• 176 syf.
    ·2 günde
    Bir söz vardır:
    İnsan içinde yaşadığı çağa babasına benzediğinden daha çok benzer.
    Yaşadığımız çağa benziyor muyuz ? Hangi jenerasyonuz ?
    -X,Y,Z
    90’larda dünyaya gelenler için Z kuşağı olduğumuz söyleniyor. Ağ ortamında doğup-büyüdüğümüz icin “dijital yerli” de diyebiliriz.
    Türkiye’de yaşayanlar için dijital topluluğa ilk adım attığımız yıllar. 93 Halkın internet ile tanışma süreci. 94 Türkiye’de ilk internet cafelerin uygulamaya geçtiği dönemler.
    Peki dijital toplumda yaşamak,bizi daha iyi ya da daha kötü anlamda değiştiriyor mu ?
    İnternetin dünyamıza girmesi ile beraber bizlerde nasıl bir değişim oldu ?
    Şöyle ki atalarımızdan hepimizin bildiği kadarıyla birçok savaşa,birçok sıkıntı ve imkansızlığa rağmen bizler kadar endişeli,kaygılı,depresif değillerdi.
    Varlığın içinde iken buhranlardan çıkamayan bir nesil olduk. Sıkıntı,depresyon çeşitli sıfatlar ile aynı hastalıkları dile getirip durduk.
    İnsani düstûrlara vakıf olamadan,iletişim kuramadan, bir araya gelemeden,yediğimiz yemeğin lezzetine varamadan hülâsa kendimize gelemeden göçüyoruz.
    Tehlikenin farkında olmak icin içinde bulunduğumuz durumun ehemmiyettini bilmemiz gerekiyor.
    Kitabı okudukça evvelki senelerde katıldığım bir semineri anımsadım.
    Ayşegül Dede (masal anlatıcı eğitimcisi) internet kuşağı çocuklar icin şunları dile getiriyordu:
    “İşaret parmağı değil canım artık onlar. (İşaret parmağını göstererek.)İnternet parmağı,bir tuş ile geliyorlar, o parmaklarını bizden daha iyi kullanıyorlar.”

    Küçükken hepimizin masallardan bildiği sihirli bir obje vardır. “Sihirli ayna” söyle bana dediğimiz zaman her şeyi bilebileceğimizi sanıyorduk. Şimdi ki çocuklara soruyoruz senin evinde kaç tane sihirli ayna var ? Saymaya başlıyorlar telefonlar,iPad’ler,tabletler,bilgisayarlar..
    nefes almadan bütün elektronik aletleri dile getiriyorlar. Sonra başlıyorlar -hey Siri bana kutup ayılarını gösterir misin ? - Siri uzaylılıları görmek istiyorum. -Siri babamı arar mısın ?
    Evet internet çağında doğup yerlileri olarak,ergenliğinden sonra tanışan dijital göçmenlere (ebeveynlerimize) göre dijital çağa hakimiz. Peki ya devir daim olduğunda,ebeveyn olarak devam ettiğimiz süreçte nasıl hitap etmeliyiz, neler yapmalıyız ?
    Kitabı okurken üzerinde durduğu asıl nokta buydu. Bilinçli miyiz ?
    Kitabımız bize şunları söylemiyor. Hemen telefonu kapatın,bilgisayarı çöpe atın. Her ne kadar fişi çekilecek bilgisayar kalmasada fişini çekin. Üzerinde durduğu nokta bilinçli kullanıyor muyuz ?
    Ne kadar biliyoruz ? Hangi programları kullanıyoruz, kullanırken neleri filtreliyoruz ?
    Geleceğin ebeveynleri olarak internette ne kadar zaman harcayıp nerelerde geziniyoruz?
    Peki ya “dijital mahrem” ne demekti?
    Kitabımız 6 kısımdan oluşuyor:
    -Mahremiyet dijitale nasıl taşındı ?
    -Önce mahremiyet vardı sonra dijital ?
    -Mahremiyeti ihlal edenler
    -Özel hayatınız nasıl “veri”liyor ?
    -Dijitalin de hastalığı çıktı!
    -Dijitalde çözüm yolları
    Mâlumunuzdur ki iki kişi sohbet ettiğimiz bir whatsap platformunda bile sohbetlerimiz iki kişi arasında kalmıyor. En basit bir örnek ile sanal bir markette gezerken sepete eklediğimiz veyahut açtığımız bir ürüne benzer onlarca ürün görmemiz acaba izleniyor muyuz hissiyatı hepimizde uyandırmıştır.
    Paylaşım yaptığımızda,paylaşımların sadece kendi izin verdiklerimiz ile paylaştığımızı düşünebiliriz. Ancak bunların hepsini,istemediğimiz “el alemin” eline teslim ettiğimizi unutuyoruz. Biri bizi izliyor desek yeridir.

    “Yapılan deneyde bir grup katılımcının paylaşımlarına 48 saat süreyle ağlarındaki diğer kişilerin erişimi engellenmiştir. Hiç beğeni almadıklarını düşünen katılımcıların daha depresif oldukları ve özgüven hissettikleri saptanmıştır.”
    Evet.
    Diğer bir sorunumuz. Beğeni hastalığı. Zira ailesi tarafından takdir edilmeyen,sevgi gösterilmeyen ilgi ve alakayı alamayan bir çocuk gerekli ilgiyi görmek adına sahte profiller,sahte fotoğraflar ile dikkatleri celbetmek istiyor. Narsizm başta olmak üzere birçok olumsuz doyuma bu şekilde ulaşmak istiyor. Özellikler ergenlik dediğimiz yaş grubunda hislerini durumlar ile ifade etmek,
    arzularına sosyal medya ile ulaşmak istiyorlar.
    “Ebeveyni çocukken elektrikler kesildiğinde eksiklik hissetmezdi, bugünün cocukları internet bağlantısı koptuğunda neredeyse depresyona giriyor.”

    Şimdi bağımlı değiliz dediğimiz interneti bir ele alalım.
    -Telefonumuz internete girmiyor ve sinirleniyor muyuz ? (İnternet siniri)
    -bir bilgiye göz ucuyla bile Google’dan mı bakıyoruz ? Veyahut hastalandığımızda Google’dan mı araştırıyoruz ? (Google etkisi,siberkondri)
    -acaba telefonum çaldı mı ? Telefonum mu titredi ? (Hayalet zil sesi)
    -acaba bugün Ne oldu ? Kesin bir yerlerde bir şeyler yaşanıyor. (Fomo)

    Bunlardan biri evet ise malesef ki biz de bağımlıyız internete.Korkmayın efendim önemli olan kontrolünü sağlayabiliyor muyuz ? Tam burada çözüm odaklı olan kitabımız bize önceliğin aile disiplini olduğunu vurguluyor. Sevgi. Daha sonra kitaplar, ve 3 gün 90 dakika dediğimiz bir vakit. Sevdiğimiz herhangi bir işe günde yarım saat ayırarak ilgi ve odağımızı o yönde toparlıyoruz. Bir uzlet vakti,derin bir tefekkür icin ama elimizdekiler titredi mi diye bakmadan, kendimize ayıracağımız yarım saat ruhumuza şifa olacaktır. Bir de bolca filtreliyoruz,çevremizi ,takip ettiklerimizi. Gezindiğimiz sayfaları. Keşfetin batağına düşmemek icin, manipüle edilen haberleri okumamak icin.

    En sevdiğim kısımlar konu bitimlerinden sonra kısa bir teste tabi tutması.
    Satır araları araştırmalar,malûmatlar ve Hadis-i Şerif’ler ile süslenmiş,dili yalın,okurken bir sohbet niteliği taşıyan bu doyurucu kitabı okumalısınız efendim.
    “Dijitalleşen dünya içinde yaşıyoruz. Ne tamamen bertaraf edilip yok hükmünde sayılmalı Ne de tamamen içselleştirilerek hayatın başkösesine yerleştirilmeli.” Kararında bir doz ayarlamalıyız.

