• 229 syf.
    Ahmet OKTAY:
    Fazıl Hüsnü Dağlarca ile konuştuk biraz. "Sen şair değil bilginsin" dedi, şunları da ekleyerek: "Şiirlerini küçümsediğimi sanma, ama senin gibi her alana açılan bir kişi daha yok. Ne zaman yapıyorsun bunları?"

    Sana öyle hak veriyorum ki Dağlarca!

    (Uzun zamandır herhalde bir kitabı okurken hiç bu kadar keyif almamıştım. Zaten genelde de beni çok etkileyen kitaplara inceleme yazıyorum.)

    Günlük, anlaşılması güç kelimeler ve çok fazla terim içermesine rağmen yine de -benim gözümde- kendini okutmayı başardı.

    Kendisinin ortaokul mezunu olduğunu öğrendiğimde açıkcası çok şaşırdım. Şaşırmamın nedeni eğitim hayatını bu kadar erken bırakması değildi.. Okumaya böylesine aşık birinin okul hayatınının neden yarım kaldığıydı. Bununla ilgili günlüğünde hiç bahsetmiyor.

    Oktay, Sovyet iktidarıyla çok fazla ilgilenmiş, sol görüşlü, hayatını Marksist düşünce sistemi ile şekillendiren toplumcu gerçekçi aydınlarımızdan biridir. Kapitalist sistemin karşısında durmuş, dönemin amiyane tabirle yalaka kişilerine de haddini çok güzel bildirmiştir. Sonuna kadar laik sistemi savunmuş, kendisi de sol görüşlü olmasına rağmen Türkiye’de bu durumun Kemalistlik ile karıştırıldığını, insanların yanlış yorumladığını anlatmaya çalışmıştır. Stalin’i sevmediğini, Lenin’e ise daha yakın olduğunu yazılarından ben anladım.

    “Fransa'da yaşayan bir araştırmacının gösterdiği duyarlığı ve anlayışı, Türk aydınlarının büyük bölümünün gösterememesine şaşmak gerekiyor. Sol-Kemalistler kadar bazı Marksistler de din sorununu gerektiği biçimde algılayamıyorlar. Artık mürteci ile muhafazakarın özdeş olmadığını anlamak gerekir. Di­ni ideolojinin Türkiye'de de solun tatmin edemediği beklenti uf­kuna sızmaya çalıştığı bellidir. Liberal/demokratik bir muhafazakar kesim var. Hiç kuşkusuz bu kesimler politik konjonktür gerektirdiğinde en azgın gerici kesimlerle ittifaka girişebilirler. Ama girişmeyebilirler de.”

    Bu alıntı da burada kalsın.

    Oktay, edebiyat camiasına çok hakimdir ve sürekli kitap okuyup, gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Şiirde Gerçeküstücülük konusunda geri kaldığımızdan da yakınır. Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi şairlerine göndermelerde bulunur.

    Kendisinde hoşuma giden tespitleri çok olmuştur fakat doğal olarak hepsini yazamıyorum. Oktay, “Yapı bazen imgeye göre şekilleniyor bazen sese göre,” diyor. Ama bazı dönem yeni şairlerin güzel gözükmek adına illa kelimenin ikinci anlamını kullanıp yapıyı bozduklarından yakınıyor.

    Kendisi şiirin çıkmaza girdiğini ve popüler kültürün esiri olduğunu düşünüyor. Ama sadece şiir demekle kalmıyor popüler kültürün esiri olan birçok aydından da bahsediyor. Burada kendi sözlerinden bir ekleme yapmak istiyorum.
    “Gerçekten, 19'unda yazdığım gibi edebiyat çevreleri olmadı­ğı için, yeni bohem mekânlarında şiir falan okunmuyor artık. Yazınsal ritüeller unutuldu. Şimdi, yazarların, şairlerin bir tür teşhirciliğe bitişmiş gösterileri moda: İmza günü, açık oturum, konuşma. Şüphe yok: Yararlı uygulamalar hepsi. Ama ister is­temez hepsi tecimselleştirildi.”

    Bir akşam camiadan arkadaşlarıyla oturup yemek yediğini yazıyor ve günlüğünde bunu anlatırken bazı noktalar dikkatimi çekiyor.
    Kendisi herkesten uzaklaşmakta haklı olduğunu ve artık bir araya gelince kitapları konuşmak yerine insanların sadece dedikodusunun döndüğünü söylüyor. Aslında hepsi bizimle aynı, bizden biri ve hep aynı hikayeler, aynı şikayetler... Temsili 1K işte.

    Yahu orada bir de ne öğrendim, “Nâzım’dan sonra şiir mi yazacağız?” diye düşünüp şairliği bırakan birçok isim varmış. Şaka gibi geldi..

    Bunun gibi benim çok dikkatimi çeken buraya birkaç tane dedikodu yazayım.

    -Can yücel ile Ahmed Arif kavga etmiş. Ahmed Arif çok duygusal davranıp gitmiş.
    Hee bir de bu Oktay, şairliğe ilk başladığı zamanlarda Nazım ve Arif’ten etkilendiğini belirtiyor ama sonrasında Arif’ten öyle bir soğumuş ki onu yermekten de hiç geri kalmıyor.
    (Can Yücel ile Oktay da kavgalıymış bu arada.)

    -Sevim Burak ve Sait Faik meselesi.
    Sevim Burak’ın öldükten sonra mektupları yayınlanmış. Orada da Sait Faik’in ne oğlancılığı kalmış ne de ayyaşlığı.. Ahmet Oktay buna çok içerlemiş ve Sevim Burak için sen ayyaş değil miydin Eyy Sevim diyor.
    Ödül almak için aylarca adam kovaladığını hepimiz biliyoruz, diyor.

    -Kemal Tahir ve Cahit Sıtkı meselesi.
    Kemal Tahir meğersem şair olarak başlamış bu yola ama her ne olduysa nasıl bir düşünceye girdiyse birden romana çevirmiş yönünü. Daha sonradan tekrar şiire döner gibi olmuş ve şöyle demiş “Cahit Sıtkı’nın şair sayıldığı...”
    Ee Ahmet Oktay da durur mu yapıştırmış cevabı. Tahir için, sen şiire devam etseydin de Sıtkı bu konuda senden daha yeteneklidir, ustandır, saygı duymalısın diyor.

    -Cemal Süreya’ya öldükten sonra baya sahip çıkmış ve İslamcı Şairlerin saldırılarından da olabildiğince korumaya çalışmış. (Kendisi İslamcı Şair diyor.) Günlüğünde de Cemal Süreya’nın şiirini ve kendisinin nasıl bir insan olduğunu anlatmıştır. Yineee birilerine de laf elbette göndermiştir;
    “Acaba Sezai Karakoç Cemal Süreya’nın ölümüyle ilgili bir şey yazacak mı çok merak ediyorum.”

    Ahmet Oktay’ın sevdiği pek nadir kişi vardır ve Cemal Süreya’da bunlardan biridir. Enis Batur, Ferit Edgü, Selim İleri, Melih Cevdet Anday, Emre Kongar.. Aklıma gelenler bunlar. Genel olarak günlükte hep iyi sohbetlerine şahit oldum.

    -İlhan Berk ile çok uğraşıyor. Onun için “oldum olası aforizma delisidir böyle konuşmaya çok bayılır,” diyor.

    -Attila İlhan ve Küçük İskender’den hiç hoşlanmıyor. Hatta ufak tartışmaları da olmuş. Attila İlhan’ın kendisini çok elit havalara sokmasına katlanamıyor galiba haha. Küçük İskender için de üff neler neler diyor. Ama en net yazabileceğim şey şudur; “Aykırı olmak ve aykırı görünmeye çalışmak birbirinden farklıdır.”


    -Tahsin Yücel, Orhan Pamuk “Kara Kitap” sorunu.
    Ahmet Oktay, Orhan Pamuk’u beğeniyor fakat bir eleştiri şuradan yapıyor. Tahsin Yücel Arı Türkçe kullanmaya özen gösterdiğinden dolayı Orhan Pamuk’u Türkçe konusunda eleştiriyor ve Ahmet Oktay şöyle bir soru yöneltiyor: “Yazın dilbilgisi midir?” Daha sonradan ise Oktay şunu söylüyor: “Eğer dilbilgisi kötüyse yazarın düşünmeden yazdığını ve yazdığını okumadığını gösterir.”

    -Mehmet Fuat, Ahmet Oktay hakkında bir yazı yazmış ve Oktay ona şöyle cevap veriyor;
    “Benim çok fazla "modaya uygun giyindiğimi" yazıyor. Ye­ni paradigmaları anlama çabasının, onun küçültücü anlamda kullandığı moda sözcüğüne ya da kavramına indirgenmemesi ve ona eşitlenmemesi gerektiğine inanıyorum.
    Memet Fuat tam da bu eğilim yüzünden tutucu bir konu­ma yerleşebilir.
    Tutuculuk moda'nın öteki ucudur. Negatifi değil.
    Ben modaya göre giyinmiyorum ama M. Fuat'ın elbiseleri çekmiş.” :D

    -Oktay, Ece Ayhan, Nazım Hikmet, Ahmed Arif taklitçiliğinden çok sıkılmış. Hatta Cemal Süreya şiir ödülünde şeçili kurulda görevdeymiş fakat Orhan Alkaya arasında bir gerginlik olduğundan dolayı çekilmek istemiş. Eğer oy vermiş olsaydı Metin Altıok’a oyunu verecekmiş.

    -Mahmut Makal, Orhan Veli, Ferhan Şensoy, Aziz Nesin.. Daha aklıma gelmeyecek bir sürü kişinin bazı noktalarını eleştiriyor. He şimdi diyeceksiniz Oktay çok mu mükemmeldi? Hayır elbette değildi. Ama kendisi gerçekten bu yolda çok büyük emekler vermiş ve bana günlüğünde asla boş bir insan olmadığını kanıtlamıştır. Her eleştirisine elbette katılmadım ama dönemin aydınlarına da farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı.


    Günlüğünden bahsederken Oktay “kendi okur tarihim” diye söylemiştir ve hakikaten de öyledir. Bundan sonrasını isterseniz okumanıza gerek yok. Tamamen kendimi düşünerek yaptığım bir şey. Fakat dönemin isimlerini merak ederseniz ve okuduğu kitaplar hakkında fikir sahibi olmak isterseniz göz atabilirsiniz. Okuduğu kitaplardan çok etkilendiğim ve cidden bu yazarı da mı biliyormuş yahu diyerek şaşkınlığa uğradığım için kitapların listesini yapmaya çalıştım. Günlükte bahsettiği, üzerinde konuştuğu isimleri de tek tek yazdım. Elbette eksikler, gözümden kaçanlar olmuştur çünkü bunlar bir liste halinde değildi ve ben okudukça, elimde bir kalemle, işaretleyip yazarak listeyi oluşturdum.

