• Kutu cücesiyim bu akşam, güneşli bir güne hıçkıdık olarak uyanıyorum dişsiz hep yanımda.Bugün salı öğlen saat 14.00 ıssız adada ki Ralp'im. Deniz kabuğunu üfleyen yüreği büyük bedeni küçük kahraman. En sevdiğim kitabın başlığıyım içinde bir dünya var tarih 1984 adım Don Kişot. Günlerden çarşamba Damien Chazelle'in Whiplash filmini yazan parmaklarıyım, elimde büyükbabamın en sevdiği kalem. Bill Withers'ın sesiyim Ain't No Sunshine insanların kulaklarında. Annemin zarifçe dudaklarına sürdüğü rujum gözler üzerimde. Güneşin kavurduğu bir günde Hazara Hasan'ın yüreğiyim öyle büyük öyle masum.Emir'in vicdanıyım, Hasan'ın oğlu Sohrab'ım Fars destanının en güçlü kahramanı.Çocukluğu isminin anlamını açıklamakla geçen Pii'yim. Pislik değil Pii matematikte karşılığı 3.14 . Evet ben Pii yaşamaktan vazgeçmeyen azimli çocuk. Adım Richard Parker okyanusta varlığı ile mücadele eden kaplan.Ve ben bana aşkla bakan çocukluğumun gözleriyim, ben prenses o prensesin uykusu o benim en sevdiğim. Ben beni ben yapan her şeyim.
    18 Mayıs Pazartesi 02:12
    ŞİRİN
  • Jerzy Kosiński 3 Mayıs 1991 günü intihar etti. İntihar öncesi yazdığı ayrılma notunda "Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin." (Newsweek, 13 Mayıs 1991)
  • 256 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10 puan
    Zaman 1950 li yılların ortası .Kahramanımız , Galatasaray Lisesi’nde okuyan , 27 Mayıs darbesini yapan subaylardan birinin oğludur . Arkadaşları Beyoğlu’nun arka sokaklarında cinselliği keşfederken o en yakın arkadaşının annesiyle yasak bir aşk yaşamaktadır.İlişki yaşadığı kadın Menderes’in bakanlarından birisinin karısıdır.Darbe olmuş ve seçilmişler hapse atılmışlardır.

    Kitap her şeye karşı gelen ,isyankar , kafayı sıyırmış bir yaşlı adamın ( yüzbaşının oğlu ) anlatımıyla başlıyor ve sırasıyla çoçuk , ergen , yaşlı adam psikolojik durumları ,çeşitli mekansal ve tarihsel arka fonlarla gözlerimizin önüne seriliyor.

    Kitapta sosyolojik, psikolojik, siyasi, edebi, tarihsel pek çok değinilen konu var. Darbe döneminin acıları , günümüz siyasetinin yozlaşmış hali , okul anıları, takılan lakaplar , argolar ,fıkralar , tekerlemelerle süslenmiş olaylar , cinsellik katılarak , trajediyle mizahın birbirine girdiği akıcı bir dille bize aktarılıyor.

    Okuma sırası olarak 3. yada 4. sıraya koyduğum kitabı incelemek için elime aldım ve bırakamadan okudum .Çok keyifliydi , en kısa zamanda dönüp tekrar okumak istiyorum. Mustafa Güler.
  • 232 syf.
    ·2 günde·6/10 puan
    Yeraltı Saatleri kitabının başını hem sevmemistim hem anlamakta biraz zorluk çekmiştim ama sonra bir şekilde yazarın üslubuna alıştım ve sevdim.
    20 Mayıs tarihi o kadar çok söylendi ki her gün 20 Mayıs gibi bir algı oluştu bende çünkü günlerin sonlarında veya başlarında hep bugün 20 Mayıstı diyor anlayamadığım yer burası.

    Mathilde ve Thibault'un ayrı ayrı hikayelerini anlatıyor.
    Mathilde 3 çocuk annesi ve kocasını yıllar önce kaybetmiş. Bir işe girmiş isinde çok başarılı iken patronu Jacques' e karşı geldiği andan itibaren hayatı zehir olmuştur resmen.
    Thibault ise çok sevdiği Lila'nın onu sevmediğini anlayınca ayrılmaya karar verir ancak bu kararı çok zor almıştır ve bir türlü unutamamıştır.
    Mathilde ve Thibault'un yaşadığı ruhsal zorluğu okuyoruz. Tükenmiş iki insanın birbirini iyi anlamaları gerekir değil mi ?

