• Batının aydınlanma çağından yaklaşık üç asır önce yaşamış bir sosyal bilimci olan İbn Haldun ortaya koyduğu fikirlerle çağının çok ötesine dahi ışık tutmuştur. Tespitleri günümüzde bile hala birçok sosyal bilimci için yön verici konumdadır. Bu çalışmada İbn Haldun’un iktisat ve ekonomi hayatı hakkında ortaya koyduğu bazı tespitleri üzerinde durulacaktır. Devletlerin ve bireylerin temel yaşam öğelerinden olan ekonominin önemi, özelliği, unsurları İbn Haldun’un görüşleri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu minvalde vergi sistemi, emek, kazanç yolları, piyasanın belirlenmesi, şehir hayatının ekonomiye etkisi, ticaret ve mesleki sanatlar gibi konular üzerinde durulacaktır.  

    Anahtar Sözcükler: İbn Haldun, İktisat, Ekonomi, Mukaddime.


    Abstract

    Ibn Khaldun, a social scientist who lived about three centuries before the enlightenment of the West, shed light on his ideas even beyond his age. Even today, their determinations are still a guide for many social scientists. In this study, some determinations of Ibn Khaldun on economics and economy will be discussed. The importance of the economy, which is one of the basic life elements of states and individuals, will be discussed within the framework of Ibn Khaldun's views. In this context, the tax system, labor, earnings paths, determination of the market, the impact of city life on the economy, trade and professional arts will be focused on.

    Key Words: Ibn Khaldun, Economy, Mukaddime.



    GİRİŞ

    İbn Haldûn’un asıl adı Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Hasen el-Hadramî el-Mağribî et-Tûnisî’dir. Soy itibariyle Yemen’e dayanan İbn Haldûn 732 (1332) de Tunus’ta doğdu. Kendisi Yemen’in Hadramut bölgesinden olduğu için Mukaddime’de Hadramî nisbesini kullanmıştır. Tunus’ta doğmuş olması sebebiyle Tûnisî, hayatının büyük kısmını Kuzey Afrika’da geçirmesi dolayısıyla Mağribî nisbeleriyle de anılmıştır. İbn Haldûn’un mensup olduğu kabile lideri Vail b. Hucr Hz. Peygamber’i ziyaret etmiş ve kabilesiyle birlikte İslam’ı kabul etmiştir. Sonraki yıllarda Vail’in torunları Endülüs’ün fethine katılmışlardı. Bu aileden Endülüs’e ilk gelen Halid b. Osman b. Hânî’dir. Halid’in ismi Endülüs’te "Haldûn" olarak anılmıştır. Onun soyundan gelenler de Beni Haldûn diye tanınmıştır. Endülüs’te etkin olan bu kabile Endülüs’ün işgalinden sonra Tunus’a yerleşmişti. İbn Haldûn’un dedesi Muhammed, Tunus’ta bir süre siyasi vazifeler üstlendi. Babası Muhammed ise kendisini ilme ve ibadete verdi.[2]

    İbn Haldûn ilk eğitimini babasından almıştı. Daha çocukluk yaşından itibaren Kur’an’ı ezberleyip kıraat dersleri aldı. Çeşitli âlimlerden Arap dili ve edebiyatı konusunda dersler aldı. Daha sonra Hadis ve Fıkıh dersleri aldı. Onun zamanında Tunus’ta Hafsîler, Fas’ta Merînîler, Tilimsan’da Abdülvadîler, Endülüs’te Nasrîler (Beni Ahmer), Mısır’da Memlükler hüküm sürmekteydi. Bir birleriyle mücadele içerisinde olan bu devletlerin yapısı, yaşadığı siyasi ortam İbn Haldûn’un ilmi ve içtimai anlamda kendisini yetiştirmesine fırsat sağlamıştır.[3]

    İbn Haldûn, 749’daki (1348) veba salgınında anne ve babasını kaybetti.  Hafsîler Tunus’ta iktidarı ele geçirince Vezir İbn Tafragîn, ibn Haldûn’u sultanın "alamet kâtipliği" görevine getirdi. Daha sonra Merînîler’in başşehri Fas’a giden İbn Haldûn, sultan Ebû İnan’ın ilim meclisini oluşturan âlimler arasında yer aldı. Bir yıl sonra da kâtiplik ve mühürdarlık görevine getirildi. İbn Haldûn bu sırada Fas’taki kütüphanelerde çalışmalar yaptı. Endülüs’ten buraya göç eden âlimlerden de faydalanarak bilgisini genişletti. Bu sıralarda Ebû İnan hakkında düzenlenen bir komploda parmağı olduğu gerekçesiyle iki yıl hapiste kaldı. Ebû İnan vefat edince veziri tarafından affedilip serbest bırakıldı. Ebu Salim 760’ta ( 1359) Merîni sultanı olunca ibn Haldûn’un itibarı arttı ve sır kâtipliğine getirildi. 764’te (1362) Endülüs’e gidip Gırnata’ya (Granada) yerleşti. 766 (1364)’te tekrar Bicaye’ye döndü. Burada Haciblik görevine getirildi. Bir müddet sonra çeşitli kabileler arasında arabuluculuk gibi vazifelerle dolaştı ve kabile yapısı hakkında geniş malumat sahibi oldu. İbn Haldûn Fas’ta çıkan karışıklıklar sonucunda Ebü’l-Abbas Ahmed’in tahta çıkması üzerine 776’te (1374 ) kendisine güvenmeyen yeni yönetim tarafından tutuklandı. Serbest bırakıldığında artık Fas’ta rahat edemeyeceğini, gidecek başka bir yeri de olmadığını anlayınca Ailesini Fas’ta bırakarak Endülüs’e gitti. Orada fazla kalamadan Tilimsan’a geçti. Burada yaklaşık 4 yıl boyunca kabileler arasında sakin bir yaşam sürdü. Burada el-İber adlı tarihini yazmaya başladı. el-İber'in birinci kitabı olan ünlü Mukaddime’sinin müsveddelerini 779’da (1377) tamamladı. Kaynaklara rahat ulaşmak için 780’de Tunus’a gitti. Burada Sultanın himayesinde el-İber’i tamamlayarak sultana ithaf etti. Eserin bu kısmına “Tunus nüshası” denilmektedir. 

    İbn Haldûn, Tunus’taki karışıklıklardan dolayı 784 (1382)’te Kahire’ye gitti. Buraya geldiğinde Ezher Camii’nde verdiği dersler büyük ilgi gördü. Makrizî, İbn Tağriberdi ve Sehavî gibi tarihçiler İbn Haldûn’un geniş bilgisi ve etkili hitabetiyle hayranlık uyandırdığını kaydederler. Altunboğa el-Cübani tarafından himaye edilen ve Sultan Berkuk’la iyi ilişkiler kuran İbn Haldûn ailesinin Tunus’tan ayrılmasını sağladı. Daha sonra ailesinin de içinde bulunduğu geminin İskenderiye yakınında battığını öğrendi. 789 (1387) yılında hac görevini yerine getirdikten sonra Kahire’ye dönen İbn Haldûn, 791’de (1389) Sargatmışiyye Medresesi müderrisliğine getirildi. Timur’un Suriye’ye saldırıp Halep’i zaptettiği ve Dımaşk’a yürüdüğü haberi Kahire’ye ulaşınca Sultan Ferec’in ordusuyla birlikte Dımaşk’a geldi. Bu sırada Timur’la da bir görüşme yapmıştı.[4]

    İbn Haldûn Mısır’da iken el-İber üzerindeki çalışmalarına devam etti. Doğu’daki kavimlerin ve hanedanların tarihlerini de ekleyerek eseri genel bir tarih haline getirdi. Mukaddime’ye de birtakım ilavelerde bulundu. Son şeklini verdiği nüshayı Fas’ta Camiu’I-Karaviyyîn Kütüphanesi’ne vakfedilmek üzere Sultan Ebu Faris Abdülazîz b. Hasan’a gönderdi. el-İber’in ve Mukaddime’nin Tunus nüshasından farklı olan bu nüshası "en-Nüshatü’I-Farisiyye" diye bilinmektedir. İbn Haldûn 803-808 ( 1401 -1406) yılları arasında dört defa daha kadılık makamına getirildi. Bu görevi yürütürken 26 Ramazan 808’de (17 Mart 1406) Mısır’da vefat etti.[5]

    Batı dünyasında iktisatla ilgili ilmi çalışmaların ortaya çıkışı XVIII. asrın ikinci yarısından sonra çıkmaya başlamıştır. Ancak İbn Haldûn bundan yaklaşık dört asır evvel sosyoloji yanında sosyal hayatın iktisat alanında da ilmi görüşler ortaya koymuştu. İktisat ilmi XIX. asrın sonlarına doğru iki tür çalışma yöntemiyle sistematize edilmeye başlanmıştır. Bunların biri siyaset sosyolojisi diğeri iktisat sosyolojisi tarzında çalışmalardır. İbn Haldûn’un Mukaddimesinde ele aldığı iktisat düşünceleri ikinci tür çalışmalara yani iktisat sosyolojisine daha yakındır.[6]   

    1.     VERGİ SİSTEMİ

    İbn Haldûn, devletlerde vergi sistemini de özgün görüşü olan Umrân teorisi çerçevesinde izah eder.[7]Ona göre devletin oluşum ve başlangıç dönemlerinde toplanan vergi, devlet giderlerine kâfi gelir. Bu dönemde vergi oranları da vergi kalemleri de az olduğu halde bu vergiler yeterlidir. Hatta elde edilen vergi gelirleri çoğu zaman fazla bile kalır. Devlet kurumlarının daha tam teşekkül etmemiş olması bundan dolayı harcamaların az oluşu en önemli sebep olarak zikredilir. Bunun dışında başta hükümdar olmak üzere devlet ricali henüz sade bir hayat yaşamakta lüks ve israfa girmemektedirler. Devletin başlangıç aşamalarında başta saray olmak üzere her kurumda hala bedevi toplumun izleri görülür. Bu da israf ve lüks hayattan uzak bir yaşam sürdürmelerini sağlar. Daha sonra devlet ricali medenileştikçe yeni hayat tarzları oluşmaya başlar. Bu dönemde artık lüks yaşam devlet gelirlerini aşacak seviyelere ulaşır.[8]

    İbn Haldûn, halktan alınan vergi oranlarının azalmasıyla birlikte iktisadi faaliyetlerin canlılık ve hız kazanacağını ifade eder. Ödenen vergilerin az olmasından hoşnut olan bireyler, iktisadi faaliyette bulunmaya istekli olacaklardır. Bu durumda medeniyette ilerleme meydana gelecektir. Medeniyetteki bu ilerleme ise vergi gelirlerinin çeşidini artırarak, vergi tabanını genişletecektir. Yani vergi oranlarının makul bir seviyede olması, devlet gelirlerinin yükselmesini sağlayıp, iktisadi faaliyetlere hız kazandırır. Neticesinde de iktisadi ve siyasi istikrarın sağlanmasına yol açar. Nihayet bu durum, Umrânın ilerlemesine katkıda bulunur.[9]

    İbn Haldûn’a göre, devlet yöneticilerinin elde ettikleri vergi gelirlerini elde tutmak yerine bir şekilde piyasaya sürmeleri gerekir. Bu gelirler, piyasadaki dolaşıma sokulmaz ya da etkin bir biçimde kullanılmazsa, atıl duruma gelir ve ekonomiyi durgunluğa iter. Dolaysıyla devlet sahibi, halktan aldığı vergileri, çeşitli yollardan halka aktarmalıdır.

