• Bakara Suresi, 40. ayet: Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın, ki Ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca Benden korkun.
    Bakara Suresi, 41. ayet: Yanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca Benden korkun.
    Bakara Suresi, 74. ayet: Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.
    Bakara Suresi, 150. ayet: Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.
    Bakara Suresi, 194. ayet: Haram ay, haram aya karşılıktır; hürmetler (de) karşılıklıdır. Öyleyse kim size saldırırsa, onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir.
    Bakara Suresi, 196. ayet: Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
    Bakara Suresi, 197. ayet: Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.
    Bakara Suresi, 203. ayet: Sayılı günlerde Allah'ı anın. İki günde (Mina'dan dönmek için) elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. (Bu) sakınan için(dir). Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp-toplanacaksınız.
    Bakara Suresi, 212. ayet: İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
    Bakara Suresi, 223. ayet: Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver.
    Bakara Suresi, 231. ayet: Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir.
    Bakara Suresi, 233. ayet: Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.
    Al-i İmran Suresi, 102. ayet: Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
    Al-i İmran Suresi, 175. ayet: İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Benden korkun.
    Al-i İmran Suresi, 200. ayet: Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.
    Nisa Suresi, 1. ayet: Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.
    Maide Suresi, 8. ayet: Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
    Maide Suresi, 11. ayet: Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.
    Maide Suresi, 35. ayet: Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
    Maide Suresi, 44. ayet: Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı'nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.
    Maide Suresi, 57. ayet: Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.
    Maide Suresi, 88. ayet: Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisi'ne inanmakta olduğunuz Allah'tan korkup-sakının.
    Maide Suresi, 93. ayet: İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.
    Maide Suresi, 96. ayet: Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının.
    Maide Suresi, 108. ayet: Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
    En'am Suresi, 72. ayet: Bir de: "Namazı kılın ve O'ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna (götürülüp) toplanacağınız O'dur."
    Araf Suresi, 35. ayet: Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltirse işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır.
    Enfal Suresi, 29. ayet: Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.
    Enfal Suresi, 34. ayet: Onlar, Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken Allah, ne diye onları azaplandırmasın? Onun (asıl) koruyucularıyalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler.
    Enfal Suresi, 69. ayet: Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
    Yunus Suresi, 6. ayet: Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.
    Yunus Suresi, 31. ayet: De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
    Ra'd Suresi, 21. ayet: Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.
    Ra'd Suresi, 35. ayet: Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.
    Nahl Suresi, 30. ayet: (Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
    Nahl Suresi, 50. ayet: Üstlerinden (her an bir azap göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.
    Nahl Suresi, 51. ayet: Allah dedi ki: "İki İlah edinmeyin: O, ancak tek bir İlah'tır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun."
    Nahl Suresi, 52. ayet: Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
    Nahl Suresi, 128. ayet: Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.
    Taha Suresi, 113. ayet: Böylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
    Enbiya Suresi, 28. ayet: O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.
    Enbiya Suresi, 49. ayet: Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'
    Enbiya Suresi, 90. ayet: Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.
    Hac Suresi, 1. ayet: Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.
    Mü'minun Suresi, 52. ayet: İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının.
    Mü'minun Suresi, 57. ayet: Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar,
    Rum Suresi, 31. ayet: 'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.
    Lokman Suresi, 33. ayet: Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.
    Ahzab Suresi, 35. ayet: Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
    Ahzab Suresi, 39. ayet: Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter.
    Fatır Suresi, 18. ayet: Hiçbir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır.
    Fatır Suresi, 28. ayet: İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
    Yasin Suresi, 11. ayet: Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.
    Zümer Suresi, 20. ayet: Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez.
    Zümer Suresi, 23. ayet: Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O'ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.
    Zümer Suresi, 73. ayet: Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin."
    Hucurat Suresi, 10. ayet: Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.
    Hucurat Suresi, 12. ayet: Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.
    Kaf Suresi, 33. ayet: Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir.
    Hadid Suresi, 16. ayet: İman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı.
    Haşr Suresi, 7. ayet: Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e, (ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikabı) pek şiddetli olandır.
    Haşr Suresi, 18. ayet: Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
    Tegabün Suresi, 16. ayet: Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
    Talak Suresi, 1. ayet: Ey Peygamber, kadınları boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
    Talak Suresi, 2. ayet: Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
    Talak Suresi, 4. ayet: Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki- |üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.
    Talak Suresi, 5. ayet: Bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür.
    Talak Suresi, 10. ayet: Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir.
    Mülk Suresi, 12. ayet: Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır.
    Nazi'at Suresi, 26. ayet: Gerçekten bunda 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.
    Nazi'at Suresi, 40. ayet: Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
    A'la Suresi, 10. ayet: Allah'tan ‘İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür.
    Beyyine Suresi, 8. ayet: Rableri Katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir.
  • Battal Gâzi oğullarını aramaya devam eder. Bu sırada oğullarını devlerin kaçırdığını öğrenir. Yolda Güzende cazunun karısının olduğu yere gelir ve büyücü kadını da öldürür. Fakat dağdan gürültülü ses gelir. Güzende cazunun oğlu, Battal Gâzi’ye annesini, babasını nasıl öldürdüyse oğullarını da kendisinin öldürdüğünü söyler. Battal Gâzi dağa tırmanır ve Zülkarneyn’in kızlarını kapattığı makama gelir.

    Daha önce evlenmek için teyzelerinin aklına uyup annelerini zehirleyen kızlarını Zülkarneyn buraya hapsetmiş ve veziri Arastatalis buraya Battal Gâzi’nin geleceğini haber vermiştir. Bunun üzerine Zülkarneyn Battal Gâzi’ye hitaben mektup yazar. Battal Gâzi mektubu okuduktan sonra makamın içinde birçok esir kız görür. Kayserin kızı da oradadır. Battal Gâzi ifritiin odasına girer. İfrit kızları şişe bağlamış pişirmektedir. Battal Gâzi orada ifriti öldürüp kızları kurtarır. İstanbul’a doğru yola koyulurlar.




    Bu arada Battal Gâzi, İstanbul’da Abdülvehhâb’ı görüp onu tekrar İslam dinine çevirir. Kayser Malatya’ya varmış ve kâfir askeriyle Müslümanlar saflar bağlayıp durmuşlardır. Battal Gâzi Malatya’ya yetişir. Kayser, Battal Gâzi’yi ateşte yaktığını zannetmektedir. Battal Gâzi’yi görünce şok olur. Kızının Müslüman olduğunu öğrenince içi yanar ve o gün cenk olmaz. Battal Gâzi her zaman olduğu gibi savaşı Müslümanların lehine çevirir. En sonunda kâfir askeri bozulur ve Esatur yedek atla İstanbul’a doğru kaçar. Bir manastıra gelir ancak Battal Gâzi onu manastırda yakalar, Malatya’ya getirir. Battal Gâzi, Müslüman olmasını teklif eder. Esatur, oğlu Tekfur’u bulup getirirse Müslüman olacağını söyler ve bu teklifi yazılı olarak da Battal Gâzi’ye sunar.

    15. bölümde Battal Gâzi, Kaf dağına oğullarını ve Tekfur’u kurtarmaya gider. Esatur, Battal ile birlikte Sinbat kalesine gelip deniz kenarına erişir. Esatur en iyi gemicisi Kantar’ı Battal Gâzi’ye vererek gönderir. Altı ay denizde gezerler fakat iz bulamazlar. Birgün bir yüce dağ görünür. Gemiyi oraya getirirler. Akşam olunca dağdan bir ateş görünür. Battal Gâzi oraya gider. Kırk zenci ifrit oturmuşlardır. Seylan şehrinin pâdişâhı Asced’in Dilefruz adlı kızını kaçırmaya gelmişlerdir.

    İfritlerin başı kızı kaçırıp gelir. Battal Gâzi bunları uykuda basıp öldürür ve kızı tekrar sarayına iletir. Kendisi bir çeşme kenarında uyur. Uyandığında çevresinde, Hz. Muhammed’i rüyasında görüp yanına gelen dervişleri görür. Onların makamına gidip yiyip içerler. 7 günden sonra gitmek isteyince dervişler izin vermez ve Hz. Muhammed’in burada 40 gün kalmasını söylediğini ilettiler. Bunun üzerine Battal Gâzi, harçlık olması için kolundaki bir cevheri satmak üzere dervişlere verir.

    Dilefruz, Battal Gâzi’yi bulunca; Battal Gâzi’ye ve dervişlere mücevherler hediye eder. Dervişler bu cevherleri satıp harçlık etmek isteyince kuyumcu bunları Asced’e şikâyet eder. Asced bunları, kendi hazinesini soymaları gerekçesiyle tutuklatır. Tam ortalık karıştığında Dilefruz gelip babasına olanı biteni anlatır. Asced Müslüman olup kızını Battal Gâzi’ye verir.

    On gemi ve on bin asker hazır edip yola koyulurlar. Battal Gâzi bir adaya çıkar. Adada zengi ifritleri yendikten sonra denizden bir sandığın geldiğini görür. Sandıkta bir çocuk vardır. Çocuk Müslüman olduğunu, babası ölünce Yahudi amcasının gelip şehri aldığını söyler. Battal Gâzi gidip şehri teslim alıp çocuğu tekrar oraya sultan yapar ve Kaf dağına doğru yola devam eder. 7 gün sonra Asced, bundan sonra insan olmadığını ve başka varlıkların memleketi olduğunu söyler.

    Bir ak dağa varırlar. Yol bulup Asced askerini dağa çıkarıp konaklar. Çevrelerini canavar kılıklı garip varlıklar sarar. Asced iyice korkmuştur. Bu arada Battal Gâzi rüyasında Hz. Ali’yi görür. Hz. Ali uyanınca suyun yüzünden gelen elmayı yemesini söyler. Battal Gâzi uyanınca suyun yüzünden gelen elmayı yer ve bu diyarın yetmiş 2 dilini öğrenir.

    Asced’in yanına çıkar. Bakar ki canavarlar ulumaktalar. Onların diliyle konuşur ve pâdişâhlarını öldürüp derisini yüzüp onun kılığına girer. Oradan da on gemi ve on bin asker alır. Oradan Kıl Buraklar’ın diyarına giderler. Battal Gâzi onların pâdişâhı Unuk’u da öldürüp derisini yüzüp onun kılığına girip on gemi ve on bin asker alır. Toplam 30.000 askerle Kaf dağına varır. Deniz bittiği yere gelirler.

    Battal Gâzi orada dolaşırken 5.000 yaşında Zülkarneyn zamanından kalan pirlerle karşılaşır. Onların birisini Hilal cazuya elçi gönderir. Fakat Hilal cazu onu öldürür. Battal Gâzi getirdiği canavarlara savaş mahalline geldiklerini ve savaşmalarını emreder. 7 gün katı savaş olur. En sonunda Hilal cazu Battal Gâziyle karşılaşır. Battal Gâzi, Hızır’ın oklarından ona fırlatır ve elini deler, kılıçla kolunu koparır. Hilal cazu şehre kaçar.

    Battal Gâzi, Hızır’ın yardımıyla şehre girer ve Hilal cazuyu bulup oğullarını sorar. Hilal cazu oğullarını perilerin aldığını söyler. Battal Gâzi, Hilal cazuyu öldürüp tahtın altında mahpus olan Tekfur’u kurtarır. Oradaki bütün cazular kaçıp dağılırlar. Battal Gâzi orada Zülkarneyn makamını ziyaret eder.




    Bir süre sonra Tamus-ı Peri çıka gelir. Battal Gâzi’ye teşekkürlerini sunar ve oğullarının kendi damadı olduğunu ve 100.000 perinin pâdişâhı olduklarını söyler. Hızır gelerek Battal Gâzi’ye acele etmesini çünkü İslam’ın üzerine düşman geldiğini haber verir. Battal, hemen İstanbul’a gelip Esatur’un yanına çıkar. Esatur hastadır. Oğlu Tekfur’u görüp Müslüman olur ve çok geçmeden ölür. Battal Gâzi Tekfur’u kayser yapıp oğlu Beşir’i onun yanına bırakır.

    16. hikâyede Babek adlı sahte peygamber anlatılmaktadır. Battal Gâzi birgün pınarın başında otururken Bağdat tarafından bir kervan gelir. Kervanın ulusu Mümin halifenin yaşamını yitirdiğini yerine Mutasım’ın halife olduğunu ancak yalancı bir peygamberin türediğini, bu kişiye ok batmadığını ve kılıç kesmediğini söyler. Domuz etine ve şaraba helal dediğini, ne derse olduğunu, yerden hazine çıkardığını, kızı babaya, kardeşi kardeşe helal ettiğini belirtir. Acem ilini ele geçirdiğini anlatır. İsmi Babek olan bu yalancı peygamberin babası Bağdat’ta hırsızmış. Bağdat’tan sürülerek bir köye sığınır ve çobanlık yapar. Köyün ileri gelenlerinin cariyesiyle zina yapar. Babek o zinadan doğan çocuktur.

    Babek otururken birgün yanına yaşlı adam suretinde Cebrail olduğunu söyleyen şeytan gelir. Babek’i peygamber olduğuna inandırır. Şeytanın yardımıyla Babek’e silah işlemez ve ateş yakmaz. Şeytan ona hazine yeri söyler. Babek hazineyi çıkarıp, o malla etrafına asker toplar. Birçok İslam diyarı dinden çıkıp Babek’e tabi olur. Babek Bağdat’ı kuşatır. Battal Gâzi Bağdat’a gelir. Bağdat’ta Babekle cenge başlar. Babek’e ne yaptıysa öldüremez. Ok batmaz, kılıç kesmez. Battal Gâzi bu durum karşısında âciz kalır. Bu arada Allah’ın yardımıyla Battal Gâzi’ye de ok batmaz kılıç kesmez olur. Bir türlü yenişemezler. Halife 5 yüz bin askerle yardıma yetişir. Fakat ne yaptıysa Babek’i öldüremez. Âciz kalıp dağa çıkar ve abdest alır. Bu arada uykusu gelir ve rüyasında Hz. Muhammed’i görür.

    Hz. Muhammed, Battal Gâzi’ye silahların üzerine söyleyeceği duayı yazmasını ister; çünkü silahların önünde şeytanın durduğunu belirtir. Battal Gâzi aynen öyle yapar. Babek şeytanın gelmediğini fark edince kaçar. Bir köyde sarp bir kale yaptırmıştır, oraya sığınır. Battal Gâzi kaleye tırmanıp kaleyi fetheder. Babek buradan da kaçar. Her nerede yakalanmak üzere olsa Babek kaçar. Battal Gâzi en s11 ağaca sıkıştırdığında şeytan Babek’i kaçırır.



    Babek tekrar bir köye gelir. Şeytanın yardımıyla hazine bulup seksen bin asker toplar. Battal Gâzi tekrar bunu bulur. Babek’in ordusunu bertaraf eder. Babek hemen kaçar. Battal Gâzi ardınca takip eder. Battal Gâzi birgün namazdayken Babek onu yakalar. Ne kadar kılıç çaldıysa işlemez. Âciz kalıp tekrar dağın arasında kaybolur. Battal Gâzi, Babek’in ardınca denize kadar gelir. Babek’in gemisine biner. Burada Battal Gâzi’yi tutup kılıçla öldüremeyince geminin lengerine bağlayıp denize atarlar. Bu ara sel eser ve gemi parçalanır. Tufandan Babek ve Satha kurtulur. Çin iline gelirler. Çin pâdişâhının yanına gidip ona hazine gösterir ve oranın halkını kendine bağlar.

    Battal Gâzi’yi denizin dibinde kızıl yüzlü bir adam kucaklayıp, denizaltı âlemine götürür. Orada tahtü’s-sera denilen yere varırlar. Yiyip içtikten sonra Babek’ten söz açılır. Oradakiler Babek’in Dipçin denilen şehre gittiğini ve şehrin pâdişâhı Vakkas’ı kendine bağladığını söyler. Battal Gâzi, Dipçin şehrine gelir. Yüzlerce askerle cenk eder. Ağır yaralar alır. Tam bunaldığı anda Tamus-ı Peri ordusuyla gelir ve kâfir askerini bozguna uğratır. Babek tekrar kaçar.




    İstanbul’un naibi Nistur, Babek’i İstanbul’a getirtir ve Tekfur ile Battal Gâzi’nin oğlu Beşir’i öldürüp Rum’un başına geçer. Malatya’yı basıp Battal Gâzi’nin 40 yakın arkadaşını şehit eder. Battal Gâzi Malatya’ya gelir. Babek’in ordusunu tekrar bozguna uğratır. Babek bu sefer yakındaki Süheyl’in kalesine sığınır. Battal Gâzi, gece kaleye gizlice girip Babek’i yakalar, Süheyl Müslüman olur. Battal Gâzi, Babek’i ne kadar dine davet etse de olmaz. En son Battal Gâzi, Babek’i Bağdat’ta ateşte yakarak öldürür.

    17. hikâyede Battal Gâzi’nin Raıd cazuyla macerası anlatılır. Birgün halifenin kızı Safiyye Banu kaybolur. Halifenin karısı Saide Banu bahçede feryat ederek ağlar. Bahçede 2 yeşil kuş aralarında konuşurlarken halifenin kızını Raıd cazunun kaçırdığını söylerler. Saide Banu durumu halifeye anlatır. Halife Battal Gâzi’ye bildirir. Battal Gâzi, halifenin kızını bulmak için yedi deniz ötedeki Aynü’l-Kıtır’a gider.

    Battal Gâzi 3 gün yol gider. Muazzam bir şehre gelir. Orada put yapan bir kâfiri öldürür. Halk Battal Gâzi’nin üstüne yürür. Şehrin maliki Tefanuş gelip halkı dağıtıp Battal Gâzi’nin ayağına düşer. Battal Gâzi, Raıd cazunun halifenin kızını çaldığını anlatır. Tefanuş kendi kızının da kaybolduğunu ve kızını getirirse Müslüman olacağını söyler. Battal Gâzi tekrar yola koyulur. Bir gemiye biner. Gemi batar, fakat Aşkar yüzme bildiğinden onunla başka bir gemiye ulaşmayı başarırlar.




    Gemide Arakıl kayserin oğlu Kanatar da vardır. Bir süre sonra karaya çıkarlar. Çıktıkları yere Raıd cazu gelir. Kanatar’ı tutup iki parça eder. Büyüyle 4 yüz kişiyi ateşe yakar. Battal Gâzi bir ok atıp Raıd cazunun gözüne saplar. Raıd cazu hemen yok olur. Geride kalan yüz kişi Battal Gâzi’nin karşısında Müslüman olurlar. Tam bir ay giderler. Sindebar şehrine gelirler. Orada Ay şah vardır ve onun kızını da Raıd cazu kaçırmıştır. Ay şah da kızını getirirse putperestlikten döneceğini söyler.

    Battal Gâzi, Ay şahla ava çıkar. Bir geyiğin peşine takılır. Epeyce takip eder. Bu sırada bir göle girip yıkanır, ancak atı ve elbiseleri yok olur. Hemen Hızır peygamber gelir ve Battal Gâzi’yi Âdem peygamberin makamına iletir. Battal Gâzi oradayken Tamus-ı Peri çıkagelir ve onun yardımıyla Raıd cazunun makamına gider. Yanına kılıç, yay ve ok getirtir. Okların üzerine dualar yazar. Bu dualı oklarla Raıd cazuyu öldürür. Battal Gâzi kızları kurtarır. Ay şaha ve Tefanuş’a kızlarını verir. Onlar da Müslüman olurlar. Battal Gâzi, Mısır’a da uğrayıp Kârûn’a da kızını verir.

    Seyyid'in Havariclerle Cenk Etmesi ve Liderleri Hakem Melunı Katletmesi
    18. bölüm, hikâyeler içinde en kısa bölümdür. Burada Hariciler anlatılır. Eba Müslim Gâzi Horasan’da Haricileri kırmış ancak Yezidi soyundan Hakem adlı bir kişi kalmıştır. Bu kişi 30.000 asker toplayıp Hayber’de Anter lainle görüşür. Anter lain de 20.000 asker alır. Gece baskınıyla Bağdat’ı ve halifeyi basarlar. Halife kaçar, şehir tarumar olur. 8. gün şehir tam düşmek üzereyken Battal Gâzi yetişir. Hakem’i esir ederler ve Tamus-ı Peri’nin yardımıyla da kâfir ordusunu dağıtırlar. Hakem ve Anter’i baş aşağı asıp diri diri derilerini yüzüp öldürürler. Battal Gâzi Tamus’a izin verir, onlar makamlarına geri dönerler.

    Bu arada Malatya’da Emir Ömer ve Dilefruz vefât eder. Halifenin kızını Battal Gâzi’ye verirler. Battal Gâzi Malatya’yı oğullarına emanet eder. Bu arada Esatur’un Kanatos adlı oğlu gelir ve Rum’un kayserliğini ister. Her yıl haraç vermeyi kabul eder. Bu arada kısa bir zaman sonra halifenin kızı da vefât eder. Battal Gâzi hac vaktinde Mekke’ye gider. Hac yapıp oradan Medine’ye geçer ve artık orada yaşar.

