• Her şeyden önce üreten beyin olmak için ille icat yapmanız
    gerekmiyor. TV izlemeyi bırakabilir bunun yerine kitap okumaya
    zaman ayırabilirsiniz. Kendinizi geliştirecek kurs ya da eğitim
    programlarına kayıt olabilir, yabancı dil öğrenmeyi öncelikli hale
    getirebilirsiniz. Hiçbirini yapamıyorsanız en azından günlük tutup
    yazma alışkanlığı edinebilirsiniz. Günlük tutmak, hem kısa hem
    de uzun vadede kendinizi daha iyi tanımanıza yardım edeceği gibi
    çevrenizdeki olay ve kişileri de daha iyi analiz etmenizi sağlar ve
    daha pek çok açıdan oldukça geliştirici bir eylemdir.
    3


    Clostridium diff icile bakterisi antibiyotiklere karşı direnç kazandığı ve sadece ABD’de
    her yıl 14.000 kişinin ishalden ölmesine yol açtığı için doktorlar sağlıklı bağırsak
    bakterilerinin sayısını artırıp zararlı bakteriye üstünlük sağlamaları için dışkı nakli yapıyor.
    İşlem gayet basit. Doktorlar sağlıklı bir bağışçıdan aldıkları dışkıyı tuzlu su ya da süt ile
    sulandırıyor, sonra burundan takılan bir tüp ya da kolonoskop yardımıyla hastanın ince
    bağırsağına veriyor. Nakil operasyonlarının 300’den fazla insanı iyileştirdiği söylense de,
    ilk kontrollü deneyle ilgili bilgiler bu yılın başında yayınlandı. Sonuçlar mı? Hiçbir tekrar
    olmadan iyileşenlerin sayısı, diğer tedavi yöntemlerine göre iki kat fazla.
    24

    Spor salonunda insanlar vücut
    ağırlıklarının her kilogramı başına
    aşağı yukarı iki watt güç harcıyor,
    yani kıpırdamadan duran bir fi lden
    biraz daha fazla. Fakat doğada öyle
    hızlı metabolizmalar var ki en iyi
    atletlerimize bile parmak ısırtıyor.
    24

    1920’lerde, insülini pankreastan ayıran
    araştırmacılar, sadece güvenilir ilaç fi rmaları
    üretebilsin diye patentini almışlardı. Daha
    sonra lisansını Toronto Üniversitesi’ne 1 dolar
    karşılığında sattılar.
    26

    Organovo’nun
    San Diego’daki
    merkezinde
    mühendisler ilaç
    testi için insan
    dokusu basıyor.
    35

    ABD’deki organ
    nakil listesindeki
    hastaların tahmi-
    nen %80’i böbrek
    bekliyor. Biyobaskı
    ürünü böbrekler
    henüz işlevsel
    değil, ancak do-
    kuyu yetiştirmek
    için hastanın
    kendi hücrelerini
    kullanmak, ileride
    doktorların her
    hastaya uygun
    doku bulmasını
    sağlayacak.
    38

    O L U M L U B A K M A K
    HAYATINIZI UZATIR MI?

    Belki, ama şu ana kadar kanıtlanamadı.
    90

    TÜ M İ N S A N L A R
    H A P Ş I R I R K E N
    A Y N I S E S İ M İ
    ÇIKARIYOR?

    Aslında
    hapşırmak,
    vücudun alarm mekanizması
    sayesinde oluşan bir durum. Havayla
    birlikte soluduğumuz tozlar veya
    zararlı moleküller nedeniyle burun
    mukozası uyarılıyor, akciğerlerdeki
    hava burun ve ağızdan çok yüksek
    bir hızla dışarı atılıyor. Bu hız saatte
    ortalama 160 kilometre olarak
    ölçülmüş. Ayrıca uyuma esnasında
    bu mekanizmanın da kapalı olması
    nedeniyle insanların hapşırmaları
    mümkün olmuyor. Bir diğer şaşırtıcı
    durum da, insanların %35’inin ani
    ve kuvvetli ışığa maruz kaldıklarında
    hapşırıyor olmaları.
    Peki, hepimiz hapşırırken aynı
    sesi mi çıkarıyoruz? Kesinlikle hayır.
    İşitme engelliler hapşırırken hiç ses
    çıkarmıyorlar. Lisan farklılıkları da
    hapşırık sesini değiştiren etkenlerden
    biri. Örneğin Türkler “hapşuu”,
    İngilizler “aççuu”, Fransızlar
    “aççum”, Japonlar “hakaşun”, Çinliler
    “haçi” Filipinliler “haçing”, Hintliler
    ise “açi” sesini çıkarıyorlar.
    90