    Devlet ve hanedan gelişip büyüdükçe devletin ilk dönemde uyguladığı vergi politikasının aksi bir durum söz konusu olacaktır. Bedevî hayat tarzının, yavaş yavaş özelliklerini yitirmeye başlaması, hükümdar ve çevresini çok daha yüksek bir hayat standardına özendirerek, lüks tüketim mallarına olan taleplerini artırır. Bu durum devletin giderlerini artırarak, neticesinde de toplumun üretici güçlerine yüksek oranlı vergi tarifeleri uygulanmasına neden olacaktır.[10]

     İbn Haldûn hükümdarın ve devlet ricalinin devletin yükselme döneminde zenginleştiğini ve servet sahibi olduğunu anlatır. Bu dönemde hükümdarın ülke ve devlet yapısı üzerinde hâkimiyeti ve nüfuzu pekişirken yanında bulunan devlet ricalinin de konumları nispetince güçleri ve nüfuzları artar. Bu durum başta hükümdar olmak üzere devlet adamlarının zenginleşmesine ve servet sahibi olmalarına yol açar. İleriki zamanlarda bu devlet adamlarının çocukları babalarının servetini suiistimal etmeye başlar. Zamanla hükümdarla devlet adamları arasında bu durumdan dolayı çatışmalar başlar. Bazı devlet adamları bu süreçte ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar.[11]

    İbn Haldûn, vergi sisteminin bozulma sebeplerini şöyle izah eder: Ortak asabiyetlerin kontrolü altında olan devlet yapısı zamanla hükümdarı rahatsız etmeye başlar. Hükümdar saltanatını pekiştirmek için devleti yöneten ortak asabiyet unsurlarını bertaraf edip tek başına devlete hükmetmeye başlar.[12]Bu sırada hükümdar devlet bürokrasisinde oluşan boşluğu kendisinden daha zayıf asabiyetlere bağlı veya herhangi bir asabiyete bağlı olmayan unsurlarla doldurur. Ancak hükümdar için bu yeni bürokratlarla devleti yönetmek o kadar da kolay değildir. Yönetimin yeniden oluşumu onlara bol miktarda para dağıtmakla ancak mümkün olur. Yani hükümdar önceden devleti asabiyetin gücüyle yönetirken zamanla gerek askeri gerekse bürokrasi yönetimini artık parasal güçle oluşturmaya başlar. Bu yolla ülke üzerinde hâkimiyetini sağlamak için bol miktarda para harcamaya başlar. Bu da devlet giderlerinin zamanla artmasına yol açar. Belli bir dönemden sonra artık devlet gelirleri giderlerini karşılayamaz olur. Devlet sisteminin devamı için hükümdar artık vergi artırımına gitmeye başlar. Gelirlerin arttırılması için yeni vergi alanları ve fahiş vergi oranları artık öyle bir duruma gelir ki halkı bıktıracak seviyelere ulaşır.[13]İşte bu seviye devletin dağılma sürecini başlatır. İbn Haldûn’a göre devletin zayıflama süreci vergiler bağlamında döngüsel bir çözülmeyi başlatır.[14]Hükümdar ülke üzerinde hâkimiyetini kurmak için daha fazla askere ve bürokratik harcamalara ihtiyaç duyar. Buradaki açık daha fazla vergi toplamak, yeni vergi alanları oluşturmak veya vergi oranlarını arttırmakla gerçekleştirilir. Vergiler halka ağır gelmeye başlayınca toplanan vergi oranı düşer, isyanlar ve çözülmeler başlar. Hükümdar isyanları bastırmak hâkimiyetini pekiştirmek için bu sefer asker sayısını arttırmaya bürokratik harcamaları arttırmaya başlar. Bu döngü neticede devletin dağılmasına ve sonlanmasına yol açar. 

    İbn-i Haldûn’un meşhur olmasının nedenlerinden biri de vergi hakkındaki görüşlerinin, 1970’den sonra popüler olmaya başlayan arz yönlü ekonominin görüşleriyle arasındaki benzerliklerdir. Yukarıda da ifade edildiği üzere İbn-i Haldûn’a göre vergiler artırılmaya başlandığı zaman bir noktadan sonra vergi gelirlerinde bir düşüşe neden olurlar. Ona göre vergilemede öyle bir nokta vardır ki o noktaya kadar bireyler vergilere tepki göstermezken, bu orana ulaştıktan sonra birden toplam vergi gelirlerinde bir düşüş meydana gelmektedir.[15]

    Vergi sistemini sıkıntıya sokan diğer bir hususu İbn Haldûn ülke piyasasının belkemiği hükmünde olan devlet piyasasının bozulmasına bağlar. Devlet çalışanlarına ve yöneticilere ödediği maaşlar sayesinde piyasayı canlı tutar. Canlı piyasa ise devlete vergi yoluyla artan gelirler şeklinde yansır. Eğer devlet ödemelerde yani maaşlarda kısıtlamaya giderse harcamalarda azalmalar meydana gelir. Bu da piyasanın canlılığını kaybetmesine neden olur. Neticede dönmeyen bir piyasa devlete vergi kaybı şeklinde yansır.[16]  

    İbn Haldûn’un üzerinde durduğu bir diğer vergi sistemi sıkıntısı ise hükümdarın veya devlet adamlarının ticaret yapması bir diğer deyişle devletin piyasaya girip ticaret yapmaya başlamasıdır. Ticaretle uğraşan servet sahipleri bir birine denk sermayelere sahiptirler. Piyasa ve ücret dengeleri bu tüccarlar tarafından dengeli bir şekilde belirlenir. Bunların elde ettiği gelir sayesinde devlete akan ciddi bir vergi vardır. Devlet piyasaya girmeye başlayınca dengeler sarsılmaya başlar. Devletle rekabet etme gücünü kendinde bulamayan servet sahipleri yavaş yavaş piyasadan çekilmeye başlar. Neticede bu şekliyle devletin kaybettiği vergi geliri yaptığı ticaretle kazandığından çok daha fazla olur.[17] 

    İbn Haldûn’a göre devletin vergi sistemi bozuldukça halktan toplanan vergiler de artmaya başlar.Bu süreçte zamanla halkın vergi yükü tedrici bir surette arttığından, halk bu artışların kim tarafından yapıldığının ve kimin koyduğunun farkına bile varmaz. Ancak uzun vadede, vergilerdeki bu artışlar ağırlığını hissettirmeye başlayıp itidal halini aşar. Çünkü halk, üretim faaliyetleri sonucu elde ettikleri kâr ve kazanç ile ödedikleri vergi borcunu karşılaştırdıklarında, ortaya çıkan durum, onların üretime katılma isteğini yok ederek, bu da Umrâna katkıda bulunmalarını engeller.[18]

    2.     FİYAT OLUŞUMU

    İbn Haldûn insanların ihtiyaç duyduğu temel maddeleri zaruri ihtiyaçlar ve tamamlayıcı ihtiyaçlar diye ikiye ayırır. Ona göre zaruri ihtiyaçlar insanların hayatlarını idame etmeleri için ihtiyaç duydukları temel gıda malzemeleridir. Bunlar buğday, arpa, baklagiller gibi temel ihtiyaçları teşkil eder. Diğeri ise tamamlayıcı maddelerden oluşan temel ihtiyaçlardaki eksiklikleri giderici maddelerdir. Bunlar da meyveler, elbiseler, kap kacak, binitler ve binalar gibi ikinci derece hayatı idame ettiren ihtiyaçlardır.[19]

     İbn Haldûn’a göre fiyatların belirlenmesinde arz ve talep dengesini oluşturan temel saik popülasyondur. Ona göre bedevi yaşam koşulları çerçevesinde insanların ihtiyaç duyduğu şey, temel gıda malzemeleridir. Buğday, arpa, baklagiller gibi ihtiyaç malzemeleri bedevi yaşam ortamlarında veya nüfusu az olan yerleşim merkezlerinde daha pahalıdır. Bunun nedeni buralarda iş gücü azlığından veya kıtlık korkusundan insanlar ellerindeki malzemeyi depolayıp saklarlar. Böylece piyasada az bulunan bu malzemelerin değeri yükselir. Kalabalık yerleşim yerleri veya büyük şehirlerde ise temel gıda malzemeleri daha ucuz olur. Bunun nedeni ise herkes kendisine yetecek kadar gıdayı alıp depoladığı için elde kalan stokların piyasası ucuzlar.[20]