    Bir not bırakalım:
    “ sosyal mecra ve dijitalde takip edildiğimiz gibi bizleri, bu dünyada 7/24 gözetleyen,takip eden,yaptığımız her işi,fiili,hareketi,attığımız her adımı takip eden kayda alam Kiramen Katibin meleklerini de unutmayalım.”
  • "Denebilir ki, ilk 3-4 saat içinde nezaret altına alınanlar önceden tespit edilmiş kişilerdir. Ondan sonra önüne gelen, önüne geleni tevkif ederek rastgele yerlere hapis etmeye başlamıştır."
  • Parçacıdan eve gelene kadar kornayı vikk vikk diye öttürerek eve yaklaştım
    Arkadaşlarım misket oynuyor beni görünce yanıma geldiler o ne bune diye herkes bir soru soruyor bisiklete parça aldığımı be tamir edeceğimi söyledim
    Sonra eve geçtim artık bisikletimi tamir etmem gerekiyordu
    Babamın takım taklavatlarını hazırladım başladım bisikletin sağını solunu kurcalamaya söküp takmaya aslında hiç bir bilgimde yoktu
    Sadece tekerleri patlak. Frenler den arka fren tutmuyor zincir kopuk vede paslanmış

    Nerden bileyim ki beceremeyeceğimi ama bir hevesle becermeye çalışmıştım

    Dedim en azından süslerini takayım ve öylede yaptım

    Babamın takım taklavatlarını topladım yerlerine koydum

    Yüklendim bisikleti tamirciye götürmek için
    İttire ittire gidiyorum sanki o an bisikletimi sürüyor gibi bir hayaldeyim kornaya basıyorum
    Hızlı gidip el bırakıyorum toprak zeminde fren yapıp ortalığı toz dumana katıyorum

    Gören mahalle çocukları dalga geçiyor gülüp eğleniyor ama benim umrumda değil
    Tekeri patlak mış
    Evet yapılır
    Boyası çizik paslı
    Evet boyarım
    Koltuğu yırtık pırtık
    Evet olsun onuda yaparım

    AA süsleri yenimi aldın ?
    EVET YENİ ALDIM DAHA EVDE Bİ SÜRÜ VAR

    Aslında yoktu dalga geçmelerine maruz kaldığım için artık sıyrılmam gerekiyor du
    Zeytin yağı gibi su üstüne çıkmam gerekiyor du öylede oldu

    Tamirciye ulaştığımda Tamirci dükkanı açık sahibi yok

    Beklemek gerekiyordu tekrar bisikleti ite ite değil sürerek götürmeliydim mahalleye

    Motorsikletle bir adam geldi bana sen kimsin diye sordu

    BİSİKLETİMİ tamir ettirmeye geldim diye bildim

    Tamam gel bakalım neyi varmış .
    1 lastikler patlak yama olacak
    2 frenler kontrol edilecek
    3 zincir benzine atılacak -yağlanacak
    4 koltuk ayarlanacak

    Tamircinin dediğine göre hepsi bu kadardı yapılacak işlerin

    Gel hadi başlayalım dedi
    Hemen tekerlekler söküldü
    Baktı yama yaparız olur dedi

    Ben çekinerek korkmaya başladım birşey unutmuştum param yoktu

    Abi kaça olur bunların hepsi ?
    25.000 lira

    Benim şimdi param yok ama sen yap
    Ben babamdan para alınca gelip alırım diye bilmiştim .

    Tamam 2 saat sonra hazır olur dedi
    Hayırlı işler kolay gelsin diyerek ayrıldım ordan

    Mahalleye arkadaşlarımın yanına gidiyorum
    Onlar oyunlar oynuyor
    Komşu teyzeler bişi yapıyor kolu komşuya dagıtılıyor hayır sevap işleri
    Banada verdiler
    Oturduk yiyoruz. Bisikleti soruyorlar
    Haliyle tamirci yapıyor yapılınca alacağım .

    25.000 lirayı ne yapacağım babam dan istesem alırım annem Kayserili gibi 25.000 desem 2500 e bağlar geçiştirirdi babam ya sorarsa çivi den gelen paran vardı ne yaptın diye
    Ortalık karışırdı
    Hiç bu sahnelere gerek yoktu

    Oyunlar oynadık
    Hopladık zıpladık
    Baya zaman geçti

    Kendimce bakayım bisiklet hazırmı diye tamirciye gittim
    Uzakdan bakıyorum yolun karşısından
    Tamirci gördü gel gel hazır diye
    Tamam bisiklet hazırda bütçe hazır değil

    Gittim Dedim abi şimdi param yok olunca gelip alsam olur mu

    Çünkü paranın hepsini hurdacıya ve parçacıya verdim bide borcum kaldı az.
    Baban vermesse nolcak dedi
    çalışırım dedim
    Nerde çalışacaksın ki dedi
    Simit satarım
    Pazarda su satarım dedim
    Boşver o işleri gel anlaşalım seninle
    Sen gel burda çalış sağı solu toparla
    Dükkanı süpür
    Takımları tezgah A diz
    Borcu fitleyelim
    Okula gidiyor musun ?
    Yok seneye
    Tamam öğleden sonra gelir akşam ezanına kadar çalışırsın
    Tamam kaç gün çalışcam borcum için 1 hafta
    Tamam abi yarın gelirim dedim kaktım gideyim diye
    Dursana oğlum nere gidiyorsun
    Arkadaşlarımın yanına
    Bisiklet i almayacak mısın ?
    E borcum var
    Lan al git pezeveng e bak tamam anlaştık işde götür
    Olmaz Almam
    Lan çocuk al git bak keserim tekerini
    Canın sağolsun abi
    Hasbinallah

    Hadi hayırlı işler dedim almadım bisikleti
    Arkadaşlarımın yanına gidiyorum
    Baya yürüdüm
    Bir erik ağacı gördüm yiye bileceğim kadar kopardım oturdum duvara yiyorum
    Ev sahibi erik aldığımı görmüş
    Hayıflanıyor geliyorum şimdi geliyorum diye
    Bende gel teyze gel göz hakkı aldım yiyorum
    Gel beraber yiyelim diyordum
    Teyze geldi ben yerinde istifini bozmamış erik yiyorum
    Niye kopardın.
    Canım çekti
    Baban mı dikti bu ağacı
    Yoooo bilmiyorum
    İzinsiz aldın oğlum günah dedi
    Tuttu kulakdan Don lastiği gibi çekiyor
    Ya teyze bırak acıyor
    Niye kopardın diyor
    Göz hakkı dedim
    Ne göz hakkıymış ağaçda meyve kalmadı
    Teyzemde haklıydı aslında kendine göre ki haklıydıda

    Teyzeyede eriklerinden ikram ettim gülmeye başladı
    Çocumm delimisin divanemi diyor
    napim teyze kopardık tükürükle yerinemi yapıştırayım napayım yiyeceksen ye yemeyeceksen de yeme
    Döveceksen de döv abimden annemden dayak konusunda antremanlıyım nolcak alla alla
    Teyzeyi yıldırmayı başarmıştım Sanırım
    Ocakda yemek var yanacak diyerek gitti
    Ama ben erik yemeye devam
    Bir amca geliyor motoru aynı benim bisikleti ittirerek götürdüğüm gibi sürüklüyor

    Gittim yanına
    Tamirci varmı burda d
    Dedim var abi
    Nerde
    Gel göstereyim diye motoru beraber ittirmeye başladık

    Tamirciye ulaştık tamirci dükkanda dedim abi amcanın motor bozukmuş tamirci sordu sana getirdim

    Eywallah koçum sen al git bisikleti borcu fitleştik bana müşteri getirdin dedi
    Öyle olurmuki diye bildim
    Olur olur ara sıra uğra buralara dedi
    Oh be hallettik bu işi de
    Aldım bisikleti fakat yine ittiriyorum
    Bilmiyorum ki sürmeyi
    Yol kenarında binmeye çalışıyorum fakat dengeyi kuramadığın için Malesef sürükleyerek götürmek zorunda kaldım
    Arkadaşlarımın yanına geldim
    Offf çok yoruldum
    Baya hızlı bisiklet
    Pedalledikçe uçuyor
    Diye tezgah atıyorum
    Tabikide inandılar çünkü isteyen sürsün kazıtmak çarpmak yok diyerek geçtim bir taşın üstüne oturdum
    Bisiklete binen yada ittiren eğlenen arkadaşlarım yoruldular geldiler
    Dinlendik bisiklet hakkında yorumlar yapıldı
    Keşke benimde bizimde olsa gezerdik mahallede konvoy yapardık diye
    Bisiklete binenlerden birine okadar bisiklete bindin hadi bizim eve bırak gel misket oynayalım

    Annem de sorarsa arkadaşın dersin !!!!