    A Y A K L A R I M I Z I N E D E N
    ÜŞÜTÜYORUZ?

    KISA YANIT Vücudumuzdaki kan iç organlarda
    yoğunlaşmaya başladığı için.

    Beynimizin ve iç organlarımızın fonksiyonlarını yitirme-
    den çalışabilmeleri için ortalama 37 santigrat derece
    vücut ısısında korunmaları gerekiyor. Uzun süre soğuğa maruz kaldığımızda
    tenimize yakın bölümlerdeki kan akışı azalıp, iç organları koruma altına
    almak için orada yoğunlaşmaya başlıyor. Bu mekanizmayı yöneten, RAP1A
    adlı bir protein. RAP1A, biyolojik mekanizmamızda ikinci en önemli haberci
    olan “siklik adenozin monofostat” (cAMP) tarafından harekete geçiriliyor.
    cAMP, hücre içi sinyal aktarımında işlev gören bir haberci. Örneğin hücre
    zarından geçemeyen maddeleri içeri aktarıyor. Bu haberleşme ve etkilenme
    sürecinin devamında kan öncelikle el ve ayaklardan çekilmeye başlıyor. Yani
    ayakları üşütmemiz, tenimizden kanın çekilmesi nedeniyle yaşadığımız bir
    durum. Bazı insanların diğerlerine oranla dağa fazla üşütmesinin nedeni ise
    beslenmelerinde yeterince yağ asidi almıyor olmaları. Omega-3 bunların en
    önemlisi.
    91

    SU TAM OLARAK KAÇ DERECEDE DAHA YOĞUN OLUYOR?

    4 santigrat
    derecede.
    93

    A S L A N L A R S Ü R Ü H A L İ N D E
    A V L A N I R K E N K A P L A N L A RİN Y A L N I Z
    AVLANMASININ SEBEBİ NEDİR?

    Çevresel
    etkenler ve
    dayanıklılık farkı
    94


    RADYASYON NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ?

