• 160 syf.
    ·3/10
    Yalnız Anlaşıldık |1+/5|

    Böyle kitapları okumak konusunda gerçekten ikileme düşüyorum. Gerçekten okumalı mıyım? Sonra düşünüyorum. Birinin bunu yapması lazım gibi geliyor. Başkalarının bu kitap hakkında bir fikir sahibi olabilmesi için birinin kendini feda etmesi gerekiyor. Misal, insanlığın Ay hakkında bilgi sahibi olması için birinin astronot olup hayatını ortaya koyması gibi.
    Bu kitapta ne anlatılıyor peki? Konusu ne bu kitabın? Türü, deneme olduğu için bir kurgusu yok. Yalnızca, kaleme alınmış bazı denemelerden oluşuyor. Farklı farklı başlıklarla farklı denemeler. Ancak kitabın içeriğindeki denemelere “birbirinden farklı,” demeye gerçekten dilim varmıyor. Misafirlikte iken yemeyi sevmediğim bir yemeği yemeye mecbur bırakılmışım gibi hissediyorum. Tadından hiç keyif almadığım lokmayı çiğnemeden bir anca yutmaya çalışmanın telaşı oluyor, böyle kitaplar hakkında böyle ifadeler kullanmak isterken.

    Kısacası, kitaptaki denemeler başlıklar vasıtası ile birbirinden ayrılmışsa da hepsi aynı şeyi anlatıyor. Gitmiş biri var, kalan kişide oldukça büyük bir yara açmış bir giden kendisi. Yazarımız hem o gidene hem de yazdığı kitabı okuyacak olan insanlara sesleniyor. Kime seslendiği rastgele değişiyor. Bazen gidene sesleniyor bazen bize.

    Bu kitap tam olarak, uzun uzun yazılan whatsapp mesajlarını anımsattı bana. Biri ile ilişkin bitmiştir. Karşı taraf ilişkiyi bitiren ve giden taraf olmuştur. Sen de henüz o seni engellemeden uzun uzun mesaj yazarsın ya, buradaki metinlerin benzerleri çıkar genellikle öyle durumlarda. Bunu whatsapp uygulamasında okuduğun zaman pek sorun olmuyor ama benzer bir metin karşına bir deneme kitabı olarak çıkınca, gerçekten garipsiyorsun.

    Okunmalı mı peki bu kitap? Pek sanmıyorum. Esasında bu kitabın var olmasına karşı değilim. Eli klavye kullanabilen herkes yazabilir de, aynı şeylerden sürekli ve sürekli bahsetmek, sanki ilk defa bahsediyormuş gibi bir cümleyi en az beş defa söylemek… işte problem burada. Her bölüm gerçekten farklı şeylerden bahsedilse, en azından aynı kavram farklı cümleler ile dile gelse bir nebze daha kurtarabilirdi. Bu şekilde, olmaz. Özellikle sayfa sayısı fazla olsun diye bütün yazıların, sayfanın yarısından başlaması ve arada tüm bir sayfaya kocaman puntolar ile yazılmış tek cümlelerle karşılaştıkça kitaba karşı tutunmak istediğiniz iyi niyet gitgide zayıflıyor.

    Üstelik bu kitabın alternatifi olacak kitaplardan, anlattığı konu bakımından gerçekten bir farkı yok. Bu tarz kitapların en büyük sorunu, yazarların kendilerine has bir tarzı olmaması. Buna benzeyen başka bir kitabın bir sayfası ile bu kitabın bir sayfasını koysam aradaki farkı gerçekten anlayamayız. Hatta yeterince eski kitapları bulursak yazarlar bile ne yazdığını karıştırabilir.

    Bu kitap, tek bir instagram gönderisi olsa amacına daha uygun olabilirdi. Uzatılmalar ve çeşitli takviyeler ile bir kitap halini almış. Bu da sürekli tekrarlara düşmesine neden olmuş. Hem başka kitaplara benzeyince hem de bu benzerliği defalarca tekrarlayınca ortaya okuması gerçekten zor bir metin çıkıyor. Kısa ama yorucu bir metin.

    Kitabın sevdiğim nadir kısımlarından biri içerisinde birçok çeşit yazı tipi olması. Birbirinden farklı yazı tipleri kullanılmış kitapta. Bunun nasıl ‘iyi’ peki? Çünkü bu kitabı okuyan insanlar, çeşitli yazı tipleri tanıyor ve bir fotoğraf düzenleyeceği zaman aklına bu kitapta gördüğü yazı tiplerinden biri geliyor. Biz de farklı fotoğraflarda farklı yazı tipleri ile karşılaşıyoruz.

    Bu maddeyi bile zorla çıkardım. Aslında kitapta kullanılan yazı tipleri genel kullanımda sıkça karşılaşılan fontlar.

    Gördüğünüz gibi, kitabın iyi yanlarını saymak oldukça zor. Peki neden bu kitabın puanı bir buçuk? Neden bir değil de bir buçuk?

    Bunu bir hakaret olarak algılamayın ama okurken güldüğüm bazı kısımlar oldu. “Şiirlerimi öpeceğimi zannederken,” gibi ifadeleri görünce sosyal medyada gördüğüm bazı mesajlaşma örnekleri vesaire geldi aklıma. İstemsizce güldüm. Bazen de yüksek sesle okuyarak kendi kendime rol yaptım ve kendimi eğlendirdim. Bu yüzden bir buçuk.

    Siz de okuduysanız eğer bu kitabı gelin hep beraber sarılalım. Yalnız anlaşılmışız demek ki biz.

    Bu arada, Türkçenin güzelliği bu kitabın isminde de karşımıza çıkıyor? Nasıl mı? Şimdi, “Yalnız anlaşıldık,” oldukça negatif anlamı bir cümle değil mi? Yalnızlık çağrışımı yapıyor, çaresizlin çağrışımı yapıyor vesaire.

    Peki araya bir virgül koyarsak? Bu sefer, “Yalnız, anlaşıldık” oluyor. Oldu mu size şimdi olumlu cümle. Bütün o hengamenin akabinde anlaşılmanın getirdiği huzuru çağrıştırıyor bu sefer. Sonunda anlaşılabilmiş olmanın getirdiği sevinci hissediyorsunuz. Türkçeyi bu yüzden seviyorum. Tek bir noktalama işaret ile cümle bir anda zıt anlamına dönüveriyor.