    10 BÖLÜM Ü SONLANDIRIYORUM

    11.BÖLÜM
    ANNEE YAAAAAAA NİDALARI İLE DEVAM EDECEK ....
  • Bakara Suresi, 19. ayet: Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır.
    Bakara Suresi, 22. ayet: O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın.
    Bakara Suresi, 29. ayet: Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.
    Bakara Suresi, 33. ayet: (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."
    Bakara Suresi, 59. ayet: Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.
    Bakara Suresi, 107. ayet: (Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
    Bakara Suresi, 116. ayet: Dediler ki: "Allah oğul edindi." O, (bu yakıştırmadan) Yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir.
    Bakara Suresi, 117. ayet: Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir.
    Bakara Suresi, 164. ayet: Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
    Bakara Suresi, 255. ayet: Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.
    Bakara Suresi, 284. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, herşeye güç yetirendir.
    Al-i İmran Suresi, 5. ayet: Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
    Al-i İmran Suresi, 29. ayet: De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir."
    Al-i İmran Suresi, 83. ayet: Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.
    Al-i İmran Suresi, 109. ayet: Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün) işler Allah'a döndürülür.
    Al-i İmran Suresi, 129. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azaplandırır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
    Al-i İmran Suresi, 133. ayet: Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
    Al-i İmran Suresi, 180. ayet: Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
    Al-i İmran Suresi, 189. ayet: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir.
    Al-i İmran Suresi, 190. ayet: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.
    Al-i İmran Suresi, 191. ayet: Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru."
    Nisa Suresi, 126. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır.
    Nisa Suresi, 131. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır.
    Nisa Suresi, 132. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
    Nisa Suresi, 153. ayet: Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.
    Nisa Suresi, 170. ayet: Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Nisa Suresi, 171. ayet: Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
    Maide Suresi, 17. ayet: Andolsun, "Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye) kim bir şeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye güç yetirendir.
    Maide Suresi, 18. ayet: Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır."
    Maide Suresi, 40. ayet: Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azaplandırır, kimi dilerse bağışlar. Allah, herşeye güç yetirendir.
    Maide Suresi, 97. ayet: Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
    Maide Suresi, 112. ayet: Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının" demişti.
    Maide Suresi, 114. ayet: Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Senden de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.
    Maide Suresi, 120. ayet: Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, herşeye güç yetirendir.
    En'am Suresi, 1. ayet: Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.
    En'am Suresi, 3. ayet: Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir.
    En'am Suresi, 6. ayet: Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik.
    En'am Suresi, 12. ayet: De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
    En'am Suresi, 14. ayet: De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.)
    En'am Suresi, 73. ayet: O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
    En'am Suresi, 75. ayet: Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
    En'am Suresi, 79. ayet: "Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
    En'am Suresi, 99. ayet: O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
    En'am Suresi, 101. ayet: Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
    Araf Suresi, 54. ayet: Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir.
    Araf Suresi, 96. ayet: Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.
    Araf Suresi, 158. ayet: De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
    Araf Suresi, 162. ayet: Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirdik.
    Araf Suresi, 185. ayet: Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
    Araf Suresi, 187. ayet: Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın Katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler."
    Enfal Suresi, 11. ayet: Hani Kendisi'nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
    Enfal Suresi, 32. ayet: Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin Katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi.
    Tevbe Suresi, 36. ayet: Gerçek şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.
    Tevbe Suresi, 116. ayet: Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
    Yunus Suresi, 3. ayet: Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
    Yunus Suresi, 6. ayet: Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.
    Yunus Suresi, 18. ayet: Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah Katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir."
    Yunus Suresi, 24. ayet: Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.
    Yunus Suresi, 31. ayet: De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
    Yunus Suresi, 55. ayet: Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler.
    Yunus Suresi, 61. ayet: Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
    Yunus Suresi, 66. ayet: Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'
    Yunus Suresi, 68. ayet: "Allah çocuk edindi" dediler. O, (bundan) Yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
    Yunus Suresi, 101. ayet: De ki: "Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.
    Hud Suresi, 7. ayet: O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.
    Hud Suresi, 44. ayet: Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.
    Hud Suresi, 52. ayet: Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
    Hud Suresi, 107. ayet: Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.
    Hud Suresi, 108. ayet: Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.
    Hud Suresi, 123. ayet: Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    Yusuf Suresi, 101. ayet: "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
    Yusuf Suresi, 105. ayet: Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.
    Ra'd Suresi, 2. ayet: Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.
    Ra'd Suresi, 13. ayet: Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
    Ra'd Suresi, 15. ayet: Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
    Ra'd Suresi, 16. ayet: De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin Yaratıcısı'dır ve O, tektir, kahredici olandır."
    Ra'd Suresi, 17. ayet: (Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle vermektedir.
    İbrahim Suresi, 2. ayet: O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli azap dolayısıyla vay inkar edenlere.
    İbrahim Suresi, 10. ayet: Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
    İbrahim Suresi, 19. ayet: Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.
    İbrahim Suresi, 24. ayet: Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.
    İbrahim Suresi, 32. ayet: Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır.
    İbrahim Suresi, 38. ayet: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
    İbrahim Suresi, 48. ayet: Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
    Hicr Suresi, 14. ayet: Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
    Hicr Suresi, 16. ayet: Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
    Hicr Suresi, 22. ayet: Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
    Hicr Suresi, 85. ayet: Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
    Nahl Suresi, 3. ayet: Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden Yücedir.
    Nahl Suresi, 10. ayet: Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
    Nahl Suresi, 49. ayet: Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
    Nahl Suresi, 52. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
    Nahl Suresi, 65. ayet: Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.
    Nahl Suresi, 73. ayet: Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?
    Nahl Suresi, 77. ayet: Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah herşeye güç yetirendir.
    İsra Suresi, 44. ayet: Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.
    İsra Suresi, 55. ayet: Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik.
    İsra Suresi, 92. ayet: "Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."
    İsra Suresi, 93. ayet: "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"
    İsra Suresi, 95. ayet: De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
    İsra Suresi, 99. ayet: Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
    İsra Suresi, 102. ayet: O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti.
    Kehf Suresi, 14. ayet: Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."
    Kehf Suresi, 26. ayet: De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."
    Kehf Suresi, 40. ayet: "Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
    Kehf Suresi, 45. ayet: Onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
    Kehf Suresi, 51. ayet: Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.
    Meryem Suresi, 65. ayet: Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?
    Meryem Suresi, 90. ayet: Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
    Meryem Suresi, 93. ayet: Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.
    Taha Suresi, 4. ayet: Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
    Taha Suresi, 6. ayet: Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.
    Taha Suresi, 53. ayet: "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
    Enbiya Suresi, 4. ayet: Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir."
    Enbiya Suresi, 19. ayet: Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.
    Enbiya Suresi, 30. ayet: O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?
    Enbiya Suresi, 32. ayet: Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.
    Enbiya Suresi, 56. ayet: "Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."
    Hac Suresi, 18. ayet: Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
    Hac Suresi, 31. ayet: Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
    Hac Suresi, 63. ayet: Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır.
    Hac Suresi, 64. ayet: Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
    Hac Suresi, 70. ayet: Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.
    Mü'minun Suresi, 18. ayet: Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.
    Mü'minun Suresi, 71. ayet: Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
    Nur Suresi, 35. ayet: Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
    Nur Suresi, 41. ayet: Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.
    Nur Suresi, 42. ayet: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır.
    Nur Suresi, 43. ayet: Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.
    Nur Suresi, 64. ayet: Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, herşeyi bilendir.
    Furkan Suresi, 2. ayet: Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.
    Furkan Suresi, 6. ayet: De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."
    Furkan Suresi, 48. ayet: Ve Kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik;
    Furkan Suresi, 59. ayet: O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.
    Furkan Suresi, 61. ayet: Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne Yücedir.
    Şuara Suresi, 4. ayet: Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
    Şuara Suresi, 24. ayet: Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
    Şuara Suresi, 187. ayet: "Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
    Neml Suresi, 25. ayet: "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)."
    Neml Suresi, 60. ayet: (Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
    Neml Suresi, 64. ayet: Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz."
    Neml Suresi, 65. ayet: De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar."
    Neml Suresi, 75. ayet: Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.
    Neml Suresi, 87. ayet: Sur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş' olarak O'na gelmişlerdir.
    Ankebut Suresi, 22. ayet: Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur.
    Ankebut Suresi, 34. ayet: "Şüphesiz Biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azap indireceğiz."
    Ankebut Suresi, 44. ayet: Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır.
    Ankebut Suresi, 52. ayet: De ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkar edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır."
    Ankebut Suresi, 61. ayet: Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?
    Ankebut Suresi, 63. ayet: Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar.
    Rum Suresi, 8. ayet: Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar.
    Rum Suresi, 18. ayet: Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.
    Rum Suresi, 22. ayet: Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.
    Rum Suresi, 24. ayet: Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
    Rum Suresi, 26. ayet: Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar.
    Rum Suresi, 27. ayet: Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en Yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Rum Suresi, 48. ayet: Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.
    Lokman Suresi, 10. ayet: O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.
    Lokman Suresi, 16. ayet: "Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır."
    Lokman Suresi, 20. ayet: Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.
    Lokman Suresi, 25. ayet: Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler.
    Lokman Suresi, 26. ayet: Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir.
    Secde Suresi, 4. ayet: Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
    Secde Suresi, 5. ayet: Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.
    Ahzab Suresi, 72. ayet: Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.
    Sebe Suresi, 1. ayet: Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü Kendisi'ne ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
    Sebe Suresi, 2. ayet: Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.
    Sebe Suresi, 3. ayet: İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."
    Sebe Suresi, 9. ayet: Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.
    Sebe Suresi, 22. ayet: De ki: "Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur.
    Sebe Suresi, 24. ayet: De ki: "Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kim?" De ki: " Allah, gerçekten ya biz, ya da siz herhalde bir hidayet üzerindeyiz veya apaçık bir sapıklıkta."
    Fatır Suresi, 1. ayet: Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
    Fatır Suresi, 3. ayet: Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?
    Fatır Suresi, 27. ayet: Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık).
    Fatır Suresi, 38. ayet: Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı bilir.
    Fatır Suresi, 40. ayet: De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
    Fatır Suresi, 41. ayet: Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.
    Fatır Suresi, 44. ayet: Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
    Yasin Suresi, 28. ayet: Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.
    Yasin Suresi, 81. ayet: Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.
    Saffat Suresi, 5. ayet: Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir.
    Sad Suresi, 10. ayet: Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler.
    Sad Suresi, 27. ayet: Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay o inkar edenlere.
    Sad Suresi, 66. ayet: "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır."
    Zümer Suresi, 5. ayet: Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur.
    Zümer Suresi, 21. ayet: Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır.
    Zümer Suresi, 38. ayet: Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."
    Zümer Suresi, 44. ayet: De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
    Zümer Suresi, 46. ayet: De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah'ım. Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen hüküm vereceksin."
    Zümer Suresi, 63. ayet: Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerine (karşı) inkar edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.
    Zümer Suresi, 67. ayet: Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve Yücedir.
    Zümer Suresi, 68. ayet: Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.
    Mü'min Suresi, 13. ayet: O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez.
    Mü'min Suresi, 37. ayet: "Göklerin yollarına. Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum." İşte Firavun'a, kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, 'yıkım ve kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı.
    Mü'min Suresi, 57. ayet: Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler.
    Mü'min Suresi, 64. ayet: Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir.
    Fussilet Suresi, 12. ayet: Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir.
    Şura Suresi, 4. ayet: Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. O, Yücedir, büyüktür.
    Şura Suresi, 5. ayet: Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur.
    Şura Suresi, 11. ayet: O, göklerin ve yerin Yaratıcısı'dır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
    Şura Suresi, 12. ayet: Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi bilendir.
    Şura Suresi, 29. ayet: Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.
    Şura Suresi, 49. ayet: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder.
    Şura Suresi, 53. ayet: Göklerde ve yerde bulunanların tümü Kendisi'ne ait olan Allah'ın yoluna. Haberiniz olsun; işler Allah'a döner.
    Zuhruf Suresi, 9. ayet: Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız: "Onları üstün ve güçlü (Aziz) olan, bilen (Allah) yarattı" diyecekler.
    Zuhruf Suresi, 11. ayet: Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ‘dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.
    Zuhruf Suresi, 82. ayet: Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden Yücedir.
    Zuhruf Suresi, 84. ayet: Göklerde İlah ve yerde İlah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
    Zuhruf Suresi, 85. ayet: Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Kendisi'nin olan (Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun Katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
    Duhan Suresi, 7. ayet: Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
    Duhan Suresi, 29. ayet: Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
    Duhan Suresi, 38. ayet: Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık.
    Casiye Suresi, 3. ayet: Şüphesiz, mü'minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
    Casiye Suresi, 5. ayet: Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.
    Casiye Suresi, 13. ayet: Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
    Casiye Suresi, 22. ayet: Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez.
    Casiye Suresi, 27. ayet: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
    Casiye Suresi, 36. ayet: Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır.
    Casiye Suresi, 37. ayet: Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Ahkaf Suresi, 3. ayet: Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş bir ecel (belli bir süre) olarak yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren(kimseler)dir.
    Ahkaf Suresi, 4. ayet: De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin."
    Ahkaf Suresi, 33. ayet: Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten O, herşeye güç yetirendir.
    Fetih Suresi, 4. ayet: Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Fetih Suresi, 7. ayet: Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Fetih Suresi, 14. ayet: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azaplandırır. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    Hucurat Suresi, 16. ayet: De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, herşeyi bilendir."
    Hucurat Suresi, 18. ayet: Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
    Kaf Suresi, 9. ayet: Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
    Kaf Suresi, 38. ayet: Andolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
    Zariyat Suresi, 22. ayet: Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.
    Tur Suresi, 9. ayet: O gün gök, sarsılıp çalkalanır.
    Tur Suresi, 36. ayet: Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.
    Tur Suresi, 44. ayet: Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.
    Necm Suresi, 26. ayet: Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
    Necm Suresi, 31. ayet: Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
    Rahman Suresi, 7. ayet: Gökyüzü, Onu da yükseltti ve mizanı koydu.
    Rahman Suresi, 29. ayet: Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir.
    Rahman Suresi, 33. ayet: Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.
    Rahman Suresi, 37. ayet: Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman;
    Hadid Suresi, 1. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Hadid Suresi, 2. ayet: Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, herşeye güç yetirendir.
    Hadid Suresi, 4. ayet: Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.
    Hadid Suresi, 5. ayet: Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. (Sonunda bütün) işler Allah'a döndürülür.
    Hadid Suresi, 10. ayet: Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
    Hadid Suresi, 21. ayet: Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.
    Mücadele Suresi, 7. ayet: Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir.
    Haşr Suresi, 1. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Haşr Suresi, 24. ayet: O Allah ki, Yaratan'dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
    Saff Suresi, 1. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Cum'a Suresi, 1. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder.
    Münafikun Suresi, 7. ayet: Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
    Tegabün Suresi, 1. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd (övgü) de O'nundur. O, herşeye güç yetirendir.
    Tegabün Suresi, 3. ayet: Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır.
    Tegabün Suresi, 4. ayet: Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
    Mülk Suresi, 3. ayet: O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?
    Mülk Suresi, 16. ayet: Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır.
    Mülk Suresi, 17. ayet: Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz.
    Hakka Suresi, 16. ayet: Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.'
    Mearic Suresi, 8. ayet: Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;
    Nuh Suresi, 11. ayet: "(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın."
    Müzzemmil Suresi, 18. ayet: Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir.
    Mürselat Suresi, 9. ayet: Gök yarıldığı zaman
    Nebe' Suresi, 19. ayet: O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
    Nebe' Suresi, 37. ayet: Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O'na hitap etmeye güç yetiremezler.
    Nazi'at Suresi, 27. ayet: Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti.
    Tekvir Suresi, 11. ayet: Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman
    İnfitar Suresi, 1. ayet: Gök, çatlayıp-yarıldığı zaman,
    İnşikak Suresi, 1. ayet: Gök, yarılıp-parçalandığı,
    Buruc Suresi, 9. ayet: Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır.
  • En'am Suresi, 1. ayet: Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.
    En'am Suresi, 3. ayet: Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir.
    En'am Suresi, 6. ayet: Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik.
    En'am Suresi, 12. ayet: De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
    En'am Suresi, 14. ayet: De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.)
    En'am Suresi, 73. ayet: O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
    En'am Suresi, 75. ayet: Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
    En'am Suresi, 79. ayet: "Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
    En'am Suresi, 99. ayet: O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
    En'am Suresi, 101. ayet: Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
    Araf Suresi, 54. ayet: Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir.
    Araf Suresi, 96. ayet: Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.
    Araf Suresi, 158. ayet: De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
    Araf Suresi, 162. ayet: Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirdik.
    Araf Suresi, 185. ayet: Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
    Araf Suresi, 187. ayet: Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın Katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler."
    Enfal Suresi, 11. ayet: Hani Kendisi'nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
    Enfal Suresi, 32. ayet: Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin Katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi.
    Tevbe Suresi, 36. ayet: Gerçek şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.
    Tevbe Suresi, 116. ayet: Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
    Yunus Suresi, 3. ayet: Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
    Yunus Suresi, 6. ayet: Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.
    Yunus Suresi, 18. ayet: Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah Katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir."
    Yunus Suresi, 24. ayet: Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.
    Yunus Suresi, 31. ayet: De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
    Yunus Suresi, 55. ayet: Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler.
    Yunus Suresi, 61. ayet: Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
    Yunus Suresi, 66. ayet: Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'
    Yunus Suresi, 68. ayet: "Allah çocuk edindi" dediler. O, (bundan) Yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
    Yunus Suresi, 101. ayet: De ki: "Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.
    Hud Suresi, 7. ayet: O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.
    Hud Suresi, 44. ayet: Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.
    Hud Suresi, 52. ayet: Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
    Hud Suresi, 107. ayet: Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.
    Hud Suresi, 108. ayet: Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.
    Hud Suresi, 123. ayet: Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    Yusuf Suresi, 101. ayet: "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
    Yusuf Suresi, 105. ayet: Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.
    Ra'd Suresi, 2. ayet: Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.
    Ra'd Suresi, 13. ayet: Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
    Ra'd Suresi, 15. ayet: Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
    Ra'd Suresi, 16. ayet: De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin Yaratıcısı'dır ve O, tektir, kahredici olandır."
    Ra'd Suresi, 17. ayet: (Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle vermektedir.
    İbrahim Suresi, 2. ayet: O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli azap dolayısıyla vay inkar edenlere.
    İbrahim Suresi, 10. ayet: Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
    İbrahim Suresi, 19. ayet: Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.
    İbrahim Suresi, 24. ayet: Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.
    İbrahim Suresi, 32. ayet: Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır.
    İbrahim Suresi, 38. ayet: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
    İbrahim Suresi, 48. ayet: Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
    Hicr Suresi, 14. ayet: Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
    Hicr Suresi, 16. ayet: Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
    Hicr Suresi, 22. ayet: Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
    Hicr Suresi, 85. ayet: Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
    Nahl Suresi, 3. ayet: Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden Yücedir.
    Nahl Suresi, 10. ayet: Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
    Nahl Suresi, 49. ayet: Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
    Nahl Suresi, 52. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
    Nahl Suresi, 65. ayet: Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.
    Nahl Suresi, 73. ayet: Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?
    Nahl Suresi, 77. ayet: Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah herşeye güç yetirendir.
    İsra Suresi, 44. ayet: Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.
    İsra Suresi, 55. ayet: Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik.
    İsra Suresi, 92. ayet: "Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."
    İsra Suresi, 93. ayet: "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"
    İsra Suresi, 95. ayet: De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
    İsra Suresi, 99. ayet: Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
    İsra Suresi, 102. ayet: O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti.
    Kehf Suresi, 14. ayet: Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."
    Kehf Suresi, 26. ayet: De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."
    Kehf Suresi, 40. ayet: "Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
    Kehf Suresi, 45. ayet: Onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
    Kehf Suresi, 51. ayet: Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.
    Meryem Suresi, 65. ayet: Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?
    Meryem Suresi, 90. ayet: Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
    Meryem Suresi, 93. ayet: Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.
    Taha Suresi, 4. ayet: Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
    Taha Suresi, 6. ayet: Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.
    Taha Suresi, 53. ayet: "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
    Enbiya Suresi, 4. ayet: Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir."
    Enbiya Suresi, 19. ayet: Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.
    Enbiya Suresi, 30. ayet: O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?
    Enbiya Suresi, 32. ayet: Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.
    Enbiya Suresi, 56. ayet: "Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."
    Hac Suresi, 18. ayet: Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
    Hac Suresi, 31. ayet: Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
    Hac Suresi, 63. ayet: Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır.
    Hac Suresi, 64. ayet: Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
    Hac Suresi, 70. ayet: Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.
    Mü'minun Suresi, 18. ayet: Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.
    Mü'minun Suresi, 71. ayet: Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
    Nur Suresi, 35. ayet: Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
    Nur Suresi, 41. ayet: Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.
    Nur Suresi, 42. ayet: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır.
    Nur Suresi, 43. ayet: Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.
    Nur Suresi, 64. ayet: Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, herşeyi bilendir.
    Furkan Suresi, 2. ayet: Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.
    Furkan Suresi, 6. ayet: De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."
    Furkan Suresi, 48. ayet: Ve Kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik;
    Furkan Suresi, 59. ayet: O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.
    Furkan Suresi, 61. ayet: Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne Yücedir.
    Şuara Suresi, 4. ayet: Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
    Şuara Suresi, 24. ayet: Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
    Şuara Suresi, 187. ayet: "Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
    Neml Suresi, 25. ayet: "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)."
    Neml Suresi, 60. ayet: (Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
    Neml Suresi, 64. ayet: Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz."
  • Ulul-Azm Peygamberlerden biri olan Hz. İsa (a.s)'nın annesi. İsrailoğullarının ileri gelenlerinden ve alimlerinden biri olan ve Davut (a.s)'nın soyundan gelen İmran'ın kızıdır: Âllah iman edenlere namusunu koruyan, İmranın kızı Meryem'i de misal gösterir"(et-Tahrim, 66/12). Meryem "dindar kadın" demektir. erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. İmran'ın hanımı Hanna, kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamış idi. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi (İbnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 298). Kendisine bir çocuk ihsan etmesi için Allah'a dua etti ve duası kabul edilirse çocuğunu Beytül-Makdis'e hizmetçi olarak adadığını söyledi: "Bir zamanlar İmran'ın karısı şöyle demişti: Rabbim: Karnımda taşıdığım çocuğu sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul et" (Alu İmran, 3/35). Hanna bu adamayı yaparken çocuğunun bir kız olma ihtimali aklına gelmemişti. Eğer çocuk kız olursa Beytül-Makdis'te hizmette bulunması nasıl mümkün olabilirdi. Kadınların özel durumları buna müsaade etmediği gibi, kurallara göre de bu imkansız bir şeydi. Bunun içindir ki, Meryem, dünyaya geldiği zaman annesi, Allah Teâlâ'ya şöyle seslenmişti:... Rabbim! Ben onu kız doğurdum; halbuki Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem" koydum. Onu ve neslini kovulmuş Şeytanın şerrinden sana emânet ediyorum"(Alu İmran, 3/30). Babası İmran, Meryem'in doğumundan önce vefat etmişti.