    Hücrelerde
    mutasyona sebep
    olduğu için.
    94


    NEDEN DENİZ SUYUNU İÇEMİYORUZ?
    Böbreklerimiz belirli
    bir tuz oranına
    göre uyarlanmış
    olduğundan.
    96
  • 15 - 16 Haziran'a Ülkücü Hareket'in tepkisi: Ülkücü İşçiler Birliği ve MİSK Muhittin Çolak, anılarında 15-16 Haziran'daki tabloyu ve bu tablonun ülkücü cenahta yarattığı endişenin derinliğini şöyle anlatır: [DİSK] solun bütün unsurlarıyla bütünleşerek İstanbul' da tabiri caizse bir halk ihtilali denemesini de gerçekleştirme fırsatı bulmuş oldu, DİSK her fabrikayı, grevde olsun olmasın, birer birer eyleme sokarken, sokakta eylem pratiğini geliştirmiş Dev-Genç adlı gençlik teşkilatı işçilerin önünde eylemlere liderlik edip yön veriyorlar, Yine işçilerin arasında yer alan solun bütün kadroları önlerine çıkan her engeli aşıp Kartal' dan Kadıköy'e kadar geliyorlar. Aynı şekilde İstanbul'un Avrupa yakası felç oluyor; polis, jandarma bu kitlesel eylem karşısında çaresiz kalıyor, yüz binlerin katıldığı eylem sonucunda hükümet çareyi İstanbul' da sıkıyönetim ilan etmekte buluyor, ... 15-16 Haziran olayları, solun dinamik güçleriyle kitleleri nasıl harekete geçirebileceğini bütün Türkiye'ye gösterdi ... İşçi dinamit, gençlik ise o dinamitinin fitili olacak yaklaşımlarıyla işçiyi gençliğe, gençliği işçiye sempatik kılarak birbirleriyle gelecekte de işbirliği yapılabileceğini, ortak eylem planlarının hayata geçirilebileceğini bu 15-16 Haziran olayları göstermiş oldu. Çolak'ın anlattığına göre, 15 -16 Haziran olaylarının hemen ardından, kendisine bağlı sendikalardan bazılarının da DİSK'in eylemine destek verdiğini gören ve bazı binaları da tahrip edilen Türk-İş'in yöneticileri MHP yöneticileriyle görüşme kararı alır. Türk-İş Genel Başkanı Seyfi Demirsoy ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer arasında gerçekleşen görüşmede, DİSK'in Ankara Rüzgarlı Sokak'taki bölge temsilciliğine saldırı düzenlenmesi kararı alınır. Taşer'in verdiği talimatla Çolak ve arkadaşları, yanlarına Makine Kimya Endüstrisi'nde çalışan 500 -600 işçiyi alarak DİSK binasını basıp tahrip eder ve DİSK tabelasını indirtir. Sonrasında ise bizzat Türkeş, Muhittin Çolak'a ve Salih Dilek'e bir işçi derneği kurmaları talimatını verir ve Ülkücü İşçiler Birliği böyle ortaya çıkar. Birliğin ilk bildirisinde, "Türk milletinin yüksek şuuru, İslam'ın adaletçi ve toplumcu faziletlerinden güç alarak yalnız Türk milletini değil bütün insanlığı yeryüzünün maddeci, Allahsız ve sömürücü ideolojileri olan komünizmin ve kapitalizmin istismarından kurtarmak için yurt çapında örgütleniyoruz," denildikten sonra, 9 maddede birliğin hedefleri sıralanır. Bu 9 hedef şunlardır: 1- Nerede olursa olsun insanların ezilmesine, horlanmasına ve istismarına karşı mücadele etmek 2- Toplum adaleti duygusunu milletlerin kaderine hakim kılmak 3- Kökünü "Türklük Gurur ve Şuuru, İslam Ahlak ve Fazileti"nden alan Milliyetçi toplumcu bir nizam içinde, adaletsizliğe, istismara, haksızlığa, horlanmaya, fakirlik ve zillete karşı topyekun bir mücadele vermek 4- Kapitalizmin bencilliği ve komünizmin zulmü ve bahtsızlığı yüzünden insanlıktan ümidini kesmiş batının, 'güneyin ve kuzeyin milletlerine İslam Türk medeniyetinin verilmesini temin etmek 5- Yarının yüz milyonluk Türkiye'sinde ileri sanayimizin yükünü ve şerefini omuzlarında taşıyacak Türk işçisinin iktisadi ve sosyal haklarının verilmesini temin etmek 6- Siyasi sahada o kadar bahsi edilen "siyasi demokrasi" ile yetinmeyip Türk işçisine "iktisadi demokrasi" haklarının tanınması fikrini savunup Türk işçisinin çalıştığı iş yerinde "yönetime katılmasını" gerçekleştirmek 7- Türk işçisini bir yandan siyasi ve iktisadi çıkarlarına alet etmeye çalışan zararlı ideolojilerle mücadele ederken diğer yandan büyük işçi kuruluşlarına, üyelerini milliyetçi-toplumcu doktrinin çevresinde toplamak mecburiyetinde olduklarını anlatmak 8- İktisadi, siyasi kültürel alanlarda medeniyetimizin insani ve adil değerleri üzerine oturtulmuş milliyetçi müreffeh bir işçi dilimini oturtmak 9- Milletimizin kaderinde "milliyetçi-toplumcu doktrini" hakim kılmak için bütün milliyetçi toplumcu işçileri ÜLKÜCÜ İŞÇİLER BİRLİĞİ teşkilatı etrafında toplamak Aynı tarihlerde, yine MHP'nin girişimleriyle Ülkücü İşçiler Birliği'nin yanı sıra bir de Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) kurulacaktır. MİSK'in genel başkanlığına Plastik-İş Genel Başkanı Veli Özel, genel sekreterliğe ise