    Türkçeyi herkesin iyi öğrenip iyi kullanacağı güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • 448 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Star Wars hayrını olarak bu aralar kitaplarını okumaya başladım. Bu kitapta yazar bir aşk hikayesini anlatıyor aslında. Ama bölüm 4,5 ve 6 daki olaylarla bağlantısı iyi kurgulanmış. Star wars hayranları için bu kitap canon dur. Eğer kitabı okumayı düşünüyorsanız olay bütünlüğü için Star wars Bölüm 4,5,6 kesinlikle izlemelisiniz veya bölüm 4,5,6 nin kitaplarını okumalisiniz.
  • ETKİLİ ANA BABA EĞİTİMİ

    Yazar: Dr. Thomas GORDON

    Bölüm1. ANA-BABALAR SUÇLU DEĞİL AMA EĞİTİMSİZLER

    Ebeynliğin zorluğuna, kutsalligina rağmen hicbirsekilde eğitime tabi tutulmadığı ve hepimizin çaresiz kaldığı yerlerde bu kitaptaki yöntem ve becerileri öğrenip ve onları ne zaman ve hangi amaçla kullanilacagi anlatılıyor. Etkili anne baba olma eğitimi ile sorunlara çözüm sunuluyor

    Bölüm2. ANA-BABALAR TANRI DEĞİL İNSANDIRLAR
    Burda biz anne babalara sürekli tekrarlanan anne baba aynı fikirde olmamalı ve tutarlı olmalı kuralına aykırı yazar buna katılmadığını belirtmiş.
    *Etkili bir ana baba olmak için tutarlı olmak zorunda değilsiniz. Ana babaların tutarsız olması kaçınılmazdır. Tutarlı olmaya çalışırlarsa gerçekçi olamazlar.

    *Eğer çocuğun davranışını kabul edemiyorsanız, ediyor gibi davranmamalısınız. İçinizden sevgi gelmiyorsa seviyormuş gibi görünmemelisiniz. Ayırım yapmış olmamak için yapmacık kabul ve sevgi göstermek zorunda değilsiniz. (Dürüstlük). Çocuğun gerçek duyguyu anlamasıdır.

    *Eşiniz ve siz çocuklarınızla olan ilişkilerinizde ortak bir cephe oluşturmak zorunda değilsiniz.(Ana baba dan birinin yapmacık olması söz konusudur)

    *Yapmanız gereken en önemli şey duygularınızı tanımayı öğrenmektir.

    *Çocukların yaptığı ya da söylediği pek çok şeyi kabullenen (gerçekten, samimi) ana babalar kişi olarak kabullendikleri duygusu taşıyan çocuklar yetiştirecekledir.

    *Sınır koyarak yasaklayarak çocuğun davranışlarını değiştirmeye çalışmayın. Bütün çocuklar yasaklardan nefret eder.

    *Çocuklara kendi problemlerini kendileri çözmeleri için onlara fırsat tanima gerekliligi bu da etkin dinleme ile olacaktır..

    Bölüm3.ÇOCUKLARIN SİZINLE KONUŞMASI İÇİN ONLARI NASIL DINLEMELİSİNİZ?
    💥Kabul Dili ile💥

    * Bir insan bir başkası tarafından olduğu gibi kabul edildiğini hissedince o zaman bulunduğu yerden kımıldamayan,nasıl değişeceğini, gelişeceğini,farklı olacağını ve olduğundan dâhâ iyi olabileceği düşünmeye başlayacaktır.

    * Kabul, minicik bir toplumun içinde gelişip, olabileceği en güzel çiçeğe dönüşmesine yardım eden verimli bir toprak gibidir.

    * Çocuğa ne kadar çok ne olduğunu söylersen onu olur.

    * En etkili olanlar kendilerine yardım istemek için gelenlerini gerçekten kabul ettiklerini onlara iletebilendir.

    * Ana babaların çocuğu kabul etmesi başka bir şey bunu ona hissettirmesi başka şeydir. Ana babanın kabulü çocuğa ulaşmadıkça onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz.

    * İyi bir danışman olmak için psikoloji bilgisi ya da insanların akıl düzeyinde anlamak gerekmediğini biliyoruz. Önemli olan, öncelikle insanlarla yapıcı bir şekilde nasıl konuşulacağını öğrenmektir. Psikologlar buna "terapötik İletişim” derler. (İnsanlara kendilerini iyi hissettirebilmek, konuşmaya yüreklendirmek, duygularını açıklamasına yardım etmek, korku ve göz dağı duygusunu azaltmak.)

    * Ana babalar çocuğa karışmayarak onu kabul ettiklerini gösterebilirler. Genelde babalar çocukların kendi uğraşlarına yalnız kalmalarına izin vermiyor ve ellerini çocuklardan çekmek onlara çok zor geliyor.

    * Genellikle ana babalar, terapistler ve danışmanlar tarafından “Tipik On İki" denilen sözlü tepkileri kullanırlar. Kullanmamız gereken 12;

    1) Emir vermek, yönlendirmek;

    2) Uyarmak. gözdağı vermek

    3) Ahlak dersi vermek;

    4) Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek

    5) Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler öne sürmek;

    6) Yargılamak ,eleştirmek, suçlamak;

    7) Övmek, aynı düşüncede olmak;

    8) Ad takmak, alay etmek

    9) Yorumlamak, analiz etmek tanı kovmak;

    10) Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak;

    11) Soru sormak, sınamak, çapraz sorgulamak;

    12) Sözünden dönmek oyalamak, şakacı davranmak, konuyu saptırmak;

    başlıkları altında toplanabilecek cevaplardır. Bu cevapların hepsi yapıcı değil yıkıcıdır ve terapist ve danışmanlar çocuklarla çalışırken bu 12 sözlü tepkiyi kullanmazlar.

    * Sözlü iletimde 2 önemli husus vardır:

    1-) Basit Kapı Aralayıcılar

    2-) Etkin dinleme.

    Basit Kapı Aralayıcılar: Çocuğun duygularını hiçbir yaralama ve görüş beyan etmeden ve daha etkili bir şekilde aktarmasını sağlama "Anlıyorum", "Oh", "Hımm' “olur”, "Bana ondan söz et', "Duymak istiyorum", "Senin görüşün ilgimi çekiyor", "Bu konuda konuşmak istermisin bunu tartışalım", Anlatacaklarını dinlemek istiyorum" "Bana her şeyi anlatmanı istiyorum", "Bu konuda bir şeyler söyleyecek gibisin”, "Bu senin için önemli gibi görünüyor”, “Duygularını âçıklamaya hakkın var", Senden öğreneceğim, şeyler olabilir”, "Senin görüşünü gerçekten öğrenmek istiyorum .Bu tip yaklaşım sâdece çocukları değil yetişkinleri de yakınlaştırır. Temelde değerli olduğunu, sayıldığını, önemli olduğunu hissettirmek esastır.

    Etkin Dinleme: Temelde çocuktan gelen mesajı doğru çözümleyip geri gönderme vardır,yani herhangi bir şekilde kendi düşüncesini katmadan karşı tarafın ne anlatmak istediğini anlayıp tekrar geri iade etme: Bir kaç örnek:

    I-Çocuk:Bu yıl ki öğretmenimi hiç sevmedim.

    Anne baba: Öğretmeninden hoşlanmadığın için düş kırıklığına uğramışsın

    Çocuk: Evet öyle

    2-Çocuk:Yemek ne zaman hazır olur.

    Anne: Acıkmışsın. Yemeğe kadar biraz yağlı ekmek ister misin? Baba gelmeden yemek yiyemeyiz. O da bir saati bulur.