    Günlük içinde geçen dönemin edebiyat camiası isimleri ve Dünya Edebiyatından bahsettiği isimler;
    1. Selim İleri
    2. Latife Tekin
    3. Enis Batur
    4. İlhan Berk
    5. Ahmed Arif
    6. Önay Sözer
    7. Attila İlhan
    8. Fazıl Hüsnü Dağlarca
    9. Ivan Gonçarov
    10. Dostoyevski
    11. Melih Cevdet
    12. Lale Müldür
    13. Şükran Kurdakul
    14. Murathan Mungan (Cinsel tercihi sebebiyle birkaç problem olmuş ve Mungan’ın arkasında durmuştur.)
    15. Güner Kuban
    16. Kafka
    17. Yılmaz Gruda
    18. Hilmi Yavuz
    19. Ferhan Şensoy
    20. Fromm
    21. Refik Erduran
    22. Korkut Boratav
    23. Ali Bulaç
    24. Mehmet Ali Kılıçbay
    25. Ruşen Çakır
    26. Ahmet Kahraman
    27. Adalet Ağaoğlu
    28. Emre Kongar
    29. Emil Galip Sandalcı
    30. Mine G Saulnier
    31. Abdurrahman Dilipak (-)
    32. Sevim Burak
    33. Sait Faik
    34. Cemal Süreya
    35. Edip Cansever
    36. Aziz Nesin
    37. Baudelaire
    38. Oğuz Atay
    39. Yusuf Atılgan
    40. Nazım Hikmet
    41. Necip Fazıl
    42. Refik Durbaş
    43. Yahya Kemal
    44. Ülkü Tamer
    45. Nezihe Araz
    46. Uğur Kökden
    47. Can Alkor
    48. Ara Güler
    49. Jean Genet
    50. Küçük İskender
    51. Azra Erhat
    52. Sabahattin Eyüboğlu
    53. İrfan Şahinbaş
    54. Tarık Buğra
    55. Kemal Tahir
    56. Turgut Uyar
    57. Metin Altıok
    58. Vedat Günyol
    59. Agatha Christie
    60. Gorki
    61. Mihail Şoholov
    62. Ingmar Bergman
    63. Luis Bunuel
    64. Andrey Tarkovski
    65. Tahsin Yücel
    66. A. Huxley
    67. Aziz Çalışlar(-)
    68. Orhan Alkaya
    69. Nurdan Gürbilek
    70. Yılmaz Öner
    71. Balzac
    72. Stendhal
    73. Flaubert
    74. Shakespeare
    75. Suphi Aytimur
    76. Özdemir Nutku
    77. Eliot
    78. Halid Ziya
    79. Şerif Mardin
    80. Proust
    81. A. Ş. Hisar
    82. Demir Özlü
    83. Fethi Naci
    84. Ahmet Cemal
    85. Füsun Akatlı
    86. Gül Işık
    87. Simone De Beauvoir
    88. Umberto Eco
    89. Salah Birsel
    90. Özdemir İnce
    91. Nietzsche
    92. Ahmet İram
    93. Süreyya Berfe
    94. Seyhan Erözçelik
    95. Tuğrul Tanyol
    96. Ömer Naci Soykan
    97. Susan Sontag
    98. Ahmet Muhip dıranas
    99. Uğur Mumcu
    100. Oktay Akbal
    101. Mehmet Fuat
    102. Sartre
    103. Aliye Berger
    104. Orhan Koçak
    105. Ercüment Behzat
    106. Van Gogh
    107. Foucault.
    108. Ataol Behramoğlu
    109. Tanpınar
    110. Nedim Gürsel
    111. Orhan Veli
    112. Rilke
    113. Mayakovski
    114. Afşar Timuçin
    115. Sennur Sezer
    116. Adnan Özyalçıner
    Bunlar haricinde gözümden kaçanlar elbette olmuştur.

    Günlükte geçen kitapların listesi; (eksikler vardır.)
    1. E. H. Carr- Dostoyevski
    2. Jean Genet- Gidcometti’nin Atölyesi
    3. Metin Kaçan- Ağır Roman
    4. Ferit Edgü- O
    5. İlhan Berk- Pera
    6. J. M. Albertini- Azgelişmişliğin Mekanizması
    7. Tarık Zafer Tunaya- İttihat ve Terakki
    8. Tony Cliff- Rusya’da Devlet Kapitalizmi
    9. Peyami Safa- Sözde Kızlar( En ucuz, en acemi, üstünkörü yapıtlarından biri diyor. Safa’yı da pek sevmiyor.)
    10. Levent Köker- Modernleşme, Kemalizm, Demokrasi
    11. Güner Kuban- Sevişmenin Rengi( Beğenmiyor)
    12. Pierre Clatres- Devlete Karşı Toplum
    13. Fazıl Hüsnü Dağlarca- Uzaklarda Giyinmek, Çocuk ve Allah
    14. M. Jay- Diyalektik imgelem
    15. Paul Valery- Bugünkü Dünyaya Bakış
    16. Orhan Pamuk- Kara Kitap, Sessiz ev
    17. J. Needham- Doğunun Bilgisi Doğumun Bilimi
    18. Kürşat Bumin- Batıda Devlet ve Çocuk
    19. Fromm- Sahip Olmak ya da Olmak
    20. Sadri Ertem- Bacayı indir bacayı kaldır
    21. Cassirer- Devlet Efsanesi
    22. Yıldız Ecevit- Oğuz Atay’da Aydın Olgusu
    23. Oğuzhan Akay- CinAyetler
    24. Carr- Bolşevik Devrimi
    25. Eric J. Hobsbawm- Devrim Çağı
    26. Eric J. Hobsbawm- Kapital Çağı
    27. Eric J. Hobsbawm- İmparatorluk Çağı
    28. R. Jakobson- Sekiz Yazı
    29. Doğu Perinçek- Stalin’den Gorbaçov’a
    30. L. Benevolo- Modern Mimarlığın Tarihi
    31. Julius Welhausen- İslamiyetin İlk Devrinde Dini Siyasi Muhalefet Partileri
    32. Salvador Dali- Bir Dahinin Güncesi
    33. Hallac-ı Mansur- Kitab’üt Tavasin
    34. Proust- Swann’ların Semtinden(Hatta bu kitap üzerine konuşuyor ve Yakup Kadri ile Tahsin Yücel çevirisini kıyaslıyor.
    35. Kierkegaard- Korku Titreme
    36. Lyotard- Postmodernist Durum
    37. Flaubert- Üç Hikaye
    38. S. Zweig- Dünya Fikir Mimarları
    39. Borges- Alçaklığın evrensel tarihi(Bu kitaba çok şaşırdım ve mutlu oldum. Borges’i aynı anladığımızı görmek ve kitapta da aynı hikaye üzerinde odaklanmamız ise ayrıca hoşuma gitti.
    40. Ezra Pound- Konfüçyüs
    41. Agatha Christie- Ackroyd’un Katili
    42. Igmar Bergman- Büyülü Fener
    43. Barthes- Çağdaş Söylenler
    44. Bilge Karasu- Gece (Bu kitaba bir inceleme yazısı yazacakmış ama hep ertelemiş. Açıkcası merak etmiştim.)
    45. Adalet Ağaoğlu- Üç Beş Kişi
    46. Walter Benjamin- Parıltılar
    47. Joyce- Sürgünler
    48. Yıldız Sertel- Ardımdaki Yıllar
    49. Jale Parla- Babalar ve Oğullar
    50. Ercüment Uçarı- Ziba Sokağı
    51. Karl Korsch- Marksizm ve Felsefe
    52. Simone De Beauvoir- Mandarinler
    53. Ahmet İnsel- Türkiye Toplumun Bunalımı
    54. Ali H. Neyzi- Kızıltoprak
    55. Cahit Irgat- Irgatın Türküsü
    56. Şerif Mardin- Makaleler
    57. Salah Birsel- Hafiyeler önde gider
    58. Marcuse- Karşı devrim ve başkaldırı
    59. Ömer Naci Soykan- Müziksel Dünya Ütopyasında Adorna ile Bir Yolculuk
    60. Turgenyev- Babalar ve Oğullar
    61. Nietzsche- Putların Alacakaranlığı
    62. Daryush Shayegan- Yaralı Biliç(-)
    63. Kundera- Roman Sanatı
    64. Gündüz Vassaf- Cehenneme Övgü
    65. Carr- Romantik Sürgünler
    66. Paul Avrich- Anarşist Portreler(Bunu okumasına da baya baya şaşırdım. Kendisi de çok önemli bir eser olduğunu düşünmüş ve beğenmiş.)
    67. Sade- Sodom’un 120 günü
    68. Doğu Perinçek- Parti ve Sanat(-)
    69. Orhan Veli- Bütün Yazıları
    70. Gilles Kepel- Tanrının İntikamı
    71. Nurdan Gürbilek- Vitrinde Yaşamak
    72. David Dickson- Alternatif Teknoloji

    Kendisi bunun daha nicelerini okumuştur..
    Yanlarına (-) koyduklarımı hiç sevmemiştir. Aralarda tabi yine sevmedikleri var ama olumlu özelliklerinden de bahsediyor. Bilmediğim birçok isim vardı açıkcası böyle listelemek benim çok hoşuma gitti ve büyük bir keyifle yaptım. Hepsini tek tek araştırmayı düşünüyorum. Buraya kadar okuyan olduysa da gözlerine sağlık.
  • Zümer Suresi 53. Ayet
    ...
    قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
    ...
    Kul yâ ‘ibâdiye-lleżîne esrafû ‘alâ enfusihim lâ taknetû min rahmeti(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe yaġfiru-żżunûbe cemî’â(an)(c) innehu huve-lġafûru-rrahîm(u)

    Abdulbaki Gölpınarlı Meali
    De ki: Ey nefislerine uyup hadden aşırı hareket eden kullarım, Allah rahmetinden ümit kesmeyin; şüphe yok ki Allah, bütün suçları örter, şüphe yok ki o, suçları örter, rahimdir.

    Abdullah Parlıyan Meali
    De ki: Allah şöyle buyuruyor: “Ey nefislerine uyup da sınırlarımı aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin, Allah bütün günahlarınızı bağışlar, şüphe yok ki O, çok bağışlayan ve çok acıyandır.”

    Ahmet Tekin Meali
    "Günah işledikleri, ifrata gittikleri için, iç dünyalarındaki açmazlardan, vicdan muhasebesinden kurtulamayarak, ey kendilerine, birbirlerine kıyan, cahilce hatalı davranan, sorumluluklarının sonuçlarını meşruiyet sınırlarını aşarak değerlendiren kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları affeder. Doğrusu O, çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.” diye benim adıma ilan et.*

    Ahmet Varol Meali
    (Tarafımdan) şöyle söyle: "Ey kendi aleyhlerine aşırıya giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günâhları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet sahibidir.*

    Ali Bulaç Meali
    (Benden onlara) De ki: 'Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.'