Türpek-İş (Türkiye Petrol ve Kimya İşçileri Sendikası) Başkanı Ömer Faruk Akıncı getirilir. MİSK'in Çalışma Bakanlığı'na gönderdiği 8 Ağustos 1971 tarihli yazıya göre, MİSK'e bağlı sendikalara üye toplam 4766 işçi bulunmaktadır. MİSK'in ikinci genel kurulu, Milliyetçi Cephe'nin iktidarda olduğu ve MHP'nin devlet içerisindeki etkinliğini artırdığı 1975 yılının 20-21 Aralık günlerinde gerçekleşir. Genel kurulda kabul edilen ana tüzükte "hedefler ve ana prensipler" başlığı altında, MİSK'in Türk milliyetçiliğinden kuvvet aldığı, "millet sevgisine dayalı, insan haklarına saygılı, milliyetçi, toplumcu ekonomik, sosyal ve kültürel görüşe sahip" bir işçi kuruluşu olduğu, "Türk milliyetçiliği genel prensipleri içinde Türk kültürüne, insan haklarına, demokrasi ve sosyal adalete bağlı" kalınacağı söylenmektedir. MİSK'in ana gayelerinden bazıları ise şöyledir: MİSK, ırk, cins, aile, mezhep ve siyasi fark gözetmeksizin çalışma ve iş ahlakı ile iş barışının değerini ve millet üzerindeki rolünü müdrik bir işçi topluluğu meydana getirmek için çaba gösterir, en etkili tedbirleri alır, kudretli ve milli yapıya uygun bir işgücü yaratır. • MİSK, Türk işçisinin, eş ve çocuklarının, TÜRK ve İslam kültürü ile yoğurularak, toplum içinde gelişmelerini, modern meslek eğitimleri ile de hem kendilerinin işlerinde uzmanlaşmalarını sağlayacak ve hem de milli ekonominin gelişmesini temin edecek çalışmalar yapar. Bunun için bir "İşçi Eğitim Enstitüsü" kurar. • MİSK Türk milliyetçiliği ülküsüne bağlı kalmak kayıt ve şartı ile, kendisine bağlı kuruluşların üyelerini sosyal adalet, sosyal güvenlik ve insan hakları ile yukarıda belirtilen gayeler uğruna yapacakları mücadelede hiçbir fedakarlıktan çekinmeden desteklemeyi milli bir görev sayar. (Koç, 2007: 208) Anlaşılacağı üzere MİSK de, MHP'nin antikomünist reaksiyonerliğine uygun bir karakter taşımaktadır. 15-16 Haziran'la birlikte işçi sınıfının artan gücünün ve solun işçi sınıfıyla kurduğu ilişkinin gözle görülür hale gelmesinin ardından, buna bir yanıt olarak kurulur. Kısaltılmış ismi DİSK'i çağrıştırır, "devrimci"nin karşısına "milliyetçi" konulmuştur. Amacı "iş barışı" dır, yani sınıf siyasetine karşı kurulmuştur. İdealindeki işçi tipi, yabancı ve zararlı ideolojilere, yani esas olarak komünizme kapılmamış, Türk ve İslam kültürüyle yoğrulmuş bir tiptir. Enternasyonalist olmayan "yerli ve milli bir işçi sınıfı" yaratmak da esas hedeflerden biridir. Örneğin 1977 seçimlerinde MHP'ye destek açıklaması yapılırken, "Sınıf devleti değil, milli devletten yanayız," denilmiştir. 1978'deki bir çalışma raporunda ise, "Toplum sınıflara bölünemez. Sınıflardan biri diğerine feda edilemez. Asli olan millettir ve milletin tümüdür. İşçi ve işveren sadece milli toplumun birer kesimini meydana getirmektedirler. İşçi ve işveren diğer doktrinlerde olduğu gibi birbirine düşman iki sınıf değil birbirini tamamlayan milli toplumun iki kardeş unsurudur... Milli devlet, sendikaları birer sınıf kavgası ve ideoloji ocağı olarak değil, milli üretim ve gelir dağılımının birer ünitesi olarak görür," denilmektedir. MİSK, 70'li yıllar boyunca işçi sınıfı içerisinde belli bir örgütlenme düzeyine ulaşmışsa da, işçi hareketi hiçbir zaman ülkücülüğün itici gücü olmamış, sendikal faaliyet de Ülkücü Hareket açısından antikomünist mücadelenin bir aracı ve DİSK'e karşı kullanılan şiddet araçlarından biri olmaktan öteye gitmemiştir. 12 Eylül darbesiyle kapatılan MİSK, 23 Mayıs 1984'te yeniden faaliyete geçmiş, ancak 1988 yılında yasada yer alan konfederasyon olma şartlarını yitirdiği için, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın yazısı üzerine Ankara Valiliği tarafından feshedilmiştir.
  • Travma deneyimini yaşamış kişilerin şimdiki anlarını tam bir şekilde yaşamalarına ve hayatlarını devam ettirmelerine yardım eden beynin doğal nöroplastisite senden ya rarlanan yöntemler ve deneyimler geliştirebiliriz. Esas olarak üç hedef vardır: 1) travmanın anılarını işlerken konuşarak, başkalarıyla (yeniden) iletişim kurarak ve kendimize neler olduğunu anlamaya ve bilmeye izin vererek yukarıdan aşağı işlemleme; 2) uygunsuz alarm tepkilerini durduran ilaçlar alarak ya da beynimizin bilgiyi işleme yolunu değiştiren başka teknolojiler kullanma ve 3) travmadan kaynaklanan çaresizlik,öfke ya da çöküşe karşı bedenin derin ve iç organlara ait deneyimleri yaşamasına izin veren aşağıdan yukarı yöntem.
  • MUHYİDDİN İBN-İ ARABİ’YE GÖRE VÜCUD (VARLIK)