    Çocuk: İyi olur. Biraz atıştırayım. :

    ·Etkin dinleme bastırılarak unutulmaya çalışılan duyguları boşaltmaya yardım eder.

    ·Etkin dinleme çocukları ana babalarının söylediklerini ve düşündüklerini dinlemeye daha istekli yapar.

    ·Etkin dinleme topu çocukta bırakır.

    Etkin Dinlemeyi kullanmak İçin Gerekli Yaklaşımlar:

    *Çocuğun söyleyeceği şeyi duymak istemelisiniz. Bu
    onu dinlemek için zaman ayırmak istemeniz anlamına gelir.

    *O sırada yaşadığı problem konusunda yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz, isteyinceye kadar bekleyin.

    *Hisleri ne olursa olsun sizinkilerden ne denli farklı olursa olsun onun hissettiklerini gerçekten kabul ediyor olmalısınız.

    *Çocuğun duygulayla başa çıkabileceğine onların üstüne gidebilecegine,çözüm bulabileceğine tam olarak güvenmelisiniz. (Bu güveni,tam olarak çocuğun sorunlarını çözdüğünü görerek elde edeceksiniz)

    *Duyguların kalıcı değil geçici olduğunu bilmelisiniz. Duygular değişir, nefret sevgiye dönüşebilir.

    *Çocuğu sizden ayrı bir birey olarak görebilmelisiniz. Bu, "ayrı"olma durumu çocuğun kendine ait duygularının olmasına ve çevresini kendi açısından algılamasına "izin" vermenize destek olur.ayrıca bu  "Ayrılığı" yalnızca hissetseniz bile çocuğa yardımcı olabilirsiniz. Çocuğunuz sorun yaşarken onunla birlikte değil sadece onun "yanında" olmalısınız(ama karışmamalısınız)

    💥Etkin Dinlemenin Riskleri:
    Etkin dinleme kendi duygu ve düşüncelerinizi askıya alıp çocuğun duygularını dikkate alma,onlarla geri bildirim yapma ile olur buda sizin fikirlerinizin,tavirlarinizin degismesi gibi riskler getirebilir.

    Bölüm4. ETKİN DİNLEME BECERİSİNİ KULLANMAK

    *Bunun için en uygun zaman;çocuğun sorunu olduğu zamandır. Ama sorun ana-babadayken uygun değildir.

    *Etkin dinleme,sorunu olan bir kişinin kendi çözümünü bulamazsa yardımcı ,olarak güçlü bir yöntem olur. Oysa ana-babaların çoğu çocuklarının sorunlarını üstlenmeye yatkındırlar bu ise çocukla aralarındaki ilişkinin kötüleşmesine neden olur ve çocuklarına etkili danışmanlık yapma şansını kaçırır.

    Güzel Bir Etkin Dinleme Örneği

    Çocuk: Matteo  benimle oynamak istemeyecek.Benim yapmak istediğim hiçbirşeyi yapmak istemiyor.

    Anne: Matteo'ya biraz kızgınsın(Etkin Dinleme)

    Çocuk: Evet. Bir daha onunla oynamayacağım.O artik benim arkadaşım değil.

    Anne: Ona öyle kızgınsın ki onu bir daha görmek bile istemiyorsun.

    Çocuk: Doğru. Ama o arkadaşım olmazsa oynayacak başka kimsem yok.

    Anne: tek başına kalmaktan nefret ediyorsun

    Çocuk: Evet. Sanırım onunla iyi geçinmeliyim. Ama ona sinir olmamak benim için gerçekten zor.

    Anne: Matteo'yla daha iyi geçinmek istiyorsun. Ama ona kızmamak sana zor gelecek

    Çocuk: Eskiden böyle değildi, ona kızmazdım, çünkü ne istersem onu yapardı. Artık onu yönetmeme izin vermiyor.

    Anne: Matteo artık senin istedikleri kabul etmiyor.

    Çocuk: Öyle. Artık büyüdü. Ama aslında şimdi daha çok eğleniyoruz.

    Anne: Onu bu haliyle daha çok beğeniyorsun.

    Çocuk: Evet. Ama onu yönetmekten vazgeçmek biraz bana zor geliyor. Buna alışmışım. Arada bir onun istediğini yaparsak belki daha az dövüşürüz. İşe yarar mı dersin.

    Anne: Onu bazen rahat bırakmanın ise yarayip yaramayacağını düşünüyorsun
    Çocuk: Evet belki ise yarar.Bunu deneyeceğim.
    Gibi birkaç etkin dinleme örnekleri var..
    💥Etkin Dinleme Kullanılırken Sık Yapılan Hatalar; *rehberlik yoluyla çocukları yönetmek
    *kapıyı açıp sonrada yüzüne kapatmak(konuşmanın "etkin dinleme" ile başlayıp "değerlendirme" "tavsiye" "çözüm önerisinde bulunma" şeklinde ilerlemesiyle)
    *Papağanlaşan ebeveyn (duyguya inmeyip sözlere takılı kalıp tekrar ederek) (yapılması gereken "kodu yineleme" değil "duyguyu geri iletme" olmalı)
    *empatisiz dinleme
    *yanlış zamanlarda etkin dinleme(iki tarafta hazır olmali. Çocuğun yüz,ifadesinden hazır olmadığını anlasilinca yapılmamalı)


    Bölüm5. KONUŞAMAYAN BEBEKLER NASIL DİNLENİR? Onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışarak(aslında bunu tüm ebeveynler yapıyor.ağlayan çocuğa şu mama emzik kucak oyuncak verip hangisinde sustugu ile etkin dinleyerek)

    Bölüm6. ÇOCUKLARIN SİZİ DİNLEMELERİ İÇİN NASIL KONUŞMALISINIZ?

    *Çözüm iletisi göndermeyerek! "Çözüm iletileri" nelerdir; 1.emir vermek yönlendirmek
    2.Uyarmak gözdağı vermek
    3.ahlak dersi vermek
    4.öğüt vermek,çözüm önerileri sunmak..
    *"Engelleyici ileti" göndermek;  1.yargılamak,eleştirmek,suçlamak
    2.ad takmak,alay etmek,utandırmak, 3.yorumlamak tanı koymak, analiz etmek, 4.öğretmek, nasıl yapılacağını söylemek
    Peki Bunlar Ne Yapar;  -kişinin yaşamı boyunca engellenmesinin tohumlarını atar. (Su damlalarının mermeri delmesi gibi her gün kullanılan bu bastırıcı iletiler de yavaş yavaş hissedilmeden çocuklar üzerinde yıkıcı etki bırakırlar.) -Çocuklar pismanlik ve suçluluk duyarlar. -Çocuklar ebeveynlerinin tarafsız olmadığını düşünürler(yanlış birşey yapmamistim diye) -çocuklar sevilmediklerini reddedildiklerini düşünürler -çocuklar bu tür iletilere karşı koyar,değişime direnirler -eleştiriyi yansıtırlar(ama sende....diyerek) -çocuklar yetersiz olduklarını hissederler.
    💥Çocuklarla yüzleşmenin etkili yolları
    *"sen iletileri" ve "ben iletileri"

    *"Sen İletileri" ana-babanın duygularını iletmede yetersiz kalırlar.(Yapma şunu, yaramazlık yapıyorsun, daha iyi öğrenmelisin, çünkü çocuk bunları ya ne yapması gerektiği(çözüm îletme) ya da kötü olduğu (suçlama ve değerlendirme) şeklinde çözümleyecektir.