    Ali Fikri Yavuz Meali
    (Ey Rasûlüm, tarafımdan kavmine) de ki: “-Ey (günah işlemekle) nefislerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah'ın rahmetinden (sizi bağışlamasından) ümidi kesmeyiniz; çünkü Allah (şirk ve küfürden başka, dilediği kimselerden) bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz ki O, Gafûr'dur= çok bağışlayıcıdır, Rahîm'dir= çok merhametlidir.

    Bahaeddin Sağlam Meali
    (Benden taraf) de ki: “Ey kendi aleyhlerine olarak günahlarda aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlayandır. Şüphesiz O Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır.”

    Bayraktar Bayraklı Meali
    De ki: “Allah şöyle buyurdu: Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok affedicidir; merhamet sahibidir.”

    Cemal Külünkoğlu Meali
    De ki (Allah şöyle buyuruyor:) “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere (günah işleyerek) aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”*

    Diyanet İşleri Meali (Eski)
    De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."

    Diyanet İşleri Meali (Yeni)
    De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

    Diyanet Vakfı Meali
    De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. *

    Edip Yüksel Meali
    Onlara bildir: "Kendilerine karşı sınırı aşan kullarım, ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin. ALLAH tüm günahları affedicidir. O Bağışlayandır, Rahimdir."*

    Elmalılı Hamdi Yazır Meali
    De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."

    Elmalılı Meali (Orjinal)
    De ki: ey nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allahın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağrifet buyurur, şübhesiz ki o öyle gafûr öyle rahîm o

    Hasan Basri Çantay Meali
    De ki: «Ey kendilerinin aleyhinde (günâhda) haddi aşanlar, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları yarlığar. Şübhesiz ki O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.

    Hayrat Neşriyat Meali
    De ki: “Ey nefisleri aleyhine (günah işlemekle ömürlerini) isrâf eden kullarım!(Günahlara bulaştık diye) Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şübhesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar!” Doğrusu, Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (kullarına çok merhamet eden)ancak O'dur.

    Kadri Çelik Meali
    (Benim adıma onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım! Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”

    Mehmet Türk Meali
    (Ey Muhammed! Benim Onlara): “Ey Benim kendilerine karşı haddi aşan kullarım!1 Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günâhları bağışlar.2 Çünkü çok bağışlayıcı, gerçekten merhametli olan, ancak O (Allah)’tır.” dediğimi söyle.3*

    Muhammed Esed Meali
    DE Kİ: “[Allah şöyle buyuruyor: 57 ] ‘Ey kendilerine karşı haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin: Allah bütün günahları bağışlar; 58 çünkü yalnız O, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır!’”

    Mustafa İslamoğlu Meali
    (ALLAH’IN şu müjdesini) ilet: “Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım! Allah’ın rahmetinden asla umut kesmeyiniz![4150] Allah bütün günahları affedebilir:[4151] çünkü O, evet O’dur mutlak bağışlayıcı, sonsuz rahmet kaynağı!”*

    Ömer Nasuhi Bilmen Meali
    De ki: «Ey nefisleri üzerine israfta bulunmuş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden yeise düşmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah günahları cümleten yarlığar. Muhakkak ki, O (evet) O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.»

    Suat Yıldırım Meali
    De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır). ” [5, 73-74; 85, 10; 19, 60; 9, 104; 4, 110; 145-146]*

    Süleyman Ateş Meali
    (Tarafımdan onlara) De ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."

    Şaban Piriş Meali
    De ki: -Ey kendilerine karşı günah işlemekte aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlayıcıdır. O, çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

    Ümit Şimşek Meali
    De ki: Ey nefisleri aleyhine haddini aşmış olan(15) kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.(16) Hiç kuşkusuz, O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.*

    Yaşar Nuri Öztürk Meali
    De ki: "Ey öz benlikleri aleyhine sınırı aşan/aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Allah, günahları tümden affeder. Çünkü O, mutlak Gafûr, mutlak Rahîm'dir.

    M. Pickthall (English)
    Say: My slaves who have been prodigal to their own hurt! Despair not of the mercy of Allah, Who forgiveth all sins. Lo! He is the Forgiving, the Merciful.

    Yusuf Ali (English)
    Say: "O my Servants who have transgressed against their souls! Despair not of the Mercy of Allah. for Allah forgives(4324) all sins: for He is Oft-Forgiving, Most Merciful.*

    
  • ”Büyük Günahlar” kitabına göre insanı helak eden 76 büyük günah şöyle:

    1. Büyük Günahların En Büyüğü: Allah’a Ortak Koşmak (Şirk)
    2. Ana Babaya Asi Olmak, Onlara Eziyet Etmek
    3. Yalan Yere Şahitlik Etmek
    4. İnsan Öldürmek
    5. Sihir (Büyü) Yapmak
    6. Namazı Terk Etmek
    7. Zekâtı Vermemek
    8. Faiz Yemek
    9. Yetim Malını Yemek ve Ona Zulmetmek
    10. Allah’a ve Resûlü’ne Yalan İsnad Etmek
    11. Özürsüz Olarak Ramazanda Bir Gün Bile Oruç Tutmamak
    12. Savaş Meydanından Kaçmak
    13. Zina Yapmak
    14. İdarecinin Halkını Aldatması, Onlara Zulmedip Zorbalık Yapması
    15. Haram Olan İçkiyi (Hamr) İçmek
    16. Kibirlenmek, Kendini Beğenmek, Övünmek
    17. Livata
    18. İffetli Kadın veya Erkeğe İftirada Bulunmak
    19. Kamu Malından, Ganimetten, Devletten ve Zekâttan Çalmak
    20. Haksız Yollarla İnsanların Mallarına El Koymak, Haram Yemek, Haram Kazanç
    21. Hırsızlık Yapmak
    22. Yol Kesmek
    23. Yalan Yere Yemin Etmek
    24. Çok Yalan Söylemek, Sözlerinin Çoğu Yalan Olmak
    25. İntihar Etmek
    26. İdarecinin ve Hâkimin Adaletsiz Olması, Haksızlık Yapması, Rüşvet Almak
    27. Deyyusluk, İki Kişi Arasında Bozgunculuk İçin Çalışmak
    28. Karşı Cinse Özenmek (Erkeğin Kadına Kadının da Erkeğe Benzemesi)
    29. Hulle Yapmak ve Yaptırmak
    30. Ölü Eti, Leş, Kan ve Domuz Eti Yemek
    31. İdrardan Sakınmamak
    32. Haraç Toplamak
    33. Riyakârlık Yapmak, Gösteriş, İkiyüzlülük
    34. Allah ve Resûlüne İhanet Etmek, Emanete Hiyanet
    35. İlmi Gizlemek ve Sadece Dünya İçin Öğrenmek
    36. İyiliği Başa Kakmak
    37. Kaderi Yalanlamak ve İnkâr Etmek
    38. Başkalarının Söz ve Sırlarını Öğrenmeye Çalışmak
    39. Lanet Etmek, Sövmek
    40. Sözünde Durmamak, Ahde Vefasızlık
    41. Kâhin, Büyücü ve Müneccimi Tasdik Etmek
    42. Kadının Kocasına Haksız Yere Huysuzluk Yapması (Nüşûz)
    43. Akrabaların Hakkını Gözetmemek, Onlarla İlişkiyi Kesmek
    44. Resim Yapmak
    45. Söz Taşımak, Koğuculuk
    46. Ölenin Ardından Ağıtta Aşırı Gitmek
    47. Nesebe ve Soya Sövmek
    48. Baş Kaldırmak, İsyan Etmek, Haddi Aşmak, Başkalarının Hukukunu Çiğnemek, Serkeşlik Etmek
    49. Gücü Yettiği Hâlde Haccı Terk Etmek
    50. Müslüman’a Eziyet Etmek ve Ona Sövmek, Küfretmek
    51. Allah Dostlarına Eziyet Etmek ve Onlara Düşman Olmak
    52. Elbiseyi Kibir Maksatlı Uzatmak (Elbise ile Gösteriş Yapmak)
    53. Erkeğin İpek Giymesi, Altın Kullanması
    54. Kölenin Efendisinden Kaçması
    55. Allah’tan Başkasının Adına Kurban Kesmek
    56- İnsanlara Yol Gösteren Levhaların ve Hudut İşaretlerinin Yerini Değiştirmek ve Sökmek
    57. Sahabe Efendilerimize Sövmek, Kötü Söz Söylemek
    58. Ensardan Herhangi Birine Sövmek, Kötü Söz Söylemek
    59. Dalalete Çağırmak, Bid’atçılık, Kötü Bir Çığır Açmak
    60. Peruk Takmak, Dişlerin Arasını Seyreltmek ve Dövme Yaptırmak
    61. Herhangi Bir Kesici Aleti, Silahı Kardeşine Doğru Tutarak Korkutmak
    62. Bilerek Babasından Başkasına Baba Demek
    63. Uğursuzluğa İnanmak
    64. Altın ve Gümüş Kaptan Yemek İçmek ve Kullanmak
    65. Cedelleşmek, Diyalektik, Kur’ân ve Dini Konularda Deliller Aramak
    66. Eşine, Hizmetçilerine, Zayıflara ve Kölelere Haksızlık Edip Zulmetmek ve Eziyet Etmek
    67. Tartıda ve Ölçüde Haksızlık Yapmak
    68. Allah’ın Azabından (Mekr’inden) Emin Olmak
    69. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek
    70. İyiliğe Karşı Nankörlük Yapmak
    71. Fazla Suyu Hapsedip Kimseye Vermemek
    72. Hayvanın Yüzünü Dağlamak
    73. Kumar Oynamak
    74. Harem (Mekke) Bölgesinde Taşkınlık Yapmak
    75. Özürsüz Cuma Namazını Terk Etmek, Bunda Israrcı Olmak
    76. Müslümanları Gizlice İzlemek ve Mahremlerini Açığa Çıkarmak
  • #39495551 iletimden fark edebileceğiniz gibi öz be öz sitesel bir kitap listesi oluşturma çalışmalarına başlıyorum. Bu listenin konusu - haliyle- zor kitaplar olacak. Yukarıdaki iletimde yazdığım gibi - 1000 kitap Kullanıcılarının Okurken Zorlandığı 50 Kitap - ya da. 100 de olabilir 67 de.

    Nasıl yapacağız peki bu listeyi. Ben başta olmak üzere herkes okurken zorlandığı bir ya da bir kaç kitabı iletinin atına yazacak yorum olarak. Ben de iletiye ekleyeceğim. Hayır o kitap aslında o kadar zor değil diyeceğiniz eserleri de işaretleyeceğim listede. Yeterli sayıda ret alan kitabı listeden çıkaracağım. Yapılan yorumlar sönümlenmeye başladığında (Bir kaç gün bekleyeceğim tabii) son listeyi oluşturacağım ve son itirazları o liste üzerinden alacağım. Daha sonra bir anket yaparak bu zor kitapları oylamanızı isteyeceğim . Ve kendi çapımızda sıralı bir liste oluşturmuş olacağız. Yorum yaparken belirttiğiniz kitapların edebi eserler yani bir kurgusu olan kitaplar olmasına dikkat edin lütfen. Diğer kitaplardan binlerce ekleyebiliriz buraya çünkü. Ben aklıma gelen /okuduğum, okumakta olduğum ve bir önceki iletide yorum olarak zor olduğu belirtilen bazı kitapları şimdilik ekliyorum listeye- sıralama şu ana için önemli değil. Yorumlar geldilkçe güncellemeye çalışacağım listeyi.

    İTİRAZ EDİLMEYEN KİTAPLAR
    ----------------------------------
    1. Ulysses - 146 Okuma-43 Yarım - 760 düşünme
    2. Ses ve Öfke - 301 okuma - 48 Yarım - 463 Düşünme
    3. Foucault Sarkacı 228 Okuma- 20 Yarım - 533 düşünme
    4. Teneke Trampet -57 Okuma- 8 Yarım - 139 Düşünme
    5. Körleşme - 424 Okuma- 29 Yarım - 1016 Düşünme
    6. Vergilius'un Ölümü 34 Okuma- 5 Yarım - 109 Düşünme
    7. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu 283 Okuma- 24 yarım - 386 Düşünme
    8. Avunamayanlar 41 Okunma- 6 Yarım- 77 Düşünme
    9 Deniz Feneri 435 Okuma - 44 Yarım- 683 Düşünme
    10. Ruh Üşümesi 71 Okuma - 7 Yarım- 54 Düşünme
    11. Locus Solus 13 Okuma - 2 Yarım- 42 Düşünme
    12. Bulantı 2770 Okuma - 175 Yarım- 2986 Düşünme
    13. Bin Hüzünlü Haz 888 Okuma - 35 Yarım- 589 Düşünme
    14. Gece 312 Okuma - 10 Yarım- 352 Düşünme
    15. Niteliksiz Adam 1 80 Okuma - 10 Yarım- 383 Düşünme
    16. Yaşam Kullanma Kılavuzu 31 Okuma - 3 Yarım- 92 Düşünme
    17. Finnegan Uyanması - 11 Okuma - 3 Yarım- 72 Düşünme
    18. Tristram Shandy 32 Okuma - 2 Yarım- 170 Düşünme
    19. Seksek 57 Okuma - 6 Yarım- 255 Düşünme
    20. Kayboluş 125 Okuma - 15 Yarım- 332 Düşünme
    21. Terra Nostra 15 Okuma - 2 Yarım- 34 Düşünme
    22. Ferdydurke - 16 Okuma - 3 Yarım- 79 Düşünme
    23. Tutunamayanlar 9445 Okuma - 1446 Yarım - 15336 Düşünme
    24. Şato 1401 Okuma - 103 Yarım- 1575 Düşünme
    25. Boncuk Oyunu 89 Okuma - 11 Yarım- 266 Düşünme
    26. Silmarillion 884 Okuma - 52 Yarım- 631 Düşünme
    27. Savaş ve Barış 3522 Okuma - 176 Yarım- 3215 Düşünme
    28. Yüzyıllık Yalnızlık 6243 Okuma- 550 Yarım - 5803 Düşünme
    29. Huzur ? - 2054 Okunma- 150 Yarım - 1799 Düşünme
    30. Kör Baykuş ? 3583 Okuma - 85 Yarım- 1645 Düşünme


    TARTIŞILABİLECEK KİTAPLAR (İtirazlar ve Okunma oranları dikkate alınmıştır)
    ----------------------------------------------------
    1. Karanlığın Yüreği 282 okuma - 8 Yarım - 346 Düşünme
    2. Yapraklar Evi - 12 Okuma- 58 Düşünme
    3. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ? 1733 Okuma - 42 Yarım - 1485 Düşünme
    4. Geceyarısı Çocukları ? 79 Okunma - 4 Yarım - 182 Düşünme
    5. Venedik'te Ölüm - 410 Okuma - 7 Yarım - 250 Düşünme
    6. Malina - 80 Okuma - 3 Yarım- 120 Düşünme
    7. Delikanlı ? 579 Okuma- 38 Yarım - 630 Düşünme
    8. Illuminae ? 303 Okuma - 11 Yarım - 318 Düşünme
    9. Uykuların Doğusu 268 Okuma- 12 Yarım - 217 Düşünme
    10. Kayıp Zamanın İzinde ? 72 Okunma - 2 Yarım 489 Düşünme
    11. Solaris 184 Okunma - 6 yarım - 174 Düşünme
    12. Mai ve Siyah ? 3379 okuma- 128 yarım- 1137 Düşünme
    13. Gecenin Sonuna Yolculuk ? 552 Okuma- 40 Yarım- 1184 Düşünme
    14. Watt - 30 Okuma - 35 Düşünme
    15. Buzul Çağının Virüsü - 49 Okuma- 2 Yarım - 106 Düşünme
    16. Puslu Kıtalar Atlası ? - 6221 Okuma- 141 yarım- 3305 Düşünme
    17. Benim Adım Kırmızı ? 3020 Okuma- 99 Yarım- 1542 Düşünme
    18. Mrs. Dalloway ? 658 Okuma - 37 Yarım- 715 Düşünme
    19. İlahi Komedya ? - 1011 Okuma - 90 Yarım- 1301 Düşünme
    20. Cevdet Bey ve Oğulları - 775 Okuma - 48 Yarım- 459 Düşünme
    21. Atlas Silkindi / Atlas Shrugged ? - 41 Okuma - 6 Yarım- 118 Düşünme
    22. Göçmüş Kediler Bahçesi - 181 Okuma - 7 Yarım- 210 Düşünme
    23. Faust ? 2360 Okuma - 130 Yarım- 1598 Düşünme
    24. Varolma Anları - 18 Okuma - 47 Düşünme
    25. Çıplak Şölen 22 Okuma - 1 Yarım- 60 Düşünme
    26. Huzursuzluğun Kitabı ? 942 Okuma - 96 Yarım- 3009 Düşünme
    27. Başkan Babamızın Sonbaharı - 166 Okuma - 15 Yarım- 200 Düşünme
    28. Günaha Son Çağrı ? 114 Okuma - 3 Yarım- 163 Düşünme
    29. Düşüş ? 2167 Okuma - 68 Yarım- 1517 Düşünme
    30. Dava ? 8203 Okuma - 431 Yarım- 5717 Düşünme
    31. Baltasar İle Blimunda
    32. Kara Kitap - 1260 Okuma - 105 Yarım- 1017 Düşünme
    33. Yalnızız ? 2261 Okuma - 65 Yarım- 1255 Düşünme
    34. 49 Numaralı Parçanın Nidası - 18 Okuma - 38 Düşünme
    35. Tarçın Dükkânları - 20 Okuma - 5 Yarım- 49 Düşünme
    36. Kızıl Ot 32 Okuma - 1 Yarım- 22 Düşünme
    37. Geceyi Anlat Bana - 11 Okuma - 40 Düşünme
    38. Acaba Nasıl? 27 Okuma - 1 Yarım- 42 Düşünme
    39. Anayurt Oteli ?387 Okuma - 9 Yarım- 58 Düşünme
    40. Güven - Cilt 1 181 Okuma - 5 Yarım- 96 Düşünme
    41. Bozkırkurdu - 1103 Okuma - 37 Yarım- 1002 Düşünme
    42. Yalan 59 Okuma - 1 Yarım- 149 Düşünme
    43. Bir Tereddüdün Romanı 897Okuma - 15 Yarım- 494 Düşünme
    44. Eylül -6194 Okuma - 214 Yarım- 1501 Düşünme
    45. Abşalom, Abşalom! 18 Okuma - 67 Düşünme
    46. Saatleri Ayarlama Enstitüsü ? 5064 Okuma - 364 Yarım- 5670 Düşünme
    47. Usta ve Margarita ? 395 Okuma - 16 Yarım- 710 Düşünme
    48. Bekleyiş Unutuş 84 Okuma - 90 Düşünme
    49. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı 149 Okuma - 11 Yarım- 277 Düşünme
    50. Kaderci Jacques ve Efendisi 32 Okuma - 5 Yarım- 32 Düşünme
    51. Tramvay 20 Okuma - 2 Yarım- 21 Düşünme
    52. Murphy 76 Okuma - 2 Yarım- 140 Düşünme
    53. Düzülke 45 Okuma - 61 Düşünme
    54. Sofie'nin Dünyası -7033 Okuma - 788 Yarım- 4924 Düşünme
    55. Karamazov Kardeşler 3710 Okuma - 241 Yarım- 4299 Düşünme
    56. Billy Budd 46 Okuma - 81 Düşünme
    57. Uyumsuzlar 75 Okuma - 5 Yarım- 43 Düşünme
    58. Yanardağın Altında 24 Okuma - 1 Yarım- 62 Düşünme
    59. Echo'nun Kemikleri - 19 Okuma - 30 Düşünme
    60. Doktor Faustus 27 Okuma - 1 Yarım- 84 Düşünme
    61. Çimen Türküsü - 33 Okuma - 2 Yarım- 27 Düşünme
    62. Merhamet - 52 Okuma - 2 Yarım- 64 Düşünme
    63. Adsız Ülke - 41 Okuma - 1 Yarım- 64 Düşünme
    64. Lolita - 495 Okuma - 35 Yarım- 596 Düşünme
    65. Ada Ya da Arzu - 495 Okuma - 35 Yarım- 596 Düşünme
    66. Sineklerin Tanrısı - 8556 Okuma - 377 Yarım- 6011 Düşünme
    67. Çukur - 31 Okuma - 35 Düşünme
  • Her topluluk liste yapmış zamanında, Goodreads'ın bolca var mesela. Bu da onlardan biri - en zor 100 kitap (200'lük versiyonu da var) En azından BBC ve benzeri medya kuruluşlarına göre daha evrensel. Biz de bu liste işine girsek diyorum bir ara (#39501741 iletisinde girdik:) - 1000 kitap kullanıcılarının okurken zorlandığı 50 kitap mesela (100 çok olur belki, Türküz sonuçta - zorlanmayız o kadar:) Neyse başlayalıım goodreads'ın 100 zor kitabına - ilk ikisi oldukça tanıdık.

    1. Ulysses
    2. Finnegan Uyanması
    3. Ses ve Öfke
    4. Moby Dick / Beyaz Balina
    5. Thomas Pynchon - Gravity's Rainbow - https://www.goodreads.com/...15.Gravity_s_Rainbow (Bu klasik çevrilmemiş Türkçeye)
    6. Savaş ve Barış
    7. Yüzyıllık Yalnızlık
    8. Suç ve Ceza
    9. Karanlığın Yüreği
    10. Infinite Jest
    11. Anna Karenina
    12. Çıplak Şölen
    13. Karamazov Kardeşler
    14. Sefiller
    15. Lolita
    16. Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
    17. Gülün Adı
    18. Kayıp Zamanın İzinde
    19. Foucault Sarkacı
    20. Abşalom, Abşalom!
    21. Madde 22
    22. Mrs. Dalloway
    23. Yapraklar Evi
    24. İki Şehrin Hikayesi
    25. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
    26. Kızıl Damga
    27. Büyük Umutlar
    28. Otomatik Portakal
    29. Don Quijote
    30. Yabancı
    31. Deniz Feneri
    32. Sevilen
    33. The Satanic Verses (Bunun çevrilmediğini hepimiz biliyoruz zaten)
    34. Budala
    35. Uğultulu Tepeler
    36. Cormac Mccarthy - Blood Meridian -https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Bu kitap da yok)
    37. Monte Cristo Kontu
    38. Niteliksiz Adam 1
    39. Kolera Günlerinde Aşk
    40. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
    41. 49 Numaralı Parçanın Nidası
    42. Dava
    43. Geceyarısı Çocukları
    44. Bulantı
    45. Yeraltından Notlar
    46. 2666
    47. Solgun Ateş
    48. Jane Eyre
    49. Middlemarch
    50. Tess
    51. Kasvetli Ev
    52. Samuel Delany - Dhalgren - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Çevrilmemiş başka bir bilimkurgu kitabı)
    53. Silmarillion
    54. Bozkırkurdu
    55. Görülmeyen Adam
    56. Benim Adım Kırmızı (Listedeki tek Türkçe kitap)
    57. Dalgalar
    58. Frankenstein
    59. V.
    60. Döşeğimde Ölürken
    61. Ada Ya da Arzu
    62. Hayatın Kaynağı
    63. Bulut Atlası
    64. Boncuk Oyunu
    65. Güneş De Doğar
    66. Küçük Kadınlar
    67. Sırça Fanus
    68. Büyülü Dağ (2 Cilt Takım)
    69. William Gaddis - The Recognitions - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Türkçe için önemli başka bir kayıp)
    70. Robert Shea, Robert Anton Wilson - The Illuminatus! Trilogy - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Açıkçası bu yeni çıkan illuminae serisi sanmıştım başta)
    71. Against the Day (Okumadım ama zor adam kesin, 5. kitabı)
    72. Gurur Dünyası
    73. Yengeç Dönencesi
    74. Altın Defter
    75. Uyanış
    76. Kırmızı ve Siyah
    77. Rüzgar Gibi Geçti
    78. Nostromo
    79. Jonathan Strange ve Bay Norrell
    80. Dracula
    81. Molloy
    82. Ejderha Dövmeli Kız
    83. Mason and Dixon (Evet, kesin zor:)
    84. Oliver Twist
    85. Trainspotting
    86. Amerikan Tanrıları
    87. Floss Nehrindeki Değirmen
    88. Doktor Jivago
    89. Aşık Kadınlar
    90. Yanardağın Altında
    91. William Gaddis - JR- https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (William Gaddis'in başka bir çevrilmemiş kitabı)
    92. Henry James - The Ambassadors - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Hayır, tablo olan değil - ilginç ama çevrilmemesi)
    93. Zemberekkuşu'nun Güncesi
    94. Lord Jim
    95. Yokyer
    96. Büyücü
    97. Cennet
    98. Alain Robbe-Grillet - La Jalousie - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Bu kitap da çevrlmemiş.)
    99. Celladın Şarkısı
    100. Cormac Mccarthy - Suttree - https://www.goodreads.com/...ree?from_search=true (İki kitabı çevrilmiş totalde, biri filmin)
  • Bugünlerde misafirlerinin üzerine serin gölgelerini salan asır-dîde ağaçlarıyla Yıldız Parkının içerisinde bulunan Malta Köşkünün küçük bir odasındayız. 16 Kasım 1922 tarihinde bu şirin köşk, ömrünün en kâbus dolu gecelerinden birini yaşamaktadır.

    Osmanlı Padişahı VI. Mehmed Vahdettin (aslı Vahîdüddin) o gün İngilizlerin İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington’a bir mektup yazarak İstanbul’da hayatını tehlikede gördüğü için sığınma talebinde bulunmuş, bir an evvel İstanbul’dan “mahall-i âhare” (bir başka yere) naklini istemiştir.

    Yalnız imza yerinde "Padişah” değil, yalnızca ”Halife-i Müslimîn Mehmed Vahîdüddin” yazısı okunmaktadır. Çünkü 15 gün önce saltanat rejimi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmış ve Osmanlı Devleti’nin “münkariz”, yani tarihe karışmış bulunduğu kanunla belirlenmiş, Osmanoğulları üzerinde yalnızca Hilafet unvanı bırakılmış, bu da TBMM’nin meşru hakkı sayılarak "Türkiye Devleti makam-ı Hilafetin istinadgâhıdır” hükmünü içeren önergenin 6. maddesiyle kanunlaşmıştır.

    Tam 101 pare top atışıyla kutlanmıştı bu önemli olay. İlginç bir tevafuk eseri olarak o akşam Mevlid kandilidir ve saltanatın kaldırılmasının bu mübarek güne rastlamış olması uğur telakki edilip o akşam ile ertesi gün resmî bayram ilan edilmiştir. Bir başka deyişle Saltanatın kaldırılması bayramı bile dinî bir vesileyle kutlanmıştır!
  • Batının aydınlanma çağından yaklaşık üç asır önce yaşamış bir sosyal bilimci olan İbn Haldun ortaya koyduğu fikirlerle çağının çok ötesine dahi ışık tutmuştur. Tespitleri günümüzde bile hala birçok sosyal bilimci için yön verici konumdadır. Bu çalışmada İbn Haldun’un iktisat ve ekonomi hayatı hakkında ortaya koyduğu bazı tespitleri üzerinde durulacaktır. Devletlerin ve bireylerin temel yaşam öğelerinden olan ekonominin önemi, özelliği, unsurları İbn Haldun’un görüşleri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu minvalde vergi sistemi, emek, kazanç yolları, piyasanın belirlenmesi, şehir hayatının ekonomiye etkisi, ticaret ve mesleki sanatlar gibi konular üzerinde durulacaktır.  

    Anahtar Sözcükler: İbn Haldun, İktisat, Ekonomi, Mukaddime.


    Abstract

    Ibn Khaldun, a social scientist who lived about three centuries before the enlightenment of the West, shed light on his ideas even beyond his age. Even today, their determinations are still a guide for many social scientists. In this study, some determinations of Ibn Khaldun on economics and economy will be discussed. The importance of the economy, which is one of the basic life elements of states and individuals, will be discussed within the framework of Ibn Khaldun's views. In this context, the tax system, labor, earnings paths, determination of the market, the impact of city life on the economy, trade and professional arts will be focused on.

    Key Words: Ibn Khaldun, Economy, Mukaddime.



    GİRİŞ

    İbn Haldûn’un asıl adı Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Hasen el-Hadramî el-Mağribî et-Tûnisî’dir. Soy itibariyle Yemen’e dayanan İbn Haldûn 732 (1332) de Tunus’ta doğdu. Kendisi Yemen’in Hadramut bölgesinden olduğu için Mukaddime’de Hadramî nisbesini kullanmıştır. Tunus’ta doğmuş olması sebebiyle Tûnisî, hayatının büyük kısmını Kuzey Afrika’da geçirmesi dolayısıyla Mağribî nisbeleriyle de anılmıştır. İbn Haldûn’un mensup olduğu kabile lideri Vail b. Hucr Hz. Peygamber’i ziyaret etmiş ve kabilesiyle birlikte İslam’ı kabul etmiştir. Sonraki yıllarda Vail’in torunları Endülüs’ün fethine katılmışlardı. Bu aileden Endülüs’e ilk gelen Halid b. Osman b. Hânî’dir. Halid’in ismi Endülüs’te "Haldûn" olarak anılmıştır. Onun soyundan gelenler de Beni Haldûn diye tanınmıştır. Endülüs’te etkin olan bu kabile Endülüs’ün işgalinden sonra Tunus’a yerleşmişti. İbn Haldûn’un dedesi Muhammed, Tunus’ta bir süre siyasi vazifeler üstlendi. Babası Muhammed ise kendisini ilme ve ibadete verdi.[2]

    İbn Haldûn ilk eğitimini babasından almıştı. Daha çocukluk yaşından itibaren Kur’an’ı ezberleyip kıraat dersleri aldı. Çeşitli âlimlerden Arap dili ve edebiyatı konusunda dersler aldı. Daha sonra Hadis ve Fıkıh dersleri aldı. Onun zamanında Tunus’ta Hafsîler, Fas’ta Merînîler, Tilimsan’da Abdülvadîler, Endülüs’te Nasrîler (Beni Ahmer), Mısır’da Memlükler hüküm sürmekteydi. Bir birleriyle mücadele içerisinde olan bu devletlerin yapısı, yaşadığı siyasi ortam İbn Haldûn’un ilmi ve içtimai anlamda kendisini yetiştirmesine fırsat sağlamıştır.[3]

    İbn Haldûn, 749’daki (1348) veba salgınında anne ve babasını kaybetti.  Hafsîler Tunus’ta iktidarı ele geçirince Vezir İbn Tafragîn, ibn Haldûn’u sultanın "alamet kâtipliği" görevine getirdi. Daha sonra Merînîler’in başşehri Fas’a giden İbn Haldûn, sultan Ebû İnan’ın ilim meclisini oluşturan âlimler arasında yer aldı. Bir yıl sonra da kâtiplik ve mühürdarlık görevine getirildi. İbn Haldûn bu sırada Fas’taki kütüphanelerde çalışmalar yaptı. Endülüs’ten buraya göç eden âlimlerden de faydalanarak bilgisini genişletti. Bu sıralarda Ebû İnan hakkında düzenlenen bir komploda parmağı olduğu gerekçesiyle iki yıl hapiste kaldı. Ebû İnan vefat edince veziri tarafından affedilip serbest bırakıldı. Ebu Salim 760’ta ( 1359) Merîni sultanı olunca ibn Haldûn’un itibarı arttı ve sır kâtipliğine getirildi. 764’te (1362) Endülüs’e gidip Gırnata’ya (Granada) yerleşti. 766 (1364)’te tekrar Bicaye’ye döndü. Burada Haciblik görevine getirildi. Bir müddet sonra çeşitli kabileler arasında arabuluculuk gibi vazifelerle dolaştı ve kabile yapısı hakkında geniş malumat sahibi oldu. İbn Haldûn Fas’ta çıkan karışıklıklar sonucunda Ebü’l-Abbas Ahmed’in tahta çıkması üzerine 776’te (1374 ) kendisine güvenmeyen yeni yönetim tarafından tutuklandı. Serbest bırakıldığında artık Fas’ta rahat edemeyeceğini, gidecek başka bir yeri de olmadığını anlayınca Ailesini Fas’ta bırakarak Endülüs’e gitti. Orada fazla kalamadan Tilimsan’a geçti. Burada yaklaşık 4 yıl boyunca kabileler arasında sakin bir yaşam sürdü. Burada el-İber adlı tarihini yazmaya başladı. el-İber'in birinci kitabı olan ünlü Mukaddime’sinin müsveddelerini 779’da (1377) tamamladı. Kaynaklara rahat ulaşmak için 780’de Tunus’a gitti. Burada Sultanın himayesinde el-İber’i tamamlayarak sultana ithaf etti. Eserin bu kısmına “Tunus nüshası” denilmektedir. 

    İbn Haldûn, Tunus’taki karışıklıklardan dolayı 784 (1382)’te Kahire’ye gitti. Buraya geldiğinde Ezher Camii’nde verdiği dersler büyük ilgi gördü. Makrizî, İbn Tağriberdi ve Sehavî gibi tarihçiler İbn Haldûn’un geniş bilgisi ve etkili hitabetiyle hayranlık uyandırdığını kaydederler. Altunboğa el-Cübani tarafından himaye edilen ve Sultan Berkuk’la iyi ilişkiler kuran İbn Haldûn ailesinin Tunus’tan ayrılmasını sağladı. Daha sonra ailesinin de içinde bulunduğu geminin İskenderiye yakınında battığını öğrendi. 789 (1387) yılında hac görevini yerine getirdikten sonra Kahire’ye dönen İbn Haldûn, 791’de (1389) Sargatmışiyye Medresesi müderrisliğine getirildi. Timur’un Suriye’ye saldırıp Halep’i zaptettiği ve Dımaşk’a yürüdüğü haberi Kahire’ye ulaşınca Sultan Ferec’in ordusuyla birlikte Dımaşk’a geldi. Bu sırada Timur’la da bir görüşme yapmıştı.[4]

    İbn Haldûn Mısır’da iken el-İber üzerindeki çalışmalarına devam etti. Doğu’daki kavimlerin ve hanedanların tarihlerini de ekleyerek eseri genel bir tarih haline getirdi. Mukaddime’ye de birtakım ilavelerde bulundu. Son şeklini verdiği nüshayı Fas’ta Camiu’I-Karaviyyîn Kütüphanesi’ne vakfedilmek üzere Sultan Ebu Faris Abdülazîz b. Hasan’a gönderdi. el-İber’in ve Mukaddime’nin Tunus nüshasından farklı olan bu nüshası "en-Nüshatü’I-Farisiyye" diye bilinmektedir. İbn Haldûn 803-808 ( 1401 -1406) yılları arasında dört defa daha kadılık makamına getirildi. Bu görevi yürütürken 26 Ramazan 808’de (17 Mart 1406) Mısır’da vefat etti.[5]

    Batı dünyasında iktisatla ilgili ilmi çalışmaların ortaya çıkışı XVIII. asrın ikinci yarısından sonra çıkmaya başlamıştır. Ancak İbn Haldûn bundan yaklaşık dört asır evvel sosyoloji yanında sosyal hayatın iktisat alanında da ilmi görüşler ortaya koymuştu. İktisat ilmi XIX. asrın sonlarına doğru iki tür çalışma yöntemiyle sistematize edilmeye başlanmıştır. Bunların biri siyaset sosyolojisi diğeri iktisat sosyolojisi tarzında çalışmalardır. İbn Haldûn’un Mukaddimesinde ele aldığı iktisat düşünceleri ikinci tür çalışmalara yani iktisat sosyolojisine daha yakındır.[6]   

    1.     VERGİ SİSTEMİ

    İbn Haldûn, devletlerde vergi sistemini de özgün görüşü olan Umrân teorisi çerçevesinde izah eder.[7]Ona göre devletin oluşum ve başlangıç dönemlerinde toplanan vergi, devlet giderlerine kâfi gelir. Bu dönemde vergi oranları da vergi kalemleri de az olduğu halde bu vergiler yeterlidir. Hatta elde edilen vergi gelirleri çoğu zaman fazla bile kalır. Devlet kurumlarının daha tam teşekkül etmemiş olması bundan dolayı harcamaların az oluşu en önemli sebep olarak zikredilir. Bunun dışında başta hükümdar olmak üzere devlet ricali henüz sade bir hayat yaşamakta lüks ve israfa girmemektedirler. Devletin başlangıç aşamalarında başta saray olmak üzere her kurumda hala bedevi toplumun izleri görülür. Bu da israf ve lüks hayattan uzak bir yaşam sürdürmelerini sağlar. Daha sonra devlet ricali medenileştikçe yeni hayat tarzları oluşmaya başlar. Bu dönemde artık lüks yaşam devlet gelirlerini aşacak seviyelere ulaşır.[8]

    İbn Haldûn, halktan alınan vergi oranlarının azalmasıyla birlikte iktisadi faaliyetlerin canlılık ve hız kazanacağını ifade eder. Ödenen vergilerin az olmasından hoşnut olan bireyler, iktisadi faaliyette bulunmaya istekli olacaklardır. Bu durumda medeniyette ilerleme meydana gelecektir. Medeniyetteki bu ilerleme ise vergi gelirlerinin çeşidini artırarak, vergi tabanını genişletecektir. Yani vergi oranlarının makul bir seviyede olması, devlet gelirlerinin yükselmesini sağlayıp, iktisadi faaliyetlere hız kazandırır. Neticesinde de iktisadi ve siyasi istikrarın sağlanmasına yol açar. Nihayet bu durum, Umrânın ilerlemesine katkıda bulunur.[9]

    İbn Haldûn’a göre, devlet yöneticilerinin elde ettikleri vergi gelirlerini elde tutmak yerine bir şekilde piyasaya sürmeleri gerekir. Bu gelirler, piyasadaki dolaşıma sokulmaz ya da etkin bir biçimde kullanılmazsa, atıl duruma gelir ve ekonomiyi durgunluğa iter. Dolaysıyla devlet sahibi, halktan aldığı vergileri, çeşitli yollardan halka aktarmalıdır.

    Devlet ve hanedan gelişip büyüdükçe devletin ilk dönemde uyguladığı vergi politikasının aksi bir durum söz konusu olacaktır. Bedevî hayat tarzının, yavaş yavaş özelliklerini yitirmeye başlaması, hükümdar ve çevresini çok daha yüksek bir hayat standardına özendirerek, lüks tüketim mallarına olan taleplerini artırır. Bu durum devletin giderlerini artırarak, neticesinde de toplumun üretici güçlerine yüksek oranlı vergi tarifeleri uygulanmasına neden olacaktır.[10]

     İbn Haldûn hükümdarın ve devlet ricalinin devletin yükselme döneminde zenginleştiğini ve servet sahibi olduğunu anlatır. Bu dönemde hükümdarın ülke ve devlet yapısı üzerinde hâkimiyeti ve nüfuzu pekişirken yanında bulunan devlet ricalinin de konumları nispetince güçleri ve nüfuzları artar. Bu durum başta hükümdar olmak üzere devlet adamlarının zenginleşmesine ve servet sahibi olmalarına yol açar. İleriki zamanlarda bu devlet adamlarının çocukları babalarının servetini suiistimal etmeye başlar. Zamanla hükümdarla devlet adamları arasında bu durumdan dolayı çatışmalar başlar. Bazı devlet adamları bu süreçte ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar.[11]

    İbn Haldûn, vergi sisteminin bozulma sebeplerini şöyle izah eder: Ortak asabiyetlerin kontrolü altında olan devlet yapısı zamanla hükümdarı rahatsız etmeye başlar. Hükümdar saltanatını pekiştirmek için devleti yöneten ortak asabiyet unsurlarını bertaraf edip tek başına devlete hükmetmeye başlar.[12]Bu sırada hükümdar devlet bürokrasisinde oluşan boşluğu kendisinden daha zayıf asabiyetlere bağlı veya herhangi bir asabiyete bağlı olmayan unsurlarla doldurur. Ancak hükümdar için bu yeni bürokratlarla devleti yönetmek o kadar da kolay değildir. Yönetimin yeniden oluşumu onlara bol miktarda para dağıtmakla ancak mümkün olur. Yani hükümdar önceden devleti asabiyetin gücüyle yönetirken zamanla gerek askeri gerekse bürokrasi yönetimini artık parasal güçle oluşturmaya başlar. Bu yolla ülke üzerinde hâkimiyetini sağlamak için bol miktarda para harcamaya başlar. Bu da devlet giderlerinin zamanla artmasına yol açar. Belli bir dönemden sonra artık devlet gelirleri giderlerini karşılayamaz olur. Devlet sisteminin devamı için hükümdar artık vergi artırımına gitmeye başlar. Gelirlerin arttırılması için yeni vergi alanları ve fahiş vergi oranları artık öyle bir duruma gelir ki halkı bıktıracak seviyelere ulaşır.[13]İşte bu seviye devletin dağılma sürecini başlatır. İbn Haldûn’a göre devletin zayıflama süreci vergiler bağlamında döngüsel bir çözülmeyi başlatır.[14]Hükümdar ülke üzerinde hâkimiyetini kurmak için daha fazla askere ve bürokratik harcamalara ihtiyaç duyar. Buradaki açık daha fazla vergi toplamak, yeni vergi alanları oluşturmak veya vergi oranlarını arttırmakla gerçekleştirilir. Vergiler halka ağır gelmeye başlayınca toplanan vergi oranı düşer, isyanlar ve çözülmeler başlar. Hükümdar isyanları bastırmak hâkimiyetini pekiştirmek için bu sefer asker sayısını arttırmaya bürokratik harcamaları arttırmaya başlar. Bu döngü neticede devletin dağılmasına ve sonlanmasına yol açar. 

    İbn-i Haldûn’un meşhur olmasının nedenlerinden biri de vergi hakkındaki görüşlerinin, 1970’den sonra popüler olmaya başlayan arz yönlü ekonominin görüşleriyle arasındaki benzerliklerdir. Yukarıda da ifade edildiği üzere İbn-i Haldûn’a göre vergiler artırılmaya başlandığı zaman bir noktadan sonra vergi gelirlerinde bir düşüşe neden olurlar. Ona göre vergilemede öyle bir nokta vardır ki o noktaya kadar bireyler vergilere tepki göstermezken, bu orana ulaştıktan sonra birden toplam vergi gelirlerinde bir düşüş meydana gelmektedir.[15]

    Vergi sistemini sıkıntıya sokan diğer bir hususu İbn Haldûn ülke piyasasının belkemiği hükmünde olan devlet piyasasının bozulmasına bağlar. Devlet çalışanlarına ve yöneticilere ödediği maaşlar sayesinde piyasayı canlı tutar. Canlı piyasa ise devlete vergi yoluyla artan gelirler şeklinde yansır. Eğer devlet ödemelerde yani maaşlarda kısıtlamaya giderse harcamalarda azalmalar meydana gelir. Bu da piyasanın canlılığını kaybetmesine neden olur. Neticede dönmeyen bir piyasa devlete vergi kaybı şeklinde yansır.[16]  

    İbn Haldûn’un üzerinde durduğu bir diğer vergi sistemi sıkıntısı ise hükümdarın veya devlet adamlarının ticaret yapması bir diğer deyişle devletin piyasaya girip ticaret yapmaya başlamasıdır. Ticaretle uğraşan servet sahipleri bir birine denk sermayelere sahiptirler. Piyasa ve ücret dengeleri bu tüccarlar tarafından dengeli bir şekilde belirlenir. Bunların elde ettiği gelir sayesinde devlete akan ciddi bir vergi vardır. Devlet piyasaya girmeye başlayınca dengeler sarsılmaya başlar. Devletle rekabet etme gücünü kendinde bulamayan servet sahipleri yavaş yavaş piyasadan çekilmeye başlar. Neticede bu şekliyle devletin kaybettiği vergi geliri yaptığı ticaretle kazandığından çok daha fazla olur.[17] 

    İbn Haldûn’a göre devletin vergi sistemi bozuldukça halktan toplanan vergiler de artmaya başlar.Bu süreçte zamanla halkın vergi yükü tedrici bir surette arttığından, halk bu artışların kim tarafından yapıldığının ve kimin koyduğunun farkına bile varmaz. Ancak uzun vadede, vergilerdeki bu artışlar ağırlığını hissettirmeye başlayıp itidal halini aşar. Çünkü halk, üretim faaliyetleri sonucu elde ettikleri kâr ve kazanç ile ödedikleri vergi borcunu karşılaştırdıklarında, ortaya çıkan durum, onların üretime katılma isteğini yok ederek, bu da Umrâna katkıda bulunmalarını engeller.[18]

    2.     FİYAT OLUŞUMU

    İbn Haldûn insanların ihtiyaç duyduğu temel maddeleri zaruri ihtiyaçlar ve tamamlayıcı ihtiyaçlar diye ikiye ayırır. Ona göre zaruri ihtiyaçlar insanların hayatlarını idame etmeleri için ihtiyaç duydukları temel gıda malzemeleridir. Bunlar buğday, arpa, baklagiller gibi temel ihtiyaçları teşkil eder. Diğeri ise tamamlayıcı maddelerden oluşan temel ihtiyaçlardaki eksiklikleri giderici maddelerdir. Bunlar da meyveler, elbiseler, kap kacak, binitler ve binalar gibi ikinci derece hayatı idame ettiren ihtiyaçlardır.[19]

     İbn Haldûn’a göre fiyatların belirlenmesinde arz ve talep dengesini oluşturan temel saik popülasyondur. Ona göre bedevi yaşam koşulları çerçevesinde insanların ihtiyaç duyduğu şey, temel gıda malzemeleridir. Buğday, arpa, baklagiller gibi ihtiyaç malzemeleri bedevi yaşam ortamlarında veya nüfusu az olan yerleşim merkezlerinde daha pahalıdır. Bunun nedeni buralarda iş gücü azlığından veya kıtlık korkusundan insanlar ellerindeki malzemeyi depolayıp saklarlar. Böylece piyasada az bulunan bu malzemelerin değeri yükselir. Kalabalık yerleşim yerleri veya büyük şehirlerde ise temel gıda malzemeleri daha ucuz olur. Bunun nedeni ise herkes kendisine yetecek kadar gıdayı alıp depoladığı için elde kalan stokların piyasası ucuzlar.[20]

    İkinci derecede ihtiyaç maddeleri olan tamamlayıcı malzemelerin fiyatı ise temel gıdaların tam tersinedir. Çünkü nüfusu az olan yerlerde servet az olduğundan dolayı insanlar zaruri ihtiyaç sayılmayan bu malzemelere çok rağbet etmezler dolaysıyla fiyatları da ucuz olur. Şehirlerde ise insanlar nispeten servet sahibi ve lüks yaşama alıştıkları için ikinci derece ihtiyaç malzemesi olan bu maddelere çok talep gösterirler. Dolaysıyla nüfusun kalabalık olduğu yerlerde bu malzemeler pahalı olur.[21]

    İş gücü fiyatına gelince İbn Haldûn’a göre kırsal kesimlerde iş gücü ucuzdur. Şehirlerde ise sanayi ve binalar gibi maharet ve ustalık isteyen iş gücü lüks yaşam, zenginlerin hassas talepleri ve ustaların kendilerini ağırdan almaları nedeniyle pahalı olur.[22]

    3.     EKONOMİ ve ŞEHİR HAYATI

    İbn Haldûn şehir hayatında ekonominin temel unsurunu iş bölümüne bağlar. Çünkü insanlar ihtiyaç duydukları şeyleri yalnız başlarına sağlayamazlar. Ona göre herhangi bir yerleşim yerinde her üretici öncelikle kendi ihtiyacından fazlasını üretir.[23]Üretim fazlası bu mallar, gerek üretim araçlarına gerekse hayatın diğer gereksinimlerine harcanır.[24]

    İbn Haldûn’a göre şehirlerdeki refah seviyesi o şehrin popülâsyonuyla doğru orantılıdır. Yani bir şehrin nüfusu kalabalık ise orada canlı bir hayat vardır. İnsanlar daha zengin, daha modern ve daha lüks içerisinde yaşar. Bunun nedeni o şehirlerde ihtiyaç dışında üretim fazlası malların lüks yaşamı tetiklemesidir.[25]Lüks yaşam ise yeni sanat ve meslek dallarının ortaya çıkmasına alanında ihtisas sahibi olan mümeyyiz sanat ve meslek erbabı kişilerin doğmasına yol açar. Bunun sonucunda süslü binalar, daha lüks ve konforlu giyecek ve ev araçları ortaya çıkar. Dolaysıyla bu yeni meslekler piyasayı ve şehri daha da canlı tutar. Tabi büyük şehirlerdeki bu yaşam tarzı sadece üreticilerle sınırlı değil her türlü meslek ve iş sahibini etkiler.[26]

    İbn Haldûn yaşadığı dönemi esas aldığı için her şehirde yaşayan insanların gelir ve giderlerinin denk olduğunu söyler. Aslında meslek sahibi veya ticaret ehli için geçerli olan bu durum günümüzde hizmet sektörünü dışarıda bırakır. Muhtemelen İbn Haldûn’u hizmet sektörü içinde bu görüşe sevk eden unsur o zamanda devletlerin birçoğunda merkezi yönetim yerine feodal yönetimler söz konusu olmasıdır.        

    4.     RIZIK ELDE ETME ve EMEK 

    İbn Haldûn rızık ve kazancı birbirinden ayrı tutar. Ona göre rızık kişinin faydalanıp ihtiyacını giderdiği semerelerden oluşan kazançtır. İhtiyaçların giderilmesinde kullanılmayan mal, sahibi için rızık değil kazanç olarak isimlendirilir. Kişinin çalışarak elde ettiği ihtiyaç fazlası mal ve servet de kazanç kategorisine girer. Bu konudaki görüşlerini Ehl-i Sünnet âlimlerine dayandıran İbn Haldûn’a göre, miras olarak bırakılan mal ölen kişi için rızık değil kazançtır. Çünkü ondan yararlanmamıştır. Ancak o mirasla ihtiyacını karşılayan mirasçılar için o mal rızık olarak isimlendirilir.[27]

    Bir üretim faktörü olarak emek iktisadi faaliyetin en önemli unsurudur. İktisadi hayatta, iktisadi faktörler içinde en değerli ve en fazla yaratıcı olan faktördür. Toplumsal refahın kaynağı olup bireylerin kişiliğine bağlıdır. İnsan emeği olmadan ne doğanın kıt kaynakları çoğaltılabilir, ne de kıt olan mal ve hizmetler üretilebilir. Bu açıdan emeği, insanın ekonominin emrine sunduğu fikri ve fiziki kabiliyet olarak tanımlamak mümkündür. İbn-i Haldûn iktisadi düşünce tarihinde emeği, değerin kaynağı ve mülkiyetin temeli olarak gören ilk düşünürlerdendir. Ona göre üretimin temel faktörü emektir.[28]İbn Haldûn’a göre rızık elde etmek için mutlaka çalışıp çaba sarf etmek gerekir. Ona göre rızık veya kazanç elde etmek için emek sarf etmek şarttır. Emek, her türlü kazanç ve servetin olmazsa olmazıdır. Ona göre kazanç, insan emeğinin kıymetinden ibarettir.[29]

    Dünyadaki bütün mal ve birikimler için kıymet ölçüsü iki şeydir bunlar ise; altın ve gümüştür.[30]Ayrıca kazancın bolluğu ile Umran arasında da ciddi bir ilişki vardır. Bir yerde kalabalık bir Umran varsa orada rızık ve kazanç elde etmek daha kolaydır. Umranın eksilmesiyle çalışma ve emek azalır. Bu da neticede piyasanın durmasına ve kazancın azalmasına yol açar.[31]    

    5.     KAZANÇ YOLLARI 

    İbn Haldûn geçim ve kazanç yollarını yöneticilik (emirlik), ticaret, çiftçilik ve sanat olarak taksim eder. Ona göre emirlik tabii bir geçim yolu değildir. Emirlik halktan toplanan vergi ve harçlar üzerine kurulan devlet yönetiminde bulunan herkesi kapsamaktadır. Günümüz ifadesiyle memuriyet veya hizmet sektörü dediğimiz alanı kapsamaktadır ki İbn Haldûn bu tür geçim yolunu tabii yollardan saymamaktadır.[32]İbn Haldûn’a göre hizmet sektöründe çalışanların bir kısmı devlet görevlileridir. Bunlar asker, polis, kâtip gibi görevlilerdir. Bunların geçimi devletin topladığı vergilerden sağlanır. Diğer kesim ise kişilerin hizmetinde çalışan kişilerdir. İbn Haldûn’a göre başkasının adamı olarak emrinde çalışmak tabii bir geçim yolu değildir. Aynı zamanda bu tür çalışma yöntemleri insanların kişiliklerini dahi değiştirecek niteliktedir.[33]

    Çiftçilik bilinen en eski geçim yöntemidir. Çiftçilik için çok düşünmeye, ilme ve ince hesaplamalara çok ihtiyaç olmadığından insanlığın ortaya çıktığı tarihten beri bilinen en basit geçim yoludur. İbn Haldûn kara ve deniz avcılığının yanı sıra hayvancılığı da çiftçilik kategorisinde inceler. Yine ona göre çiftçilik zayıf ve bedevilerin geçim yolu olarak tanımlanır. Çiftçilikle uğraşan kişilerin refah ve zenginlik seviyesine ulaşamayacağını söyler.[34]

    Bir diğer geçim yolu olan sanatlar çiftçilikten sonra ikinci sırada gelir. Sanat ilme, düşünmeye ve ince hesaplamalar yapmaya ihtiyaç duyan kompleks bir uğraştır. Sanat işleri ile bedeviler değil şehirliler uğraşır. Bu yüzden de belli bir Umran birikimini gerekli kılar.