    Vücud , (varlık) birdir.Yalnız O mevcuttur .O’da Allah’dır.

    Allah sözü ; Allah’ın fa’al olan isimlerinin hepsini içine alan ve Allah’ın var etmesiyle ortaya çıkan kainatta ,te’sir ile meydana çıkmış olan ,bütün görünüşleri de toplu surette belirten Allah’lık mertebesinin adıdır.

    Vücud ,yani varlık aleminde bir müessir (eseri ) yaratan , bir de eserin mahalli olan eşya olmak üzere iki türlü varlık vardır.

    Müessir olan ,yani yaratan her yönüyle Allah’dır.
    Bu müessirin eseri de her yönüyle ve her halde ,her mertebede yaratılmış olan Alem’dir.
    Bu Dolayısiyle vücud iki çeşittir.
    Birisi “Hakiki vücud” ,diğeri ise “İzafi vücut’tur”.

    Hakiki vücud ; Vahid’dir..Yani BİR OLANDIR. Bütün kayıt ve bağlılıktan münezzeh olup Hakk’ın asıl kökü ve özüdür .
    Ve hakiki vücudu idrak etmek mümkün değildir.

    Hz.Peygamberimiz “Hakk’ın Zat’ı hakkında düşünmeyi terk ediniz”demiştir.

    Hakiki vücut (zat) ;kendi mertebesinde bütün isim ve sıfatların nitelenmesinden kutsal ve münezzeh, Zat’ı Ahadiyet’ten (tek) ibarettir..Ahadiyet ise ikincisi olmayan “BİR” dir.
    Vahdet mertebesi ,bütün isim ve sıfatların toplanmış olduğu gizli , saklı hazinedir.Bu gizli hazinede saklı olan sıfat ve isimler ,meydana çıkıp görünmek için Hakk’ın zat’ından talep ve istekte bulunmuşlardır. Hakk’ın mutlak vücudu olan vahid , bu isim ve sıfatların hapis olduğu Zat’tan sırf onlara rahmet etmek için inişlerde ,tenezzülatlarda bulunmuştur.
    Çünkü , hakikatta Hakk’ın kendi vücudundan başka mevcut olmadığı halde istekte bulunanların ,görünür olup açığa çıkmaları için kendi mertebesinden tenezzül ederek onlara kendi vücudundan varlık vermiştir. Ve tenezzül (iniş) hareketi böylece başlamıştır.
    Vahdet makamı bir olan ,makam olmasına karşılık Allah’ın vahidiyyet makamı ikilikten meydana gelmiş bir “bir”liktir .
    Çünkü vahidiyyet ‘te tenezzülden dolayı ,zat’ın , isim ve sıfatlarla bir birlik olduğu makamdır.