    Fakat bir süre sonra Osman adlı bir yiğit gelip Kanatos’un 600.000 asker toplayıp Malatya’ya yürüdüğünü anlatır. Battal Gâzi yaşlanmıştır. Hz. Muhammed’in emriyle tekrar yola koyulur. Bu arada Müslümanlar da asker toplanmış, Bağdat’a halifeye haber vermişlerdir. Halife Mutasım ölmüş, yerine oğlu Bahtiyar geçmiştir. Ordular karşı karşıya gelir. Bu savaşlar sırasında Abdülvehhâb şehit olur.

    Kâfir askeri İslam ordularını kırıp dağa sürer. Battal Gâzi geldiğinde İslam ordusunun kırılıp iyice yorulduğunu görür. Battal Gâzi hemen savaşa girip durumu Müslümanların lehine çevirir. Bu arada halife ve peşinden Tanus-ı Peri yetişir. Kâfir askerini bozarlar ve Kanatos kayser kaçar. Battal Gâzi, savaştan sonra bütün dostlarından helâllik alıp kayserin peşine düşer. Kayser kaleye sığınmıştır ve yaptığına pişman olmuştur. Battal Gâzi, 3 gün şiddetli cenk eder. Orada delikli taş bulup İshak peygamberin zinciriyle kale burçlarını yıkar.

    Öğleye doğru yorulunca biraz uyumaya karar verir. Fakat uzaktan tozlar belirmiştir. Bu arada kayserin kızı Battal Gâzi’ye âşık olmuştur. Bu tozları görünce Battal Gâzi’yi öldürürler diye taşın üstüne durumu anlatan bir not yazıp taşı Battal Gâzi’ye atar. Taş Battal Gâzi’nin göğsüne dokunur ve takdir-i ilahi Battal Gâzi vefât eder.

    Kız, kaleden çıkıp Battal Gâzi’yi uyarmak için geldiğinde Battal Gâzi’nin öldüğünü anlar. O da hançeriyle kendini öldürüp Battal Gâzi’nin üzerine düşer. O aralık bir sel kopup yağmur yağar ve her ikisinin üstü toprakla örtülür.

    Kayser gece İstanbul’a kaçar. Meğer gelen tozlar Battal Gâzi’nin oğullarına aitmiş. Ali ve Nezir gelip ararlar fakat bulamazlar. Ali ve Nezir rüyalarında babalarının şehit olduğunu görürler. Bütün İslam âlemi yasa boğulur. Bütün zengin, fakir ve Gâziler Seyyid Battal Gâzi’nin yas ve matemini tutarlar. Halifeye de postacı gönderirler. Halife çok yas ve matem tutar. 3 gün 3 gece feryat eder.

    Sonra bütün İslam diyarına mektuplar gönderip Seyyid Battal Gâzi’nin şehit olduğunu bildirirler. Bütün İslam diyarında olan müminler Seyyid Battal Gâzi’nin yasını tutarlar. Her iklimde ruhu için hatimler okutulur. Ayetler ve naatlar ederler. Fakir ve dervişler, zengin ve yoksul dualar ederler. Bütün hizmetlerini yerine getirirler. İşte Seyyid Battal Gâzi’nin gazaları burada tamam olur. Bütün Gâzilerin ruhları için ve Allah tealinin rıza-ı şerifi için Fatiha.
  • TARİHİN EN ZEKİ İNSANI

