özgürlüklere laiklik ile kavuşulmuştur.

    8. Din ve mezhep farklılıkları ortadan kaldırılarak, bu yönde milli birlik ve beraberlik duygusu güçlenmiştir.

    Atatürk'ün Laiklik ilkesi ışığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yapılan faaliyetler ise şu şekilde özetlenebilir:

    1. Saltanatın kaldırılmasında etki sağlamıştır.

    2. Halifeliğin kaldırılmasında önemli rol oynamıştır.

    3. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması ve öğretimin birleştirilmesi bu ilke ışığında sağlanmıştır.

    4. Tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştır.

    5. Medeni kanun kabul edilmiştir.

    6. Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti’nin yerine Diyanet işleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

    7. İbadet yerlerinin dışında dinsel kıyafet, sembol ve işaretlerle dolaşılması yasaklanmıştır.

    8. Yabancı okullarda ders kitaplarındaki dinsel sembol ve işaretler kaldırılmıştır.

    9. 1928 yılında anayasamızdan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dini İslam’dır.” Maddesi çıkarılmıştır.

    10. 1397 yılında ise laiklik ilkesi 1924 Anayasası’na girmiştir.

    Laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde uygulanmaya başlaması ile hukuk, eğitim, ekonomi ve sosyal yaşam gibi her alanda dinden kaynaklanan uygulamalara son verilmiştir.

    -Alıntı
  • 204 syf.
    ·Puan vermedi
    İnsanın 8 evresi:
    (psikososyal kriz : kazanım - istenmeyen özellikler)

    1. Temel güven - Temel güvensizlik: Umut - Vazgeçme
    2. Özerklik - Utanç ve şüphe: İrade - Kompulsiyon
    3. İnisiyatif kullanma - Suçluluk: Amaç - Ketlenme
    4. Azim - Yetersizlik: Yetkinlik - Atalet
    5. Kimlik - Kimlik karmaşası: Bağlılık - Rol reddi
    6. Yakınlık kurma - Soyutlanma: Sevgi - Dışlayıcılık
    7. Üretkenlik - Durağanlık: İçtenlikli ilgi - Reddedicilik
    8. İçsel bütünlük - Umutsuzluk: Bilgelik - Kibir

    Erikson'a göre her evrede bir psikososyal kriz bizi bekliyor. Dolayısıyla her evre bir kazanç fırsatı sunuyor. Aynı zamanda patoloji geliştirme riski de içeriyor.

    Erikson, insan gelişimi için sadece temel kazanımların yeterli olmadığını, bir nebze de olsa istenmeyen özelliklere de ihtiyaç duyulduğunu ifade eder. Örneğin; Yakınlık kurabilmemiz için bir nebze de olsa dışlayıcılığa ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla istenmeyen sonuçların hiç olmaması da, olumlulardan fazla olması da sıkıntılı bir duruma işaret.

    Erikson her evredeki kazanım ya da istenmeyen özelliğin, kendinden önceki kazanımları ya da istenmeyen özellikleri de kapsadığını ifade etmektedir. Örneğin; son evredeki içsel bütünlük kavramı üretkenliğin daha kapsamlı halidir. Yine son evredeki umutsuzluk kavramı devam eden durağanlık hissidir. Dolayısıyla bilgelik, yaşlanınca aniden ortaya çıkan bir erdeme değil yaşam boyu gelişen bir sürece işaret eder.

    Erikson'a göre "psiko-sosyal" terimi, "psiko-seksüel" gelişim kuramını tamamlamak amacını taşımaktadır. 1933 yılında Amerika'ya gidene kadar Viyana'da eğitim gören Erikson, Freud gibi organik temelli bir kuram ortaya atıyor.

    Erikson'a göre gelişimsel bir niteliğin krize dönüşmesi ile evre başlamış olur. Evre sonunu belirleyen ise söz konusu niteliğin, baskınlığını bir sonraki niteliğe devretme mecburiyetidir. Bu devrediş ise gelişimin bütünlüğünün sağlanmasına hizmet eder.
  • 1 abnormal anormal
    2 abajur abajur
    3 academy akademi
    4 accessory aksesuar
    5 accumulator akümülatör
  • Yaşamın anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz:
    1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak
    2. Bir şey yaşayarak yada bir insanla etkileşerek
    3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek