İnsan bunu söylerken rahatlıyor sanıyor. Sanki iki kelimeyle koskoca hikâyenin fişini çekmiş gibi. Oysa bende öyle olmadı.
Kafada bitti ama kafa da bitti.
Çünkü seni unutmaya çalışırken senden çok kendimle
ugraştım.
Söylediklerinle degil, söylemediklerinle kavga ettim. Gittin diye değil, neden gittiğini anlamaya çalışırken yoruldum. Insan bazen karşısındaki kişiyi değil, cevapsız kalan soruları taşıyor sırtında.
Bir süre sonra fark ettim; mesele sen degildin. Mesele, senden sonra bile beynimin içinde yer kaplamaya devam etmendi. Bir şarkıda, bir sokakta, hiç ilgisi olmayan bir anda aklıma düşüyordun. Sen gitmiştin ama zihnim çıkışını kabul etmiyordu.
En kotusu de buydu zaten. Kalp kırılır, geçer. Gurur incinir, toparlanır. Ama kafa yorulunca insanın içindeki bütün düzen bozuluyor. Ne doğru yerde üzülüyorsun ne doğru yerde susuyorsun. Her şey birbirine karışıyor.
Sonra bir gün anladım. Ben seni özlemiyordum. Ben senden önceki halimi özlüyordum. Her şeye bu kadar anlam yüklemeyen, her suskunluğu açıklamaya çalışmayan, geceleri kendi zihninde mahkeme kurmayan halimi...
Şımdi biri soruyor, geçti mi diye.
Geçti.
Ama geçen şey sen değilsin.
Benim hevesim.
Benim inancım.
Benim eski kafam.
Kafada bitti.
Dogru.
Ama o savaşı kazanacağım diye uğraşırken, kafanın yarısını savaş alanında bıraktım.
Okuyana not: Bazı insanlar hayatından çıkıp gitmez.
Çıkarken zihninin düzenini de yanında götürür.