    Kitabın sonu bence eksik, böyle olmamalıydı en az 20 sayfa devam etmeliydi.
  • 360 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10 puan
    Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Çok Sevdiğim bir arkadaşım daha ilk çıktığı zamanlarda almıştı. Çok güzel olduğunu söylüyör ve beni okumam için teşfik ediyordu. Nedense kitabı hiç merak etmemiştim. Geçen sene CNR Kitap Fuarı'na gittiğimde ( tabi gitmek denirse son gün ve akşam gittim yarım saat bile dolaşmadan fuar kapanmaya başlamıştı ama neyse ki 3 kitap almıştım. Hiç yoktan iyidir. ) Gözüme takıldı ve bir anda hiç düşünmeden aldım. Arkadaşım anlatmıştı ama yine de konusunu bile hatırlamıyordum. Aldıktan sonra uzun bir süre kitabı okumadım. Rafa kaldırdım ve orada 3 ay durdu. ( o aralar yatılı okuldaydım hiç kitap okuyamıyorum ) sonra bir gece bir anda canım kitaba başlamak istedi. Ramazan dı ve sahuru bekliyordum. Kitabı okmaya başladım. O kadar akıcı ve sürükleyiciydi ki 100 sayfa okumuşum hiç farketmedim Annem beni sahura çağırmasaydı bu kadar okuduğumu uzun zaman geçtiğini farketmemiştim o zaman sanki hayatıma geri döndüm. O süre boyunca kitabım içine öyle girmiştim ki kendimi Vera'ymışım gibi hissediyordum. Gerçekten o olduğumu hissetmiştim sanki. Kitap ertesi gün bitmişti ve ben kitaptan çok etkilenmiştim. O kadar harikaydı ki aranızda hala okumayan varsa bence hemen okusun. Yazarın iki Kitabı'nı daha okudum onlar da çok güzel di ama beni bu kitabı kadar hiç biri etkiliyemedi. Biraz kitaptan bahsedersek : Vera'nın oğlunun kar fırtınasında kaybolmasıyla Başlıyor. Kitap iki farklı zaman da geçiyor. Şimdiki zaman ve Vera'nın yaşadığı yani geçmiş zaman. Seksen yıl sonra yine Mayıs Ayında büyük bir kar Fırtınası gerçekleşiyor. Köklü bir gazetede Muhabir olan Claire, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmaya Başlayan Claire, Daniel'in sonuçlanmamış kaybolma davasıyla karşılaşır. Claire bu olayı çözmeye karar verir, nede olsa kendisinde bir kadın ve evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Ancak çözdüğü her düğümün onu Vera'ya yaklaştırdığından habersizdir. ( aranızda bu kitabı okuduktan sonra yazarla tanışmak isteyen olursa yazar bu sene TÜYAP Kitap Fuarı'na gelecekmiş Pena Yayınları'nın standında olacakmış bilginize ) Bu benim ikinci kitap yorumum inş hepiniz beğenmişsinizdir. Hepinize Iyi Geceler Dilerim....
  • 3 Mayıs manasına gelince: Tarihimiz içinde bir uyanışın başlangıcı olmak bakımından mühimdir. Batı medeniyetine giriş hareketi olan fakat yanlış anlayış ve tatbik ediş yüzünden bir aşağılık duygusunun teşekkülüne sebebiyet veren Tanzimat'tan beri kendimizi inkarda çok ileri gittik. Hatta medeniyetlerin ülkelere hiçbir gümrüğe uğramadan gireceğini, Batı medeniyetim alırken onun tekniği, sanatı ve ilmi ile birlikte fuhuşunu da almamızın zaruri olduğunu söyleyen kişilere rastladık. 1944 de bu ileri gidişin ne derecelere geldiğini biliyorsunuz. Temiz Anadolu çocukları köy enstitülerinde birer komünist olarak yetişsin diye neler yapıldı. Bunu yapanların çoğu bugün teşhir olunmuştur. Haklarında daha da nice vesikalar ortaya dökülecektir. Bir sabah komünist olarak uyanmamız gibi korkunç ihtimali, 3 Mayıs 1944’ de birkaç bin meçhul milliyetçi gencin yaptığı asil ve şuurlu hareket önledi.
  • Gerçi 3 Mayıs birçok ıstırapların kaynağıdır. Fakat o ıstırapların şuur ve saadet doğmaktadır. İlk zamanlarda küçük guruplar halinde sessizce kutlanan 3 Mayıs bugün kuvvetlenen ve büyüyen şuurlu bir kütlenin bayramı olmaktadır. İlerde bir gün gençlerin, Gök Türk kıyafetinde olarak büyük padişahlarımızı türbeleri önünde yapacağı geçit resimlerinin heybetini ve ihtişamını düşünmek bile güzeldir. Fazilet temelleri üzerine kurulan devletimizin birkaç kara gün geçirmesi onu asla sarsıp deviremez. En güzel şiirlerdeki birkaç vezin veya kafiye aksaması nasıl o şiirin güzelliğine engel değilse, bir iki çelme de bu devleti mazideki ve ilerideki ululuğundan alıkoyamaz. Bu devlet ve vatan büyüyecektir. Çünkü uğrunda ölmeye hazır olanlar var...