    *Ben İletileri ise çocuğun ana-babanın kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi, çocuk ana baba ilişkisi de daha sağlıklıdır. (Yorgun olduğum için canım oyun oynamak istemiyor. Akşam yemeğini zamanında yetiştiremeyeceğimden endişeleniyorum. Tertemiz mutfağımın kirlendiğini görünce üzülüyorum..

    Bölüm7. BEN İLETİLERİNE İŞLEV KAZANDIRMAK

    E. A.E. yi yeni öğrenen ana-babaların yaptığı yanlış b"Ben iletileri"
    1.kılık degistirmis sen iletisi(düşünüyorum hissediyorum gibi(becerisizsin=beceriksiz olduğunu düşünüyorum gibi)

    2.olumsuzu vurgulamayin
    3.çocuktan yetişkinden bekleneni beklemeyin
    4.patlayan vezüz(tüm kızgınlık kırgınlığı ben diyerek aktarmak.
    💥Çocuklarımıza günlük olaylarda "ders vermeye" olan isteğimiz, onlara çok daha önemli konularda ders verme şansımızı kaybettirir.

    💥Genellikle ana babaların çocuklarına olan kızgınlığı ikincil duygudur. Yani birincil duyguyu yaşattığı için ders vermek, cezalandırmak için takınılan bir tavır. Aslında kızgınlık her ne kadar gerçek bir duyguysa da daha gerçek olan bilir şey varsa insanın kendi kendini kızdırdığıdır.(AVM de kaybolan çocuğu ararken telaşlanıp korkmamiz,buldugumuzda neden yanımdan ayrıldın diye kızmamiz gibi)

    Bölüm 8.ORTAMI DEĞİŞTİREREK KABUL EDİLMEYEN DAVRANIŞI DEĞİŞTİRMEK

    1-Ortamı zenginleştirmek,

    2 Ortamı yoksullaştırmak,

    3-Ortamı yalınlaştırmak,

    4-Ortamı kısıtlanmak,

    5-Ortamı çocuğa uygun hale getirmek,

    6-Bir uğraş yerine başkasını koymak,

    7-Çocuğu ortamdaki değişikliğe hazırlamak.

    8-Daha büyük çocuklarla geleceğe yönelik düzenlemeler yapmak.

    Bölüm9. EBEVEYN-ÇOCUK ÇATIŞMALARI:KİM KAZANMALI?
      E.A.E de iki kazan-kaybet yöntemi.yöntem 1;ebeveynler kazanır yöntem2; Çocuklar kazanır.(ikisi de etkisizdir...bolum11 de kaybeden yok kuralı tavsiye edilmemektedir)

    💥Verilen işleri yapmaya yanaşmayan çocukların ana babaları, aslında işbirliği için çocuklarına şans tanımazlar. Çocuğu bir şey yapılmaya zorlayarak hiç bir zaman işbirliği elde edilemez.

    💥Ana-babalar güç ve otoritelerini kullanarak çocuğu bir şey yapmaya her zorlayışlarında kendini denetleme ve sorumluluk edinmeyi öğrenme şansını elinden aldıklarını bilmeliler.
    Bölüm1O. EBEVEYNGÜCÜ; GEREKLİ Mİ, HAKLI GÖRÜLEBİLİR Mİ?

    *Ergenler ana-babalarına değil onların gücüne isyan ederler.
    *Ana-babalar çocuklarını yetiştirirken güce dayanmayan yöntemleri kullanırlarsa çocuklar ergen olduğunda, isyan edecek bir şey bulamazlar.
    *Çocuklarını güç kullanarak eğitmeye çalışan ana-bâbalâr güçlerini düşündüklerinden de erken bir zamanda yitirme riskiyle karşı karşıyadırlar.

    *Ebeveyn gücünün çocuk üzerindeki etkileri: 1.Karşı koyma, meydan okumak, başkaldırma olumsuz davranma  2.küskünlük, kızgınlık, düşmanlık, 3.saldırı, öç alma, tokada tokatla karşılık verme, 4.yalan söyleme, duyguları saklama 5.başkalarını suçlama dedikodu yapma aldatma 6.hükmetme,zorbalik etme 7.kazanma isteği,kaybetmekten nefret etme 8.Birleşik Cephe oluşturma 9.uysallık boyun eğme 10.yağcılık 11.uyma,yaratıcılığın olmaması, yeni birşey denemekten kaçınma 12.içe dönme,kaçma,hayal kurma geri çekilme

    💥Ana babalar çocuklara kendi ana babaları onlara aynı şeyi yaptığından dolayı hükmetmek ister.

    💥Çocuklar ödüllü ve cezası bol bir ortamda yetiştirilince "iyi" görünme ve kazanma ya da "kötü" görünmekten ve kaybetmekten kaçınma gereksinimi duyabilirler. Olumlu değerlendirmeleri çok yapan ,para ,armağan türü ödülleri bol veren ana babaların evlerinde bu geçerlidir.

    💥Ödülün alandan çok alamayana zararı vardır.
    💥Çocuklar ana babasına kabul edilemez gelen davranışını değiştirebilmek için onların bu davranışla ilgili durumlarını bilmek ister. Ancak otorite kullanıldığı zaman davranışı değiştirmek istemezler. Kısaca çocuklar davranışlarının değiştirilmesini ya da kısıtlanması gerektiğini anlarlarsa bunu kendileri yapmak ve yetişkinler gibi davranışları üzerinde kendi otoritelerini kullanmak isterler.

    💥Paradoksal olmakla birlikte gerçek durum şudur; Ana-babalar güç kullanarak çocukları üzerindeki etkilerini kaybederler. Güç kullanmaktan vazgeçtiklerinde ise etkileri artar.

    Bölüm11. ÇATIŞMALARI ÇÖZMEK İÇİN "KAYBEDEN YOK" YÖNTEMİ
    Yöntem 1 ve yöntem2 nin aksine yöntem 3(kaybeden yok)  her iki tarafıda memnun eder. *Çocuk bu yöntemi uygulamaya daha isteklidir *çocukların düşünme becerilerini geliştirir *az düşmanlık çok sevgi *az zorlama *güç kullanımı gerekmez *yöntem3 otorite ihtiyacını bertaraf eder * gerçek sorunları yakalar *çocuklar için terapi gibidir.
    💥Ana baba ve çocuğun gereksinimlerinin çatıştığı bir durumda karşılaştıklarını varsayalım.