    Hanna, çocuğu kundaklayıp, Beytül-Makdis'e götürerek, orada görevli bulunanlara teslim etti. Çocuğun gözetilmesi görevini Yahya (a.s)'nın babası Zekeriyya (a.s) üstüne aldı. Zira onun hanımı, Meryem'in teyzesi veya kardeşi idi (İbnül-Esir, a.g.e., I, 299; Ali Sabûnî, en-Nûbûvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 201).

    Böylece Hz. Meryem, bir peygamber'in koruması altında yetişti. Zekeriyya (a.s) onun için mescidde özel bir yer (mihrab) tahsis etmişti. O burada sürekli ibadet ve dua ile meşgul olurdu. Yanına Zekeriyya (a.s)'dan başkası giremiyordu. Zekeriyya (a.s) yiyecek bir şeyler vermek için yanına girdiğinde, her defasında yiyeceklerle karşılaşıyordu. Bu yiyecekler, yazın kış meyveleri ve kışın da bulunmayan yaz meyveleri idi. Allah Teâlâ, peygamber annesi yapacağı şerefli bir kadını bu şekilde rızıklandırıyordu. Olay Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılır:

    "Rabbı onu, güzel bir şekilde kabul etti. Ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi ve Zekeriyyayı onun bakımına memur etti. Zekeriyya, Meryem'in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek rızık buldu. Bu, sana nereden geldi ey Meryem!" dedi. Meryem; "O, Allah tarafındandır. Şüphesiz Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır" dedi" (Alu İmran, 3/37).

    Meryem, bu temiz ortam içerisinde iffetli ve şerefli bir şekilde yetişti. Allah Teâlâ'nın koruması altında Beytül-Makdis civasında hayatını sürdüren Hz. Meryem'e melekler sürekli gelerek, kendisine Allah indindeki makamını ve Allah'ın onu diğer kadınlar arasından bir peygamber annesi yapmak için seçtiğini müjdeliyorlardı.

    "Bir zaman melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir emirle meydana gelecek olan bir çocukla müjdeler ki, onun odı Meryemoğlu İsa Mesih'tir. Dünya ve ahirette şeref sahibi ve Allah'a yaklaştırılanlardan olacaktır. İnsanlara, beşikte iken de konuşacaktır. O, salih kimselerden olacaktır" (Alu İmran, 3/45, 46).

    Hz. Meryem, kendisine verilen bu haber karşısında hayretler içerisinde kalmıştı. Onun bu durumu Kur'an'da şöyle ifade edilir: Meryem; "Rabbim! Bana hiç bir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur" dedi. Allah da şöyle dedi: Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bu şeyin olmasına hükmedince ona sadece "ol" der ve o da hemen oluverir"(Alu İmran, 3/47).

    Bir gün, Allah Teâlâ, Cebrâil (a.s)'ı parlak yüzü ve güzel görünümlü bir genç suretinde ona gönderdi: "Ailesi ile kendisi arasına bir perde koymuştu biz ona meleğimiz Cebrâil'i gönderdik de ona tam bir insan suretinde göründü"(Meryem, 19/16). Hz. Meryem, onu bir insan zannettiği ve kendisine bir zarar verebileceğinden korktuğu için ne yapacağını şaşırmıştı. Etrafta o an yardıma çağırabileceği kimse de yoktu. Allah'a sığınmaktan başka çaresi kalmayan Hz. Meryem, ona; "Ben senden, Rahman olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana dokunma dedi" (Meryem, 19/18).

    Cebrail (a.s) bir insan şeklinde değil de, melek suretinde gelmiş olsaydı, onu görünce dehşete düşüp ondan kaçacak ve söylediklerini dinlemeye tahammül edemeyecekti. Onun bu korkusunu gidermek ve geliş sebebini anlatmak için Cebrail (a.s) ona; "Ben, sana nezih ve kabiliyetli bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin gönderdiği bir elçiden başkası değilim" (Meryem, 19/19).

    Hz. Meryem onun Cebrail (a.s) olduğunu anlayınca, sakinleşti ve getirilen haber daha önce kendisine bildirilmiş bir şey olduğu halde (Alu İmran, 3/45, 46) yine de hayretini ifade etmekten kendini alıkoyamadı ve kendisine hiç bir erkek eli değmemiş; iffetli bir kimse olduğu halde bunun nasıl mümkün olabileceğine bir cevap almak istedi. Meryem: "Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" dedi" (Meryem, 19/20).

    Cebrail (a.s) şöyle cevap vermişti:

    "Bu iş dediğim gibi olacaktır. Çünkü Rabbin buyurdu ki, Babasız çocuk vermek bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Ezelde böyle taktir etmişizdir" (Meryem, 19/21).

    Allah Teâlâ, İsa (a.s)'nın babasız doğmasını takdir ettiğinden, onu mucizevi bir şekilde dünyaya getirmek için ruhundan üfleyerek yaratmıştır. Meryem'in gebe kalmasını Allah Teâlâ şöyle açıklamaktadır: Nihayet Allah'ın emri gerçekleşti. Meryem İsa ya gebe kaldı " (Meryem,19/22); Irzını koruyan Meryem'i de hatırla. Biz ona ruhumuzdan üfledik. Onu da oğlunu da alemlere bir mucize kıldık" (el-Enbiya, 21/91); "Biz ona, ruhumuzdan üfledik. O, Rabbinin sözlerini tasdik etmişti ve itaatkâr olanlardandı" (et-Tahrim, 66/12).

    Hz. Meryem gebe kalınca, insanların bulamadığı bir yere çekilip, tek başına beklemeye başladı: "Hamileyken, insanlardan ayrılıp uzak bir yere çekildi" İnsanların gözünden uzak bir yere çekilmesi kavminin şüphe ve itham dolu bakışlarından kurtulmak içindi. Zaten o, başına gelen bu büyük hadiseyi insanlara nasıl izah edeceğini bilemediğinden, sıkıntı içinde ne yapacağını şaşırmıştı.

