• Ajda Pekkan: Artezyen kuyusu...
  • Liste #39905161 iletisinde son aşamaya geldi, iletiye bakıp görüşlerinizi söylerseniz sevinirim

    ------------------------------

    #39495551 iletimden fark edebileceğiniz gibi öz be öz sitesel bir kitap listesi oluşturma çalışmalarına başlıyorum. Bu listenin konusu - haliyle- zor kitaplar olacak. Yukarıdaki iletimde yazdığım gibi - 1000 kitap Kullanıcılarının Okurken Zorlandığı 50 Kitap - ya da. 100 de olabilir 67 de.

    Nasıl yapacağız peki bu listeyi. Ben başta olmak üzere herkes okurken zorlandığı bir ya da bir kaç kitabı iletinin atına yazacak yorum olarak. Ben de iletiye ekleyeceğim. Hayır o kitap aslında o kadar zor değil diyeceğiniz eserleri de işaretleyeceğim listede. Yeterli sayıda ret alan kitabı listeden çıkaracağım. Yapılan yorumlar sönümlenmeye başladığında (Bir kaç gün bekleyeceğim tabii) son listeyi oluşturacağım ve son itirazları o liste üzerinden alacağım. Daha sonra bir anket yaparak bu zor kitapları oylamanızı isteyeceğim . Ve kendi çapımızda sıralı bir liste oluşturmuş olacağız. Yorum yaparken belirttiğiniz kitapların edebi eserler yani bir kurgusu olan kitaplar olmasına dikkat edin lütfen. Diğer kitaplardan binlerce ekleyebiliriz buraya çünkü. Ben aklıma gelen /okuduğum, okumakta olduğum ve bir önceki iletide yorum olarak zor olduğu belirtilen bazı kitapları şimdilik ekliyorum listeye- sıralama şu ana için önemli değil. Yorumlar geldilkçe güncellemeye çalışacağım listeyi.

    İTİRAZ EDİLMEYEN KİTAPLAR
    ----------------------------------
    1. Ulysses - 146 Okuma-43 Yarım - 760 düşünme
    2. Ses ve Öfke - 301 okuma - 48 Yarım - 463 Düşünme
    3. Foucault Sarkacı 228 Okuma- 20 Yarım - 533 düşünme
    4. Teneke Trampet -57 Okuma- 8 Yarım - 139 Düşünme
    5. Körleşme - 424 Okuma- 29 Yarım - 1016 Düşünme
    6. Vergilius'un Ölümü 34 Okuma- 5 Yarım - 109 Düşünme
    7. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu 283 Okuma- 24 yarım - 386 Düşünme
    8. Avunamayanlar 41 Okunma- 6 Yarım- 77 Düşünme
    9 Deniz Feneri 435 Okuma - 44 Yarım- 683 Düşünme
    10. Ruh Üşümesi 71 Okuma - 7 Yarım- 54 Düşünme
    11. Locus Solus 13 Okuma - 2 Yarım- 42 Düşünme
    12. Bulantı 2770 Okuma - 175 Yarım- 2986 Düşünme
    13. Bin Hüzünlü Haz 888 Okuma - 35 Yarım- 589 Düşünme
    14. Gece 312 Okuma - 10 Yarım- 352 Düşünme
    15. Niteliksiz Adam 1 80 Okuma - 10 Yarım- 383 Düşünme
    16. Yaşam Kullanma Kılavuzu 31 Okuma - 3 Yarım- 92 Düşünme
    17. Finnegan Uyanması - 11 Okuma - 3 Yarım- 72 Düşünme
    18. Tristram Shandy 32 Okuma - 2 Yarım- 170 Düşünme
    19. Seksek 57 Okuma - 6 Yarım- 255 Düşünme
    20. Kayboluş 125 Okuma - 15 Yarım- 332 Düşünme
    21. Terra Nostra 15 Okuma - 2 Yarım- 34 Düşünme
    22. Ferdydurke - 16 Okuma - 3 Yarım- 79 Düşünme
    23. Tutunamayanlar 9445 Okuma - 1446 Yarım - 15336 Düşünme
    24. Şato 1401 Okuma - 103 Yarım- 1575 Düşünme
    25. Boncuk Oyunu 89 Okuma - 11 Yarım- 266 Düşünme
    26. Silmarillion 884 Okuma - 52 Yarım- 631 Düşünme
    27. Savaş ve Barış 3522 Okuma - 176 Yarım- 3215 Düşünme
    28. Yüzyıllık Yalnızlık 6243 Okuma- 550 Yarım - 5803 Düşünme
    29. Huzur ? - 2054 Okunma- 150 Yarım - 1799 Düşünme
    30. Kör Baykuş ? 3583 Okuma - 85 Yarım- 1645 Düşünme


    TARTIŞILABİLECEK KİTAPLAR (İtirazlar ve Okunma oranları dikkate alınmıştır)
    ----------------------------------------------------
    1. Karanlığın Yüreği 282 okuma - 8 Yarım - 346 Düşünme
    2. Yapraklar Evi - 12 Okuma- 58 Düşünme
    3. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ? 1733 Okuma - 42 Yarım - 1485 Düşünme
    4. Geceyarısı Çocukları ? 79 Okunma - 4 Yarım - 182 Düşünme
    5. Venedik'te Ölüm - 410 Okuma - 7 Yarım - 250 Düşünme
    6. Malina - 80 Okuma - 3 Yarım- 120 Düşünme
    7. Delikanlı ? 579 Okuma- 38 Yarım - 630 Düşünme
    8. Çukur - 31 Okuma - 35 Düşünme
    9. Uykuların Doğusu 268 Okuma- 12 Yarım - 217 Düşünme
    10. Kayıp Zamanın İzinde ? 72 Okunma - 2 Yarım 489 Düşünme
    11. Solaris 184 Okunma - 6 yarım - 174 Düşünme
    12. Mai ve Siyah ? 3379 okuma- 128 yarım- 1137 Düşünme
    13. Gecenin Sonuna Yolculuk ? 552 Okuma- 40 Yarım- 1184 Düşünme
    14. Watt - 30 Okuma - 35 Düşünme
    15. Buzul Çağının Virüsü - 49 Okuma- 2 Yarım - 106 Düşünme
    16. Puslu Kıtalar Atlası ? - 6221 Okuma- 141 yarım- 3305 Düşünme
    17. Benim Adım Kırmızı ? 3020 Okuma- 99 Yarım- 1542 Düşünme
    18. Mrs. Dalloway ? 658 Okuma - 37 Yarım- 715 Düşünme
    19. İlahi Komedya ? - 1011 Okuma - 90 Yarım- 1301 Düşünme
    20. Haydut - 27 Okuma - 1 Yarım- 33 Düşünme
    21. Atlas Silkindi / Atlas Shrugged ? - 41 Okuma - 6 Yarım- 118 Düşünme
    22. Göçmüş Kediler Bahçesi - 181 Okuma - 7 Yarım- 210 Düşünme
    23. Faust ? 2360 Okuma - 130 Yarım- 1598 Düşünme
    24. Varolma Anları - 18 Okuma - 47 Düşünme
    25. Çıplak Şölen 22 Okuma - 1 Yarım- 60 Düşünme
    26. Huzursuzluğun Kitabı ? 942 Okuma - 96 Yarım- 3009 Düşünme
    27. Başkan Babamızın Sonbaharı - 166 Okuma - 15 Yarım- 200 Düşünme
    28. Günaha Son Çağrı ? 114 Okuma - 3 Yarım- 163 Düşünme
    29. Düşüş ? 2167 Okuma - 68 Yarım- 1517 Düşünme
    30. Dava ? 8203 Okuma - 431 Yarım- 5717 Düşünme
    31. Baltasar İle Blimunda 55 Okuma - 1 Yarım - 103 Düşünme
    32. Kara Kitap - 1260 Okuma - 105 Yarım- 1017 Düşünme
    33. Yalnızız ? 2261 Okuma - 65 Yarım- 1255 Düşünme
    34. 49 Numaralı Parçanın Nidası - 18 Okuma - 38 Düşünme
    35. Tarçın Dükkânları - 20 Okuma - 5 Yarım- 49 Düşünme
    36. Kızıl Ot 32 Okuma - 1 Yarım- 22 Düşünme
    37. Geceyi Anlat Bana - 11 Okuma - 40 Düşünme
    38. Acaba Nasıl? 27 Okuma - 1 Yarım- 42 Düşünme
    39. Anayurt Oteli ?387 Okuma - 9 Yarım- 58 Düşünme
    40. Güven - Cilt 1 181 Okuma - 5 Yarım- 96 Düşünme
    41. Bozkırkurdu - 1103 Okuma - 37 Yarım- 1002 Düşünme
    42. Yalan 59 Okuma - 1 Yarım- 149 Düşünme
    43. Bir Tereddüdün Romanı 897Okuma - 15 Yarım- 494 Düşünme
    44. Eylül -6194 Okuma - 214 Yarım- 1501 Düşünme
    45. Abşalom, Abşalom! 18 Okuma - 67 Düşünme
    46. Saatleri Ayarlama Enstitüsü ? 5064 Okuma - 364 Yarım- 5670 Düşünme
    47. Usta ve Margarita ? 395 Okuma - 16 Yarım- 710 Düşünme
    48. Bekleyiş Unutuş 84 Okuma - 90 Düşünme
    49. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı 149 Okuma - 11 Yarım- 277 Düşünme
    50. Kaderci Jacques ve Efendisi 32 Okuma - 5 Yarım- 32 Düşünme
    51. Tramvay 20 Okuma - 2 Yarım- 21 Düşünme
    52. Murphy 76 Okuma - 2 Yarım- 140 Düşünme
    53. Düzülke 45 Okuma - 61 Düşünme
    54. Sofie'nin Dünyası -7033 Okuma - 788 Yarım- 4924 Düşünme
    55. Karamazov Kardeşler 3710 Okuma - 241 Yarım- 4299 Düşünme
    56. Billy Budd 46 Okuma - 81 Düşünme
    57. Uyumsuzlar 75 Okuma - 5 Yarım- 43 Düşünme
    58. Yanardağın Altında 24 Okuma - 1 Yarım- 62 Düşünme
    59. Echo'nun Kemikleri - 19 Okuma - 30 Düşünme
    60. Doktor Faustus 27 Okuma - 1 Yarım- 84 Düşünme
    61. Çimen Türküsü - 33 Okuma - 2 Yarım- 27 Düşünme
    62. Merhamet - 52 Okuma - 2 Yarım- 64 Düşünme
    63. Adsız Ülke - 41 Okuma - 1 Yarım- 64 Düşünme
    64. Lolita - 495 Okuma - 35 Yarım- 596 Düşünme
    65. Ada Ya da Arzu - 15 Okuma - 44 Düşünme
    66. İlyada -701 Okuma - 43 Yarım- 710 Düşünme
  • Öpüşmek ahlaksızlık değildir.
    Kadına tacizde bulunmak, kadına şiddet uygulamak , çocuk istismarı uygulamak, hırsızlık , yalan söylemek ve tüm bunlar yapılırken ses çıkarmamak ise ahlaksızlığın dibidir. Sen birine zorla bir şey yapamazsın o beden senin değil o beden kimsenin değil o beden sadece o kadının, çocuğun. Senin şerefsizligin senin sapıklığın yüzünden her gün haberlere baktığımda bir bir o çocukların kaybolmasını , kadınların ölüm haberini izlemekten, kalbimin paramparça olmasından ,hücrelerime kadar sinirlendiğimi hissetmekten bıktım . Yeter gerçekten artık buna bir çözüm bulunmalı , küçük pis isteklerinizin yüzünden her gün o masum insanların ölüm haberlerini almaktan. Bunu yapan kişilerin zaten içinde insanlik yok size ne insan diye biliyorum neee de hayvan çünkü hayvan bile bunu yapmaz. Yazık insanlik ölüyor , yoldan çıkıyor. Allah hepimizin yardımcısı olsun .2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi, 387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Daha fazla bu tarz haber görmek istemiyorum daha fazla kadının ve çocuğun acı çekmesini ve ölmesini istemiyorum .
  • ALINTIDIR

    HKP'den İzmir'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Eylemi: Emperyalizme, Gericiliğe, Kadına Şiddete, Çocuk İstismarına HAYIR!

    Halkın Kurtuluş Partisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü dolayısıyla İzmir Karşıyaka Çarşı’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, ''8 Mart, dünya halklarının baş düşmanı, başta kadın ve çocuklar gelmek üzere milyonlarca masum insanın katili ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı kararlara imza atan kadın yöneticileri Hillary Clinton’ların , Angeline Merkel’lerin günü değildir,olamaz '' denildi.

    Açıklama sırasında, ''8 Mart Kızıldır Kızıl Kalacak'', ''Kadın Erkek Elele Örgütlü Mücadeleye'', ''Şeriat Ortaçağdır'' sloganları atıldı.

    Açıklama şu şekilde:

    8 Mart 2018’de de Kadınlar ve Çocuklar Ortaçağcı Gericiliğin pençesinde acılar içinde kıvranıyor!

    Kadınların ağzına bir parmak bal çalacaklar anlamsız hediyelerle. 8 Mart diyecekler, bir de “Kadınlar Günü” diyecekler, mağazalarda indirimler olacak bugüne özel. Kadınlar çılgınlar gibi alışveriş yapacak, indirimin “büyüsüne” kapılıp. O gün herkes çiçek verecek belki, ertesi günse her şey “normal”e dönecek. Kadın yeniden sırtından sopayı, karnından çocuğu eksik etmedikleri “eksik etek” olacak. Kadınlar dövülecek yine, vurulacak, bıçaklanacak ve istismara uğrayacak.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için biz ne diyoruz?

    “Emekçi Kadınlar Günü” diyoruz ısrarla. Çünkü 8 Mart, dünya halklarının baş düşmanı, başta kadın ve çocuklar gelmek üzere milyonlarca masum insanın katili ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı kararlara imza atan kadın yöneticileri Hillary Clinton’ların, Angelina Merkel’lerin günü değildir, olamaz.

    8 Mart, 40 çocuğun istismar edildiği Ortaçağcı Ensar Vakfı’na  “bir kereden bir şey olmaz” diyerek sahip çıkan, çocuk istismarını meşrulaştırmaya çalışan AKP’giller’in eski Aile Bakanı Ortaçağcı Sema Ramazanoğlu’ların günü değildir.

    8 Mart, fabrikasında-işyerinde çalıştırdığı kadın-erkek binlerce işçiden elde ettiği artıdeğer sömürüsüyle servetine servet katan Güler Sabancı’ların, Ümit Boyner’lerin, Arzuhan Doğan Yalçındağ’ların günü değildir.

    8 Mart, 8 Mart’ı yaratan emekçi kadınların bıraktığı mirasa sahip çıkan, ezilen, sömürülen tüm emekçi kadınların günüdür.

    1857 yılında ABD’nin NewYork kentinde dokuma işçisi kadınların 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret, insana yaraşır çalışma koşulları talebiyle greve gittikleri gündür 8 Mart. Grevi kanla bastıran Parababalarının 129 kadın işçiyi katlettiğigündür. 1910 yılında Kopenhag’da yapılan 2’nci Kadın Enternasyonali’nde Clara Zetkin’in önerisiyle, katliamın yapıldığı 8 Mart günü, bu yiğit dokuma işçisi kadınların anısına Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul edilmiştir.

    AKP’giller’in ekonomik zulmü katlanarak arttı

    Geçen yıldan bu yana biz kadınların ve gözbebeğimiz çocuklarımızın neler yaşadığına baktığımızda, her yılın bir önceki yıldan daha fazla acı ve gözyaşıyla geçtiğini görüyoruz. ABD-AB Emperyalistlerinin ve onların yerli işbirlikçisi AKP’giller’in kâr-çıkar düzenleri sürsün diye uyguladığı ekonomik zulüm katlanarak arttı.

    Daha fazla kadın ve çocuk yatağına aç giriyor artık. Ocak ayı verilerine göre, 4 kişilik bir aile için Açlık Sınırı bin 615 Lira, Yoksulluk Sınırı 5 bin 262 lira oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in verilerine göre, nüfusun yüzde 20’sinden fazlasının (16 milyondan çok kişi) açlık sınırının altında, yüzde 60’ından fazlasının da (48 milyondan çok kişi) yoksulluk sınırının altında yaşadığı anlaşılmaktadır.

    TÜİK’in 2017 yılı verilerine göre, en düşük gelire sahip olan yüzde 20’lik kesim toplam gelirden sadece yüzde 6,2 pay alıyor. Buna karşın en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 47,2’sini alıyor.

    Geçimini sağlamak için iş bulabilenler kendilerini şanslı sayıyor. Çünkü ülkemizde çalışabilir yaştaki nüfusa oranladığımızda gerçek işsizlik oranı yüzde 50’lere dayanıyor. Balıkesir’de Mustafa Birgül adlı işsiz insanımız Belediye önünde kendini yaktı. Sivas’ta ve Antalya’da da iki kişi işsizlik yüzünden kendini yakmak istedi. Kadınlar ise erkeklere göre daha fazla işsiz. DİSK-AR’ın Aralık 2017 tarihli İşsizlik ve İstihdam Raporu’na göre, 15-19 yaş arası kadınlarda ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı yüzde 25’ken, 25-29 yaş grubundaki kadınlarda bu oranın yüzde 53,6’ya yükselmiş olduğunu görüyoruz. Erkeklerde bu oran yüzde 14.

    Yine okuma yazma bilmeyen kadınların oranı da erkeklerden 5 kat fazla. Gördüğümüz gibi, bugün kapitalizmin olduğu her yerde başta kadınlarımız olmak üzere tüm üreten, çalışan insanlarımız kadınıyla erkeğiyle sömürülür. Ancak kadınlar sınıfsal sömürünün yanında erkeklerden ayrı olarak cinsiyetlerinden dolayı da sömürüldükleri için çifte sömürüye maruz kalırlar.

    Ülkemizin bir başka kanayan yarası da çocuk işçiler elbette. Nisan 2017 tarihli Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak Raporu’na göre, çalışma hayatında 2 milyona yakın çocuk var. 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalışıyor. 2016 yılında 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı 708 bin. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı.

    İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından hazırlanan rapora göre, 2012 yılında 32 çocuk, 2016 yılında 56 çocuk ve 2017 yılında 18’i 15 yaş altında olmak üzere 60 çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir.

    Ortaçağ karanlığına sürüklenen ülkemizde kadın cinayetleri, kadın ve çocuk istismarları arttı

    Dünyanın kanlı zalimi ABD’nin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’u kapsamında Ortadoğu on yıllardır kan gölüne çevrilmiştir. Bu durumdan en çok kadınlar ve çocuklar zarar görmektedir. Binlerce kadın ve çocuk bu haksız savaşta hayatını kaybetmiş, yerinden yurdundan edilmiş, mülteci durumuna düşürülmüş,  başka bir ülkede yaşam savaşı vermektedirler. Ne yazık ki sıra ülkemize gelmiş ve ülkemiz de bölünmenin eşiğindedir.

    Bir yandan da bu projenin diğer ayağı olan Ortaçağ karanlığına-Şeriata bayır aşağı sürükleniyoruz. Şeriat, Ortaçağdır. Şeriat, kadının dört duvar arasına hapsedilmesi ve yatak odasıyla mutfak arasında gidip gelen köleler haline getirilmesidir.

    AKP’giller özlemini duydukları Ortaçağ’ın karanlık günlerine dönebilmek için var güçleriyle Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını yok etmektedirler. Yargıdan okullarımıza, tüm kamu kurumlarını Ortaçağcı sapkın müritleriyle doldurdular. FETÖ’cüler gitti, yerlerine Süleymancılar, İsmail Ağa’cılar, türlü türlü yılan yuvası tarikatlar dolduruldu. Okullarımız Taliban yuvası Peşaver medreselerine döndürüldü. Okullarda seçmeli din dersleri adı altında ABD-CIA İslamı’nın ideolojisini pompalayacak dersler konuldu. Kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar olayları Cumhuriyet Tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 yılında 409 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Rapora göre, yıl boyunca 387 çocuk cinsel istismara uğradı, 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Kadına şiddet olaylarının AKP’giller iktidarının ilk on yıllık döneminde yüzde 1400 arttığı açıklanmıştı. Şimdi bu oranın yüzde 1400’ün çok üstünde olduğunu biliyoruz.

    İçimizi en çok acıtan şey de masum çocuklarımızın istismar edilmesi. Ortaçağcı Nurettin Yıldız’ın “6 yaşındaki çocukla evlenilebilir” sözleri, Diyanet’in “buluğ” kelimesinin tanımını yaparken kullandığı “9 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir, gebe kalabilir.” ifadeleri, “Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar” açıklamaları, çocuklara yapılan cinsel istismarları “dinen bunun adı şekerlemedir, bademlemedir” diye meşrulaştıran diğer Ortaçağcılar alenen çocuk istismarını teşvik etmektedirler.

    Çeşitli kaynaklardan alınan verilere göre, ülkemizde çocuk istismarlarındaki vahim tabloya bakalım:

    Adliyelerdeki her 4 tecavüz vakasından birisi ne yazık ki çocuklarla ilgili. Son 10 yılda çocuk istismar olayları 300 bini geçerek yüzde 700 oranında arttı. Ülkemizde 181 binin üzerinde çocuk gelin var.

    AKP’giller, bir yandan çocuğa yönelik cinsel istismarı uyguladıkları Ortaçağcı politikalar ile gündelik olaylar haline getirirken, diğer yandan da kamuoyunda oluşan tepkiyi frenlemek amacıyla sözüm ona yeni cezai düzenlemeler getiren açıklamalar yapmışlardır. Aslında nedir yaptıkları?

    Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşından küçük her birey, çocuk olarak kabul edilir maddesini hiçe saymaktır. Çünkü, 12 yaşından küçük çocukların cinsel istismarına verilecek cezaların ağırlaştırılacağını açıklamışlardır. Bu yaptıkları onların cibilliyeti iktizası içlerindekinin dışa vurulmasıdır. AKP’giller’in 12 yaş sınırı getirmesi, 12 yaşından büyük çocukların istismar edilmesini, çocuk gelinlerin önünün açılmasını meşrulaştırmaktan başka bir şey değildir.

    Kadın ve çocuklara karşı işlenen istismar suçunu önlemenin yolu, Partimizin Programında Halkın Adaleti bölümünde ırz suçu dışında idam cezası olmayacak, şeklinde ortaya konur.

    Kadınlar ve Çocuklar nasıl kurtulur?

    Kadın daha on bin yıl öncesine kadar ezen ve ezilenin olmadığı, insanlığın eşit kardeşler olarak yaşadığı topluma önderlik yapan cinsiyetti. Milyonlarca yıllık İnsanlık Tarihinde on bin yıl nedir ki?

    İşte bu yüzden kadının sözü geçen, saygı duyulan cinsiyet olduğu dönemler bilinçaltımıza kazındı. İşte bu yüzden nerede bir mücadele varsa, orada en önde kadınları görürsünüz. İşte, hileli iflasla işten çıkarılan ve hakları olanı almak için, onurları için mücadele eden Metro-Real Direnişçileri. Kışın soğuğuna, yazın sıcağına aldırmadan Direnişte hep en önde yer alan yiğit Real Direnişçisi kadınlar. İşte Uluslararası Kadın Mücadelesinin unutulmaz kadın devrimcileri Rosa Lüksemburg’lar, Clara  Zetkin’ler, Krupskaya’lar. Kurtuluş Savaşımızda silah elde Batılı Emperyalistlere karşı savaşan, destan yazan Kara Fatmalar, Halime Çavuş’lar, Nezahat Onbaşı’lar, Şerife Bacı’lar.

    Kadının ve kadınlarla beraber çocukların kurtuluşu İşçi Sınıfımızla birlikte mücadele etmektedir. Kurtuluşumuz ne kadını aşağılayan Şeriatta, ne erkek düşmanlığı yaparak bu düzende de kadının kurtulabileceğini savunan Feminizmdedir. Kurtuluşumuz İşçi Sınıfının kurtuluşuyla birlikte Demokratik Halk İktidarındadır, Sosyalizmdedir.

    Partimizin programında Kadın başlığıyla Kadın Sorunu konusuna çözüm getiren özel bir bölüm var. Ne de güzel anlatır orada:

    “Bu insanlık dışı duruma son vermenin ilk adımı; Kadının sosyal hayatın her alanında en aktif biçimde rol almasını sağlamaktır. Kadın, ekonomik hayatta da, siyasi ve entelektüel hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alacaktır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilecektir. Kadınla erkek eşitlenecektir. Böylece de kadının aşağılanmasına yol açan (onu aşağılayan şartları devamlı üreten) mekanizma kırılmış-ortadan kaldırılmış olacaktır. Erkek egemen düzen, temeli ortadan kaldırılmış olduğu için yıkılmaya; kadın da hakkı olan saygınlığı yeniden kazanmaya başlayacaktır.

    “Kadının Kurtuluşunun ikinci ve son aşaması da; toplumda on bin yıldan beri kökleşmiş olan, kadını aşağılayan geleneklerin, kültürün ve alışkanlıkların bütünüyle ortadan kaldırılması-silinmesiyle gerçekleşecektir.

    Ne Şeriat, Ne Feminizm, Kurtuluşumuz Sosyalizmde!

    Şeriat ortaçağdir..
  • kaynak: https://www.soylentidergi.com/...i-oyunlar-40-alinti/

    1- “Bu sözleri unutamam artık; bütün geleceğimi kararttın. Oysa, kitaplardan söz ederken sesin ne kadar farklıydı.”
    (s.15)

    2- “İçimde bir boşluk var; perşembe sabahları, okula gitmek istemediğim sırada duyduğum korkuya benzeyen bir boşluk.”
    (s.20)

    3- “İşte bu ahşap evimde, bir gece için de olsa, seni barındırıyorum; bir işe yaradığımı hissediyorum. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi.”
    (s.23)

    4- “Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam. Mesela, karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?”
    (s.33)

    5- “Üzülme. Evimizin önünden aynı çamur geçiyor. Aynı güneş, çamurumuzu toz ediyor.”
    (s.56)

    6- “… çünkü, galiba aşıktım.”
    (s.61)

    7- “Oysa ben, bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum.

    Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim.”
    (s.63)

    8- “Bazı sözler vardır, oğlum Hidayet, insan onlarsız edemez. Ölü noktaya gelmiş olan bir oyun, onlarla birden canlanır; akıcı, sürükleyici bir duruma gelir.”
    (s.64)

    9- “Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiçbir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha.”
    (s.65)

    10- “… ben fazla tuzlu sevmem halbuki, isteyen sofrada ilave eder, az tuzluya çare vardır, çok tuzluya çare yoktur, ben bütün bu sözleri çok tatlı bir dille söylediğimi sanıyordum …”
    (s.83)

    11- “Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım. Sevgisiz acımaya karşıyım.

    Eski düzene isyan ediyorum ve eski düzenin değişmesine karşıyım. Ha-ha.”
    (s.89)

    12- “Ve bütün sözlerimi yarıda kesmesine izin verdim. Ben ki, bu konuda kimseye yetki vermemişimdir.”
    (s.91)

    13- “… kalbimden ona da yaprak açardım. Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
    (s.101)

    14- “Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.”
    (s.140)

    15- “Senin için her şeyi yaparım:

    Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum Bilge. Bütün hayatımı, hayır bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum.

    Bu yaşantının sonu kötü bitecekti. Kitaplarda öyle yazıyordu. Bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır. Bizim gibiler, başkalarının yaşantılarına kısa bir süre için girerler.”
    (s.158)

    16- “Bazı insanların, bazı şeylere hiç hakları yoktu: ne var ki, insanlar da en çok bu hiç hakları olmayan şeyleri yapıyorlardı.”
    (s.189)

    17- “Hayır, kelimeler aldatıcıydı; kelimeler, bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardı.”
    (s.210)

    18- “Herkes biliyordu ki, bu dünya aslında yoktu; bunu Hikmet de biliyordu. Herkesi okumaya vakti olmadığı için, onlara romanlar yaratıyordu Hikmet, oturduğu koltukta.”
    (s.241)

    19- “Onlar da yalnız kaldılar. Bu, sözün gelişi bir yalnızlık değildi: Kelimenin sözlükteki anlamıyla bir yalnızlıktı: Yanlarında başkaları bulunmuyordu.”
    (s.247)

    20- “Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur.

    Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok.”
    (s.255)

    21- “Kendinizi bu akışa bırakın albayım. Zaten kaç kişi kaldık şurada: Bakın insanlık da öldü.

    Siz bilmezsiniz albayım: İnsanlık tek başıma kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.”
    (s.257)

    22- “Kendime engel olamıyorum: Yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. İnsan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmağa çalışıyor. Bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. Çünkü neden? Çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor.”
    (s.259)

    23- “Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman.

    Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”
    (s.259)

    24- “Yazalım albayım. İşte kalem, işte ıstırap albayım. Benden başlayalım albayım. Önce ben konuşurum. Sonra, gene ben konuşurum. Soldan girerim albayım. Akşam olmaktadır albayım. Bütün güzel oyunlarda, heyecanı arttırmak için akşam olur albayım: Işıklar yavaş yavaş söner. Güneş demek istiyorum albayım. Parantez içine yazılır albayım ‘hava kararmaktadır’ diye.”
    (s.262-263)

    25- “Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan. Okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor.”
    (s.286)

    26- “Her hareketin bir anlamı var. İnsan, benim gibi hareketten vazgeçerse, bu anlamları daha iyi hissediyor.”
    (s.313)

    27- “… affedersiniz ne kadar güzelsiniz, neden insan bir kelime bir cümle yüzünden kaybediyor?”
    (s.317)

    28- “beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, …”
    (s.318)

    29- “Sevgili Bilge, işte bu yüzden hayal ve gerçek benim onlara verdiğim anlamları kaybetmek üzere. Sen, yaşadığım bir gerçek misin? Yoksa, bir zamanlar yaşamış olduğum bir rüya mısın? Yoksa ikisi de değil misin?

    Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.”
    (s.327)

    30- “Göründüğüm kadar rahat değilim albayım. Fakat kimseye dinletemiyorum. Beni ciddiye almıyorlar.

    Hayallerimde bile yenik düşüyorum.”
    (s.331)

    31- “Çünkü hayatta başka şeylere önem verilmesi gerektiğini öğrenmiştim. Fakat bunu öğrenmekte çok geç kalmıştım. Neyse, bu mesele de ayrıydı. Bunları insan zamanında görmeliydi.

    Ben bütün oyunların, çocuklukla birlikte sona ereceğini bilseydim, muhakkak oynardım işte: Haini oynardım, korkağı oynardım, fakat oynardım; kimse beni sahneden çıkaramazdı. Büyüyünce bu rolleri oynamak pek hoş olmuyordu. Neyse bu mesele de ayrıydı.”
    (s.361-362-363)

    32- “Törenler ve dilekçelere dayanarak bir insanın öldüğüne nasıl inanırsınız?”
    (s.369)

    33- “Sevgili Bilge,
    Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.”
    (s.385)

    34- “Konuşmamak ne iyi, bir bilsen. İnsan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. Fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. Kendinden nefret ediyor.”
    (s.387)

    35- “Dalgınlıkla yanlış kelimeler kullanmayalım; birbirimizi bu hususta her zaman uyaralım. Dikkat et, hatırlıyorsun ya, diyelim; aman elini unutma, elinden bir kaza çıkmasın. Bir de ne olur kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!”
    (s.401)

    36- “Mış gibi yapmaktan usandım albayım.”
    (s.411)

    37- “Fakat beyefendiciğim, biraz geç kaldık: Artık herkes resimli roman okuyor. Eski moda harflerle kimse ilgilenmiyor.”
    (s.449)

    38- “Gene de gidebilirim istersen: Hiç gelmemişim gibi yaparız.”
    (s.450)

    39- “Sonra da beni bırakıp gidecek albayım. Kendi yerine bir şey bırakmadan gidecek.”
    (s.456)

    40- “Fakat yoruldum albayım. Artık hiçbir şey yapmak istemiyorum. Gerçekten bir şey yapmak istemiyorum. Korkuyorum.

    Bilge, Bilge, neden beni yalnız bıraktın?”
    (s.463)



    Tehlikeli Oyunlar
    İletişim Yayınları