6 Şubat’ta korkmadım.
Çünkü korku kendimle ilgili bir şeydi,
ben kendimden çoktan vazgeçmiştim.
Tek korkum vardı:
sevdiklerimi kaybetmek.
Onların sesi kesilirse, dünyanın da susacağını biliyordum.
Yer sallandı, binalar çöktü.
Ama beni titreten beton değildi.
Bir isim söyleyip cevap alamama ihtimaliydi.
O gün cesur oldum falan demeyeceğim.
Cesaret değildi bu.
Bu, sevginin insanı ne kadar acımasızca ayakta tutabildiğiydi.
6 Şubat beni korkutmadı.
Beni sertleştirdi.
Artık hiçbir şey “önemsiz” değil,
hiçbir şey de “yarın”a bırakılacak kadar hafif değil.
Ben oradaydım.
Korkusuz değilim, umursamaz hiç değilim.
Sadece şunu öğrendim:
İnsan sevdiklerini kaybetme ihtimaliyle
her şeyin karşısında dimdik durabiliyor.