Dedi ki: Demokrasi, eğer kelimenin Batılı felsefi anlamıyla -yani halkın halk tarafından yönetimi; halk neyi güzel görürse onunla hükmedilmesi, isterse Allah'ın hükmüne aykırı olsun-kastediliyorsa, şüphesiz ki bu küfürdür. Bir Müslümanın buna inanması da, bununla amel etmesi de câiz değildir. Ama eğer bu lafızdan maksat; halkın yöneticilerini seçme ve onları hesaba çekme hakkına sahip olması, insanların izzet ve haklarını zayi eden istibdadın engellenmesi ise; bütün bunlar şer'an geçerli ve muteber manalardır.
Ben dedim ki: ("Ama eğer maksat ..." diye başlayan ikinci anlam) - işte bu aslında Batılı kâfirlerden ithal edilmiş bir mal ve metadır. Bizim buna da, onun mekanizmalarına da ihtiyacımız yoktur. Onlara benzememiz de câiz değildir; ne isim bakımından, ne harf bakımından, ne de sınırları bakımından.
Üstelik bu anlam ve ölçüde böyle bir şey, ne onların yanında gerçekten vardır ne de bizde bulunur. Aslı itibariyle bu, ancak İslâm'da, kendi şer'i ölçüleriyle vardır. O hâlde bize ne oluyor da kâfirlerin kavramlarını ve tabirlerini kullanıyoruz?!
Hele ki bu kavram, onların nezdinde asıl çıkarılışında Allah'ın şeriatine karşı durmak, Allah'ın dinini boşa çıkarmak, serbestliği ve başıboşluğu yaymak, Allah'ın hidayetinden uzaklaştırmak için vaz'edilmişken!
Peki, İslâm'ın izzetine ve onun sahih kavramlarına sarılmak nerede kaldı? Biz neredeyiz, onun ölçüleri ve yolu nerede?!
Allah Teâlâ buyuruyor:
"Kim izzet istiyorsa, bilsin ki izzetin tamamı Allah'a aittir. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri kuranlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır ve onların hilesi boşa çıkacaktır." (Fâtır, 10)
Ve yine buyuruyor:
"Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler... Onların yanında mı izzet arıyorlar? Halbuki izzetin tamamı Allah'a