    İkinci derecede ihtiyaç maddeleri olan tamamlayıcı malzemelerin fiyatı ise temel gıdaların tam tersinedir. Çünkü nüfusu az olan yerlerde servet az olduğundan dolayı insanlar zaruri ihtiyaç sayılmayan bu malzemelere çok rağbet etmezler dolaysıyla fiyatları da ucuz olur. Şehirlerde ise insanlar nispeten servet sahibi ve lüks yaşama alıştıkları için ikinci derece ihtiyaç malzemesi olan bu maddelere çok talep gösterirler. Dolaysıyla nüfusun kalabalık olduğu yerlerde bu malzemeler pahalı olur.[21]

    İş gücü fiyatına gelince İbn Haldûn’a göre kırsal kesimlerde iş gücü ucuzdur. Şehirlerde ise sanayi ve binalar gibi maharet ve ustalık isteyen iş gücü lüks yaşam, zenginlerin hassas talepleri ve ustaların kendilerini ağırdan almaları nedeniyle pahalı olur.[22]

    3.     EKONOMİ ve ŞEHİR HAYATI

    İbn Haldûn şehir hayatında ekonominin temel unsurunu iş bölümüne bağlar. Çünkü insanlar ihtiyaç duydukları şeyleri yalnız başlarına sağlayamazlar. Ona göre herhangi bir yerleşim yerinde her üretici öncelikle kendi ihtiyacından fazlasını üretir.[23]Üretim fazlası bu mallar, gerek üretim araçlarına gerekse hayatın diğer gereksinimlerine harcanır.[24]

    İbn Haldûn’a göre şehirlerdeki refah seviyesi o şehrin popülâsyonuyla doğru orantılıdır. Yani bir şehrin nüfusu kalabalık ise orada canlı bir hayat vardır. İnsanlar daha zengin, daha modern ve daha lüks içerisinde yaşar. Bunun nedeni o şehirlerde ihtiyaç dışında üretim fazlası malların lüks yaşamı tetiklemesidir.[25]Lüks yaşam ise yeni sanat ve meslek dallarının ortaya çıkmasına alanında ihtisas sahibi olan mümeyyiz sanat ve meslek erbabı kişilerin doğmasına yol açar. Bunun sonucunda süslü binalar, daha lüks ve konforlu giyecek ve ev araçları ortaya çıkar. Dolaysıyla bu yeni meslekler piyasayı ve şehri daha da canlı tutar. Tabi büyük şehirlerdeki bu yaşam tarzı sadece üreticilerle sınırlı değil her türlü meslek ve iş sahibini etkiler.[26]

    İbn Haldûn yaşadığı dönemi esas aldığı için her şehirde yaşayan insanların gelir ve giderlerinin denk olduğunu söyler. Aslında meslek sahibi veya ticaret ehli için geçerli olan bu durum günümüzde hizmet sektörünü dışarıda bırakır. Muhtemelen İbn Haldûn’u hizmet sektörü içinde bu görüşe sevk eden unsur o zamanda devletlerin birçoğunda merkezi yönetim yerine feodal yönetimler söz konusu olmasıdır.        

    4.     RIZIK ELDE ETME ve EMEK 

    İbn Haldûn rızık ve kazancı birbirinden ayrı tutar. Ona göre rızık kişinin faydalanıp ihtiyacını giderdiği semerelerden oluşan kazançtır. İhtiyaçların giderilmesinde kullanılmayan mal, sahibi için rızık değil kazanç olarak isimlendirilir. Kişinin çalışarak elde ettiği ihtiyaç fazlası mal ve servet de kazanç kategorisine girer. Bu konudaki görüşlerini Ehl-i Sünnet âlimlerine dayandıran İbn Haldûn’a göre, miras olarak bırakılan mal ölen kişi için rızık değil kazançtır. Çünkü ondan yararlanmamıştır. Ancak o mirasla ihtiyacını karşılayan mirasçılar için o mal rızık olarak isimlendirilir.[27]

    Bir üretim faktörü olarak emek iktisadi faaliyetin en önemli unsurudur. İktisadi hayatta, iktisadi faktörler içinde en değerli ve en fazla yaratıcı olan faktördür. Toplumsal refahın kaynağı olup bireylerin kişiliğine bağlıdır. İnsan emeği olmadan ne doğanın kıt kaynakları çoğaltılabilir, ne de kıt olan mal ve hizmetler üretilebilir. Bu açıdan emeği, insanın ekonominin emrine sunduğu fikri ve fiziki kabiliyet olarak tanımlamak mümkündür. İbn-i Haldûn iktisadi düşünce tarihinde emeği, değerin kaynağı ve mülkiyetin temeli olarak gören ilk düşünürlerdendir. Ona göre üretimin temel faktörü emektir.[28]İbn Haldûn’a göre rızık elde etmek için mutlaka çalışıp çaba sarf etmek gerekir. Ona göre rızık veya kazanç elde etmek için emek sarf etmek şarttır. Emek, her türlü kazanç ve servetin olmazsa olmazıdır. Ona göre kazanç, insan emeğinin kıymetinden ibarettir.[29]

    Dünyadaki bütün mal ve birikimler için kıymet ölçüsü iki şeydir bunlar ise; altın ve gümüştür.[30]Ayrıca kazancın bolluğu ile Umran arasında da ciddi bir ilişki vardır. Bir yerde kalabalık bir Umran varsa orada rızık ve kazanç elde etmek daha kolaydır. Umranın eksilmesiyle çalışma ve emek azalır. Bu da neticede piyasanın durmasına ve kazancın azalmasına yol açar.[31]    

    5.     KAZANÇ YOLLARI 

    İbn Haldûn geçim ve kazanç yollarını yöneticilik (emirlik), ticaret, çiftçilik ve sanat olarak taksim eder. Ona göre emirlik tabii bir geçim yolu değildir. Emirlik halktan toplanan vergi ve harçlar üzerine kurulan devlet yönetiminde bulunan herkesi kapsamaktadır. Günümüz ifadesiyle memuriyet veya hizmet sektörü dediğimiz alanı kapsamaktadır ki İbn Haldûn bu tür geçim yolunu tabii yollardan saymamaktadır.[32]İbn Haldûn’a göre hizmet sektöründe çalışanların bir kısmı devlet görevlileridir. Bunlar asker, polis, kâtip gibi görevlilerdir. Bunların geçimi devletin topladığı vergilerden sağlanır. Diğer kesim ise kişilerin hizmetinde çalışan kişilerdir. İbn Haldûn’a göre başkasının adamı olarak emrinde çalışmak tabii bir geçim yolu değildir. Aynı zamanda bu tür çalışma yöntemleri insanların kişiliklerini dahi değiştirecek niteliktedir.[33]

    Çiftçilik bilinen en eski geçim yöntemidir. Çiftçilik için çok düşünmeye, ilme ve ince hesaplamalara çok ihtiyaç olmadığından insanlığın ortaya çıktığı tarihten beri bilinen en basit geçim yoludur. İbn Haldûn kara ve deniz avcılığının yanı sıra hayvancılığı da çiftçilik kategorisinde inceler. Yine ona göre çiftçilik zayıf ve bedevilerin geçim yolu olarak tanımlanır. Çiftçilikle uğraşan kişilerin refah ve zenginlik seviyesine ulaşamayacağını söyler.[34]

    Bir diğer geçim yolu olan sanatlar çiftçilikten sonra ikinci sırada gelir. Sanat ilme, düşünmeye ve ince hesaplamalar yapmaya ihtiyaç duyan kompleks bir uğraştır. Sanat işleri ile bedeviler değil şehirliler uğraşır. Bu yüzden de belli bir Umran birikimini gerekli kılar.

    İbn Haldûn’a göre ticaret, kazanç için tabii bir yol olmakla birlikte bu yolla kazanç elde etme usulü birtakım kurnazlıklara, mal alıp satarken araya eklenen kâr üzerinden bir kazanç sağlanır.[35]Ona göre bu şekilde kazanç elde etmek bir nevi kumara benzese de elde edilen mal bir karşılıkla sağlandığı için meşru bir yoldur.[36]

    İbn Haldûn define ve hazine arama yoluyla kazanç elde etmenin de tabii bir yol olmadığını vurgular.[37]Ona göre bu işlerle uğraşan insanlar kıt akıllı insanlardır. Koca yeryüzünü tarayıp toprağın altından define çıkarma boş bir uğraştır. Ancak binde bir defa tesadüfen bu tür definelere denk gelmek mümkün olur. Bu konularla ilgili haritalar, tılsımlar ve sair işler de tamamen bir aldatmadan ibarettir. Çünkü hiç kimse yerin altına gömdüğü servetini istikbalde tanımadığı insanlara bulmaları için bir harita veya pusula oluşturmaz. Serveti olan onu kendisinden sonra gelen mirasçılarına veya akrabalarına bırakır.[38]

    6.     TİCARET

    İbn Haldûn ticareti kısaca “ucuza alıp pahalıya satmak” olarak tanımlar. Ona göre ticaret; un, ziraî mahsuller, hayvan ve kumaş gibi ticari malların ucuza alınıp pahalıya satılmasıyla gerçekleşir. Bazen de piyasada gerçekleşen deflasyon neticesinde elindeki mal sayesinde tüccar bir anda servetini birkaç kat arttırır.[39]  

    Ticaretten kazanç elde etme yolları şöyledir: 1- Eldeki malın piyasanın havale geçirmesiyle çok yüksek fiyata satılması,[40]2- Eldeki malın çok daha yüksek miktara satabileceği başka bir yere götürülmesi, 3- Ya da eldeki malın vadeli olarak yüksek fiyata satılmasıyla gerçekleşir. Genellikle satılan mal ne kadar yüksek fiyata verilse de aradaki kar payı düşük kalır. Bu yüzden sermayenin miktarı arttıkça elde edilecek karın miktarı da artacaktır.[41]Ticaret içerisinde en çok risk barındıran mesleklerdendir. Ticarette aldatma, hile, ölçü tartıyı eksik tutma,[42]malın bedelini geç ödeme veya inkâr etme gibi kritik durumlarla karşı karşıya kalmak her zaman mümkündür. Bu durumda ticaret erbabının yazıyla kayıt veya şahit tutması çok önem arz eder. Ticarette bazen büyük meşakkatlerle elde edilmiş bir sermayenin bir anda tamamen elden çıkması da mümkündür. İbn Haldûn’a göre büyük tüccarların bazı devlet makamlarıyla gelecek olumsuzluklardan korunmak için iyi ilişkiler kurması gerektiğini vurgular.[43]  