    1898-1944...
    Hepsi topu 46 yıl yaşamış dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı olduğu iddia edilen William James Sidis' in IQ seviyesi ölçülemez değerdeymiş. (250-300 arasında olduğu kabul edilir.)
    Rus Yahudi si muhacir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 6 aylıkken alfabeyi çözmüş, 18 aylıkken New York Times okuru olmuş, 2 yaşında Latince' yi, 3 yaşında Yunanca 'yı öğrenmiş, anatomi üzerine denemeler yazdığında 4 yaşındaymış ve 8 yaşına gelmeden önce İngilizce, Latince, Yunanca, Rusça, İbranice, Fransızca ve Almanca 'yı öğrenmiş. İlkokul çağı geldiğinde ise Vindergood adıyla andığı bir de dil geliştirmiş. İlkokulu;
    1. sınıf 1 gün
    2. sınıf bir kaç gün
    3. sınıf 3 ay
    4. sınıf bir hafta
    5.sınıf 15 hafta
    6 ve 7. sınıflar beş buçuk hafta gibi bir sürede bitirmiş.
    11 yaşında Harvard'a kabul edilmiş. Aynı sene Harvard'da profesörlere 4 boyutlu objeler hakkında ders vermeye başlamış,16 yaşında Harvard Hukuk Fakültesine geçmiş. 20 yaşına gelince de sosyalist/komünist eylemlere, mitinglere katıldığından hapse girmiştir.
    Sidis' in bir günde bir dili öğrenebildiği ve ertesi gün diğer bildiği diller ile çapraz mukayese ve tercüme yapabilir hale geldiği de iddialar arasındadır. kendisi bu bir günde dil öğrenme hadisesi sebebiyle ölümüne dek bilinen ve öğrenilebilen bütün dilleri öğrenmiş, hatta bir iki adım ileri gidip diller uydurmaya başlamıştır.
    Bütün bu zeka dolu hayatına ve olanaklara rağmen Sidis, bekleneni verememiş, bir iki kitap, çok kayda değmeyen bir akademik hayat ile silinip gitmiştir.
    Sonuç olarak; zekanın tek başına ne kadar yüksek olursa olsun bir işe yaramadığı, yanında biraz yaratıcılık, bir tutam hayal gücü ve felsefe olması gerektiği söylenebilir..
    *Uzman Psikoterapist AKARAGÖZ
  • Anadolu İhtilali (1. Cilt)
    Sabahattin Selek
    Mondros mütarekesinden Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna kadar ulusal savaşımızın belgeseli
    Birinci Cihan Harbinde 2 milyon kurban verdik.
    Cephelerde yaşanan yenilgi ordu kusurundan kaynaklanmıyor, cephelerde yaşanan perişanlık, sivil ve askeri idareye ait aksaklıklar ve memleketin bu çapta bir harp gücüne sahip olmamasındandır.
    İttihat Terakkinin sivil (Talat Bey) ve askeri (Enver Paşa) kanadı arasında anlaşmazlık, çekişme var.
    Ordunun subay kadrosu hem cihan harbinde hemde istiklal savaşında çok iyi idi.
    Ölçüsüz bir dereceye ulaşan asker kaçağı vardı.
    15 Eylül 1918’de Bakü’yü işgal ettik.
    Cihan harbi sonunda müzakereler “Agamemnon” zırhlısında yapıldı.
    Sultan Vahdettin ağabeyi 2.Abdülhamid’in kötü bir kopyasıdır.
    Vahdettin, denge politikası izlemek istedi ama artık denge yoktu sadece büyük ve güçlü İngiltere vardı.
    Vahdettin: “Bizim hanedanımıza her türlüsü gelmiştir; sarhoşu, zalimi, delisi, aptalı gelmiştir. Dinsizi gelmemiştir”.
    Anadolu hareketi sadrazama göre hareket ediyordu, Damat Ferit sevilmediği için onunla ters düşmek artı puan kazandırıyordu. Ferit’in sadrazam olması Anadolu hareketinin işini kolaylaştırıyordu.
    Mustafa Kemal’e verilen ordu müfettişliği sadece askeri değil mülki bir yetki. Bütün idari amirlerle haberleşme yetkisi var. Bunu kullanarak Anadolu’da ki tüm yetkililere milli mücadeleyi duyurdu. İdarecilerin artık taraf seçmesi gerekiyordu. Milli mücadele yanlısı olacak mı, olmayacak mı ?
    Mustafa Kemal, Anadolu’da askeri bir idare kurmak niyetinde değildi. Liderliğini yüklendiği hareketi halka maletmek, meşru göstermek istiyordu. Bunun için sivil idarenin desteğine ihtiyacı vardı. İdare adamları memuriyetlerinden çok, aydın zümreye mensup bulunmanın kuvvetini taşıyordu. Bu sebeple askeri ve sivil idare hiç bir zaman birbirine karıştırılmamış, en önemli vilayetlere bile askeri vali getirilmemiştir.
    İstanbul nufusunun %59,7 si Türk, %25’i Rum.
    Milli mücadele başında Doğu Trakya ve Anadolu Türkleri 8-9 milyon olarak kabul edilir.
    Urla, Ayvalık, Erdek nüfusu, 23 bin Türk, 60 bin Rum. Trabzon’da 70 bin Rum vardı.
    Halk milli mücadeleye, başta subaylar olmak üzere aydın zümre tarafından zorla sürüklenmiştir. Milli mücadele halka rağmen yapılmıştır. Halka rağmen halkın yararına yapılmıştır. Buna rağmen milli mücadele dememizin nedeni insan ve maddi kaynak halktır.
    Milli mücadeleye karşı ayaklanmalara halkın istekle katılması bunu gösterir.
    Komünizm Anadolu’da şöyle anlatılıyor: “Hiç kimsenin nikahlı karısı olmayıp her kopuğun istediği kadını istediği gibi kullanması, çocuklar iki yaşına kadar analarının kucaklarında kaldıktan sonra alınıp umumhanelerde beslenerek anasız ve babasız yetiştirilmesidir ki, ne bir babanın çocuğunu ne bir evladın ana babasını tanımaması demektir.
    Osmanlıda “Osmanlı” olarak yaşandığı için milli şuur oluşmadı Türklerde.
    Mustafa Kemal’in durgun bir suda fırtına koparması gerekiyordu. Yoksa liderin bir işareti ile bütün millet ayaklanacak değildi. Ve nitekim böyle olmamıştır.
    Erzurum, Ankara, Konya gibi büyük merkezlerde müdafaai hukuk cemiyetlerinin başında din adamları vardı.
    Kuvayı milliyeyi dağıtmaya çalışan Anzavur, avanesine “Kuvayı Muhammediye” adını takmıştır. Bütün bu karşı ihtilal hareketleri genellikle din adamlarının idaresinde ve din uğrunda düzenlenmiştir.
    İtitihatçılar Kasım 1918’de ülkenden kaçmıştı. Onlardan harp ve tehcir hesabı sorulmalıydı.
    Balkan harbi ile cihan harbi arasındaki kısa süre içinde Türk ordusunun çok az bir sürede düzene sokulabilmesi başta Enver Paşa olmak üzere, seçkin subay kadrosunun çabasıyla olmuştur.
    Türkiye’nin ilk aydın kadrosunu subaylar teşkil eder. Batı tipi okullarda subaylar okumuşlar, ilk batılı öğretmenlerden onlar ders görmüşler, tahsil veya staj için batıya il gidenler yine subaylar olmuşlar.
    Dört yıl süren milli mücadelede ordunun insan kaybı, kazanılan zafere ve mevcuduna kıyasla hafiftir. Bütün cepheler dahil savaş meydanlarında 9167 kişi şehit olmuştur.
    Kuvayı milliye hem milis güçleri hemde milli mücadelenin tamamını ifade eder.
    Kuvayı milliye halkı korkutmuş, yıldırmış, soymuş halka fena muamele etmiştir. Hemen her yerde terör havası yarattığı için halk tarafından sevilmemiştir. Kuvayı milliyenin hepsinin bu şekilde olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Fakat büyük çoğunluğu böyledir.