    Vahdet ile vahidiyyet makamları zat’a ait olduğundan bir gayrilik , ayrılık ,başkalık yoktur.

    Gayriyyet (başkalık) nisbeti ile vücudun zuhurunun ortaya çıkışı ; Ruhlar mertebesinde başlamıştır.

    A’raf suresinin 172.ayetinde “Ben sizin rabbiniz değilmiyim”? hitabı ile “RAB” ve “RABBE KUL OLMA” mertebeleri ayrılmıştır.

    İzafi vücud ;ise hakiki vücudun isim ve sıfatları sebebiyle ortaya çıkan görünen vücudu’dur ki idrak edilir.İzafi vücut ,bir şeye bağlı ( zat’a ) kayıtlı varlık olduğundan vahit (tek) olan hakiki vücut ,bu makama tenezzül etmiş ve “çift” olarak ortaya çıkmıştır.Allah ; zat’ını , vahdet ‘te TEK ve ayrı olmak için ,alemi de ÇİFT olmak için murad edip meydana çıkarmıştır. Çünkü eşya zıddı ile bilinir.

    Hak ; kendisinde çokluk olan bir Vahid’dir. Tekdir..O ancak suretlerle çoğalır.Ama , Ayn(öz) ve vücuduyla tek ve eşsizdir.Cenab-ı Hak , kuluna zulmetmemek için o kulunun a’yan-ı sabitesi , özü ne ise onu o istidatla halk etmiştir. Hak , tecelli eden tek varlıktır. Her surette beliren O’nun hüviyetinden( kimliğinden) başka bir şey değildir.Yani ,Allah ‘tan gayri olan bütün şeyler (masiva ) O’nun tecelli ve zuhurundan ibarettir.

    Aslında , tecelli ve zuhur eseri olarak ortaya çıkan bu şeyler ,görünür veya görünmez halde ,bütün alemler de , tek olan varlığın (vücud’un) , yani Allah’ın sıfatlarla görünen kendisidir.

    Zira Eşya ;Hakk’ın rahmetinin veya sıfatlarının meydana çıkmasından ibarettir.Her Ayn (öz) için bir vücud gerekince ,o ayn ,varlığa bürünmeyi Allah’tan dilemiş ve bundan dolayı da Allah’ın rahmeti her şeyi içine almıştır. Allah’ın eşyaya rahmet etmesiyledir ki her şey varlık alemine gelmiş ve böylece O’nun rahmetini kabul etmiştir. Allah’ın onları yaratması bu kabul dolayısiyledir.

    Şu halde ; varlık aleminde eşya suretinde görünen rahmet veya sıfatlarla ilgili keyfiyetler veya tecellilerin aslı Allah’ın rahmet ve sıfatının ta kendisidir. Rahmet ve sıfatın aslı da Hakk’ın kendisidir.Bu hakikat zevkini tadamayanlar “Hak rahmetin kendisidir, yahut sıfatın kendisidir” demeğe cesaret edememişlerdir.Hak , sıfatın kendisi de değildir ,gayrisi da değildir.

    Vücudun bir takım mertebelerden çıkışı ; Bunlar ;
    1-vahdet mertebesi (Bir olan),
    2-vahidiyyet mertebesi (Zat’la birlikte isim ve sıfatların birlikte olması )
    3-ruhlar (Ervah ) ,
    4-misal (berzah ) ,
    5- şehadet alemi (dünya ) ve insan dır.

    Vücudun vahidiyyet mertebesinden sonra ki tenezzülatı ve tecelliyatı ;

    vahdet mertebesinde sabit olan suret ve isimlerin farklılaşması itibarıyladır.Dolayısiyle her bir mertebe Hakk’ın mutlak ü isim ve sıfatlarıyla görünür .
    Netice itibarıyla bütün eşyanın kadimi, evveli ,ahiri ve sonradan olması , esfeli, a’lası ancak O’nun mutlak vücudu ile zahir olur..
    Bütün bu mertebelerden ortaya çıkış hareketin neticesidir.