    İbn Haldûn ticaretle uğraşan kişilerin karakterleri hakkında da ilginç tespitlerde bulunur. Ona göre, genellikle ticaretle meşgul olan kişiler düşük ahlaklı olur. Çünkü ticaret yapan kişi sürekli karşısındaki kişiye karşı üstün gelmek ister. Bu durum zamanla karakter halini alır. Daha da kötüsü ticarette hile ve aldatmayı meslek ve karakter haline getiren tüccar ise rezillikle tavsif edilir. Ticaretle meşgul olanlar arasında onurlu ve üstün ahlaklı kişiler de vardır. Ancak bunların sayısı çok azdır.[44]   

    İbni Haldun’a göre kazancın bütününü sermaye ile ilişkilendirmek doğru değildir. Bunun sebebi sermayeden kar elde etmede ve kazanca dönüştürmekte emeğin payının inkâr edilemez olmasıdır. İbni Haldun’a göre emekten yoksun olan ve spekülasyona, hileye, aldatmacaya başvuran bir tüccar kumarbaz gibidir. Bu tür bir ticaret varlığı itibariyle meşru olmadığı gibi bireyin ahlakı ve psikolojisi üzerinde de sakıncalı etkiler meydana getirebilir. İnsanın yaradılışı gereği az sürede çok mal kazanma arzusu onu hile ve spekülasyona yönlendirebilir.[45]

    7.     SANAT ve MESLEKLER

    İbn Haldûn’a göre sanatı oluşturmanın iki yönü vardır. Bir yönü ilmi ve fikri, diğer yönü ise cismi ve maddidir. Sanatın maddi-cismi yönü onun en mükemmel yönüdür. Çünkü bu suretle nakli daha rahat olur. Bir haber veya düşüncenin nakline oranla mücessem bir sanatın taşınması ve ona bakılarak elde edilecek olan meleke daha mükemmel olur. Sanatın ilmi- fikri yönü tekrar ve sürekliliğe dayandığı için sanatın temelini oluşturan adım meleke olarak ifade edilir.[46]

    İbn Haldûn sanatı başka bir açıdan üçe ayırır: 1- İster zaruri olsun veya olmasın geçim kaynağı olarak gerçekleştirilen sanatlar, 2- insanın özelliği olan düşünceye özgü sanatlar ve 3- Askerlik sanatı.[47]  

    İbn Haldûn’a göre en iyi sanatlar, medeni umranın mükemmelleşmesi ve çoğalmasıyla gerçekleşir. Ona göre şehir kalabalıklaşıp medenileştikçe sanatlar tezahür eder veya mükemmelleşmeye başlar. Bedevi ve nüfusu az olan toplumlarda insanlar daha çok yeme, içme, barınma ve güvenlik gibi kaygılardan dolayı ince sanatlar ortaya koyamazlar. Ancak bazı kaba sanatlar üretebilirler. Umran arttıkça, nüfus kalabalıklaşıp lüks yaşam tarzları ortaya çıktıkça sanatkârlardan beklentiler de artmaya başlar ve onlardan daha ince sanatlar veya yeni sanatlar ortaya koymaları beklenir. Bütün bunların yanında gerçek nitelikte sanatların ortaya çıkması ancak uzun süre yaşayan şehir ve toplumları gerekli kılar. Dolaysıyla bir toplum ne kadar medeni ve kalabalık olursa olsun eğer gerçek bir sanatı ortaya koyabilecek ömre sahip değilse orada sanat üretimi gerçekleşemez. Bazen bu süre için birçok neslin geçmesi gerekebilir.[48]    

    İbn Haldûn’un sanatı iktisadi hayatın bir parçası olarak ele alması, yaşadığı çağa göre ne kadar öngörülü olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarını doyuma ulaştırmadan sanat üretemeyecekleri hakikati en güzel bir surette ifade edilmiştir.


    KAYNAKÇA

    Akşit, Niyazi, Kültür ve Tarih Ansiklopedisi.Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004.

    el- Husrî, Sâtî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar. Trc. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2001.

    Erol, Sevgi Işık, “İktisadi Kalkınmada Değerlerin Rolü (İbni Haldun’un Perspektifinden)”. Çalışma İlişkileri Dergisi2/3 (Temmuz 2012): 49-65.

    Görgün, Tahsin, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi.19: 543-555. Ankara: TDV Yayınları 1999.

    Güngörmez, Zeynep, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, Uluslararası İbn Haldûn Sempozyumu (Çorum, 01-03 Kasım 2013). Haz. Mesut Okumuş, Ömer Dinç, 251-259. Ankara: Çorum Belediyesi Kültür Yayınları, 2015.

    İbn Haldûn, Abdurrahman b. Muhammed b. Haldûn Hadramî (1332/1406). Mukaddime. Trc. Halil Kendir. Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004.


    Özel, Mustafa, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, Dîvân İlmi Araştırmalar Dergisi 21/2 (2006): 1-8.

    Uludağ, Süleyman, “İbn Haldûn”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi.19: 538-543. Ankara: TDV Yayınları 1999.

    Yıldırım, Ertuğrul, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri, Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2006.

    ez-Zirikli, Hayreddin, el-A‘lam, b.y. 2002.



    [1]İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı doktora öğrencisi.


    [2]ez-Zirikli, Hayreddin, el-A‘lam, (b.y. 2002), 3: 330; Süleyman Uludağ, “İbn Haldûn”,Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları 1999), 19:538-543; Niyazi Akşit, Kültür ve Tarih Ansiklopedisi(Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004), 1: 360.

    [3]Uludağ, “İbn Haldûn”,  19: 538-543.


    [4]Uludağ, “İbn Haldûn”, 19: 538-543.

    [5]Uludağ, “İbn Haldûn”, 19: 538-543.

    [6]Sâtî el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, trc. Süleyman Uludağ (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2001), 397-399.

    [7]Tahsin Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi(Ankara: TDV Yayınları 1999), 19: 543-555.

    [8]Abdurrahman b. Muhammed b. Haldûn Hadramî (1332/1406), Mukaddime, trc. Halil Kendir(Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004), 2: 369.

    [9]Ertuğrul Yıldırım,İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri(Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2006), 84-86.

    [10]İbn Haldûn,Mukaddime,1: 371.

    [11]İbn Haldûn, Mukaddime,1: 377.

    [12]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  376.

    [13]İbn Haldûn, Mukaddime,1: 371.

    [14]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  372.

    [15]Yıldırım,İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri, 80.

    [16]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  379.

    [17]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  373.

    [18]Yıldırım, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri,77.

    [19]İbn Haldûn, Mukaddime, 2: 494.

    [20]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 400.

    [21]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 399.

    [22]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 495.

    [23]Mustafa Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, Dîvân İlmi Araştırmalar Dergisi 21/2 (2006): 1-8.

    [24]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 491; Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, 19: 543-555.

    [25]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 405.

    [26]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 491, 492.

    [27]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 520, 521.

    [28]Yıldırım, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri,31.

    [29]el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 401; Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, 5.

    [30]Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, 4.

    [31]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 522; el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 401,404.

    [32]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 523.

    [33]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 525; Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, 19: 543-555.

    [34]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 540.

    [35]Zeynep Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, Uluslararası İbn Haldûn Sempozyumu (Çorum, 01-03 Kasım 2013), haz. Mesut Okumuş, Ömer Dinç, (Ankara: Çorum Belediyesi Kültür Yayınları, 2015), 251.

    [36]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 523, 524.

    [37]el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 407.

    [38]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 527- 530.

    [39]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 541.

    [40]Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 253.

    [41]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 542.

    [42]Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 255.

    [43]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 542-543; Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 254.

    [44]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 544; Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 251.

    [45]Sevgi Işık Erol, İktisadi Kalkınmada DeğerlerinRolü (İbni Haldun’un Perspektifinden), Çalışma İlişkileri Dergisi2/3 (Temmuz 2012): 49-65.

    [46]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 553.

    [47]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 554.

    [48]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 555-556.
  • 1. To kill a mockingbird
    2. The vow
    3. Little children
    4. Reservoir dogs
    5. Leon: The professional
    6. Witness for the prosecution
    7. Rear window
    8. The usual suspects
    9. Gladiator
    10. Goodfellas
    11. The shining
    12. Modern times
    13. It is a wonderful life
    14. Taxi driver
    15. City lights
    16. One flew over Cuckoo's nest
    17. The kid
    18. Bir küçük eylül meselesi
    19. Kelebeğin rüyası
    20. Seven
    21. Schindler's list
    22. The Godfather: part 3
    23. The boy in the striped pyjamas
    24. The pianist
    25. Passengers
    26. No strings attached
    27. Silver linings playbook
    28. The blind side
    29. Room
    30. About time
    31. Closer
    32. Trance
    33. Vizontele
    34. A clockwork orange
    35. Vizontele Tuuba
    36. Memento
    37. Raiders of the last ark
    38. Back to the future
    39. The Godfather: part 2
    40. Paths of glory
    41. The departed
    42. Her şey aşktan
    43. Sevimli ve tehlikeli
    44. Senden bana kalan
    45. Delibal
    46. Dedemin fişi
    47. Cebimdeki yabancı
    48. Requiem for a dream
    49. The notebook
    50. Kong Skull island
    51. Mother!
    52. Berlin Syndrome
    53. The hangover
    54. The hangover: part 2
    55. The hangover: part 3
    56. Hacksaw Ridge
    57. Flipped
    58. Godfather
    59. Just like heaven
    60. The shawshank redemption
    61. The cobbler
    62. Forrest Gump
    63. Titanic
    64. The butterfly effect
    65. Begin again
    66. Intouchables
    67. American beauty
    68. American history X
    69. The lord of the rings: The two towers
    70. 12 angry men
    71. The lord of the rings: The return of the king
    72. Crash
    73. Midnight in Paris
    74. Million dollar baby
    75. Walk the line
    76. Erin Brokovich
    77. Manchester by the sea
    78. Still Alice
    79. Catch me if you can
    80. Gone girl
    81. Boyhood
    82. Babam ve oğlum
    83. The social network
    84. 12 years a slave
    85. Argo
    86. Iris
    87. Juno
    88. Sofra sırları
    89. Bird box
    90. Captain Fantastic
    91. The imitation game
    92. The fault in our stars
    93. The Martian
    94. Whiplash
    95. Fight club
    96. Inception
    97. Psycho
    98. Black swan
    99. The green mile
  • TÜRKİYE'DEKİ İLLERİN MEŞHUR YERLERİ/YİYECEKLERİ