    Hamilelik müddeti hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bir kısmı, bu müddetin bir veya dokuz saat kadar olduğunu söylerken; diğer bir kısmı da, sekiz ay olduğunu söylemişlerdir (Sabunî, a.g.e., 202). Sahih olan Cumhurun görüşüne göre ise, bir kadının tabiî hamilelik müddeti kadar gebe kalmış ve yine aynı tarzda çocuğunu doğurmuştur (İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, V, 216).

    Doğum sancıları gelince, insanlardan uzaklaşmış olduğu yerdeki bir hurma ağacının altına sığınmak zorunda kaldı. O, bu haldeyken insanların onu itham edecekleri şeyden dolayı ne kadar büyük bir bunaltı yaşadığını şu âyet-i kerîme açık bir şekilde ortaya koymaktadır: Doğum sancısı onu hurma dalına yaslanmaya zorladı. Haline üzülerek: Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim" dedi" (Meryem, 19/23).

    Hz. Meryem'in o anda zihnen içinde bulunduğu sarsıntıyı gidermek ve Allah Teâlâ'nın koruması altında olduğunu hatırlatıp teskin etmek için ona şöyle seslenildi: "Sakın üzülme! Rabbin alt tarafından bir ırmak akıttı. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze ve olgun hurmalar dökülsün" (Meryem, 19/24, 25).

    Hz. Meryem'e seslenenin kim olduğu hususunda, müfessirler ayrı görüşler belirtmişlerdir. Bir kısmı bunun Cebrail olduğunu ifade emektedir. Cebrail vadinin aşağısından ona seslenmişti. Bu görüşe göre Hz. İsa (a.s), annesi onu kavmine getirinceye kadar konuşmamıştır. Diğer bazı müfessirler, ona seslenenin İsa (a.s) olduğu görüşündedirler (bk. İbn Kesir, a.g.e., V, 218).

    Hz. Meryem, çocuğunu dünyaya getirmişti. Ancak, kavminin yanına, onların bu konuda içinde bulundukları fitne halini bildiği halde nasıl dönebilirdi. Onu, hak etmediği halde, iffetsizlikle itham edeceklerdi. O, içinde bulunduğu durumun iç yüzünü onlara nasıl inandırabilirdi. Bu karmakarışık düşünce ve sıkıntı halinde ne yapacağım şaşırmışken, ona seslenen; sıkılmadan yeyip içmesini ve kavmine gidince nasıl davranması gerektiğini şöylece bildirmişti: Ye, iç; gönlünü hoş tut. Eğer birini görürsen, Rahman olan Allaha konuşma orucunu adadım, bu gün, kimseyle konuşmayacağım de (Meryem, 19/26)

    İbn Zeyd şöyle demektedir: İsa (a.s), annesine, "mahzun olma" dediğinde o; "Benim bir kocam olmadığı ve kimsenin cariyesi de olmadığım halde sen benimle birlikte iken nasıl üzülmeyeyim. Ben insanlara nasıl bir özür beyan edebilirim. Keşke başıma böyle birşey gelmeden önce ölseydim de unutup gitseydim" dedi. Hz. İsa ona; "konuşmak için sana ben yeterim. Sana bir soru yöneltilirse; "ben rahman'a oruç adadım, onun için bugün hiç bir kimseyle konuşmayacağım de" dedi. İbn Zeyd, bunların, annesine Hz. İsa tarafından söylendiğini belirtmektedir (İbn Kesir, a.g.e., V, 220).

    Hz. Meryem, Rabbinin mucizelerini görünce, yaratanının kendisini koruduğunu ve kavmine karşı da mahçup etmeyeceğini idrak etmenin verdiği bir huzura kavuştu. Çünkü yanında mutlak anlamda bir delil vardı ve ortadaki mucizevi olayın ispat edilmesi de Allah için kolay bir şeydi.

    Bu inanç içerisinde Hz. İsa'yı alıp kavminin yanına gitti. Bu, kavmi için de çözülmesi kolay olmayan bir durumdu. Zira onlar daha dogmadan mabede adanmış ve orada ibadete dalmış tertemiz, iffetli bakireyi kucağında bir çocukla karşılarında görünce dehşete düşüp sarsıntı geçirdiler.

    Hz. Meryem'in çocuğunu kucaklayıp kavmine gelmesi ve kavminin tepkisi Kur'an-ı Kerimde şöyle dile getirilir: Meryem, İsayı yüklenerek kavmine getirdi. Kavmi, hayretler içinde ,şöyle dediler: Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir iş yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi Meryem! Senin ne baban ahlâksız, ne de annen iffetsizdi" (Meryem, 19/27-28).

    Zikredilen Harun, Hz. Meryem'in soyundan geldiği, Musa (a.s)'nın kardeşi Harun (a.s)'dır. Kavmi ona bu şekilde hitap etmekle;onun işlediğini zannettikleri fiil ile Harun (a.s)'un yolu arasındaki büyük tezadı vurgulayarak, yaptığı şeyin ne kadar acayip bir şey olduğunu ortaya koymayı amaçlamışlardı. İbn Cerir'in söylediğine göre ise, Harun aralarında bulunan fâcir bir kimsedir ve onlar Meryem'i itham ederken kötü bir kimsenin kardeşi yaparak, onu aşağılamak istemişlerdi (İbn Kesîr, a.g.e., V, 221).

    Onların bu ithamları karşısında Hz. Meryem, kendisini kınayanlarla alay edercesine çocuğu gösterdi ve bu olayların sırrını ona sormalarını işaret etti. Ancak onlar öfkeye kapılarak, hayretler içerisinde beşikteki bir çocuğun konuşmasının nasıl mümkün olabileceğini sordular: Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi: "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz" dediler" (Meryem, 19/29). Bunu üzerine Hz. Meryem'i aklayan ilâhi mucize gerçekleşti ve İsâ (a.s) konuşmaya başladı: "Çocuk "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verildi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe de namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti. Bir de anneme hürmetkâr kıldı. Beni asla zalim ve isyankâr yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün Allah bana selam ve emniyet vermiştir" dedi" (Meryem, 19/30-33).

    Ancak kavminin, diğer peygamberlerin kavimlerinin de yaptığı gibi, mucizelere rağmen, onu yalanlamayı tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Zira Kur'an-ı Kerim'de İsrailoğullarına lânet edilişin sebebleri dile getirilirken, Hz. Meryem'e yaptıkları iftira da zikredilmektedir "İnkâr edip Meryem'e büyük bir iftira attıkları ve; Meryemoğlu Allah'ın Rasûlü Mesih İsayı biz öldürdük"dedikleri için Allah onlara lânet etmiştir..." (en-Nisa, 4/156-157).

    İncillerde verilen bilgilere göre Hz. Meryem, İsa (a.s)'ı alarak Yusuf Neccar'la birlikte Mısır'a gitti. Matta ve Barnaba incillerindeki kayıtlara göre Mısır'a gidişin sebebi; Kâhînleri kendisine Beyt-i Lahm'de doğan bir çocuğun bütün Yahudileri hakimiyeti altına alacağını haber vermeleri üzerine Kudüs'te zalim bir hükümdar olan Herodos'un Beyt-i lahm'de doğan bütün çocukların öldürülmesini emretmesidir. Bunun üzerine Yusuf Meccar'a rüyasında Hz. Meryem'le çocuğu alıp Mısır'a gitmesi emredilmiştir (Sabunî, a.g.e., 206).

    Ancak, İncillerde nakledilen bu ve buna benzer Kudüs'e tekrar dönüşü ile alâkalı rivayetlerin doğru olma ihtimalleri bulunmamaktadır. Çünkü Hz. Meryem, Zekeriya (a.s)'nın koruması altında bulunmakta idi. Hem sonra o Cebrail (a.s)'in yönlendirmesine göre hareket ettiğine göre, Hristiyan kaynakların zikrettiği Yusuf en-Neccar adındaki zatın rüyada aldığı talimatlara nasıl gerek duyabilir ki.

    Hz. Meryem'in doğuşundan, İsa (a.s)'yı mucizevî bir şekilde dünyaya getirişine kadar ki olaylar, Kur'an-ı Kerim'de mufassal olarak yer almaktadır. Bunun bu kadar geniş ele alınmasının sebebi, Yahudi ve Hristiyanların sapıttıkları temel meselenin, gerçek yüzüyle vuzuha kavuşturulmasıdır. Allah Teâlâ, İsâ (a.s)'ın dünyaya gelişi ve kendini daha beşikte iken kavmine takdim edişini zikrettikten sonra; "İşte Meryemoğlu İsa budur. Hakkı söylemiştir. Ne var ki, Yahudi ve Hristiyanlar bunda ihtilaf etmişlerdir" (Meryem,19/34) buyurmaktadır (bk. Hristiyanlık mad).

    İsa (a.s)'ın durumunu Allah Teâlâ, Adem (a.s)'ın durumuna benzetmektedir: Allah katında İsa'nın durumu da Adem'in durumu gibidir. Allah Adem'i topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi ve o oluverdi"(Alu İmran, 3/59). Adem (a.s)'ın topraktan halkedilişine inanmak nasıl imanla alâkalı bir şey ise, Hz. Meryem'in, İsa (a.s)'yı babasız olarak dünyaya getirişi de imanla alâkalıdır. Kalbinde fitne bulunanlar Yahudi ve Hristiyanlar gibi onun durumu hakkında şüpheye düşerler, Allah'a teslim olan kalpler ise, olayı âyetlerin haber verdiği şekilde kabul edip, tasdik ederler. Allah Teâlâ rasulüne hitap ederek, onun şahsın da bütün mü'minleri uyarmaktadır: "Bu, Rabbin tarafından bir gerçektir. Sakın şüphe edenlerden olma" (Alu İmran, 3/60).