    Çünkü vücud hayatın aynıdır.Hayat ise harekettir.

    Hareket olan yerde hareket ettiren vardır.Ve hareket sahibi ,hayat sahibidir. Hayat ise bir sıfattır. Sıfat ,sıfatlandırdığı şeylerden ayrı olmadığı için aslında O’nun kendisidir.

    Vücud ,hayat ile sıfatlandığından ,kendisini bilmiş olmasından dolayı ilim, kudret , irade ,duyma ,görme ,konuşma , ve yaratma sıfatlarıyla sıfatlanmıştır .

    Çünkü zat sıfatla ,sıfat ta isimle meydana çıkar.Bir yerde sıfat olmazsa isim ile adlanmaz.
    Bu meydana çıkışta ,isim , sıfatın dışı ,sıfat ta zat’ın dışı yani zahiri olur.Zat ‘ta sıfatın içi (batını) ,sıfat’ta ismin içi yani batını olur.

    Çünkü ,isimlenmiş olan müsemma (şey ) meydana çıktığı vakit isim o şeyde yok olur.Aslında hiç bir şey ,hiçbir şeye nüfuz edemez ,ancak o şeyle perdelenmiş olarak birleşir.Dolayısıyla nüfus ve sirayet eden şey iç (batın) oldu.Ve bu sirayete mahal olan surette dış (zahir) oldu.

    Hakk’ın meydana çıkışı halk ile perdelendi. Halk meydana çıktığında , Hak ile örtünmüş onda iç olmuştur.

    Kur ‘an da zariyat suresinin 49 ,ayetinde “Her şeyi çift yarattık” ayetinin manası budur.. Şu halde ; nüfuz ve sirayet eden şey iç yani batın olur ve bu sirayete mahal olan şey de dış yani zahir olur.
    Bir Yani ; Allah ,isimle sıfatı birleştirmiştir.Kendi nefsinde yaratıp ,esma yani isimler adıyla tefsir ve tabir edilen nisbet kuvvetleri kendisinde belirdikten sonra ALEM için ilah-i nisbet gerçekleşmiştir.

    SONUÇ ; Suretler de Allah’a nisbet olunduğu için ve suretler “ tek “olan varlığı çiftleştirmiş oldu.Yani Hakk’ın varlığını ikileştirmeye sebep oldu.Zat sıkfatla , sıfat ta isimle ortaya çıktı.Her ne kadar isimler ,tek vücud’un vasfında birer çokluk kavramı meydana getirmiş ve bunlardan her birinin hakikatları değişik bulunmuş olsa da yine “MÜSEMMA” (görünen ) “bir “‘dir.O halde Allah’ın nefsini bilmek isteyen kimse alemi bilmelidir. Çünkü nefsini bilen ,nefsinde beliren Rab’bını da bilir.Kısaca vücud ( varlık) birdir.

    “Adem’e eşyadan esma görünür ,
    Cümle esma’dan müsemma görünür .
    Bu Niyazi’den de Mevla görünür ,
    Adem isen “Semme Vechullah’ı “ bul,
    Kande baksan ol güzel Allah’ı bul.”

    Semme Vechullah’ı ; Nereye dönerseniz Allah ın yüzü işte oradadır( bakara 115).
  • 464 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Gazi'nin kapısından yüksek lisans için giriş yaptığımda 2011 yılıydı. Bir başka üniversitesinin Güzel sanatlar fakültesinde sinema eğitimi almış biri olarak her ne kadar "iletişim" alanı bana yakın görünse de öyle değildi. Üstelik benim bu alana yakın olmadığım, yüksek lisansa kayıt olmaya gittiğim gün yüzüme vurulmuştu. Sinema TV mezununa, Radyo TV ve Sinema bölümünde yüksek lisans yaparken, bir yıl "bilimsel hazırlık" okuması gerektiği hatırlatılmıştı. Başlarda itiraz etmiştim durumu yadırgamıştım. Ta ki genel olarak İletişim Kuramları, özel olarak da Öteki Kuram'la tanışana kadar.