    1. ADANA - Kebap, Şalgam, Pamuk
    2. ADIYAMAN - Nemrut Dağı, Cendere Köprüsü
    3. AFYONKARAHİSAR - Kaymak, Sucuk, Mermer
    4. AĞRI - Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü
    5. AKSARAY - Ihlara Vadisi,Eğri Minare, Yılanlı Kilise
    6. AMASYA – Elma,Borabay Gölü, Amasya Kalesi
    7. ANKARA - Anıtkabir,Tiftik Keçisi,Ankara Kalesi
    8. ANTALYA - Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları
    9. ARTVİN -Kafkasör Şenlikleri, Çoruh Nehri, Karagöl – Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları
    10. ARDAHAN – Çıldır Gölü, Kaşar Peyniri,Kesme aşı, Kaygana
    11. AYDIN - İncir,Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri, Kuş Adası
    12. BALIKESİR - Höşmerim Tatlısı, Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini,Kaz Dağları
    13. BARTIN - Amasra Kalesi,İnkum Plajı, Bartın Çayı
    14. BATMAN - Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi
    15. BAYBURT - Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri
    16. BİLECİK -Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu
    17. BİNGÖL - Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi
    18. BİTLİS - Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Büryan Kebabı
    19. BOLU - Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri,
    20. BURDUR - Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri
    21. BURSA - Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri,
    22. ÇANAKKALE - Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı
    23. ÇANKIRI - Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri
    24. ÇORUM - Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi
    25. DENİZLİ - Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti,Karahayıt Kaplıcaları
    26. DİYARBAKIR - Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları
    27. DÜZCE - Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı
    28. EDİRNE - Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri
    29. ELAZIĞ - Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü
    30. ERZİNCAN - Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği
    31. ERZURUM - Cağ Kebabı,Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi
    32. ESKİŞEHİR - Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı,Tarihi Odun Pazarı Evleri
    33. GAZİANTEP - Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri
    34. GİRESUN -Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi
    35. GÜMÜŞHANE - Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı
    36. HAKKARİ - Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale)
    37. HATAY - Künefe,Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları,Biberli ekmek, Kağıt kebabı
    38. IĞDIR - Kayısı, Pamuk Üretimi,
    39. ISPARTA - El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Gül,Davraz Dağı Kayak Merkezi
    40. İSTANBUL - İstanbul Boğazı,Ayasofya Müzesi,Sultanahmet Camii,Kız Kulesi,Galata Kulesi
    41. İZMİR - Kordon,Boyoz,Kumru,Lokma,İzmir Köftesi,Tire Kebap, Ekmek Dolması
    42. KAHRAMANMARAŞ - Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları,Maraş Kalesi
    43. KARABÜK - Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu
    44. KARAMAN - Karaman Koyunu,Yunus Emre Camii,Lal Hamamı
    45. KARS - Kars Kazı,Sarıkamış Kayak Merkezi
    Kars Kalesi
    46. KASTAMONU - Taşköprü Sarımsağı,Kuyu Kebabı,Çekme Helva
    47. KAYSERİ - Kayseri Pastırması,Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti
    48. KIRIKKALE - Silah Müzesi ve Fabrikaları
    49. KIRKLARELİ - Dupnisa Mağarası, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri
    50. KIRŞEHİR - Ahi Evran Heykeli,Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Mucur Yeraltı Şehri
    51. KİLİS - Kilis Yorganları
    52. KOCAELİ - Pişmaniye,Değirmendere Fındığı,Kandıra Yoğurdu
    53. KONYA - Mevlana Türbesi,Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti,
    54. KÜTAHYA - Kütahya Çinisi, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi,
    55. MALATYA - Malatya Kayısısı,Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri
    56. MANİSA - Mesir Macunu,Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma'nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri
    57. MARDİN - Kaburga Dolması,Mardin Kalesi, Taş Evleri
    58. MERSİN - Tantuni,Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu
    59. MUĞLA - Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi
    60. MUŞ - Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü
    61. NEVŞEHİR - Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbes
    62. NİĞDE - Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu
    63. ORDU - Fındık,Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası
    64. OSMANİYE - Yer Fıstığı,Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri,
    65. RİZE - Çay,Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı
    66. SAKARYA - Islama Köfte,Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri
    67. SAMSUN - Atatürk Anıtı,Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi
    68. SİİRT - Siirt Fıstığı,Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi
    69. SİNOP - Tarihi Sinop Cezaevi,Sinop Kalesi
    Sinop Balatlar Kilisesi
    70. SİVAS - Kangal Köpeği,Buruciye Medresesi, Gök Medrese,Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri
    71. ŞANLIURFA - Çiğ Köfte, Göbekli Tepe,Harran Şehri, Balıklı Göl
    72. ŞIRNAK – Hz. Nuh Kabri,Kutlık,Perde Pilavı
    73. TEKİRDAĞ - Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi
    74. TOKAT - Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası
    75. TRABZON - Trabzon Ekmeği,Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı
    76. TUNCELİ - Munzur Vadisi Milli Parkı,Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri
    77. UŞAK -Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye'deki İlk Şeker Fabrikası
    78. VAN - Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi
    79. YALOVA - Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi
    80. YOZGAT - Testi Kebabı,Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları
    81. ZONGULDAK - Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

    Güzel Ülkemin güzel şehirleri. Bunlar şehrin adını duyduğumuzda aklımıza gelen meşhur şeylerden birkaçıdır. Tabi ki her şehrin meşhur yerleri ve yiyecekleri bundan kat kat fazladır.

    Bu bilgileri derlemek ve paylaşmak istedim. Bu vesile ile Ülkemin farklı şehrinden olan herkese selam ve saygılarımı gönderiyorum. :)
  • 1000kitap'ta düzenlediğim ilk yazar etkinliği. Böyle etkinlik alanı parselleme görülmedi! Resmen bir Parcel Proust...

    2019 yılını kendi adıma Marcel Proust yılı ilan ettiğim için bu yolda benle birlikte kaybolacak okur arkadaşlarım çıkar diye 1 yıllık bir okuma etkinliği yapma kararı aldım.

    Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisiyle kaybolmaya ne dersiniz?

    Hiç okumayanlar, Marcel Proust'la tanışmak isteyenler, okumak isteyip cesaret edemeyenler bu etkinlik belki tam size göre olabilir!

    Kitapların Okunacağı Tarih: 01/01/2019 - 01/01/2020

    Yanlış başlamamanız için Kayıp Zamanın İzinde Serisi adına Okuma Sırası :
    1- Swann'ların Tarafı
    2- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
    3- Guermantes Tarafı
    4- Sodom ve Gomorra
    5- Mahpus
    6- Albertine Kayıp
    7- Yakalanan Zaman
    UYARI : "Kayıp Zamanın İzinde (özel kutulu, 2 cilt takım), Marcel Proust" adı geçen 2 ciltli basımı kimse önermiyor yazı puntolarının çok küçük ve göz yorucu olmasından dolayı. Eğer kitapları yeni edinecekler varsa tek tek edinmeyi tercih edebilirler.

    Paylaşmak istediğiniz, beğendiğiniz alıntı ve Proust kitabı incelemelerinizi bu ileti altında paylaşabilirsiniz.

    Yazarın bütün kitapları okunacak şeklinde bir zorunluluk olmamakla birlikte dileyen, yazarın başka kitaplarını okumakta da serbesttir. Katılmak isteyenler okumak istedikleri kitapla ya da seriyle birlikte aşağıya ismini yazarsa hep birlikte güzel bir etkinlik gerçekleştirmiş oluruz. Marcel Proust okumaya cesaret edenleri aşağıya alalım. :)