    Başlangıçta bütün şartlar cesaret kırıcı idi, ama para meselesi hepsinden zor görünüyordu.
    Mustafa Kemal daima Enver Paşa ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Enver memleket dışında olduğu halde milli mücadelede Mustafa Kemal için huzursuzluk sebebi idi. Enver ısrarla Anadolu’ya gelmek ve milli mücadelenin başına geçmek istiyordu. M.Kemal O’nun Anadolu’ya girmesine müsade edemezdi. Eğer Enver gelseydi, M.Kemal’in liderliği tehlikeye düşebilirdi.
    İsmet İnönü, çete harbine son verilip düzenli orduya gidilmedikçe mücadeleye katılmayacağını söylüyordu. İlk hükümette genelkurmay başkanı oldu.
    İsmet paşanın düzenli orduya geçme ısrarı önemlidir.
    Mondrostan sonra 55 parçalık düşman gemisi İstanbul’da demirledi.
    İstanbulda 250 bin civarında Rum yaşıyordu.
    Adana’da “Ermeni intikam alayı” çok cinayetler işledi.
    M.Kemal İstanbul’da kaldığı altı ay içinde padişah ile dört kez görüştü. Ayrıca gizli faaliyetlerde de bulundu. Gizli bir komita kurarak padişahı değiştirmek istedi. Gizli cemiyetin adının “Ay-yıldız” olduğu söyleniyor.
    Bizans İstanbul’da can vermişti, Osmanlıda İstanbul’da ölecekti.
    Enver Paşa’nın Samsun’dan Anadolu’ya çıkma ihtimali üzerine İngilizler Samsun’a asker çıkardı.
    İngilizler bazı ordu komutanlarını işbaşından uzaklaştırdılar. M.Kemal’e dokunmadılar.
    TBMM’nin Anadolu’da hakimiyet kurabilmesi, karşı ihtilal hareketlerinin temizlenmesi ve milis kuvvetlerin tasfiyesi ile mümkün oldu.
    Sivas kongresine Rumeliden temsilci katılmamıştır. Politik açıdan kurulan cemiyetin adı “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk” yapılmıştır.
    İstiklal mahkemeleri ihtilal mahkemeleridir.
    Anadolu ihtilalinin ekonomik yöndeki fikri çok kısır kalmıştır.
    Kazım Karabekir, Erzurum kolordusunun başına geçti.
    Albay Refet Bey, Sivas’da bulunan 3. kolordunun başına geçti.
    Ali Fuat Paşa, Ankara’daki kolordunun başına geçti.
    İzmir’in işgali, hükümetin işgal karşısında ki tutumu M.Kemal’in işini kolaylaştırdı.
    İngiliz, Fransız ve İtalyanların Anadolu’da bulundurdukları kuvvetler savaş istemediklerinin göstergesidir. Politik yollarla istediklerini almaya çalıştılar.
    Yunanlılar kalabalık bir kuvvetle geldikleri için ciddi düşmandı. Ama bu küçük ülkeyi Anadolu’dan atmadan büyük devletlere isteklerimizi kabul ettiremezdik. Bu yüzden batı cephesi önemliydi.
    İzmir’e yakın yerlerde halk işgale kaşı uslu durarak cezadan kurtulmayı düşünmekte idi.
    İşgalciler: 1- işgal geçici, 2-padişah savaşa taraftar değil, 3-asker kaçıyor 5-10 silahlı birlikle ülke kurtulmaz gibi ifadelerle halkı uyuşturmak istyordu.
    Batı Anadolu’da ilk kuvayı milliye Ödemiş’te ortaya çıktı.
    M.Kemal, hareketi halka maletmek ve seçimle lider olmak istiyordu.
    İstanbul işgali ve meclisin dağıtılması yeni meclis fikrini kuvvetlendirdi.
    İhtilalin metodu: 1-Anadolu’yu İstanbul’dan koparmak, 2-hareketi halka maletmek, 3-ihtilal için ordu desteğini almak, 4-Anadolu’daki mülki idareyi ihtilale bağlamak.
    İşin başında olanların bile M.Kemal’in ihtilal istedeğini bilmemesi gerekiyordu.
    Halkı ve orduyu ihtilale sürüklemek için M.Kemal’in elinde üç şey var: 1-İzmir’in işgali, 2-hükümetin zaafı, 3-taşıdığı sıfat ve selahiyetler.
    Türk ocakları cumhuriyet döneminde kapatıldı yerine halkevleri açıldı.
    M.Kemal, “Yaveri Hazreti Şehriyari” ve “Ordu Müfettişi” ünvanlarını kullanıyordu.
    Erzurum Kongresi, 14 gün sürdü, 54 delege katıldı.
    Kurtuluş için üç ayrı görüş vardı: 1-İngiliz himayesi, 2-Amerikan mandası, 3-milli mücadele
    İstanbul’daki aydın çevre, memleketin kurtuluşu için tek çıkar yol olarak Amerikan mandasını düşünürken, M.Kemal’in delice bir iş yapmasından endişe duyuyorlardı.
    Sivas Kongresi 31 delege ile, 7 gün sürdü.
    Rauf Bey, Amerikan kongresinden, memleketimizi tetkit edecek ve hakikati görecek bir kurul davet edilmesini teklif etti. Teklif kabul edildi. Böylece manda meselesi kongrece karara bağlanmamış oluyordu.
    Anadolu ihtilali için, Sivas’ta oturup, padişahın İstanbul’daki hükümetini telgraf tellerini kullanarak devirmek, ancak kuvvetli bir ihtilal hareketinin başarabileceği bir işti. M.Kemal bunun bir an önce herkes tarafından öğrenilmesini istiyordu.
    M.Kemal, her işte Anadolu’daki paşaların fikrini alıyordu.
    Kilikya işgalden sonra Ermeni göçüne maruz kaldı. Kilikyada kuvvetli bir direniş veya cemiyet oluşmadı.
    Yeni meclis için kurucu meclis ifadesini komutanlar onaylamadı.
    İlk TBMM 120 kişi ile toplandı.
    Meclis seçmenler ve seçilenler tarafından geçici bir meclis olarak kabul edildi. Her şey geçici gösterilmek için “nazır” yerine “vekil” kullanıldı.
    TBMM’nin açılması ile M.Kemal, meclisi toplamış, adını koymuş, hükümetini kurmuş ve Anadolu ihtilali meşruluk kazanmış oluyordu.
    Meclisin bütün üyelerinin ortaklaşa kabul ettikleri tek amaç, memleketi, padişahı ve halifeyi kurtarmaktır. Vekil yemini şu şekilde yapılıyordu: “Makamı hilafet ve saltanatın ve vatan ve milletin kurtuluşu ve istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi....”
    Birinci meclis kurucu meclis adı ile toplanmadığı halde, çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlar bakımından bir kurucu meclis çalışması yapmıştır.
    İlk mecliste fes tartışılmıştır.
    Anadolu ihtilalinin tutunması ve başarısını tehlikeye sokan en önemli olaylar, karşı ihtilal hareketleridir, meclise karşı isyanlar.
    Çerkez Ethem’in kardeşleri, Reşit, Tevfik.
    Çerkez Ethem’in emrinde 5 bin adam var. TBMM’ye karşı isyanları bastırdılar, düşman ile savaştılar ama TBMM otoritesine girmemek için sonunda isyan ettiler.
    Kuvvei seyyare ile mücadele bir ay sürdü.
    Zararsız olan kuvayımilliyeciler sakarya savaşına kadar yavaş yavaş orduya dahil edildi.
  • Kızcağız 16-17 yaşındayken evlenmiş. Çocukları var, eşiyle mutlu. Bir gün kapıya polis/jandarma dayanıyor. Eşi de babası da çocuk hakkında nitelikli cinsel istismarından tutuklanıyor. Birine 8 yıl 4 ay diğerine 3 yıl 8 ay ceza veriliyor.