    Ana baba her ikisince kabul edilebilecek bir çözümü birlikte aramaları için çocuktan katılım ister.

    Biri ya da ikisi de çözümler önerebilir. Çözümler, değerlendirirler ve sonunda ikisine de uygun gelen birinde anlaşırlar. Hiçbiri çözüme gelmeyeceği için güç kullanarak birbirlerine boyun eğdirmeye çalışmazlar.
    insanlar alınmasında katkıları olan kararları uygulamaya kendilerine zorla kabul ettirilen kararları uygulamaktan daha çok istekli olurlar.

    💥Kaybeden yok yöntemi çocuklara karşı, büyüklere davrandığımız gibi davranması ve onların gereksinimlerini de kendilerimiz kadar önemli görmeyi öğretir.

    💥💥Kaybeden yok yöntemine bir örnek💥💥 "5 yaşındaki oğlumuz tv'deki bilim-kurgu fılmine pek düşkündü. Onları izledikten sonra kabus görmesi bizi endişelendiriyordu. Aynı saatte yayınlanan başka bir program hem eğitici hem de korkutucu değildi. Bu programı da seviyor ama onu pek tercih etmiyordu. "Kaybeden yok" yöntemiyle bu programlan dönüşümlü izlemesine karar verildi.

    Bölüm12. EBEVEYNLERİN KAYBEDEN YOK YÖNTEMİYLE İLGİLİ KAYGILARI VE KORKULARI
    *yöntem3 ebeveyn zayıflığı olarak görülür mü?Hayır!kaybeden olamayacağı için iki taraf içinde olumlu bir durum ortaya çıkar yok bir taraf ağır basıyorsa yöntem1 yada yöntem2 hala devam ediyor demektir. 
    *Yöntem3 çok zaman alır mı? -bazen Evet ama bu çatışma için ayrılan zamandan çok daha azdır aslında ;)
    * ebeveynler daha deneyimli oldukları için yöntem 1i kullanmaya hakları yok mu? Çocuklarımın saygısı yitirir miyim? -Ana babalar da yetenek ve bilgilerini ortaya koyarak çocuklarının saygılarını kazanabilirler.(dayatmadan)

    Bölüm13. "KAYBEDEN YOK" YÖNTEMİNE İŞLERLİK KAZANDIRMAK

    Kaybeden yok yöntemini başarı ile başlatanlar; önerileri ciddiye alarak oturup çocuklarına bu yöntemi ayrıntıların ile anlatan ana babalardır.

    💥Kaybeden yok yönteminin 6 basamağı:

    1- Sorunu tanımlama

    2- Olası çözümler üretme

    3- Çözümleri değerlendirme

    4- En iyi çözüme karar verme

    5- Kararın nasıl uygulanacağını belirleme

    6- Değerlendirme için çözümün uygulanışını izleme

    💥Kabul edilebilir bir çözüm bulunamaz ise gerekirse ikinci toplantı veya daha çok çaba gösterme ısrar etme (çözüm bulmamız için başka yollar olmalı).

    💥Alınan kararları birlikte uygulama ceza gerekirse ana babalara da ceza verme.

    💥Kaybeden yok yönteminde ana babalar çocukların kararı yerine getireceğini ummalıdırlar.(güvenmeli)

    💥Çocuklar arasındaki çatışmada da kaybeden yok yöntemi uygulanabilir.

    Bölüm14. ANA/BABA "İŞTEN ATILMAKTAN" NASIL KURTULUR?

    *Çocuklar ana babalarını çok sık işten atarlar. Ergenlik çağına erişince anne ve babalarını defterden siler, onlarla olan ilişkilerine son verirler. Oysaki çocukların karşı geldikleri esas şey büyüklerin kendileri değil, onların
    özgürlüklerini ellerinden alma çabalarıdır. *Onları değiştirme ya da kendi kafalarındaki kalıba sokma çabalarına, bezdirmelerine kendi doğru yanlışlarına göre davranmaya zorlamalarına isyan ederler.
    *Ana-babalar çocuklarına değerlerini baskı yaparak değil, onlara uygun yaşayarak öğretebilirler. *Kuvvetle inanıyorum ki, bugünün gençlerinin yetişkinlerin değerlerinden çoğunu reddetmelerinin başlıca nedenlerinden biri, yetişkinlerin dediklerini yaptıklarıyla geliştiğini fark etmeleridir. (Söyleyerek değil yaparak örnek olun)

    Bölüm15 EBEVEYNLER KENDİLERİNİ DEĞİŞTİREREK ÇATIŞMALARI NASIL ÖNLEYEBİLİRLER? Şu sorulara doğru cevabı buldugumuzda; 1.kendimden ne kadar hoşnutum? (Kendinizi daha çok kabul edebilir misiniz?
    2.onlar kimin çocuklari?
    3.çocuklari gerçekten seviyor musunuz yoksa belirli tip çocukları mi seviyorsunuz? 4.tek doğru olan sizin değer ve inançlarınız mi? 5.oncelikli ilişkiniz eşinizle mi? 6.ebeveynler tavirlarini degistirebilir mi?
    Bölüm 16.ÇOCUKLARIN ÖTEKİ EBEVEYNLERİ  büyükanne,büyükbaba, çocuk bakıcıları, öğretmenler, okul müdürleri, danışmanlar,antrenörler.....   Veee kitabın son kısmı ise;etkin dinlemeyi, duyguya yönelmeyi, ben iletileri göndermeyi kavramış miyiz bakalım diye küçük testler le kitap biterrr
  • 475 syf.
    ·22 günde·10/10
    Sevgili okurlar, öncelikle merhaba. Uzun zamandır okumaya devam etmeme karşın bir inceleme yazmadım. Bu sadece inceleme konusunda olmadı ne yazık ki. Bir öykü ve deneme de yazamadım. Yazın tembelliği yüzüme vurdu. Ne var ki hiç değilse arada bir yazı yazdığımı hatırlamak amacıyla bu kitabı incelemek istedim. Öyle ahım şahım bir inceleme olmayacağı kesin. Fakat yine de konuma dönüp hasbihalime son vermek niyetindeyim.

    Bundan önceki incelemelerimde bir Oğuz Atay veya postmodernizm garezi bende mevcuttu. Lakin şimdi bakıyorum da bu tip durumlardan eser kalmamış! Edebi fikirlerimi değiştirdim demek yerine bu cümleyi kurduğum için sizden özür dileyeceğim. Ama postmodernizmi anlamak için uzaktan atıp tutmak yerine metnin içine girmenin daha doğru olacağını artık anladım.
    Bendeki bu dönüşün baş sorumlusu işte şu kitaptır. Kitabın ilk sayfasını çevirdiğimde fikirlerim değişmeye başlamıştı zaten. İtiraf edeyim ki böyle mükemmel bir eser beklemezdim. Şimdi incelememin bu şekilde pembe laflarla ya da methiyelerle süreceğini zannediyorsanız, hele ki esere değinmeyeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu daha başlangıç(sanırım üslubumu da değiştirdim, görün işte ne kadar etkilendim. SPOİLER VARDIR)

    Konuya girmeden evvel Oğuz Atay'ın üslubunu mercek altına almak istiyorum. Şaşırtıcı seviyelerde ve oldukça incelikli mizah unsurları görülmüştür. Ayrıca sonradan tutulan tutanaklarda üstkurmaca bulunmuştur. Kahramanın kişiliğinin ayrıca devamlı çatışması, dünyayı bir ''oyun sahnesi''ne benzetmesi ve kendini de içine katması buna örnek olarak verilebilir. Kitabın başından sonuna kadar üstkurmaca unsuru olarak oyun sahneleri yer almıştır. Ayrıca şu tanıma bakınız: http://edebiyat.k12.org.tr/...ar/%C3%9Cstkurmaca/5 MEKANİK İNCELEME BURADA SONA ERMİŞTİR.