    Katılımcılar:
    1- Oğuz Aktürk
    2- Serkan Mutlu
    3- Gamze Özmen
    4- Thomas Magnus
    5- Semih
    6- Esra
    7- Roland Deschain
    8- Mamoste
    9- İbrahim (Sisifos)
    10- EDexter
    11- Esther. Sema
    12- Seda
    13- Gül
    14- arifsahin
    15- Lily
    16- Yusuf Çorakcı
    17- Homeless
    18- Poyrazmusa
    19- Filiz
    20- Nesrin A.
    21- ercanscgn.
    22- Sezen B.
    23- Sinan
    24- https://1000kitap.com/vanimelda
    25- NigRa
    26- Neslihan T.
    27- Ebru Ince
    28- Erhan Akın
    29- Burcu
    30- Tia
    31- Asl23
    32- Ayhan GÜVEN
    33- Liliyar
    34- Necmettin Zafer
    35- Samyeli
    36- İclal
    37- Lady Godot
    38- Sergen Özen
    39- Havvanur
    40- Gülşen...
    41- Berika•
    42- Rojhilat
    43- Nisa
    44- Fatma Çatal
    45- Esra Koç
    46- Büşra A.
    47- Éomer
    48- Nur...
    49- Esra Duran
    50- Şebnem Aysan
    51- Oğuz Kılıç
    52- Özlem Ülküseven
    53- Beyza
    54- Murat Yılmaz
    55- Şehrinaz Demirtaş
    56- Şevin
    57- Damien
    58- Elf_Ksk
    59- Nihâl
    60- Dilek Arslan
    61- Meltek
    62- Canan
    63- Berat Akkurt
    64- Black Creature
    65- Can Arısan
    66- Mathilda
    67- Elif Kimya
    68- Ömer
    69- Bahar
    70- Muhibb-i Kitap
    71- Meryem
    72- Merve
    73- Dengesizlady ;)
    74- ayşe nur
    75- Prenses Mononoke
  • 1-Kadınlar Okulu (Andre Gide)
    2-Martin Eden (Jack London)
    3-Vahşetin Çağrısı (Jack London)
    4-Beyaz Diş (Jack London)
    5-Demir Ökçe (Jack London): Distopya-ütopya
    6-Deniz Kurdu (Jack London)
    7-Kırmızı ve Siyah (Stendhal)
    8-Parma Manastırı Stendhal
    9-Karamazov Kardeşler (Fyodor Dostoyevski)
    10-Kumarbaz (Fyodor Dostoyevski)
    11-Budala (Fyodor Dostoyevski)
    12-İnsancıklar (Fyodor Dostoyevski)
    13-Yeraltından Notlar (Fyodor Dostoyevski)
    14-Ezilenler (Fyodor Dostoyevski)
    15-Delikanlı (Fyodor Dostoyevski)
    16-Beyaz Geceler (Fyodor Dostoyevski)
    17-Ecinler (Fyodor Dostoyevski)
    18-Öteki (Fyodor Dostoyevski)
    19-Savaş ve Barış (Lev Tolstoy)
    20-Hacı Murat (Lev Tolstoy)
    21-Diriliş (Lev Tolstoy)
    22-Bulantı (Jean-Paul Sartre)
    23-Don Kişot (Miguel de Cervantes)
    24-Üç Silahşörler (Alexandre Dumas)
    25-Kamelyalı Kadın (Alexandre Dumas ile aynı adı taşıyan oğlu tarafından yazılmış.)
    26-Notre Dame'ın Kamburu (Viktor Hugo).
    27-Gurur Dünyası (William Makepeace Thackeray) BBC en iyi İngiliz romanları arasında göstermiş.
    28-Oblomov (İvan Gonçarov)
    29-Robinson Crusoe (Daniel Defoe)
    30-İki Şehrin Hikayesi (Charles Dickens)
    31-David Copperfield (Charles Dickens)
    32-Denemeler (Montaigne) : Deneme türü okumayı sevenler için.
    33-Biz (Yevgeni İvanoviç Zamyatin): Distopya, bilimkurgu, roman. Sayfa sayısı:208,256..değişiyor.
    34-Karanlığın Yüreği (Joseph Conrad)
    35-İlk Aşk (İvan Turgenyev):
    36-Babalar ve Oğullar (İvan Turgenyev)
    37-Tom Sawyer'ın Maceraları (Mark Twain):Çocuk edebiyatı
    38-Yaşlı Adam ve Deniz (Ernest Hemingway)
    39-Goriot Baba (Honoré de Balzac)
    40-İki Yeni Gelinin Anıları (Balzac)
    41-Veba (Albert Camus)
    42--Ölü Canlar (Nikolay Vasilyeviç Gogol)
    43-Körleşme (Elias Canetti)
    44-Dublinliler (James Joyce)
    45-Ana (Maksim Gorki)
    46-Dorian Gray'in Portresi (Oscar Wilde)
    47-Oğullar ve Sevgililer (D. H. Lawrence)
    48-Kaybolan Masumiyet (Thomas Hardy) (Tess ismiyle de çevirisi bulunuyor)
    49-Kara Ok (Robert Louis Stevenson )
    50-Define Adası (Robert Louis Stevenson )
    51-Tom Jones (Henry Fielding): İlk basımı 1749. Dünyada yazılmış ilk romanlardan biriymiş. Filmi de varmış.
    52-Joseph Andrews (Henry Fielding )
    53-Hayvan Çiftliği (George Orwell )
    54-Germinal (Emile Zola)
    55-Nana (Emile Zola)
    56-Meyhane (Emile Zola)
    57-Washington Meydanı (Henry James )
    58-Daisy Miller (Henry James )
    59-Bir Kadının Portresi (Henry James)
    60-Yürek Burgusu (Henry James)
    61-Karanlığın Yüreği (Joseph Conrad)
    62-Ses ve Öfke (William Faulkner)
    63-Döşeğimde Ölürken (William Faulkner)
    64-Beyazlı Kadın (Wilkie Collins)
    65-Aytaşı (Wilkie Collins)
    66-Carmen (Prosper Merimee)
    67-Ekmekçi Kadın (Xavier de Montepin)
    68-Lolita (Vladimir Nabokov)
    69-Gecenin Sonuna Yolculuk ( Louis-Ferdinand Celine)
    70-Aya Yolculuk (Jules Verne)
    71-Faust (Johann Wolfgang von Goethe)
    72-Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Erich Maria Remarque)
    73-Beyaz Zambaklar Ülkesi (Grigory Petrov): Anı (Hatırat)
    74-Değirmenimden Mektuplar (Alphonse Daudet)
    75-Michael Kohlhaas (Heinrich von Kleist): Uzun öykü. Sayfa sayısı:120
    76-Operadaki Hayalet (Gaston Leroux)
    77-Maça Kızı (Aleksandr Puşkin)
    78-Gazap Üzümleri (John Steinbeck)
    79-Kim (Rudyard Kipling): Çocuk edebiyatı
    80-Söğütlerdeki Rüzgâr (Kenneth Grahame): Çocuk edebiyatı
    81-Howards End (E.M.Forster)
    82-Agnes Grey (Anne Bronte)
    83-Rebecca (Daphne Du Maurier)
    84-Frankenstein (Mary Shelley)
    85-Siyah İnci (Anna Sewell): Çocuk edebiyatından. Yazarın tek kitabı.
    86-Tom Amca'nın Kulübesi (Harriet Beecher Stowe)
    87-Middlemarch (George Eliot)
    88-Deniz Feneri (Virginia Woolf)
    89-Mrs. Dalloway (Virginia Woolf)
    90-Profesör (Charlotte Bronte)
    91-Villette Geçmişin Gölgesinde (Charlotte Bronte)
    92-Shirley (Charlotte Bronte)
    93- Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi (Ann Radcliffe): İngiliz bir yazar daha. Gotik edebiyatın temsilcilerinden.
    94-Masumiyet Çağı (Edith Wharton)
    95-Emma (Jane Austen)
    96-Kırmızı Zambak (Anatole France):Nobel ödülü almış olan Fransız yazarın kitapları biraz ağır olduğu yönünde yorumlarla karşılaştım. Türkçeye çevrilmiş kitapları da bayağı varmış.
    97-Hamlet (Shakespeare ): Sanırım Shakespeare bu listede olmasaydı olmazdı.
    98-Macbeth (Shakespeare)
    99-Romeo ve Juliet (Shakespeare)
    100-Dünya Nimeti (Knut Hamsun): Yazara Nobel Ödüllü kazandıran kitap.
    101-Martı (Anton Çehov)
    102-Vişne Bahçesi (Anton Çehov): Tiyatro Oyunu
    103-Son Yaprak (O. Henry): 11 kısa öykünün yer aldığı bir eser.

    Kaynak: https://maksatgelisim.blogspot.com/...eri-listesi.html?m=1
  • BAKIN KUR'ANI KERiM BiZiM NASIL OLMAMIZI iSTiYOR....
    Rahman ve Rahim olan Allahin adiyla.
    1. Yalandan uzak dur. (Saff 2.)
    2. İnanma duygunu diri tut. (Necm 3.)
    3. Kendini fazla abartma. (Müddesir1-5.)
    4. Anne ve babana "öff" bile deme. (İsra 23.)
    5. Çıkarcı olma Adil davran. (Rahman 7-9.)
    6. Kibirli olma alçakgönüllü davran. (İsra 37.)
    7. Bencil olma, tebrik etmeyi bil. (Munafikun 4.)
    8. Vazgeçilmez olmadığını kabul et. (yunus 12.)
    9. Heveslerini kendine ilah edinme. (Furkan 43.)
    10. İyiliği karşılık beklemeden yap. (Muhammed 7.)
    11. Merhametli olmaktan asla vazgeçme. (İbrahim 42.)
    12. Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.( En-am 50.)
    13. Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.(Bakara 263.)
    14. Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.(İnşirah 1-3.)
    15. Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.(Beled 5-6.)
    16. Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.(Vakıa 83- 87.)
    17. İyi bir dostun paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.(Ankebut 41.)
    18. Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almalarına izin verme. (Yusuf 32-33.)
    19. Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma. (Hucurat.10.)
    20. Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma. (Bakara 156.)
    21. Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla. (Fatır 19-22)
    22.Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme. (Hakka.33-35.)
    23.Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
    (Haşr 10.)
  • 88 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Guenon'un dikkat çeken eserlerinden biri olarak öne çıkan bu çalışma, sizi sembolik anlamlar üzerinde bir zaman yolculuğuna çıkarıyor; Mirac'tan Ortaçağ'a, Ortaçağ'dan günümüze gelen bir zihni yolculuk olacak bu. Bu kitapta dikkat çeken iki önemli konu var: Dini sembolizmin Ortaçağ'daki yaygınlığı ile Dante'nin eserlerinde görülen İslam ve Hıristiyanlığın ortak etkileşimi..
    Sadece kutsal metinlerin değil bütün yazıların dört anlama göre anlaşılabilir olduğunu ve özellikle açıklanması gerektiğini belirttik.

    Bu farklı anlamların hiçbir şekilde birbirlerini yok etmeleri veya birbirlerine zıt olmaları aten mümkün değildir. Aksine onların, bir bütünün parçaları veya tek bir sentezin kurucu unsurları gibi birbirlerini tamamlamaları ve uyumlu olmaları gerekir. (s. 11)

    Viyana müzesinde iki madalya bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinde Dante’nin, diğerine ise ressam Pierre de Pise’nin resmi vardır. Her ikisinin arka yüzünde şu harfler yer almaktadır: F.S.K.I.P.F.T. Bu harfleri Aroux şu şekilde yorumlar: Frater Sacrae Kadosch, Imperialis Principatus, Frater Templarius. Bu harflerden ilk üçü için verilen anlam açıkça yanlıştır.

    Bizce şöyle okunmalıdır: Fidei Sanctae Kadosch.