    Kızcağız, "Beni kimse istismar etmedi, ben kendi isteğimle (hatta kimileri kocama kaçtım) evlendim." diyor.

    Devlet diyor ki "Hayır", seni istismar ettiler.

    Kızcağız diyor ki, "Yahu kocam da babam da hapse girdi, çocuklarla ortada kaldık. Bakanımız, gözetenimiz yok! Kendi rızamla evlendim!"

    Çok adaletli hukuk sistemimiz "Hayır, seni istismar ettiler!" diyor.

    Anlayan, akıl sır erdiren varsa beri gelsin! Çığlıklar âfâkı sardı, yetkililerden "çıt" yok tabiri caizse.

    Yahu bu nasıl bir adalet, hukuk, ceza, müeyyide anlayışıdır? Ellerinde nikah cüzdanları var, Devlet diyor ki "Evet o cüzdanı ben verdim, sizi içeri de ben attım! Var mı itirazınız?!"

    Daha acısı şu: Fiilen aynı durumu gayrimeşru yoldan yaşayanlara hiçbir müeyyide yok. Tabi canım... Diyelim ki (herkesten özür dileyerek) genç kız nikahsız birliktelikle hamile kaldı ve kendi rızamla yaptım, yaşadım dedi. Babasına yahut gayrimeşru durumlar yaşadığı erkeğe ceza veriliyor mu? Tabii ki hayır.

    18 yaşın altında olduğu cümle alemce bilinen sözüm ona yeni yetme "sanatçı" kızlar babaları yaşındaki adamlarla yatlarda, sahillerde rezilliğin kitabını yazarken kimse onlara bir şey diyor mu? Elbette ki hayır.

    Yazık günahtır şu evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış kızlara reva görülen muamele. Böyle bir şeyi aklı başında hiç kimse kabul edemez. Nikahlı yuva kurmanın karşılığı cezaevi, nikahsız kepazeliklere hatta cinsel sapkınlıklara (lgbt derneklerini meşrulaştırarak) alkış öyle mi?!

    Tek cümleyle: Yazıklar olsun.

    He he Müslüman ülkeyiz...

    (Yunus Emre Gördük-14/01/2020)