    Hz. Meryem, Âsiye, Hatice ve Fatıma ile birlikte mevcud olan ve olacak dört kadından birisidir (Ahmet b. Hanbel, Müsned, III, 135).

    Kur’an’da ve hadis kaynaklarında Hz. Meryem’in vefatı ve kabriyle ilgili bir açıklamaya rastlanmamaktadır. Bu konudaki ayrıntılar genelde Hristiyan kaynaklara veya bir kısım tarihî kaynaklara dayanmaktadır.

    Sinoptik İncillerde (Matta-Markos-Luka) yer almamakla beraber sadece Yuhanna İncilinde, Hz. Meryem’in Kana mucizesinde(Y.Ahit, Yuhanna 2:1-11) ve haç olayında(Yuhanna 19:25-27) yer aldığı; “Resûllerin İşleri”nde Hz. İsa’nın göğe yükselmesinden sonra havarilerle dua ettiği(Y.Ahit, Elçilerin İşleri 1:14) belirtilmekte ise de hayatının geri kalanı, ölümü, yaşı, dış görünüşü hakkında İncillerde hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

    Hz. İsa’nın dünyadan ayrıldığı sırada elli yaşlarında olduğu tahmin edilen Hz. Meryem’in elli altı, yetmiş, yetmiş iki yaşlarında, yahut çok ileri yaşlarda öldüğü görüşleri yanında, nerede ve nasıl vefat ettiği, kabrinin nerede olduğu, öldüğü veya göğe yükseltildiği konuları da tartışıla gelmiştir.

    İslâmî kaynaklarda nakledildiğine göre Allah, Hz. İsâ'yı semaya yükseltmek istediğinde havarilerden Şem'ûn es-Safâ ve Yahya'dan (Yuhannâ) Meryem'le ilgilenmelerini ister. Bu iki havari Meryem'i alarak dinî davet İçin Roma İmparatoru Mârufa (Neron) giderler, ancak Petrus ve havarilerden biri olan Taddeus öldürülür; Meryem ve Yuhannâ kaçarlar, yakalanmak üzere iken toprak yarılır ve kaybolurlar. Meryem, Hz. İsa'dan sonra altı yıl yaşamıştır. (bk. Sa'-lebî, Ârâisu’l-Mecâlis, s. 308)

    Hâkim’in aktardığı bilgiye göre, Hz. Meryem Hz. İsa’ya hamile kaldığında 13 yaşındaydı. Hz. İsa 32(33) yaşında iken göğe kaldırıldı. Onun göğe kaldırılmasından sonra Hz. Meryem 6 yıl yaşadı. Buna göre, 56 yaşında iken vefat etmiştir. (bk. Hâkim II, 596) Ancak bu tespit doğru değildir. Çünkü, 13+32+6’nın toplamı (56 değil) 51’dir. Bu yüzden olsa gerektir ki, Taberî, Hâkim’in verdiği aynı bilgileri verdikten sonra “Buna göre, Meryem elli küsur yaşında iken vefat etmiştir” ifadesini kullanmıştır(bk. Taberî, Tarih-şamile, 1/345).
  • –Bazen gerçeği görür, kabullenmek istemeyiz. Bazen tutunabilmek için gerçeği ararız. Bazen de yaşanan her olayda tek gerçek varmış gibi düşünürüz. Oysa gerçek herkese göre farklıdır. Olayları kendimize göre eğip bükerek öznel gerçeğimizi yaratmada üstümüze yoktur. Sonra da kendi yarattığımız gerçeklerin peşinden koşarız, ya da kaçarız gerçeklerimizden. Gerçek dediğin tam olarak nedir? Hangimizin gerçeği Avukat Bey?

    Bunları gecenin bir yarısı Yenişehir Karakolu’nun avukat görüş odasında karşılıklı oturduğumuz avukatıma söylüyorum.

    Elinde tuttuğu tek sayfalık “olay tutanağı”nı mır mır mır okuduktan sonra “Burda yazılanlar gerçek mi Kudret?” sorusuna verdiğim cevap bu. Masada ikimizin dışında bir bardak soğuk, kaynamaktan katrana dönmüş çayla boş kültablası var. Çay avukatın. İçince uykusu mu açılsın yoksa direkt ölsün mü diye getirdiklerini anlamak istercesine arada bir bakıyor çaya. İçmiyor ama; akıllı adam. Sesine bir ton ciddiyet katıp devam ediyor:

    – Bak Kudret kardeşim; barodan avukat istiyorum demişsin, nöbetçiydim, aradılar geldim. Saatten haberin var mı bilmiyorum ama felsefe dinleyecek halde değilim. Lisede gördüğümün haricinde felsefeyle pek işim olmadı. Ama ben sana “Burda yazılanlar gerçek mi?” diye sorarken “doğru mu?” anlamında soruyorum.

    Anladığımı belli eder şekilde başımı öne arkaya salladım.

    Avukat gevşedi biraz, azıcık da gülümsedi. Dedim:

    – Ah! Doğrular… doğrular… Tabii ya, gerçekler her zaman doğru olmayabilir, doğrular da gerçek. Orda yazılanların tümü doğru da olabilir, yanlış da. Nerden baktığına bağlı. Hangimizin doğrusu Avukat Bey? Kime göre, neye göre doğru?

    Burnundan derin bir nefes aldıktan sonra, Allah var, en sakin haliyle konuştu adam.
    – Anlıyorum kardeşim, gerçekten anlıyorum seni… Yalnız bana bak! Baro sadece avukatlık hizmeti verebiliyor, nöbetçi psikiyatrist istiyorsan başka yeri aratacaksın!

    Tam kalkmaya yelteniyordu kolundan tuttum:

    – Dur dur, hemen kızma Avukat Bey. Orda ne yazıyor ki? Bi kaç saniye yüzüme bakıp derin bir of çektikten sonra tutanağı özetle anlattı bana.

    – Gece saat on bir civarında bir apartmanın ikinci katındaki dairenin zilini on iki defa çalıp çalıp saklanmışsın, dedi.
    – Eee, sonra? dedim.

    – En son, ev sahibi adam pencereye çıkınca ona kartopu fırlatmışsın. O da sana terlik fırlatmış, sonra da terliğini alıp kaçmışsın. Şikayet üzerine gelen polise sokağın başında yakalanmışsın. Üstünden terlik çıkmamış, adam da seni tam teşhis edememiş. Ama yine de “huzuru bozmak, yaralama, hırsızlık” suçlamalarıyla gözaltına alınmışsın.

    Adam bunları söylerken “Ya Rabbi, nasıl koftiden bir davaya bulaştım” der gibiydi. Devam etti yine de:

    – Mesele çok büyük değil ama suçlamalar ciddi. Şimdi ifade verirsen nöbetçi savcıyı arayıp bırakılmanı sağlarım. Ortada delil olmadığı için suçlamaları kabul etmek zorunda değilsin. Kabul edersen de az bir ceza alırsın, cezan ertelenir. Sonuçta ortada bir yaralama yok, terliğin değeri çok az olduğundan cezan da az olur, ancak sabıkalı hale gelirsin. Karar senin Kudret. Bana kalsa inkâr et, çıkıp gidelim burdan.

    – Ya terliğin değeri çok fazlaysa? dedim yekten.

    Şaşırdı avukat.

    – Nasıl yani? dedi.

    – Tabii kime göre değerli, neye göre değerli Avukat Bey? dedim.

    Fıttırdı adam.

    – Kudret oğlum, tepemin tasını attırma, dedi, yine kalkmaya yeltendi.

    – Tamam tamam, dedim, kabul etmesem olay bitiyor mu? “Ya sabır” çektikten sonra,

    – Bitiyor, Kudret, bitiyor, dedi.

    Benim ifadem, avukatın savcıya ulaşması, diğer işlemler falan derken karakoldan çıkışımız sabahın üçünü buldu. Bu arada kar yarım metreyi bulmuştu ve hâlâ usul usul yağıyordu.

    “Diyarbakır kar altındayken daha mı güzel oluyor, nedir?” diye düşünürken karakolun önünde bir sigara yaktım, ciğerim ağzıma gelircesine derin bir nefes çektim. Avukatım da yanımdan geçerken “İyi geceler Kudret,” deyip kaldırım kenarına park ettiği arabasına karlara bata çıka yürüdü. Arkasından “İyi geceler Avukat Bey, tekrar sağ olun,” dedim, yüzünü dönmeden elini kaldırıp “önemli değil” mahiyetinde bir artistlik yaptı. Gıcık herif. “Dur,” dedim içimden, “seninle işimiz bitmedi, daha yeni başlıyoruz avukat efendi.”