    İbranice bir kelime olan Kadosch, ‘aziz’ veya ‘kutsanmış’ anlamına gelmektedir ve bu kelime günümüze kadar Masonluğun üst derecelerinde varlığını korumuştur.

    Dante’nin son semavi yolculuğu esnasında Tapınak Tarikatı’nın kurucusu olan Aziz Bernard’ı kendisine rehber olarak almasının tesadüfi olmadığını da buradan anlamış oluyoruz. (s. 13)

    Bilimsel sistemlerinin temeli, tekabüliyetler doktrinine dayanmaktaydı: Dilbilgisi, Ay’a; Diyalektik, Merkür’e; Retorik, Venüs’e; Müzik, Mars’a; Geometri, Jüpiter’e; Astronomi, Satürn’e; Aritmetik veya aydınlanmış Akıl, Güneş’e tekabül etmekteydi. İşte Dante’nin dokuz semavi katmanının ilk yedisini de oluşturan yedi gezegene, tam olarak yedi hür sanat tekabül etmekteydi. (s. 15)

    …uygun bir şekilde bağlamına oturtulabilir ise; her türlü bilim ve sanat gerçek bir ezoterik değer taşıyabilir. (s. 15/16)

    Dante’nin Vita Nuova’da ‘Beatrice’in özel bir sevgiye mazhar olduğunu ve aşk olarak çağrılması gereken Beatrice’den bahsettiği dokuz sayısı da, dokuz ışıklı ve dokuz kollu dokuz meşaleden oluşan dokuz sütun ile çevrelenmiş vaziyetteki bu seksen bir yaşındaki Üstad’la da bir benzerlik arzetmektedir. Öyle ki, seksen bir sayısı, dokuzun katıdır (daha doğrusu dokuzun karesidir) ve Beatrice de asrın seksen birinci yılında ölecektir. (s. 19/20)

    Jüpiter gezegeninin İbranice karşılığı Tsedek’tir ve adil anlamına gelir. Kadosch’ların merdiveni konusuna ise daha önce değinmiştik: Satürn küresi, doğrudan doğruya Jüpiter küresinin üstünde yer aldığı için, bu merdivenin ilk basamağına Adalet (Tsedakah), zirvesine ise İman (Emounah) ile ulaşılır. Bu merdiven sembolü, Kıldanî menşeli gibidir ve muhtemelen Mitra gizemcileri tarafından Batı’ya getirilmiştir: Söz konusu merdivenin yedi basamağı vardı ve madenlerin gezegenlerle olan ilişkisine göre her biri ayrı bir madenden yapılmıştı. Diğer yandan, Kitab-ı Mukaddes sembolizminde aynı şekilde Yakub’un merdiveninin olduğunu da biliyoruz. Söz konusu merdiven, yeryüzünü semaya bağladığı için aynı anlamı taşımaktadır.

    Dante’ye göre Cennet’in sekiz katı, yani yıldızlı şeması (sabit yıldızların olduğu yer), Gül-Haç’ların olduğu semadır: Kamil olanlar beyazlara bürünmüşlerdir; adeta Heredom Şövalyeleri’ne benzer bir sembolizme sahiptirler. Onlar, “evanjelik doktrine” tabidirler. Yani, Roma Katolik Kilisesi’ne karşı Luther’inki ile aynı olana inanırlar. (s. 23)

    Luther’in mührünün, gülün ortasında bir haç olduğunu da biliyoruz. (s. 24)

    Heredom de Kilwinning Tarikatı veya İskoçya Kraliyet Tarikatı’na mensup Gül-Haç Prensleri’ne Dair Kısım’da resmedildiği şekliyle işte Semavî Kudüs’ün tasviri: (son odanın) dibinde, üzerinde bir ırmağın aktığı bir dağ resmi vardır ve kıyısında on iki çeşit meyve taşıyan bir ağaç yer almaktadır. Dağın tepesinde on iki sıradan müteşekkil on iki mücevherden oluşan bir oturak vardır. Bu oturağın üstünde altından bir kare vardır. Karenin her yüzünde, İsrail’in on iki sıbtına ait isimleri ellerinde tutan üç melek yer almaktadır. Bu karenin içinde bir haç yer almaktadır ve bu haçın ortasında yatmış vaziyette bir kuzu vardır. Demek ki, burada apokaliptik sembolizmin yer aldığını görmekteyiz. Bunun devamı, söz konusu sembolizmin atıfta bulunduğu devrî kavramların, Dante’nin eserinin planı ile ne kadar içten bağıntılı olduğunu gösterecektir. (s. 24/25)

    Dante’nin efsanesi Yuhannacı ve gnostiktir. (s. 29)

    Cehennem sadece dönmesini  bilmeyenler için bir çıkmaz yoldur. (s. 30)

    Dante’yi doğrudan etkileyecek bir Yahudi etkisinin olduğuna dair elimizde hiçbir delil yok. Böyle bir görüşün doğmasına sebep olan şey, onun sayılar ilmini kullanmış olmasıdır.

    Filorentinalı Titan’ın, Cennet’e ulaştığında Araf’ı bir tekme ile Cehennem’e atmak ister. Bu bir yönüyle doğrudur. Zira semavî yarımküre âleminde Araf, Şeytan’ın (Lucifer) düşmesiyle çukur oluştuğunda yeryüzünden atılan maddeler vasıtasıyla meydana getirilmişti. Ancak Cehennem’in de semavî âlemin tersine yansıması şeklinde aşağıya doğru dokuz kat çemberi vardır. Oysa Araf yedi kata sahiptir. Demek ki tam bir simetri mevcut değil.

    Eliphas Lévi’ye göre “Gül’ün Romanı ile İlahi Komedya, aynı eserin iki karşıt (birbirini tamamlayan denilse daha yerinde olurdu) formudur. (s. 31/32)

    Dante’nni seyahatinin ilk iki kısmında kendine rehber olarak Virjil’i almasının birinci nedeni, herkesin de kabul ettiği gibi, Ennéide’in VI. Şarkısının anısı nedeniyledir. Ancak buna bir de Virjil’de basit bir şiirsel kurgunun ötesinde inkar edilemeyecek bir inisiyatik bilginin olduğunun eklenmesi gerekir. (s. 39)

    Virjil’in bizzat kendisinin de birtakım Yunan öncüllerinin olduğunu tespit etmek zor değil. Mesela, Ulyses’in Cimmerien’lere yaptığı seyahat ile Orpheus’un Cehennemlere inişi hemen aklımıza gelenler arasındadır.

    Onun âlemlere yaptığı seyahat da Fısıh bayramı Pazar gününe dek sürmektedir, yani diriliş gününe kadar. (s. 40)

    İslamî bir efsanenin adaptasyonunda, bir kurt ile aslan hacca giden birisinin yolunu keser; aynı şekilde panter, aslan ve dişi kurt da Dante’yi ürkütürler…

    Virjil Dante’ye, Cebrail de Hz. Muhammed’e Sema’dan gönderilmiştir. Her ikisi de yolculuk boyunca kutsal yolcunun merak ettikleri konuları cevaplamaktadırlar. Her iki anlatımda (legendes) da Cehennem aynı özelliklerle tavsif edilmiştir. Dehşet verici ve kargaşalı, gürültülü ateş fırtınası… Dante’nin Cehennem’inin mimarisi, İslamî Cehennem tasvirinin bir kopyasıdır. Her ikisi de yerin dibine kadar inen bir dizi katmandan, derecelerden veya çemberimsi merdivenlerden meydana gelen çok büyük bir huni şeklindedir. Her ikisi de belli kategorilerde günahkarlar barındırmaktadırlar ve suç ile cezaları bulundukları kat derinleştikçe orantılı olarak artmaktadır. Her kat, kendi arasında işlenen günahların çeşidine göre birtakım alt bölümlere ayrılır. Bu her iki Cehennem de Kudüs şehrinin altında yer almaktadır. Cehennem’den çıkışında temizlenebilmek ve Cennet’e doğru yükselebilmek için Dante, üç defa su ile abdest alır (ablution). İslamî anlatımda da aynı üç abdest ruhların temizlenmesini sağlar. Ruhlar göğe yükselmeden önce, Hz. İbrahim’in bahçesini sulayan üç nehrin her birinde sırayla yıkanırlar… Yükselişin kendileri aracılığıyla gerçekleşen semavî kürelerin mimari yapısı, her iki anlatımda da aynıdır. İyi ruhlari layık oldukları duruma göre dokuz kat semada ikamet ederler. Bunlarım tamamı, sonuçta Empyree’de veya son kürede bir araya gelirler… Nasıl ki Beatrice ileriki safhalarda Dante’ye rehberlik etme işini Aziz Bernard’a bırakıyorsa; aynı şekilde Cebrail de Allah’ın arşının önünde Hz. Muhammed’e rehberlik işini nurani bir varlığa terk eder. Her iki yükseliş hadisesinin nihayetinde aynı övgüler yer almaktadır. İlahi huzura kadar yükselen her iki yolcu da, Tanrı’yı çok yoğun bir nuranî varlık olarak tasvir ederler. Tanrı’nın etrafında iç içe geçmiş çemberler şeklinde dokuz nuranî saf yer almaktadır ve bu saflar her yerleri nuranî ışınlar yayan sayısız meleklerden oluşmaktadır. Bu çemberimsi saflardan ilahi huzura en yakın olanlardan bir tanesi Kerubim’lerin yer aldığı saftır. Her çember, kendisinin bir altındaki çemberi çevrelemektedir. Her dokuz çember de, ilahî merkezin etrafında hiç durmaksızın tavaf etmektedir. Cehennem’in katları, astronomik gökler, mistik gül çemberleri, ilahî nuru çevreleyen melekler güruhu, üçlü şahsiyeti sembolize eden üç çemberin tamamı kelimesi kelimesine Fiorentina’lı şair tarafından Muhyiddin İbn Arabî’den alınmadır. (s. 41/42)

