• 208 syf.
    ·4 günde·9/10
    Bu kitabı okurken hiçbir zaman "bilimkurgu" kategorisinde göremedim, en başından sonuna kadar. Geleceğe dair ütopya/distopya kurmak bilim kurgunun değil, insanın doğasında yer alan "düşünme, kaygılanma" gibi eylemlerin sonucu olmalı. Kitap distopik bir dünyada, itfaiyecilerin söndürmek yerine yaktıkları (ve genelde yakılanlar kitaplarla birlikte evler) bir dünyada geçiyor. Bu dünyada, yaptıkları işi sorgulamaya başlayan ve kitapların önemini anlayan bir itfaiyeci ne yapardı? İşte Fahrenheit 451, size bu soruyu soruyor ve aslında kendisi de yanıtlıyor. Kitap, döneminin çok ilerisini görmüş. Televizyon çağının yeni başladığı 1950'li yılların başında yazılan Fahrenheit 451, insan zihninin sanal dünyayla ne uyuşturulup gerçekliğe, somut bilgiye, kurmacaya, kitaplara uzak kalabileceğini gözler önüne seriyor. 10 vermek üzereydim aslında, sadece sonu bir nebze beni üzdü, daha iyi bağlanabilirdi. Bunun dışında gerçekten muazzam bir kitap. 8 ortalama puan, bu kitap için oldukça az.
  • 208 syf.
    ·6/10
    Yazar kitabı 9 günde yazarken, ben 9 günde zor bitirdim.En çok beğendiğim kitabın ismi;451 Fahrenheit kağıdın tutuşma derecesi...Yazar dereceyi ters çevirmiş ve kitabın ismi çıkmış.
  • 208 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Güzin ablam kitaplardır benim, diyen biri için Fahrenheit okumak korku reflekslerini canlı tutmaktır.

    Ilk cümlede kitabın içeriğinin büyük çoğunluğuna değindiysem de içerik değil nedenler ve sonucları anlatmaktır kitapların amacı.

    ~Spoiler içerir.

    Peki siz bir kitabı okumaya nasıl karar verirsiniz?

    Kapağı, içeriği, tanıtım yazısı, eleştiriler, beğeniler, basım sayısı, yazarı, ismi... uzar gider. Çünkü hepimizin algıda seçiciliği farklı. Fahrenheit 451 tuhaf bir isim, merak uyandırıyor. Ne demek bu Fahrenheit 451?

    Fahrenheit= Derece
    451= Kağıdın tutuşma derecesi.

    Evet kitaplar yakılıyor. Hemde bu işi kıvılcımların çoğalmasıyla ilk yardıma gelen itfayeciler yapıyor.

    Düşünsenize 110 arıyorsunuz ama neden? Kitap ihbarı...

    Kitap ihbarı yabancısı olmadığımız bir durum, aşinalığımız cok fazla. Ne yazık ki devlet düzeni oluşturan her iktidar kitaptan korkmuştur.

    Fakat bu eser 1984 gibi kitaplara ve düşünmeye karşı değil. Aslında düşünmeye karşı oluşu düşünmenin insanları mutsuz ettiği fikridir.

    Farklı eserleri anımsatan bir kitap. Oblomow'u okurken inceleme yazmanın zamanı geldiğini fark ettim. Çünkü;

    Oblomow da bu fikirdeydi.

    "Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğunu erken anlatmaz, çileli ve çetin bir hayata hazırlamaz, çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlarda insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısıtlardı."

    Oblomow - sayfa 128


    Kitaplar insanlara yaşadıkları veya yaşayacakları hayatları anlatıyordu. Belkide hiç yaşamayacağı korku duygusuyla tanıştırıyordu. Kitaplar bilgilerle yükler oluşturuyordu.

    Buda bir bakış açısı olsada kitaplar bir çocuğa hayal gücü, bir anneye annelik, bir babaya babalık, bir yalnıza dost... ve insana yüzyıllar önce yaşamış insanlarla sohbet etme imkanı sağlıyor. Başucunuzdaki sadık dostunuz oluyor. Varlığını bir sizin bileceğiniz anlamları çağrıştırıyor...

    Fahrenheit distopyanın yaşanmaya başladığı teknoloji zamanına ve insanların seçimlerine değiniyor. Günümuzden 500 yıl sonrası anlatılıyor. Insanlar okumamayı kendileri tercih ediyor. Ilk önce fotoğraf, kamera, televizyon sonra telefon, internet, kapsüller, mekanik tazılar... insan, hayatına giren teknoloji ile körelmeye başlıyor. Okumak istemiyor, mutluluğu düşünmemeye bağlıyor. Düşünmeyen insan eğlenen mutlu insandır.