    Arabasına bindi bizimki. Arabanın üstü, camları falan kalın kalın karla kaplı. Sileceği çalıştırdı düdük herif, silecek hareket edemedi haliyle. Gittim elimle ön camı temizledim, sonra da arka camı. Penceresini hafif aralayıp “Sağ ol Kudret, zahmet oldu,” dedi. “Ne zahmeti Avukat Bey, koymuşum…” Hemen toparladım tabii, “Kaymadan gidin, dikkatli olun,” dedim. Ve tam da beklediğim şeyi yaptı.

    – Gel, geçerken seni de bırakayım, adresine bakmıştım, yolumun üzeri zaten, dedi.

    Tam dozajında bir nazlanma, sonrasında atladım arabaya. Caddeler karla kaplı, derin teker izlerinin içinden ağır ağır gidiyoruz. Ofis kavşağından sola, İstasyon Caddesi’ne döndük. Planın yeni aşamasının tam zamanı diye düşünüp, “Avukat Bey, zamanın varsa bir paça ısmarlayayım,” dedim. “Paçacı Fazıl açıktır mutlaka. Madem bu gece yorduk seni, bir hatırım olsun bari.”

    Diyarbakırlılar “Paçacı Fazıl” lafını rüyasında duysa gece üçte yataktan kalkar, paça içmeye gider. Yanılmadım nitekim. Bizim dallama avukat az ilerdeki “Paçacı Fazıl”ın karşısında arabayı çekti kenara.

    Gece yarısı evinden çıkıp karakola bana yardıma gelen avukata “dallama” dedim diye hakkımda kötü düşünmenizi istemem. Aslında ne düşündüğünüz çok da umurumda değil, ama olaya girdik, anlatıyoruz mecburen. Bu avukat var ya, ortaokuldan beri deli gibi sevdiğim kızla nişanlandı! On beş yıllık platonik aşkım Serap’la. Bi de ev tutmuş dümbük, düğün hazırlığı yapıyor. Gıcır gıcır eşyalarla doldurmuş evi. Kayapınar’da Çiya 2 Sitesi A Blok 1. Kat 3 Numara. İki arkadaşım bu dallamanın evini soyuyor şu anda, ordan biliyorum. Geleceğiz daha oralara. Önce bol sarmısaklı paçalarımızı içelim.

    Fazıl Usta’nın dükkânı beş altı masalık ufak bir yer. İçerisi sıcak; işkembe, paça, sarımsak kokuları enfes. Bir masada dört müşteri var, akşamcı oldukları belli. Biz de avukatla bir masaya karşılıklı oturduk. Hemen geldi çorbalarımız. Bir yandan çorbalarımızı yudumluyoruz, bir yandan havadan sudan sohbet ediyoruz. İş garanti olsun diye avukatı biraz daha oyalamam lazım. Bana geceki olayı sorsun diye bekliyorum, sormasa konuyu ben açacağım bir şekilde. Nihayet soruyor bizim cin avukat, “Meselenin aslı ne Kudret? Özel bir konuysa anlatmayabilirsin,” falan diyor. Ne anlatmayacağım ulan! Öyle bir anlatacağım ki dibin düşecek. Ben hemen hararetle başlıyorum çoğu sallama hikâyeme, dallama avukat can kulağıyla dinliyor. “Benimki uzun bir aşk hikâyesi,” diyorum önce. Bizimki pür dikkat.

    “Lise yıllarından beri vurulduğum bi kız var, adı Gülizar,” diyorum. Avukatın ağzı kulaklarında, gece üçte özel bir aşk hikâyesi dinliyor olmaktan memnun. Puşta bak!

    Neyse devam ediyorum.

    “On yıl oldu nerdeyse, bir türlü cesaret edip açılamadım kıza. Bizimkisi uzaktan deli gibi sevmek. Bir tür açıköğretim; sittin sene de geçse bi bok öğrenmiyorsun ama. Duydum ki yakında nişanlanacak, oğlum Kudret dedim kendime, açık öğretim bitti, örgün eğitime geçiyorsun, yoksa kız elden gidiyor. Gülizar da bana yanık tabii, ama o da çaktırmıyor. Çünkü işin raconu bu: çaktıran yanar. Çaktırdın mı platonik aşk biter, ya ayrılık olur ya da sıradan aşk. Neticede ikisi de aynı, biri diğerinin laciverdi. Bak netice deyince aklıma ortaokul fen bilgisi hocası geldi. Durup durup ‘Hatice’ye değil, neticeye bakacaksınız çocuklar,’ derdi. Tesadüf bu ya, bizim de sınıfta Hatice ve Netice adında iki kız var. Hatice çok güzel bir kız, Netice değil. Fen hocası da habire ‘Hatice’ye bakmayın, neticeye bakın,’ deyince biz de kendi aramızda ‘Oğlum, bela mı bu hoca, Netice’nin neyine bakacağız. Sana ne ülen, biz Hatice’ye bakıyoruz,’ falan derdik. Ne yaman hocaydı, ama Allah var, Hatice de güzel kızdı.”

    Ben böyle konuyu dağıtınca baktım avukatın da dikkati dağılıyor, kalkalım falan demesin diye aşk hikâyesine döndüm hemen.

    “Bugün sabah gittim, evden çıkmasını bekledim Gülizar’ın. Bir süre her zamanki gibi güvenli mesafeden takip ettim onu. Sonra cesaretimi toplayıp hızla yanına vardım. Sıkılmıyorsun değil mi Avukat Bey? Özel sorunlarımla başını ağrıtmayayım.” “Yok yok, keyifle dinliyorum, sen devam et,” dedi yavşak. “Tabii, gecenin üçü paçacıda kim aşk hikâyesi anlatsa ben de dinlerdim,” dedim içimden. Kaldığım yerden devam ettim.

    “Velhasıl Avukat Bey, gittim yetiştim kıza. Ben yetişince o da durdu. Döndü gözlerimin içine içine baktı, ama ne bakış! Anladı tabii, bir hüzün bulutu düştü sanki gözlerinin ferine. Dile kolay, kaç yıllık platonik aşkın sonuna gelmişiz, ben de kederden öleceğim nerdeyse. Fakat mecburum; aşkımı ilan etmesem kız elden gidiyor, etsem de platonik aşk bitiyor. Gülizar’ın o andaki bakışını görmeliydin Avukat Bey. ‘Demek buraya kadar ha! Demek bunca yıllık platonik aşk yalanmış ha! Söyle Kudret söyle, söyle bitsin bu iş. Oysa seni farklı sanmıştım Kudo! Ama maalesef sen de diğer erkekler gibi şerefsiz çıktın,’ der gibiydi. Ben de bakışlarımla ‘Böyle konuşma Gulê, zaten ciğerim lime lime olmuş, şişe takılmış gibi közün üzerinde cızırdıyor…’ Avukat Bey canın çektiyse bi de ciğer ısmarlayayım, ciğerci Hacı açıktır şimdi,” dedim. Yemedi tabii, “Yok yok, ben doydum, sen anlat, dinliyorum,” dedi, keyifle sırıtarak. Tam bu sırada Fazıl Usta eline bi tane pişmiş kelle aldı. Bir kelleye baktım, bir avukata: Bire bir aynı, sırıtışları yani, puşt. “Sonuçta söyledim kıza,” dedim, “‘akşam size gelip babanla tanışacağım, sonra da istemeye geliriz.’ Dedi: ‘Kafayı mı yedin Kudret, ben nişanlanmak üzereyim. Bundan sonra sen yoluna ben yoluma.’ Ama kafaya takmışım bi kere. Akşam Tanker Şeyho’nun birahanesinde iki tane yuvarlayıp apartmanlarının kapısına dayandım. Aşağıdan zile basar basmaz cesaretimi kaybettim. Ağaçların arkasına saklandım, ses mes çıkmayınca tekrar tekrar zile basıp saklandım. İşte en son babası cama çıkıp pis küfürlerle beraber bi de terlik fırlatınca ben de ona kartopu attım. Adama değmedi bile, camın kenarına geldi. Ben de terliği alıp kaçtım. Kadın terliğiydi, kesin Gulê’nindir dedim. O esnada karşıdan polis arabası gelince atkımı, beremi, bi de terliği ağaç dibine, karların içine gömdüm. Yoluma devam edecekken polisler beni alıp karakola götürdüler, sonrası malum işte, biliyorsun zaten.”

    Bu arada baktım saat dörde geliyor. Normalde arkadaşlar üçte işi çoktan bitirmiş olmalıydılar ama ben garantiye almış oldum böylece. Tabii avukata anlattığım hikâyenin çoğu yalan. O gece bizim avukatın baro nöbetçisi olduğunu bi şekilde öğrenince ne yapıp edip basit bir suçla kendimi gözaltına aldırmam gerekiyordu. Avukatın evine uzak bir karakol bölgesinde rastgele bi evin zilini çaldım ama gerçekten de adam bana terlik fırlattı. Millet manyak olmuş yav! Terlik nedir oğlum? Tabii öyle polislerin beni hemen yakaladığı da yalan. Yarım saat o soğukta polisler gelsin diye bekledim, götüm dondu yemin ederim.

    Paçacıdan kalkıp birlikte çıktık. “Evim buraya yakındır,” deyip, karakolda verdiğim sahte adrese yakın bir yerde arabadan indim.