    Zannediyorum Oğuz Atay kadar olmasa bile bu işi ben de bir ölçüde kıvırıyorum. Şimdi ben bu metin üzerinden geleneksel anlatıyla postmodernizmin bir kıyaslamasını yapmak istiyorum.
    Öncelikle geleneksel anlatı, yani ''sıradan'' roman; olay örgüsü, kişi, yer, zaman gibi unsurları karman çorman düzenlemenin okuyucunun kafasını bulandıracağını düşündüğünden hiç bu topa girmez. Her şey baştan sona anlatılır. Eser, okuyucunun gözünde ''gerçekten yaşanmış'' izlenimi bırakmalıdır. Öyle ki zaman bile bazılarında 1,2,3 diye gider. Önemli olan anlatılan kişinin iç dünyası değil, bunun gerçekten olduğudur. Gerçekten oldu işte! Ne var ki bu takıntı, gerçeğin bir kısmını sonradan da anlatacağım üzere karartmıştır.
    ''Ayşe sabah 5'te uyandı. Kollarıyla gerinirken gökyüzüne bakındı. Mavi mavi parıldayan gökyüzü ona gülücük atıyordu. Artık kahvaltısını edebilir, okuluna gidebilirdi.''
    Böylelikle zannediyorum sadece Ayşe'nin iç dünyasını değil, kitabın edebi yönünü de kurban eder yazar. Çünkü edebiyat yalnızca birkaç betimlemeye hapsedilmiştir.
    Oysa gelin bilinç akışı tekniğinin görüldüğü şu pasajı okuyun da bireyin iç dünyasını birazcık anlayıverin!
    ''Burada doğdum. Çok büyümedim. Bir ay önce annem öldü. Onu severdim. Bana benzerdi. Bazı haksızlıklar oldu. Onsekiz yaşındayım. Daha liseyi bitirmedim. İyi bir öğrenci değilim. Annemi burada bırakıyoruz. Yalnız kaldım. Uzun yazmayı sevmiyorum. Kadınca bazı dertlerim var. Utanıyorum. Annem gibi ölmüş olmayı isterdim. Fakat, annem gibi genç yaşta ölmekten de korkuyorum. Beni anlayacak biri çıkar mı acaba? Bugün salı. Özetin altına, bulunduğu şehrin adını yazdı ve o günkü tarihi attı.''(s.211)
    Görüldüğü üzere bu pasaj, kitaptaki Sevgi karakterinin iç dünyasını aslında yoğun bir şekilde ima ettiği gibi(zaten kitapta bu tarz anlatılar daima imadır. Altındaki anlamı bizim bulmamızı ister yazar.) bize Camus'un Yabancı kitabının etkilerini düşündürür: ''Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum. İhtiyarlar Yurdundan bir telgraf aldım: 'Anneniz vefat etti. Yarın kaldırılacak. Saygılar.' Bundan bir şey anlatılmıyor. Belki de dündü.''(Yabancı, s.1)

    Artık klasik metin ile modern metnin farkını zannediyorum anladık. Modern metinde, pasajlarda farkettiğiniz ya da kitabı okuyunca anlayacağınız üzere odaklanılan şey karakterin iç dünyası olduğu için bilinç akışı vardır. Olaylar, zaman, kişi ve yerler tamamen odaklanılan kahramanın hizmetine verilmiştir. Bundan dolayı ne sıralı bir olay, ne de durmadan akan bir zaman vardır. Aslında bu durum kitabın bir kurmaca modeli olduğunu da bize hatırlatır. Böylelikle yazar, yazdığı kitabın üstüne eğilmeyi okuyucusuna vazife bilir: ''Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?''(Korkuyu Beklerken, s.196)
    Modern anlatın bir başka özelliğine daha değinmem gerekiyor. O da geleneksel anlatımın darmadağın edilmesi. Bunu sadece üslup bazında yapmıyor yazar, noktalama işaretleri ve yazım kuralları bile meydan okunanlar arasında:
    ''...Gene de herkes tarih okuyor; bütün belgeler bir bir, gün ışığına çıkarılıyor. Bu belgeler de tarihimize ışık tutuyor. Bir millet, tarihine düşkün olmalı deniliyor. Bitmez tükenmez yazışmalar, hürmetlerimi arzederimler içinde küfürleşmeler, ilkolarakpaşahazretlerinibenikazetmiştimler, eyhakikatasusamışmilletimöğren'ler, nasihatler, musahabeler, harbiumumi hatıraları, edirne hatıraları, hatıra fotoğrafları, ok işaretli paşalar, çarpı işaretli mülazımıevveller, damatpaşayaakılöğreten aklıevveller, vakayıvakvakiyeler, vakanüvisler,...''(s.69) Bu şekilde yazar tarihle ince bir alay peşinde olduğunu bize sezdiriyor. Çünkü tarih de gelenekseller arasında! Ayrıca Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk eserine bir gönderme bile yapıyor yazar: ''...Ben de benden önce gelmişlerin ve geçmişlerin bütün tecrübelerini hiçe sayarak sahneye çıkıyorum işte Bilge! Tarz-ı selefe tekaddüm ettim, bir başka lügat tekellüm ettim. Yeni sözlere güveniyorum. Evet, ben geldim Bilge. Here I come. Come come come. Ey kalem! Bu eser senin değildir. Ey gece! bu seher senin değildir.''(s.159) Burada her şeyden önce bir bilinç akışı var ama bilmeyenler için söyleyeyim: ''Tarz-ı selefe tekaddüm ettim, bir başka lügat tekellüm ettim.'' beyti Hüsn ü Aşk mesnevisinin sonunda yer alan bir beyit. Tıpkı ''Ey kalem! Bu eser senin değildir. Ey gece! bu seher senin değildir.'' diye Türkçe açıklaması verilen ve mesnevinin son kısmında yer alan ''Ey hame eser senin değildir/Ey şeb bu seher senin değildir'' beyti gibi. Yazar sadece mevlevi şaire değil, pek çok yazara da gönderme yapmış. İlginçtir ki büyük bir kısmı Tanzimat yazarları olup bunların arasında da en dikkat çekeni kitapta Hüsamettin Tambay kişisinin devamlı okuduğu bir isim olan Mütercim Arif oluyor. Yazar belli ki Tanzimat yazarlarının düştüğü çelişkili fikirlerden ve onların çatışan kişiliklerinden etkilenmiş ve bununla ilgili uzun bir bölüm bile koymuş kitabına. Ama onu inceleme gereksiz yere uzamasın diye buraya almak istemiyorum.