    Bu kitap sanat eğitimi görüp İletişim Bilimleri öğrenmeye birinin nasıl yanlış sularda yüzdüğünü öğretmeye başlamıştı. Bu sularda yüzmeyi istiyorsan önce yüzmeyi öğrenmelisin! Oysa bizi direkt derin sulara atmışlardı. Kuramları "Öteki Kuram"la öğrenmeye başlamıştık. Çok fazla açılamadan boğulmuştuk. Lakin henüz ölmemiştik.

    İletişim Kuramları dersi Gazi'de bu kitapla işleniyordu. Çünkü bu kitabı yazanlar çok büyük hocalardı ve hocalarımın hocasıydı. Ne de olsa Gazi'de eğitim görecek ve kendine İletişimci diyebilecek bir öğrenci, kuramlardan anlamak zorundaydı.

    Öteki Kuram, mükemmel bir eleştirel iletişim kuramları kitabı. Lakin kuram öğrenmeye bu kitapla başlamak yarış pistinde geri geri koşup yarışı birinci bitirmeye çalışmak gibi bir şey. Çünkü kitap alanının en ağır kitaplarından.

    İleride iletişimci ya da bu alanda akademisyen olmayı düşleyen biriyseniz bu kitabı elinize almadan önce en azından 2-3 tane iletişim kuramı kitabını "hatim etme"niz gerekiyor.

    Bu kitabı okumadan, yapmanız gereken şey sırasıyla aşağıdaki gibi:

    1. Levent Yaylagül'ün Kitle İletişim Kuramları
    2. Şermin Tekinalp ve Ruhdan Uzun'un İletişim Araştırmaları ve Kuramları
    3. Nazife Güngör'ün İletişim - Kuramlar-Yaklaşımlar kitaplarını okumak.

    Bunları yaptıktan sonra iletişim kuramları kitaplarının ötekisini okuyabilirsiniz. Okuduktan sonra da bu kuramların neden oluşturulduğunu, ne işe yaradığını, alan ve kuramdaki çelişkileri anlayabileceksiniz.

    Bir gün kantinin önündeki bankta otururken, bankta durmakta olan "Öteki Kuram"ı gören Prof. Dr. Ahmet Çiftçi "bu kitabı neden okuyorsunuz ki, bakın kitabın k harfi bile ters" demişti.

    "Fakat hocam, ben asla doğru-düzgün bir adam olmak istemedim ki. Kitabın tersini okumadan, nasıl ters bir adam ve özellikle ters bir akademisyen olabilirim?" demek geldi içimden; ama diyemedim. Bugün gururla diyebiliyorum:

    Gazi'nin derin kuram denizinde boğulup da ölmeden hayata tutunmayı başaran o eski sinema öğrencisi, artık bir iletişim hocası.

    Zoru seviyorsanız, önce kolayı başarmanız lazım...
  • 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü Kutlu Olsun...

    65 yaş üstü çalışan sayısı artıyor .

    65 yaş üstü nüfusun önemli bir kısmı geçinebilmek için çalışmak zorunda kalıyor.

    2014 yılında toplam 65 yaş ve üstü nüfus içerisinde çalışanların oranı yüzde 11,2 iken, 2019 yılında bu oran yüzde 11,6’ya yükseldi.

    İşsizlik oranı ise 2014’de yüzde 2,1 iken 2019 yılında yüzde 3’e yükseldi.

    65 yaş ve üstü çalışanların kayıt dışı çalıştırılma oranı da çok yüksek.

    65 yaş üstü çalışanlarda kayıt dışı istihdamı 787 bin kişi ile yüzde 92. 65 yaş üstü çalışanlardan sadece 64 bin kişi yani yüzde 8’i kayıtlı. Kadınların yüzde 3,5’i (8 bin kişi) kayıtlı iken yüzde 96,4’ü (218 bin kişi) kayıt dışı, erkeklerin ise yüzde 9’u (56 bin kişi) kayıtlı iken yüzde 91’i (569 bin kişi) kayıt dışı.