    Arabî

    İslam tasavvufunda kendisine Şeyhu’l-Ekber yani en büyük manevî üstad, üstadların başı denir; doktrini bütünüyle metafizik bir öze sahiptir; bellibaşlı birçok İslamî tarikatlerden yüksek seviyeli ve aynı zamanda içine kapanık olanları ona dayanmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, 13. Yüzyılda yani bizzat Muhyiddin İbn Arabî’nin yaşadığı dönemde bu tür örgütler, çövalyeci tarikatlerle ilişki içerisinde idiler. Biza göre, tesbit edilen nakil işlemi işte bu yolla gerçekleşmiştir. (s. 42/43)

    (Şövalyeci tarikatler) Ortaçağ’da Doğu ile Batı arasındaki gerçek entelektüel ilişkiyi kuranlar da onlardı. (s. 43)

    Araf, XXXIII, Her üç şiirin de stelle kelşmesi ile bitmesi ilginçtir. Sanki adeta, Dante için astrolojinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Cehennem’in son kelimeleri olan ‘riveder le stelle’ yeniden saf insani duruma bir dönüşü karakterize etmektedir ki, burada yüksek varlık mertebelerinin bir yansımasını görmek mümkündür. Araf’da geçenler, bizim burada anlattıklarımızla aynıdır. Cennet’in son mısralarındaki ‘L’Amor che muove il sole e l’aitre stelle’ ifadesi, semavi yolculuğun nihai gayesi olarak kürelerin tamamının ötesindeki ilahi merkezi işaret etmektedir. Bu, Aristo’nun deyimiyle, her şeyin hareket etmeyen motorudur. Kendisine atfedilen aşk (amour) ismi, şövalye tarikatlerine girişte kullanılan sembolizma ile ilgisi bakımından ilginç tespitlerin yapılmasına sebep olabilir. (s. 49)

    Benini’ye göre(Rudolfo Benini), Dante için sembolik değeri olan özellikle üç çift sayı vardır: Bunlar: 3, 9, 7 ve 22, 515, 666…

    9 sayısının Beatrice’in sayısı olduğunu hatırlatmıştık. Bu 9 sayısı, doğrudan doğruya birinci sayıya(3) bağlıdır. Çünkü onun karesidir. (s. 51)

    (9) Semavi hiyerşinin sayısıdır. O, aynı zamanda cehennemler (infernaux) aleminin çemberlerinin de sayısıdır. Zira gökler ile cehennemler arasında bir çeşit tersine simetri vardır.

    (7) Bütün gelenekler, bu sayının kutsallığı konusunda ittifak etmiştir.

    22 sayısı, çevrenin çapa oranının yaklaşık bir ifadesi olan 22/7 ilişkisi ile 7’ye bağlıdır. Öyle ki, bu iki sayının toplamı çemberi temsil eder.

    22 sayısı aristotelyen fizikte “temel hareketler”i temsil eden iki sembolik sayıyı birleştirmiş vaziyettedir: Dante’nin Convito adlı eserinde belirttiği gibi yerel hareket (mouvement local) 2 ile temsil edilirke, değişme (alteration) 20 sayısı ile temsil edilmektedir. (s. 52)

    Ancak 22 sayısı, şiirdeki 11 sayısının yegane katı değildir. Aynı şekilde 33 sayısı da vardır ve bu sayı, her kısmı oluşturan kantoların sayısıdır. Sadece Inferno’da 34 tane kanto vardır, ancak ilk kanto bir giriş mahiyetindedir ve eserin bütününü oluşturan 100 sayısını tamamlamaktadır. Dante için ritmin ne kadar önemli olduğunu da düşündüğümüzde, 11 heceli mısrayı rastgele seçtiğini söyleyemeyiz.

    Her kıta 33 heceden oluşmaktadır. Aynı şekilde, söz konusu 11 ve 22 kıta da, 33 ve 66 mısradan oluşmaktadır. Burada gördüğümüz diğer 11’in katlarının da sembolik değerleri vardır.

    22 sayısı, İbrani alfabesinin harf sayısıdır ve bunun Kabala’da ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. 33 sayısı, (İsa) Mesih’in yeryüzünde geçirdiği yılların sayısıdır ve hem Gül-Haç’ın sembolik yaşıdır, hem de İskoç masonluğunun derecelerine tekabül etmektedir. 66 sayısı Arapça’da, ‘Allah’ isminin sayısal değeridir ve 99 sayısı da, İslam geleneğine göre Allah’ın belli başlı sıfatlarının adedidir.

    Bize göre, Benini’nin gerçeğe yaklaştığı nokta burasıdır. Özellikle de mesela, “Papa V. Clément’nın 1314’de öldüğünde, Cehennem adlı eserin birinci redaksiyonu tamamlanmış olmalıydı” demesi önemlidir. Gerçekten de bize göre de, 1300 ile 1314 arasında meydana gelen olaylar, yani Tapınak Tarikatı’nın ortadan kaldırılması ve bunun sonuçları gibi olaylar gerçek neden idi. Dante de bu tür olayları zikretmekten kendini alamadı. (s. 53/54)

    11 sayısının çok belirgin olarak yer aldığı şiirin bölümleri, silinmeyecekti ama daha az farkedilir olması gerekiyordu. Öyle ki, sadece bunun varlık nedenini ve anlamını bilenlerin bulabileceği şekilde bunu gizlemesi gerekiyordu. (s. 54)

    Şimdi, üçlü tasnifin yoğun olduğu 515 ve 666 sayılarına gelince: 666 mısra, Ciacomo’nun kehanetlerini Virgil’in kehanetlerinden ayırmaktadır. 515 mısra ise, Farinata’nın kehanetlerini Ciacco’nun kehanetlerinden ayırmaktadır. 666 mısra, tekrar Brunetto Latini’nin kehanetleri ile Farinata’nın kehanetlerini birbirinden ayırmaktadır. Aynı şekilde tekrar 515 mısra, III. Nicholas’nın kehanetlerini Brunetto’nunkilerden ayırmaktadır. Düzenli olarak birbirini takip eden 515 ve 666 sayıları, Dante’nin uyguladığı sembolizmde birbirinin zıddı şeyler olarak karşımıza çıkar. Gerçekten de Yuhanna’nın Vahyi’nde (Apocalypse) 666 sayısı, canavarın sayısıdır. Bu yüzden, Deccal’in (Antéchrist) adını bulmak için çoğu fantezi olan birçok hesaplama girişiminde bulunulmuştur. Çünkü bu sayı, insan sayısıdır. Diğer yandan, Beatrice’in kehanetlerinde 515 sayısı, 666 sayısının zıddı bir anlam taşımaktadır. “Un cinquecento diece e cinque, messo di Dio…” Bu 515 sayısının, gizemli Veltro ile aynı şey olduğu, yani ahir zamandaki canavar ile aynileştirilen dişi canavarın düşmanı olarak düşünülmüştür. (s. 55)

    İki kere 65 asır, yani 130 asır veya 13000 yıl. Buna göre, Hıristiyanlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen 13 asır, söz konusu dönemin onda birine takbül etmekte. 65 sayısı başlı başına ilginç bir durum arz etmekte: sayıların toplamı 11’dir ve bu sayı 6 ve 5 şeklinde teşkil edilmiştir. Her iki sayıdan birincisi makrokozmosu diğeri ise mikrokozmosu temsil eden sembollerdir. Dante, her ikisini de birlik içerisinden çıkarımla elde ettiğini belirtmektedir.

    Son olarak 65 sayısını, 515 sayısında yaptığımız gibi, Latin harflerine çevirdiğimizde LXV, veya bir öncekinde yaptığımız müdahale ile LVX harfleri yani Lux kelimesi karşımıza çıkmaktadır. (s. 60)

    Bu büyük yıl (13000 yıl) eskilere göre dünyanın iki yenilenmesi arasında geçen zamandır. Bu ise, yeryüzündeki insanlık tarihi açısında, büyük kıtaların ortadan kaybolduğu iki büyük tufan arasında geçen dönem olarak yorumlanabilir. (s. 60/61)

    Dünyanın yıkılışının onun yeniden birleşmesi ile aynı anda olacağı görüşü sadece Heraklit veya Stoacılara ait değildir. Bu görüş, aynı zamanda Hindistan’daki Purana’lardan Yuhanna’nın Vahyi’ne kadar hemen hemen her yerde bulunmaktadır.

    …Ateş, tabiatın yenilenmesi veya nihai bütünleşme’yi gerçekleştiren etkin nedendir. (s. 66)

    (Aziz) Bernard, 1090 tarihinde Fontaines-lér-Dijon’da dünyaya geldi.

    Dünyadan el etek çekmek projesini gerçekleştirmeye Bernard, yirmi yaşlarında iken karar vermişti. (s. 74)

    Böylece Bernard, 1112 yılında, beraberinde otuz kadar genç ile birlikte Clainaux manastırına dahil oldu. (s. 75)

    Tapınak Tarikatı

    İlk askeri tarikattır.

    1128’de, yani kuruluşundan tam on yıl sonra bu tarikat, Tsoye konsilinde kuruluş beratını alır. Söz konusu beratın kaleme alınması veya en azından ilk taslağının çıkarılması görevi konsilin sekreteri vasfıyla Bernard’a verilmiştir.

    Dante’nin, Cennet’in nihai menzillerinde kendisine rehber olarak Bernard’ı seçmesinin sebebi herhalde budur. (s. 83)

    Siyasi alanda, görkemli Ortaçağ Hıristiyanlığı binasına vurulan ilk darbeler Philippe-el-Bel tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu aynı şahıs, herhalde bir rastlantı sonucu olmasa gerek, Tapınak Tarikatı’nı ortadan kaldıran ve böylece Aziz Bernard’ın eserine saldıran kişidir de. (s. 85)

    Aziz Bernard’ın fizyonomisine dair belirtilmesi önemli olan son bir husus da, onun hayatında ve eserlerinde Bakire Meryem kültünün işgal ettiği yüce mevkiidir. Öyle ki bu durum, birçok destanın ortaya çıkmasına neden olmuştur ve belki de onun popülaritesinin devamı da bunlar yüzünden olmuştur. O, Bakire Meryem’e Notre Dame adını vermeyi seviyordu; ve o dönemden itibaren bu kullanım yaygınlık kazanmış ve belki bunda onun büyük bir etkisi olmuştu. (s. 85)