    Kitabın konusunu henüz anlatmadım, çünkü bunca yenilikten sonra kitapta dikkate alınacak en son şey olabilir. Ama yine de kitabın tuttuğu mercek bizim için artık üslup ve yeniliklerden konusuna kaymıştır.

    Hikmet Benol isimli bir kişi Sevgi ile yaptığı evlilikten mutlu olmamış ve ayrılmıştır. Evliyken aşık olduğu, karısının arkadaşı Bilge ise bize evlilik platformunun insanı kısıtlayan koşullarını ve yarattığı bunalımları düşündürtür. Zaten kitap iyi anlaşılırsa ikili ilişkilerde aile baskısı ve toplum gibi koşullar, meydan okurcasına eleştirilmektedir. Hikmet, boşandıktan sonra yalnız başına yaşadığı 3 katlı ahşap evi gecekondu olarak görmektedir. Belki de bu, onun bilinçaltıdır. Hikmet'in merkezinde dönen kişiler sırayla eski eşi Sevgi, aşığı Bilge ve ahşap evdeki komşusu Hüsamettin Bey'dir(en belirgin olanları). Ayrıca Hikmet'in hayalinde bu kişilerle kurduğu münasebet bizim kurmaca ile gerçeklik sınırlarımızı zorlar. Çünkü iç dünyasını olduğu gibi görebildiğimiz Hikmet, yer yer annesini-babasını, Sevgi'yi, Bilge'yi ziyaret etmekte, onlarla konuşmakta veyahut onları bir oyun sahnesi şeklinde(üstkurmaca) karşılıklı konuşturmaktadır. Böylece gerçekle hayal arasında bir sınır kalmaz ve okuyucu işte bu kısımlarda zorlanır. Esasında kitapta kayda değer bir olay yoktur. Baştan sona Hikmet'in başından geçenler ve onun izlenimleridir. Bunlar devamlı bir anı şeklindedir. Fakat netice itibariyle bir roman olduğu için olayların ilerlemesi de gerekir. İşte sıradan kitap okuyucusu bu yerlerde de zorlanır. Aslında ben modern ve modern sonrası metinlerin öykü tarzında daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Çünkü öyküde olayı devam ettirmek mecburiyetinden yazar kurtulur. Burada ise mevzusu anılarda bile geçse bir sıralama olmak zorundadır. Hiç değilse okuyucuya ipucu verecek kadar. Hikmet-Bilge-Sevgi üçgeninde biz Hikmet'in bölünen kişiliğine de şahit oluruz. O aynı zamanda iradesizdir. İşte tüm bu unsurlar bizi Hikmet'in intihar etmesinin sebeplerini aramaya çağırır.

    Okuyucu kitabı okuyunca sakın Hikmet'in bizden biri olmadığı ya da anormal olduğu, gerçekdışı, akıl hastası bir kişilik olduğu yanılgısına düşmesin. Zira Oğuz Atay gayet gerçekçi bir yazardır. Onun tek derdi ''bizden birinin'' iç dünyasını olduğu gibi teşhir etmekti. Nitekim kitabın bazı bölümlerini babama okuduğum zaman ''Oğlum gerçekten bu kitapta bizden biri var.'' demiştir.
    Modern olmayan ama kendine gerçekçi diyen metinlerde yukarıda bahsettiğimiz gibi üstü karalanmış bir gerçeklik vardır. O ''karalanmış gerçeklik'' bir insanın sürekli değişen fikirleri, duyguları(belki saniyede) ifade edilerek, yazıya dökülerek, yani maskenin ardındaki iç yüz gösterilerek giderilmiştir bu tarz modern eserde. Ayın görünmeyen yüzü de diyebiliriz. Dediklerim herkes için geçerlidir.

    Tamam kızmayın, artık incelemenin sonuna geldik. Şöyle bir bakınca konu olarak oldukça itibari bıraktığım ama edebiyatımıza getirdiği yenilikleri anlatırken uzun alıntılarla aktarmaya çalıştığım bir eser oldu. Yaptığım alıntılar anlamlandırılma açısından okuyucunun gözünü korkutabilir. İyi de olur. Kendi birikiminden emin olmayan okuyucuya bu kitabı tavsiye etmem. Okuyan da üzerinde uzun uzun düşünerek, sindire sindire okumalıdır. Herkese iyi akşamlar diliyorum. Yazmayı özlemişim.
  • 176 syf.
    ·14 günde·3/10
    Kitabı genel olarak orta derecede buldum.
    Katıldığım yerler olduğu gibi katılmadığım yerler vardı, açıkçası kitap pek umduğum gibi olmadı. Zaten genel olarak nureddin hocanın kitapları sohbetleriyle aynı, sohbet kitaba çevriliyor yani , bu sohbet olarak da dinlenebilirdi.
    Kitap kendini çok tekrar ediyor sevmediğim yönü bu oldu hatta bazı tekrarları atladım . İyi yönden de *rutin olarak yaptığımız şeyleri sevaba dönüştürme* bakış açısını vermesi oldu, bazı şeyleri gerçekten yüzeysel yaptığımızı içselleştiremediğimizi farkettim .
    Ama kitapta bazı bölümler vardı ki keşke yazılmasaymış dedim çok üzüldüm o bölümlerin olmasına 153-155 sayfalarında, her kesimin okuyacağı bir kitap ayarlanıyorsa daha dikkatli olunup *ötekileştirme sinyali* verilen bölüm göz önünde olmalıydı ona göre ayarlanmalıydı diye düşünüyorum . Bn bunu nureddin hoca dan da beklemezdim çok şaşırdım ve üzüldüm o sayfaları okuyan açık bi bayan ne hisseder ? Resmen mikroba benzetilmiş tamamen iter bu cümleler o kitleyi ki bizim amacımız zaten o insanları kazanmak daha da itmek değil. O bölüme kesinlikle katılmadım ki zaten bu mümkün değil toplumun çoğu açık nasıl çocuklarımızı onlardan sakındırıcaz ki zaten bu mantıklı ve doğru bi yaklaşım değil tamamen dışa odaklı müslüman düşüncesi , kalpleri allah bilir sonuçta. Bn de nureddin hocayı yıllardır takip ediyorum severim sayarım sayısız videolarını izledim kitaplarını okudum ama bi insana olan sevgimiz o insanın yanlışını görmemize engel olmamalı.
    155. Sayfada ki bölüm de 3-4-5 yaşlarda allah cennet ve cehennem mefhumları konuşulmalı diyor evet allah ve cennet konuşulmalı ama pedagojik olarak cehennem bu yaştaki çocuğa anlatılır mı ? Yani keşke kitap yazılırken bi pedagogla beraber yazılsaydı ya da onayından geçseydi bu yanlışlar duzeltilirdi diye düşünüyorum.
  • Lego Asla Sadece Lego Değildir: Lego ve Felsefe |4/5|

    Zamanında ne çok isterdim şu Legolardan. Orijinal Legolardan asla alamadım. Büyüdüğüm zaman alacağımı söyledim kendime ve öyle geçirdim bütün çocukluğu. Şimdi, daha da alamıyorum. Öyle bir alamıyorum ki, ancak kitabını okuyorum.
    Peki lego sadece lego mudur? Bir takım plastik parçalarının birbirine geçmesinden ibaret midir lego yoksa arkasında daha derin şeyler var mıdır?