    İbn Haldûn’a göre ticaret, kazanç için tabii bir yol olmakla birlikte bu yolla kazanç elde etme usulü birtakım kurnazlıklara, mal alıp satarken araya eklenen kâr üzerinden bir kazanç sağlanır.[35]Ona göre bu şekilde kazanç elde etmek bir nevi kumara benzese de elde edilen mal bir karşılıkla sağlandığı için meşru bir yoldur.[36]

    İbn Haldûn define ve hazine arama yoluyla kazanç elde etmenin de tabii bir yol olmadığını vurgular.[37]Ona göre bu işlerle uğraşan insanlar kıt akıllı insanlardır. Koca yeryüzünü tarayıp toprağın altından define çıkarma boş bir uğraştır. Ancak binde bir defa tesadüfen bu tür definelere denk gelmek mümkün olur. Bu konularla ilgili haritalar, tılsımlar ve sair işler de tamamen bir aldatmadan ibarettir. Çünkü hiç kimse yerin altına gömdüğü servetini istikbalde tanımadığı insanlara bulmaları için bir harita veya pusula oluşturmaz. Serveti olan onu kendisinden sonra gelen mirasçılarına veya akrabalarına bırakır.[38]

    6.     TİCARET

    İbn Haldûn ticareti kısaca “ucuza alıp pahalıya satmak” olarak tanımlar. Ona göre ticaret; un, ziraî mahsuller, hayvan ve kumaş gibi ticari malların ucuza alınıp pahalıya satılmasıyla gerçekleşir. Bazen de piyasada gerçekleşen deflasyon neticesinde elindeki mal sayesinde tüccar bir anda servetini birkaç kat arttırır.[39]  

    Ticaretten kazanç elde etme yolları şöyledir: 1- Eldeki malın piyasanın havale geçirmesiyle çok yüksek fiyata satılması,[40]2- Eldeki malın çok daha yüksek miktara satabileceği başka bir yere götürülmesi, 3- Ya da eldeki malın vadeli olarak yüksek fiyata satılmasıyla gerçekleşir. Genellikle satılan mal ne kadar yüksek fiyata verilse de aradaki kar payı düşük kalır. Bu yüzden sermayenin miktarı arttıkça elde edilecek karın miktarı da artacaktır.[41]Ticaret içerisinde en çok risk barındıran mesleklerdendir. Ticarette aldatma, hile, ölçü tartıyı eksik tutma,[42]malın bedelini geç ödeme veya inkâr etme gibi kritik durumlarla karşı karşıya kalmak her zaman mümkündür. Bu durumda ticaret erbabının yazıyla kayıt veya şahit tutması çok önem arz eder. Ticarette bazen büyük meşakkatlerle elde edilmiş bir sermayenin bir anda tamamen elden çıkması da mümkündür. İbn Haldûn’a göre büyük tüccarların bazı devlet makamlarıyla gelecek olumsuzluklardan korunmak için iyi ilişkiler kurması gerektiğini vurgular.[43]  

    İbn Haldûn ticaretle uğraşan kişilerin karakterleri hakkında da ilginç tespitlerde bulunur. Ona göre, genellikle ticaretle meşgul olan kişiler düşük ahlaklı olur. Çünkü ticaret yapan kişi sürekli karşısındaki kişiye karşı üstün gelmek ister. Bu durum zamanla karakter halini alır. Daha da kötüsü ticarette hile ve aldatmayı meslek ve karakter haline getiren tüccar ise rezillikle tavsif edilir. Ticaretle meşgul olanlar arasında onurlu ve üstün ahlaklı kişiler de vardır. Ancak bunların sayısı çok azdır.[44]   

    İbni Haldun’a göre kazancın bütününü sermaye ile ilişkilendirmek doğru değildir. Bunun sebebi sermayeden kar elde etmede ve kazanca dönüştürmekte emeğin payının inkâr edilemez olmasıdır. İbni Haldun’a göre emekten yoksun olan ve spekülasyona, hileye, aldatmacaya başvuran bir tüccar kumarbaz gibidir. Bu tür bir ticaret varlığı itibariyle meşru olmadığı gibi bireyin ahlakı ve psikolojisi üzerinde de sakıncalı etkiler meydana getirebilir. İnsanın yaradılışı gereği az sürede çok mal kazanma arzusu onu hile ve spekülasyona yönlendirebilir.[45]

    7.     SANAT ve MESLEKLER

    İbn Haldûn’a göre sanatı oluşturmanın iki yönü vardır. Bir yönü ilmi ve fikri, diğer yönü ise cismi ve maddidir. Sanatın maddi-cismi yönü onun en mükemmel yönüdür. Çünkü bu suretle nakli daha rahat olur. Bir haber veya düşüncenin nakline oranla mücessem bir sanatın taşınması ve ona bakılarak elde edilecek olan meleke daha mükemmel olur. Sanatın ilmi- fikri yönü tekrar ve sürekliliğe dayandığı için sanatın temelini oluşturan adım meleke olarak ifade edilir.[46]

    İbn Haldûn sanatı başka bir açıdan üçe ayırır: 1- İster zaruri olsun veya olmasın geçim kaynağı olarak gerçekleştirilen sanatlar, 2- insanın özelliği olan düşünceye özgü sanatlar ve 3- Askerlik sanatı.[47]  

    İbn Haldûn’a göre en iyi sanatlar, medeni umranın mükemmelleşmesi ve çoğalmasıyla gerçekleşir. Ona göre şehir kalabalıklaşıp medenileştikçe sanatlar tezahür eder veya mükemmelleşmeye başlar. Bedevi ve nüfusu az olan toplumlarda insanlar daha çok yeme, içme, barınma ve güvenlik gibi kaygılardan dolayı ince sanatlar ortaya koyamazlar. Ancak bazı kaba sanatlar üretebilirler. Umran arttıkça, nüfus kalabalıklaşıp lüks yaşam tarzları ortaya çıktıkça sanatkârlardan beklentiler de artmaya başlar ve onlardan daha ince sanatlar veya yeni sanatlar ortaya koymaları beklenir. Bütün bunların yanında gerçek nitelikte sanatların ortaya çıkması ancak uzun süre yaşayan şehir ve toplumları gerekli kılar. Dolaysıyla bir toplum ne kadar medeni ve kalabalık olursa olsun eğer gerçek bir sanatı ortaya koyabilecek ömre sahip değilse orada sanat üretimi gerçekleşemez. Bazen bu süre için birçok neslin geçmesi gerekebilir.[48]    

    İbn Haldûn’un sanatı iktisadi hayatın bir parçası olarak ele alması, yaşadığı çağa göre ne kadar öngörülü olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarını doyuma ulaştırmadan sanat üretemeyecekleri hakikati en güzel bir surette ifade edilmiştir.


    KAYNAKÇA

    Akşit, Niyazi, Kültür ve Tarih Ansiklopedisi.Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004.

    el- Husrî, Sâtî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar. Trc. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2001.

    Erol, Sevgi Işık, “İktisadi Kalkınmada Değerlerin Rolü (İbni Haldun’un Perspektifinden)”. Çalışma İlişkileri Dergisi2/3 (Temmuz 2012): 49-65.

    Görgün, Tahsin, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi.19: 543-555. Ankara: TDV Yayınları 1999.

    Güngörmez, Zeynep, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, Uluslararası İbn Haldûn Sempozyumu (Çorum, 01-03 Kasım 2013). Haz. Mesut Okumuş, Ömer Dinç, 251-259. Ankara: Çorum Belediyesi Kültür Yayınları, 2015.

    İbn Haldûn, Abdurrahman b. Muhammed b. Haldûn Hadramî (1332/1406). Mukaddime. Trc. Halil Kendir. Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004.


    Özel, Mustafa, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, Dîvân İlmi Araştırmalar Dergisi 21/2 (2006): 1-8.

    Uludağ, Süleyman, “İbn Haldûn”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi.19: 538-543. Ankara: TDV Yayınları 1999.

    Yıldırım, Ertuğrul, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri, Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2006.

    ez-Zirikli, Hayreddin, el-A‘lam, b.y. 2002.



    [1]İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı doktora öğrencisi.


    [2]ez-Zirikli, Hayreddin, el-A‘lam, (b.y. 2002), 3: 330; Süleyman Uludağ, “İbn Haldûn”,Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları 1999), 19:538-543; Niyazi Akşit, Kültür ve Tarih Ansiklopedisi(Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004), 1: 360.

    [3]Uludağ, “İbn Haldûn”,  19: 538-543.


    [4]Uludağ, “İbn Haldûn”, 19: 538-543.

    [5]Uludağ, “İbn Haldûn”, 19: 538-543.

    [6]Sâtî el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, trc. Süleyman Uludağ (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2001), 397-399.

    [7]Tahsin Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi(Ankara: TDV Yayınları 1999), 19: 543-555.

    [8]Abdurrahman b. Muhammed b. Haldûn Hadramî (1332/1406), Mukaddime, trc. Halil Kendir(Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004), 2: 369.

    [9]Ertuğrul Yıldırım,İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri(Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2006), 84-86.

    [10]İbn Haldûn,Mukaddime,1: 371.

    [11]İbn Haldûn, Mukaddime,1: 377.

    [12]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  376.

    [13]İbn Haldûn, Mukaddime,1: 371.

    [14]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  372.

    [15]Yıldırım,İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri, 80.

    [16]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  379.

    [17]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  373.

    [18]Yıldırım, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri,77.

    [19]İbn Haldûn, Mukaddime, 2: 494.

    [20]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 400.

    [21]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 399.

    [22]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 495.

    [23]Mustafa Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, Dîvân İlmi Araştırmalar Dergisi 21/2 (2006): 1-8.

    [24]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 491; Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, 19: 543-555.

    [25]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 405.

    [26]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 491, 492.

    [27]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 520, 521.

    [28]Yıldırım, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri,31.

    [29]el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 401; Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, 5.

    [30]Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, 4.

    [31]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 522; el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 401,404.

    [32]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 523.

    [33]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 525; Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, 19: 543-555.

    [34]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 540.

    [35]Zeynep Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, Uluslararası İbn Haldûn Sempozyumu (Çorum, 01-03 Kasım 2013), haz. Mesut Okumuş, Ömer Dinç, (Ankara: Çorum Belediyesi Kültür Yayınları, 2015), 251.

    [36]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 523, 524.

    [37]el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 407.

    [38]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 527- 530.

    [39]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 541.

    [40]Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 253.

    [41]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 542.

    [42]Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 255.

    [43]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 542-543; Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 254.

    [44]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 544; Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 251.

    [45]Sevgi Işık Erol, İktisadi Kalkınmada DeğerlerinRolü (İbni Haldun’un Perspektifinden), Çalışma İlişkileri Dergisi2/3 (Temmuz 2012): 49-65.

    [46]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 553.

    [47]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 554.

    [48]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 555-556.