    Bu süreçte yanmayan evler yapılıyor. Artık güvenlik sağlam. Peki itfayeciler ne iş yapacak. Düşününce mutsuzluk hakim oluyorsa ilk iş tabiki kitapları yakmak. Bu işten devletten memnun sorunsuz tek düze bir hayat. Evet evet kitapların olmaması sorunsuz çünkü neden? Diyen yok. Dayatılan ne varsa kabul. Sigaranın zararını bilmeye ne gerek var ki. Mutlu ediyorsa seni iç.

    Yani belli kitaplar değil yasak olan, elinize geçen her yazı ve kitap yakılır. Itfayecilerin yeni görevi insanları düşünceden uzak tutmak ve mutlu etmek.

    Ilk basta devlet bir sansür veya bir dayatmada bulunmadı, insanlar bu hayatin temellerini attı. Okumayı red etti. Televizyon izlemek keyif verdi. Kitap okumaya zaman ayıramıyorum demeler çoğaldı. Klasiklerin özeti çıkarıldı. Daha sonra özetin de özeti çıkarıldı ve zamanla insan kısa zamanda çok bilgi diye ansiklopedileri iki üç cümleye sığdırdı. Hayat, eğlenmek için zaman yaratmak adına her şeyin özet halini sunmaya başladı.

    Insanlar dekor olarak duvar büyüklüğünde televizyonlar aldılar. Bu televizyonlarda aptalca öğütler ve insan beynini uyuşturan programlar yapıldı. Büyük Birader'in hakla iletişimi ve denetimi sağlaması gibi. Tek kanaldan yayın ile hipnoz edilen insanlar söyleşi bile korkutucu. 500 yıl sonrasını beklemeye gerek Yok, herkesin gayesi büyük bir televizyon almak, iki farklı özellik için binlerce tl ile bir telefon sahibi olmak, distopyalar içinde yaşıyoruz farkında mısınız. Sinsi bir teknoloji hastalığına kapılmış durumdayız. Dahada devam ediyor...

    Okullar sembolik açıldı. Entellektüel kavramı hakaret sayıldı. Artık sürü bir birinin aynıydı. Peki suç kimde. Devlette mi, insanda mı?

    Her şeyin secimi biziz. Guy Montang sonradan her şeyin farkına varıp hayatın farklılıklara ihtiyaçlarını anlasa da çoğunluğun oluşturduğu düzene karşı çıkması çok güçtü. Kitapları yakmakla görevli birinin karşı olduğu bir şeye sempati duyması ile başlıyor olaylar. Farklılıklardan beslenir hayat bunu fark etmekle başlıyor Montang'ın macerası.


    Etkietkilyici cok yönleri var kitabın. Kitaplarından ayrılmak istemeyip kitaplarla birlikte yakılan kadın gibi.

    Düşünmekten vazgeçmeyen kitap insanlar gibi. Kitap insan, yakılan kitapları ezberleyen ve onları daha fazla kişiye anlatmak için durmadan okuyan, anlatan insanlar. Size kendini ben Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sıyım diye kendini tanıtan insan gibi.

    Kasvetli bir kitap. Dram deseniz değil, ama üzülüyorsunuz. Korku değil ama korkuyorsunuz. Trajedi değil ama gelecek gunlerin trajedisinin aşikarlığı ile irkiliyorsunuz. Bilimkurgu'nun duygularla harmanlanmış şekli. Dili çok iyi değil, akıcılığı kesik, bunlara rağmen Içeriği icin okunmaya değer.

    Keyifli okumalar!
  • 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Fahrenheit 451 ya da yaklaşık 233 Celsius yani kağıdın tutuşma derecesi. Dikkat! Bu romanda başka kitapların sayfaları yakılmaktadır.
    Bir dünya düşünün ki okumak yasak, aynı zamanda düşünmek, fikir belirtmek te yasak çünkü bunlar kurulan düzene karşı birer tehdit. Kocaman televizyonlar ile yıkanan, uyuşturulan beyinler, yok edilen düşünce. Farklı olmak aslında böyle bir toplum içinde varolamamak demek.
    Bu bir kitap evet, uydurulmuş bir hikaye ama aslında günümüzden de gerçekler barındırıyor içinde. Bu romandaki bazı olaylara çok uzağız, belki onları hiç yaşamayız ama ne yazık ki başımıza gelmesi an meselesi olanlar da var.
    Düşündürüyor Fahrenheit 451 biraz da korkutuyor sanki okurunu. Kurgusu güzel, anlatımı sade kolay okunuyor. Ben henüz 1984 ve Cesur Yeni Dünya'yı okumadığım için belki de Bradbury'nin distopyası bana vasat gelmedi. Aksine keyifle okudum ve beğendim. Tavsiye edebileceklerim arasındadır kendisi. :)