    Mesela Lego ile Tao felsefesini, Budizmi kıyaslayabilir miyiz? Lego ile toplumların cinsiyet rollerini kalıplar halinde dağıtımını bağdaştırabilir miyiz? Bu kitap işte bu ve bunun gibi sorulara cevap veriyor.

    TheKitap yayınlarını seviyorum. Enteresan kitaplar yayınlıyorlar ama yaptıkları işler hep su alan bir gemi edasında oluyor. Ne kadar renkli, ne kadar kullanışlı olsa da o gemiler, hep bir yerden su alıyor veya pas çıkıyor.

    İndirimden aldığım bu kitabı okurken eğlendim ve öğrendim. Orijinal Legolar ile oynayamamış olsam bile hep Legolarla bir bağım oldu ve bu kitabı okurken de o bağımı sık sık hatırladım. Şimdi; kitapta Lego birçok başka kavramla birlikte ele alınıyor ve bu denemelerin hepsi başka insanlar tarafından kaleme alınmış. Yirmi bir bölüm var ve hepsinde başka insanlar çalışmış. Hepsi de Legolara gönülden bağlı olan bir AFOL (Adult Fan of Lego) yani yetişkin bir Lego hayranı.
    Beş farklı bölüme ayrılmış kitap. Bölümler sırasıyla, Yaratıcılık, Etik ve Kurallar, Kimlik, Tüketim ve Kültür, Metafizik ve Matematik olarak isimlendirilmiş. Önceden sizi uyarmam gerekir ki, kitaptaki birçok bölüm 2014 yılında çıkan “Lego The Movie,” isimli film üzerine. Eğer kitabı alıp okumayı düşünürseniz ve o animasyonu izlememişseniz, kitaptan önce o animasyonu izlemenizi tavsiye ederim.
    Misal olarak, Lego ve Etik Ahlak çoğunlukla o animasyon üzerinden açıklanıyor.

    Peki gelelim o soruya. Bu kitap okunmalı mı? İyi bir çeviri yapılsa ve her bölüm vaat ettiği şeyi yerine getirse “Evet, herkes okumalı,” derdim ama şimdi tereddütteyim. İyi bir çeviriden kastım, kitabın çevirisinin kötü olduğu değil. Sadece, düz bir çeviri yapılmış ve esnekleştirilmemiş. Ortalama bir felsefe kitabının diliyle ilerliyor kitap. Eğer alışıksanız sizi sıkmaz ama ilk okuyacağınız felsefe kitabıysa, bazı cümleleri kavramakta sıkıntı çekebilirsiniz.

    Eğer Legolar ile aranızda özel bir bağ olduğunu düşünüyorsanız ve siz de Lego’yu sadece Lego’dan ibaret görmüyorsanız tavsiye ederim. İndirimli bir fiyata bulduğunuzda alın ama sakın indirimsiz fiyatına almayın. İndirimsiz fiyatını hak etmiyor. En son kontrol ettiğimde, 40 TL’ye yakın bir fiyatı vardı indirimsiz olarak. Öyle bir bedeli karşılayan bir kitap olmasa da, aldığınız zaman sizi pişman edecek bir kitap da değil.

    Ben gayet memnunum. Oyuncakların üstüne felsefe yapılması ve oyuncakların arkasındaki derin suları keşfetmek oldukça eğlenceliydi. Ki Lego’nun ne kadar oyuncak olduğu da tartışmalı bir konu. (Kitaptaki denemelerin birinde bunun üzerine ufak bir kısım var.)

    Özellikle, Lego The Movie’yi severek izlediyseniz bu kitap sizi daha da keyiflendirecek. Çocuklara yapılmış gibi duran ve öyle pazarlanan bir animasyonun aslında yetişkinler için de ne kadar felsefi bir derinlikle hazırlanmış olduğu ile karşılaşıyorsunuz. Bu da, benim gibi o animasyonu bayılarak izlemiş biri için çok keyifli bir deneyimdi.

    Sıkça geri dönüp dönüp tekrar okuyacağım ve paragraflarına göz atacağım bir kitap olacak Lego Asla Sadece Lego Değildir. Başka bir yayınevinden çıkmasını dilerdim.

    Kitabın eksi kısımlarından az önce laf arasında bahsettim. Birkaç deneme vaat ettiği açıklamaya ulaşmıyor veya ulaşma yolunda fazla döndürüp duruyor. Daha iyi uyarlanabilecek cümleler de yanına tuz biber.

    Oyuncakların ve Legoların arkasındaki felsefeyi çok daha iyi anlayacağımız günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • 320 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Iskender Pala'nin hayranlarından biri olarak bir eserini daha bitirmenin sevinci ile kitabı yorumlayacağım. Öncelikle üsluptan bahsedersek okuduğum birkaç eserinde olduğu gibi yazar sade bir dille karşımıza çıkmaktadır. Bu da eserin geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Içeriğe bakarsak yazar tıpkı "Abumrabum" eserinde olduğu gibi kitabını tarih ile harmanlamış. Altın, Ayna ve Aşk başlığı ile 3 bölümden oluşan eserde Lidya Dönemi ile 12 Eylül'ün Istanbul'u anlatılmış. 1. Bölümde; paranın icadı ile karunlaşan Lidya Kralı ve onun hırsla bürünmüş kibri bir yanda, ihtiras ve ihanetler sarmalında olan danışmanları bir yanda... 2. Bölüm olan Ayna'da ise aynı ihtiras ve ihanetler bu sefer 12 Eylül Istanbul'unda yaşanmakta. Yani yazar 1. Bölümde MÖ 5 ve 6. yy.da yaşanan olayları 20. yy Istanbul'una yansıtmakta. Tabi 20.yy 12 Eylül'ü ülkemizin millet olarak zor zamanlardan geçtiği sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu dönemdir. Eserde de bu dönemin zorlukları aynen işlenmektedir. Kitabın son başlığı Aşk bölümünde ise aksiyonun zaman zaman yükseldiği, ihanet edenlerin cezalandırıldığı ve mazlumlarin masumiyetlerinin kanıtlandığı görülmekte.
    Tarihi seven, tarihe meraklı olan, o dönemlerde yaşayanların ve yaşananların penceresinden bakmak isteyenlere tavsiye edilir.